Tarafsız Habercilik

Çocuk eğitiminde duygu okuryazarlığı: Ahmet amcaya kızmak mı,

Konuk yazar: Gülüş G. Türkmen – Alternatif Anne Kurucusu

Çocuklarla iletişim atölyelerimde, öncelikle çocuğa anlayışla yaklaşabilmek için, duyguları tanımlamayı öğreniriz. Çocuk “Ahmet amcamdan nefret ediyorum!” derse “O ne biçim söz!” ya da “Niye ki?” demeden şunu söyleyebilmemiz gerekir: “Ahmet amcana kızgın görünüyorsun.” Anneler ve babalar, duygunun adını bulmakta güçlük çekerken, anneanneler ve dedeler bazen soruyu dahi anlayamazlar: “Nasıl yani, ne hissediyorum?”

Çocuklar, doğaları itibariyle ‘toplumsal’ değil ‘bireysel’ler. Sağlıklı gelişim göstermeleri için bu şekilde kabullenilmeye, anlaşılmaya ihtiyaçları var. Oysa biz “Ahmet amcan için böyle konuşamazsın” derken ona duygularını susturması, dizginlemesi gerektiğini öğretmiş oluyoruz.

Çocuklarla iletişimimizi güçlendirmek adına “şair burada ne hissetmiş” sorusunun cevabını bulmak gerek. Ama küçüklüğümüzden beri susturulmuş duygularımızı çocuğumuz için yeniden keşfetmek, elbet bir günde olacak iş değil. Okulöncesi çocuklarıyla yapılan bir deneyde, 5 yaşında çocukların eline boş bir hediye paketi veriliyor. Hediyeyi açan Alman çocuğun yüz ifadesinden hayal kırıklığını okuyabiliyorsunuz. 5 yaşındaki Hintli çocuk ise poker yüzü takınmaya çalışıyor, hatta gülümsüyor. O yaşta hayal kırıklığını saklamayı öğrenebildiğimizi göz önünde bulundurursak, bugün bize “nasıl hissediyorsun” diye sorulduğunda neden duyguların ismini koymakta bu kadar zorlandığımızı anlayabilirsiniz.
Türkiye, Doğu ile Batı arasında bir köprü olduğunu, kültürel çeşitliliği ile kanıtlıyor. Ahmet amcaya kızılmasını zinhar yasaklayan kalabalık gruba karşılık, amcanın bir daha eve gelmemesini sağlamaya hazır bir grup da var.
Çocukların duygularını dinleme ve duygulara izin verme becerisinin arkasında bireysel ifadeye saygı kültürü vardır. Batı’dan almamız gereken, budur. Evde saygı, okulda saygı, eğitimde saygı. Ama başlangıç olarak çocukla yetişkin arasındaki güvenin temeli: Duygulara saygı.

Montessori a la Turca
Çocuklarla iletişim atölyelerimde, okul ile ilgili sohbet örnekleri üzerinde çalışırken sıkça karşılaştığım bir sorun var. Konu yapılmayan ödevler ya da okula gitmek istemeyen çocuklar olduğunda ebeveynler, üzerinde çalıştığımız iletişim tekniklerini kullanamaz oluyorlar! “Ödevimi yapmak istemiyorum” sözüne karşılık çocuğun duygusunu yansıtması gereken ebeveyn bunun yerine “E yapma madem” deyiveriyor. “Bence üniversite büyük bir zaman kaybı” sözüne “Gitme o zaman!” diye cevap veren anneler katılımcıları kahkahalara boğsalar da, bu durumun arkasında acı bir gerçek var: Eğitim sistemimize güvenmiyoruz.

Anne ve baba, okulun kalitesine de, ödevin anlamlılığına da inanmıyor. Bu yüzden çocuğa ödevin sorumluluğunu devredemiyor, okulla çocuğun arasından çekilemiyorlar.

Örnek gösterilen Finlandiya, Montessori, Reggio Emilia, Waldorf sistemlerine bakalım: Nedir onlarda bulup, kendi sistemlerimizde bulamadığımız? Montessori’nin özeti “Kendi kendime yapabilmem için bana yardım et” mottosudur. Bahsedilen bağımsızlığı kazanması için çocuğa deneme-yanılma imkânı sunmak, yani ona güvenmek gerekir. Reggio Emilia, özgürlükçüdür. Waldorf, çocuğun doğayla ilişkisini önceler. Şimdi bir düşünün: ‘Ticarethane’ olmakla eleştirdiğimiz özel ilkokulların Whatsapp gruplarına “Bugün çocuğum teneffüste dışarı çıkmasın, hava çok soğuk, ayrıca Zeynep onu rahatsız ediyor, onları birbirinden uzak tutabilir misiniz?” yazan ebeveyn, müşterisi olduğu ‘alternatif okul’un görevini yerine getirmesine nasıl destek olabilir? Psikolog Beril Papuççuer, Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik konuşmasında Finlandiya’nın esas başarısının eğitim sisteminin kendisi değil, sistemini güven unsuru üzerine inşa etmiş olması olduğunu söylüyordu. Bu sistemlerin kurulduğu Finlandiya, İtalya ve Almanya’da teoriler, sıkı bir disiplin sayesinde başarılı uygulamalara dönüştürülmüş.

Doğu ile Batı’nın arasındaki köprü üzerinde Batı felsefelerinden ilham alınarak “entegre” eğitim sistemleri kurmak mantıklı. Ama bundan anladığımız Montessori oyuncaklarını raflara dizip çocuklara emir yağdırmaya devam etmek ise, derin değişim başlamadı demektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir