Tarafsız Habercilik

‘Sanatçının misyonu daha iyisini aramaktır

HT MAGAZİN / Ece SARUHAN

Fotoğraflar: Sinan BİLGENOĞLU

Yaklaşık 6 yıl önce TEGV’in ‘Sahneyi Çocuklara Bırakıyorum’ adlı etkinliği kapsamında Van’da tanıştım sevgili Bahtiyar Engin’le. O günden sonra hem onunla hem de kurucularından olduğu İstanbul Halk Tiyatrosu’nun kurmayları Cem Davran, Yıldıray Şahinler ve Erkan Can’la hiç kopmadık. Kendimi hep ailelerinden biri gibi hissettim yanlarında. “Aile” diyorum çünkü öyleler. Engin, bu aile için “Sanatta da hayatta da aramızdaki bağ o kadar gerçek ve güçlü ki, onlar yanımdayken en yüksekten paraşütsüz atlarım ve kılıma zarar gelmez” diyor. ‘Alevli Günler yakında tüm Türkiye’ye ulaşacak’İstanbul Halk Tiyatrosu’nun bir dostluk hikâyesi üzerinden ötekileştirme meselesini ele alan ‘Alevli Günler’ adlı oyunu 7 sezondur kapalı gişe oynuyor. Keşke oyundaki gibi hayatta da tüm farklılıklarımıza rağmen dost olmayı başarabilsek… Keşke. Sen oyunun yapılış sürecini çok iyi biliyorsun. Biz oyunu sahneye koyduğumuzda ötekileştirme bu kadar zirve yapmamıştı ama bir süre sonra oyunun içindeki bütün çelişkiler hayatın içinde de yaşanmaya başladı. Belki de bu yüzden seyirci bizim bu oyunu kaldırmamıza izin vermiyor. Farklı bir büyü oluştu bu oyunla ilgili.Keşke Türkiye’de izlemeyen kimse kalmasa. Bu oyunun sözünü özümüze yerleştirmeye çok ihtiyacımız var… Biliyorsun sık sık turneye çıkıyoruz ama madem böyle dedin Cem’den (Davran) önce ben vereyim sana müjdeyi. Cem ve İmaj’ın sahibi Cemal Noyan oyunu sinemada vizyona sokmaya hazırlanıyor. 8-10 kamerayla ve çok yüksek teknolojiyle oyun filme çekildi. Tiyatro salonu olmayan yerlerde de beyazperde ya da televizyon aracılığıyla insanlara ulaşacak. ‘Ali Baba ve 7 Cüceler’ Cem Yılmaz’la üçüncü filminiz. Kendisini izlemek hep çok keyifli, birlikte çalışmak da öyle mi?

Cem’i ve ailesini çok eskiden tanırım. Ağabeyi Can iyi arkadaşımdır. Can, Cem’in sağduyusudur. Pek belli etmez ama o rollerin bana verilmesinde önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Cem çok tutkulu ve zeki biri. Onunla çalışmak çok keyifli. Çok alçakgönüllü, sette herkesle bire bir ilişki kuruyor. Onun setinde kendimi Al Pacino gibi hissediyorum. Cem “Rolün yok, birlikte sette yemek dağıtacağız” dese koşarak giderim çünkü mutlu olacağımı biliyorum.Filmde Rusça konuşurken zorlandınız mı? Oyunculuğu Bulgaristan’da bırakıp geliyordum az kalsın. Sadece dile odaklanınca rolü ıskalayabiliyorsunuz. Zorlandım ama Cem bazen şakaya vurarak bazen sırtımı sıvazlayarak panik yapmamı engelledi. Filmin en anlamlı yanlarından biri de Zafer Algöz’ün ekipte olmasıydı. Kendisi zamanında bana konservatuvar parçalarımı çalıştıran insanlardan. Gerçek bir usta, bir tiyatro âşığı. Ondan öğreneceğim çok şey var. Setteki tiyatro sohbetlerimizin tadına doyamadım.Zafer Algöz’ün Tiyatro adam’a verdiği desteği çok iyi biliyorum. Tiyatro  dünyasında bu tür el ele tutuşmalara yeterince rastlayamıyoruz maalesef. Neden sizce? Çok kalabalık gibi duruyoruz ama aslında o kadar kalabalık değiliz. Her yıl binlerce oyuncu mezun oluyor ama tiyatronun icat ediliş amacına yönelik tiyatro yapabileceğimiz, bütün egolarını kulise girerken dışarıda bırakabilecek çok az insan var. Ün, koltuk, makam sahibi bir sürü insanımız oldu ama rafine, arıtılmış duygularla birlikte tiyatro yapabileceğimiz insan sayısı fazla değil. Zannedildiği kadar entelektüel bir camia da değiliz. Zafer Abi gibi kurucularından olduğum İstanbul Halk Tiyatrosu olarak biz de böyle insanlara rastladığımızda dört elle sarılıyoruz. Şu anda küçük küçük sahnelerde tiyatro yapan gençler o kadar değerli ki… Konservatuvarlardan da çok yetenekli gençler mezun oluyor. Bu tablo beni umutlandırıyor.‘Özgür sanat’ başlığı altında düzenlenen eylemlerde hep aynı sanatçıların boy göstermesi için ne diyeceksiniz? İnsanlar korkutuluyor. Bir cümle kuruyorsun, filanca kanal sana iş vermiyor. Bilgisi, omurgası sağlam bir sanatçı her zaman dik duruşunu korur ama insanlar ev geçindiriyor, çocuk büyütüyor. Dolayısıyla herkes “İş vermezlerse vermesinler” diyemiyor.Sanatla niye barışılamıyor? Bir bilsem! Benim de asıl anlayamadığım sanattan neden bu kadar çok korkulduğu, bu kara listelerin neden yayınlandığı. Levent Üzümcü gibi oyunculuğuyla her zaman tercih edilen, sürekli sahnede olan bir adamın Şehir Tiyatroları’ndan ihraç edilmesini aklım almıyor mesela. “Siyaset yapma tiyatro yap” diyorlar. İyi de tiyatronun doğasında muhaliflik var. Bugün topraktan babam çıkıp iktidar olsa ben yine de muhalif olmak zorundayım. Çünkü sanatçının misyonu her zaman daha iyisini, daha güzelini aramaktır. Bir kere de sanatla dost olmak denense, bu ülkeye getirisi öyle büyük olacak ki…

‘Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var’35 yıllık oyuncusunuz. “Zafer Algöz’den öğreneceğim çok şey var” dediniz. Her meslekte öğrenmenin hiç bitmeyen bir süreç olduğunu bilmek o kadar önemli ki… İstanbul Halk Tiyatrosu’nda bir oyunculuk okulu açtık. Okuldaki öğrencilerim 20’li yaşlarda, ben 50 yaşındayım ve onlardan da çok şey öğreniyorum. İnsanların birbirlerinden öğreneceği çok şey var. Biz kimini çocuk, kimini şiveli, kimini fakir diye küçümsüyoruz. Önce bir dinle, öyle karar ver. Bir çocuk bir yetişkine bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayabilir, beyni şiveli, gönlü fakir olmayan insan karşısındakine çok şey öğretebilir. Yeter ki biz öğrenmeye açık olalım.Yeni projeleriniz var mı? İstanbul Halk Tiyatrosu’nda ‘Alevli Günler’in yanı sıra ‘Bezirgân’ da sürüyor. Şehir Tiyatroları’nda da ‘Fehim Paşa Konağı’ adlı oyundayım. Sanat çok kuvvetli bir birleştirici. Az önce bahsettiğimiz ayrışmaya son vermek için hayata geçirmek istediğim projeler de var. Birbirlerinden 180 derece farklı düşüncelere sahip olmalarına rağmen Neyzen Tevfik’i her düştüğünde hayata bağlayan Mehmet Akif Ersoy’u ya da Nâzım Hikmet hapishanede sıtma olduğunda onun sırtına havlu koyan Necip Fazıl Kısakürek’i anlatmak istiyorum mesela. Bu insanlar tüm farklılıklarına rağmen yan yana durmayı başarmış ama günümüzde “Sen benim gibi düşünmüyorsun” diye birbirlerine selam vermeyen kardeşler var. Biz ne ara bu hale geldik? Bir an önce geçmişimizle yüzleşip bizi insan kılan değerleri hatırlamamız gerekiyor. ‘Biz ne ara bu hale geldik?’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir