Tarafsız Habercilik

Dış politikadaki başarısız tablo: ‘Libya’da ne işimiz var’dan Libya’ya NATO ile saldırmaya

MUSTAFA K. ERDEMOL [email protected]

Türkiye’nin Ortadoğu’da söz sahibi olma iddiası, “Komşularla Sıfır Sorun” politikası “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreçle bitti. Suriye’ye daha sonra değineceğim ama öncelikle Türkiye’nin bu süreçte Mısır’la ilişkilerinin nasıl bozulduğuna bakalım.

Mısır’da halk hareketinin rüzgarıyla, ama ABD’nin de açık desteğiyle Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra yapılan ilk serbest seçimde Cumhurbaşkanı olan Müslüman Kardeşler mensubu Muhammed Mursi halkta büyük tepki uyandırdı. Mursi’nin gerici İslamcı politikaları nedeniyle, yine bir halk hareketiyle devrilmek üzereyken ordu müdahalesiyle görevden uzaklaştırılması İslamcı AKP iktidarının tepkisini çekti. Bu tepki aslında iktidarın Ortadoğu politikasının tıkanmasına yol açan nedenlerden biri oldu.

Çünkü Mısır’da Mursi’nin görevden alınmasını iç siyasette malzeme olarak kullandı Erdoğan. Erdoğan ile arkadaşlarının tepkisi “İslamcı ideolojilerine” uygun bir tepkiydi ama geleneksel Türkiye dış politikasında örneği daha önce görülmeyen bir tutumdu. Mısır Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Avni Botsalı’dan ülkeyi terk etmesini istedi. Türkiye’yle ilişkilerin derecesini düşürme kararı alan Mısır ayrıca Ankara Büyükelçisi’ni de geri çağırdı. Ankara’nın cevabı gecikmedi. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abderahman Salaheldin de, Türkiye tarafından persona non-grata (istenmeyen adam) ilan edildi.

Mısır, Türkiye Büyükelçisi’ni kovma gerekçesini “Ankara sürekli içişlerimize karışıyor” sözleriyle duyurdu. Zamanlaması berbat bir gelişmeydi bu. 2014 Eylül’ünde BM toplantısında iki ülke dışişleri bakanlarının görüşmesi planlanmıştı, ama Erdoğan’ın Abdülfettah Sisi’yi eleştirmesi bu toplantının iptaline yol açtı. Mısır’la ilişkilerin bozulması başka sorunlara da yol açtı. Türkiye İsrail ile de bozuşunca Doğu Akdeniz’de de etkisini yitirmeye başladı. İsrail, Yunanistan ve Rum Yönetimi ile ilişkilerini geliştirdi. ABD-Türkiye – İsrail ortak tatbikatına artık Türkiye değil Yunanistan alındı İsrail’in önerisiyle. Mısır da işte bu İsrail – Yunanistan – Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ortaklığa dahil oldu. Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi dışişleri bakanları Kahire’de bir araya gelerek Kahire Deklarasyonu’nu imzaladılar ve Kıbrıs Rum Yönetimi sınırlarından çıkarılacak gazın Mısır üzerinden satılması konusunda anlaşmaya vardılar.

Mısır’a alınan tavır İslamcı ve mezhepçi tutumun bir göstergesiydi. Bu tutumu daha sonra da defalarca sergiledi AKP iktidarı. Bangladeş’te ülkenin Pakistan’dan ayrıldığı dönemde ülkeye ihanet ettikleri gerekçesiyle bazı Sünni İslamcı liderlerin idam edilmesini kınadığını açıklayan Erdoğan, Suudi Arabistan’da arkadaşlarıyla beraber idam edilen Şii din adamı Şeyh Nimr El-Nimr’in idamı konusunda ne düşündüğü sorulduğunda “Bu Suudi Arabistan’ın iç işidir” demişti.
O kadar esip gürlemesine rağmen Erdoğan, yine her zaman yaptığı gibi Mısır’la ilişkileri düzeltmenin yollarını aradı gizli kapaklı bir biçimde. İlişkilerin düzelmesinde yardım istediği ülke ise yıllardır bir hanedanın diktatörlüğüyle yönetilen, Sisi’ye yönelik sözleriyle tepkisini çektiği Suudi Arabistan’dı.

Hamas, malum Filistinli İslamcı bir örgüt. Erdoğan’ın bu örgüt ile lideri. Hamas’tan yana tutum alıp liberal laik El Fetih ağırlıklı resmi Filistin yönetimine karşı olduğu biliniyor Erdoğan’ın.

Ama Erdoğan’ın kavgalı olduğu Sisi ile hep destek verdiği Hamas arasındaki ilişkiler bakın hangi boyuta geldi. Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı İsmail Heniyye, hareketinin Mısır’la ilişkilerinde yeni bir sayfa açtığını belirtti. Heniyye, Katar’ın desteğiyle Gazze Şeridi’nin güneyinde inşa edilen evlerin dağıtım töreninde yaptığı konuşmada, “Mısır’la ilişkilerimizde yeni bir sayfa açtık” dedi.

Konuşmasında Mısır’a yaptığı ziyarete de değinen Heniyye, “Mısır’daki kardeşlerimizle siyasi durum, ikili ilişkiler, Gazze’nin ihtiyaçları ve ablukanın kaldırılması meselelerini görüştük. Temaslarımız kapsamında güvenlik konusuyla ilgili endişeleri de ele aldık. Sınırda ticaretin geliştirilmesi yönünde görüşmeler var “ ifadelerini kullandı.

İlk anda Hamas’ın Erdoğan’ı Mısır konusunda yalnız bıraktığı sanısına yol açacak bir durumdu bu. Ancak, öyle olmadığı, İsrail’le geliştirdikleri “iyi ilişkiler” nedeniyle hem Türkiye’nin hem de Mısır’ın, Katar’ın da katkısıyla tabii, Hamas’a yeni bir “siyasi hat” çizildiği ortaya çıktı. Hamas, açıkladığı yeni “siyaset belgesi”yle “Filistin’in kurtuluşu” mücadelesinden (!) ciddi bir geri dönüş yaptı.

Recep Tayyip Erdoğan İslamcı hezeyanlarla Davos’ta “one minute” şovunu sergilerken İsrail’in batı için ne ifade ettiğini hesaplayamadı. Neden sonra ilişkileri düzeltmek için çabaladı. Çünkü tüm Batı, Ortadoğu’daki cihatçılara karşı İsrail’in önemli bir güç olduğunu kabul ediyor, güçlü istihbarat ağından yararlanıyordu. Türkiye de İsrail’le istihbarat paylaşımları yapan bir ülkeydi. İkinci olarak enerji konusu belirleyiciydi. Erdoğan “terörist devlet” dediği İsrail’le ilişkilerin düzelme yoluna girmesinden sonra bambaşka bir üslup kullandı. Gazze’ye insani yardım götürmek üzere yola çıkan ancak İsrail askerlerinin saldırısı sonucu 10 kişinin yaşamını yitirdiği Mavi Marmara gemisine yönelik saldırıya ilişkin, bir iftar yemeğinde aynen şunları söyledi:

“Bana mı sordunuz?”
“Değerli kardeşlerim, Türkiye olarak biz hangi adımı atıyorsak atalım bu adım bilinmelidir ki her zaman karşılıklı milletlerin kazanımına dayalı bir adımdır. Hiçbir zaman hiçbir adımı tek taraflı düşünmedik. Kazan kazan esasına dayalı olarak bu adımları atmışızdır. Türkiye de kazanmalı Rusya da kazanmalı, İsrail de kazanmalı. Hassasiyetimiz olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. Fakat İsrail ile ilgili olayları bazıları farklı şekilde kaşıyorlar. Biz ilişkilerimizi niye kesmiştik. Peki, duruşumuzda o günden bu güne herhangi bir değişiklik oldu mu olmadı. Şimdi Obama’nın araya girmesiyle başlayan yeni süreç 3 başlık talebimiz vardı, özürdü bir tanesi, özür olayını bizzat Obama’nın yanında İsrail Başbakanı ifade ettiler. O günden bugüne üç yıl içerisinde İsrail tarafıyla görüşmeler oldu. Niye anlatıyorum bunları?

Hedef saptıranlar var. Duymayıp uyduranlar var. Vatandaşlarımız bunları bilsin istiyorum, olayı yaşayan benim. Sen neyi duydun, neyi gördün, neyi bildin? Söylemediğim şeyleri söylemiş gibi gösterenler var, akşam başka sabah başka konuşur çünkü bunlar. İkinci madde neydi? Dedik ki tazminat. Görüşmeler yapıldı, 20 milyon dolar 10 şehidimiz için tazminat belirlendi. Siz daha fazlasına layıksınız diyorlar, kanın rakamı olur mu? Böyle bir tazminata karar verilmiş, alır veya almaz biz burada uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz? Biz zaten yardımı yaptık, yapıyoruz. Bunları da yaparken, gövde gösterisi olsun diye mi yapıyoruz? Edebi adabı içinde yaptık yapıyoruz”.

***

dis-politikadaki-basarisiz-tablo-libya-da-ne-isimiz-var-dan-libya-ya-nato-ile-saldirmaya-472545-1.

Arap Baharı’nın felakete sürüklediği Libya konusunda da Türkiye ikiyüzlü bir politika izledi. Libya’ya bir NATO müdahalesinin konuşulduğu dönemde Türkiye, “Bizim Libya’da ne işimiz var?”, “NATO Libya’ya müdahale edemez’ demesine rağmen konuyla ilgili olarak çıkan BM Güvenlik Konseyi kararından sonra NATO askeri planlamasına Türk savaş uçaklarıyla, gemileri de alındı.

O dönem Başbakan olan Erdoğan, “BM kararının derhal uygulamaya konulmasını, ateşkesin sağlanmasını” istedi. Yani Libya’ya askeri bir operasyonu destekleyeceğini ilan etmiş oldu.

Yeni Osmanlıcı politikaların, eskiden Osmanlı egemenliğinde olan bölgelerde hâlâ itibar göreceğine kendilerini nasıl inandırdıkları incelenmeye değer. Davutoğlu/Erdoğan ikilisi çağdaş siyasetin gerçeklerinin farkına varamamış, “nostalji hastalığı”na tutulmuş figürler. Bunlarda mevcut bulunan, gittikçe hastalıklı hale gelen “ecdat tapınması” ülkeyi bugüne kadar yaşamadığı sorunların içine attı oysa. Topladıkları kalabalıkların hoşuna gidecek gerçeklikten kopuk söylemleri dış politikada karşılık bulamamış söylemler.

İki güne sığdırılamayacak dış politika felaketleri bunlar. Okurlarımız dilerlerse yazmış olduğum Dış Politikada İflasın Arka Planı (BirGün Yayınları) adlı kitabı okuyabilirler.

Economist: Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce

Economist dergisi, “Hapisteki bir Kürt lider Türkiye’deki seçimleri etkileyebilir” başlıklı yazısında, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve genel olarak Kürt seçmenlerin 24 Haziran’daki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici olabileceği görüşünü savunuyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı, Nusaybin mahreçli makalede, ilçede yıkıntıların arasından yeni apartmanların yükseldiği ve “hükümetin yıkımın üzerine beton dökmek için elinden geleni yaptığı” söyleniyor. Ancak, “Türk Ordusu ve PKK militanları arasında 2015 ve 2016’da yaşanan, ülke genelinde binlerce kişinin hayatına mal olan çatışmalarının izlerini bulmanın kolay olduğu” belirtiliyor.

Dergi, “Nusaybin’deki kuşatma sırasında, ilçenin üçte birini oluşturan altı bin binanın kuşatma sırasında helikopterler ve tanklarla yıkıldığını, bazı sokaklarda enkazı görmenin hala mümkün olduğunu” bildiriyor. Economist, “Daha geçen Ekim’de işçiler bir ceset daha buldu. İlçe halkının çok azı bu konuyu açıkça konuşuyor. PKK’nin bir dizi terör saldırısının eşlik ettiği çatışma bitti. Ama korku devam ediyor” diyor.

Economist, 24 Haziran’daki seçimlerde “Nusaybin gibi ilçelerin tüm bir ülkenin kaderini belirleyebileceğini, muhalefetin parlamento çoğunluğunu AKP’den, cumhurbaşkanlığını da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan alabilmesinin, büyük oranda Kürt oylarına bağlı olduğunu” söylüyor.

Dergi şöyle devam ediyor;

“Türkiye’deki Kürtler’in sayısı 15 milyonu buluyor. Güneydoğudakiler ve ülkenin değer kesimlerindeki seküler Kürtler, bazı solcular ve liberallerin de destek verdiği Halkların Demokratik Partisi’ne oy verme eğiliminde. Diğer bölgelerdeki, 1980 ve 1990’lardaki çatışmalarda yerlerinden olan köylülerin çocukları ve torunları, birçoğu Türk kültürüne asimile oldu ve sık sık AKP’ye oy verdi, bazı dindar Kürtler de öyle. HDP muhalefetin geri kalanının kurduğu ittifakın dışında tutuldu. Parlamentoya girebilmesi için yüzde 10 barajını aşması gerek. Bu olmazsa, Erdoğan’ın AKP’si büyük ihtimalle uzun süredir elinde tuttuğu çoğunluğu koruyacak. Ancak HDP büyülü sayıyı geçerse, parlamentoda çoğunluk yarışı ortada ve bu da yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmiş Erdoğan ile parlamento arasında bir siyasi mücadeleyi beraberinde getirebilir. Kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi cumhurbaşkanlığı yarışı ikinci tura kalırsa, Kürtler ve Türkiye’nin geri kalanı büyük ihtimalle Erdoğan ve muhalefetin başlıca adayı Muharrem İnce arasında seçim yapacak. Erdoğan yarışta önde ama fark kapanıyor.”

Coşkun: Kürt seçmen Erdoğan’a olumlu bakmıyor

Economist, “Kürtler açısından seçimin o kadar kolay olmadığını, bazı Kürtler ‘in Erdoğan’ı reform sembolü ve polis tacizi olmadan kendi dillerini kullanıp, geleneklerini yaşamalarını kolaylaştıran lider olarak gördüklerini, bazı Kürtler ‘in de Erdoğan’ın 2015’te terk ettiği PKK’yla müzakereleri yeniden canlandırabileceğini umduğunu” söylüyor.

Ancak, derginin görüşlerine yer verdiği Dicle Üniversitesi’nden Vahap Coşkun, çoğu Kürt seçmenin artık Erdoğan’a olumlu bakmadığını belirtiyor.

Erdoğan’ın kendisinin yeni barış görüşmeleri ihtimalini reddettiğini söyleyen dergi, Cumhurbaşkanı’nın Afrin’deki Kürt isyancılara karşı saldırı başlattığını ve yetkililerin Kuzey Irak’taki PKK üslerine yeni bir operasyonun artık bir zaman meselesi olduğunu söylediğini aktarıyor. Makale şöyle devam ediyor;

‘Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce’

“Hükümet terörle mücadele ettiği konusunda ısrarcı. Ancak mücadelede pek sınır tanınmıyor. 95 Kürt belediye başkanı görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Yaklaşık 5 bin HDP yetkilisi, Demirtaş da dâhil dokuz HDP milletvekili ve onlarca Kürt gazeteci tutuklandı. Polis Afrin müdahalesini protesto eden 800’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Kürt sanatçı Zehra Doğan Mart 2017’de, Nusaybin’deki yıkıntılar arasında, polis ve ordu araçlarını akrep olarak çizdiği için üç yıla yakın hapis cezası aldı. Ancak, Kürt seçmenlerin Erdoğan’dan bıkmış olması, kesin İnce’ye destek verecekleri anlamına da gelmiyor. Düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü’nden Gönül Tol CHP’nin 1990’ların başında HDP’nin seleflerinden biriyle ittifak yapmasından bu yana, laik muhalefetin kendisini Kürtlere sevdirmek için çok az şey yaptığını söylüyor. Tol ayrıca, partideki milliyetçilerin uzun süredir ilericilere karşı üstünlük sağladığını ekliyor.”

Ancak dergiye göre, Güneydoğu’da Kürt seçmenler nezdinde mesafe kaydedebilecek laik bir politikacı varsa, o da “içten tavırlı” diye tanımladığı İnce.

‘HDP yetkilisi: İnsanlar İnce’ye daha yakın hissediyor’

İnce’nin Demirtaş ve diğer HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karşı çıktığını hatırlatan dergi, İnce’nin Demirtaş’ı hapishanede ziyaret ettiğini ve partisinin seçim manifestosunda, yerel yönetimler için daha fazla özerklikten bahsedildiğini aktarıyor.

Nusaybin’de konuşan HDP yetkilisi Ferhat Kut da “Burada insanlar, Erdoğan ve İnce arasında, İnce’ye daha yakın hissediyor” diyor. Makale şöyle sona eriyor.

“İnce’nin ikinci turda Erdoğan’a karşı bir şansı olabilmesi için, büyük olasılıkla Demirtaş’ın net desteğine ihtiyacı olacak. Kürt aday ilk turdan önce kimseye destek vermeyecek, ancak Erdoğan’ın gittiğini görmeyi istediği net. Avukatları aracılığıyla Economist’e yaptığı açıklamada Türkiye’nin ‘demokrasi ve diktatörlük arasında bir seçimle karşı karşıya olduğunu’ söyledi. Ayrıca son bir kaç yılın ‘Erdoğan’ın kafasındaki rejimin bir fragmanı olduğunu da’ ekledi. Demirtaş kendisini bir siyasi rehine olarak görüyor. Yakında seçimin belirleyici ismi olabilir”

Üzüm-Sen: Üreticiyi yok sayanlara TAMAM diyoruz

Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm-Sen) Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Raporu’nun, üzüm üreticilerinin sorunlarını çözmeye dönük değil; uygulanan tarım ve enerji politikalarını aklamaya yönelik olduğunu bildirdi.

Yapılan yazılı açıklamada Çobanoğlu, “Forumlardaki konuşmalardan oluşturduğumuz üzüm üreticilerinin raporunu gerek TBMM’de grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerine gerekse de komisyon üyesi milletvekillerine ilettik. TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Raporu’nu okuduğumuzda gördük ki, AKP’li üyeler komisyon raporunu yazarken komisyon üyesi diğer milletvekillerinin uyarılarını da dikkate almamış, üzüm üreticilerini ve üzüm üreticilerinin sorunlarını görmezden gelmiş, üzüm üreticilerinin önerilerini ve hükümetlerin bu sorunlardaki payını yok saymışlar” dedi.

Üzüm-Sen olarak bu raporu kabul etmediklerini ifade eden Çobanoğlu, “Üzüm Üreticilerinin Raporu’nun takipçisi olacağız. 24 Haziran’da bizi yok sayanları bizde yok sayacağız. TAMAM diyeceğiz” şeklinde görüş bildirdi.

FT: AKP’liler bu dönemde oy istemekten kaygılı

Financial Times, “Borç yükü ve enflasyon Erdoğan’ı zorluyor” başlıklı haberinde, AKP’li yetkililerin zayıf TL, artan fiyatlar ve ekonomik belirsizlik döneminde döneminde seçmenlerden oy istiyor olmaktan kaygı duyduklarını yazıyor.

Gazetenin Ankara Muhabiri Laura Pitel’in imzasını taşıyan haberde, “yıpranmış Türk Lirası’nın son iki haftadır görece bir istikrar yaşadığı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla arasında uzayan gerilimi tırmandırma politikasının ardından, Merkez Bankası’nın acil faiz artırımı ve üst düzey isimlerden gelen teskin edici açıklamaların sinirleri yatıştırmış gibi göründüğü” belirtiliyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre dün yayınlanan enflasyon rakamlarında büyük bir artışın görüldüğünü belirten gazete, bu tablo karşısında Merkez Bankası’nın Perşembe günü yapacağı toplantıda faizleri daha da arttıracağı beklentisiyle TL’nin değer kazandığını yazıyor.

Gazete, Türkiye’nin bunun dışında büyük bir cari açık ve şirket borçları yüküyle karşı karşıya olduğunu ve her ikisinin de değerli dolar ve ABD Hazine tahvillerindeki kâr artışıyla gelişmekte olan ülkelerden uzaklaşan dış yatırımlarla finanse edildiğini aktarıyor.

‘Türkiye kırılgan hale geldi’

Financial Times’a konuşan ABD Merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Finans Enstitüsü’nden Uğraş Ülkü “Büyük resim Türkiye’nin piyasa hassasiyetlerine karşı kırılgan bir hale gelmesi” diyor.

Türkiye’nin kırılganlığının Erdoğan’ın neredeyse bir buçuk yıl erkene aldığı parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece üç hafta ötede olmasıyla daha da arttığını söyleyen Financial Times şöyle devam ediyor:

“Son dönemde desteği yıpranan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden yetkililer TL’nin zayıf olduğu, fiyatların ve ekonomik belirsizliğin arttığı bir dönemde seçmenlerden oy istemekten kaygılı. Ama seçim kampanyası dönemindeyken sorunun asıl nedenleriyle başa çıkmaları da zor.”

Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimi uzmanı Prof. İlter Turan da “Herhangi bir hükümetin seçime girerken enflasyonla mücadele önlemleri alması neredeyse imkânsızdır. Enflasyonla mücadele kemer sıkmayı ve faiz oranlarında düzenlemeleri gerektirir” diyor.

Gazete bunun yerine hükümetin, seçmenleri yanında tutmak için vaatlerde bulunduğunu ve artan petrol fiyatlarını sübvanse etme sözü verdiğini kaydediyor.

‘Özel sektörün borcu kaygı yaratıyor’

Gazete sorunun Erdoğan’ın faiz oranlarına karşı söylediği sözler ve seçimden sonra ekonomideki kontrolünü daha da sıkılaştıracağı yönündeki sözlerinin yatırımcıları korkuttuğunu ve TL’nin düşüşünü hızlandırdığını belirtiyor.

Financial Times’a en büyük kaygılardan biri de bunun 295 milyar doları bulan özel sektör borçlarına etkisi.

“Yılbaşından bu yana yüzde 18 değer kaybeden liradaki değer kaybı, dolar ve euroyla borçlanan şirketlerin borçlarını çevirmesini daha da pahalılaştırıyor” diyen gazete geçen hafta Ankara merkezli Gama Holding’in 1 milyar dolarlık borcunu yeniden yapılandırmak isteyen son şirket olduğu yazıyor.

Gazete “Merkez Bankası yatırımcıların umutlarını karşılayıp faiz arttırmazsa, yeni bir TL satışı daha çok sayıda şirketin borç yeniden yapılandırması içlemesine yol açabilir” diyor.

‘Cari açık ve dış borç için yılda 200 milyar dolar gerekiyor’

Financial Times, çok sayıda uzmanın önümüzdeki aylarda ekonomide yavaşlama, hatta durgunluk beklediğini aktarıyor. Haberde görüşlerine yer verilen Hollanda bankası ABN Amro’nun gelişmekte olan piyasalar uzmanı Nora Neuteboom “Büyük olasılıkla zirveye ulaştık ve buradan sonra ekonomik büyüme sadece düşebilir. Bu da otomatik olarak enflasyonu ve cari açığı düşürür, dolayısıyla bir anlamda bu bir düzeltme mekanizması” diyor.

Ancak Neuteboom aynı zamanda en büyük kaygının Türkiye’nin dış yatırımlara bağımlılığı olduğnu da vurguluyor ve Türkiye’nin mevcut cari açığı ve büyüyen dış borcunu finanse etmek için yılda 200 milyar dolar bulmak zorunda olduğunu aktarıyor.

Neuteboom “Şu anda en büyük kaygı yatırımcıların faiz oranları istediklerinden düşük olduğunda bile bu eksiği kapatıp kapatmak istemeyecekleri. Türkiye’nin üzerinde dolaşan kara bulut bu” diyor.

Enflasyon-faiz ilişkisi

Türkiye ekonomisi yüksek faiz-yüksek kur ve yüksek enflasyon üçlüsü üzerindeki seyrine devam ediyor. Geçen günlerde mayıs ayı enflasyon verisinin açıklanmasıyla birlikte gelecek enflasyon beklentilerinde de daha fazla bozulma meydana geldi. Dolar kurunun ve faizin, enflasyondaki yükselişe eşlik etmesi, para piyasasındaki kontrolün sağlanamadığına işaret ediyor. Kontrolün ve yönetimin sağlanamaması ise tabloyu daha da karartıyor.

Önümüzdeki bu tabloya daha ayrıntılı bakalım;

»Enflasyon hız kesmeden yükselmeye devam ediyor. Tüketici fiyatlarındaki artış son altı ayın en yüksek seviyesi diyebileceğimiz yüzde 12,15’e çıktı. 2017 yılının Mayıs ayında enflasyon yüzde 11,72 idi. Yani her mayıs ayında daha yüksek bir enflasyonu konuşuyoruz. Alt kalemlerine baktığımızda ise enflasyona en büyük katkının ulaşım ve gıdadan kaynaklandığı gözüküyor. Ulaşım, yani benzin fiyatları ve gıda fiyatlarındaki artışın nedeni ise arz-talepten çok döviz kuru oynaklığından kaynaklanıyor. Her iki kalemde de dışa bağımlı olmamız, TL değer kaybettikçe bu ürünleri daha pahalıya dışarıdan ithal etmemize, tüketiciye de bu pahalılığı yansıtmamıza neden oluyor. Bu meseleyi daha net görmek için üretici fiyatlarına bakalım… Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) sanayi alanındaki üreticilerin yurtiçine sattıkları ürünlerin fiyat değişimini ifade ediyor. Dolayısıyla Yİ-ÜFE’deki artış aynı zamanda gelecekteki tüketici fiyatlarındaki artışın da habercisi oluyor. Yİ-ÜFE’deki artış ise mayıs ayında yüzde 20,16’ya çıkmış. 2017’nin aynı ayında ise yüzde 15’lerdeydi.

»Bu aralar enflasyon-faiz ilişkisi çok tartışılıyor, hatta AKP tarafından faizi enflasyonun asıl nedeni olarak gösteren açıklamalar yapılıyor, hatta bir de teorilerle süslenmeye çalışılıyor. Bu açıklamalardan ancak ‘caps’ olur. Çünkü ne teori ne de pratik deneyimler, bu açıklamaların yakınından bile geçmiyor. Sayelerinde hepimiz Econ101 derslerine geri döndük. Haydi bir daha yazalım; genel olarak enflasyon iki nedenden dolayı artar, ya talep fazlasından ya da üretim maliyetlerinin artmasından kaynaklanır. Bugün ise üretimde dışa bağımlılığın bir sonucu olarak üretim maliyetleri artmaktır. Türkiye, temel gıda ürünlerini bile dışarıdan ithal etmeye başladığı için ithal ürünlerin fiyatı aynı kalsa bile TL değer kaybettikçe bu ürünleri daha pahalı almaya başlıyor. Bugün konuştuğumuz mevzu bu.

»Peki, enflasyon konuşurken faizi nereye koyuyoruz? Önce faizin tanımını yapalım; faiz, borç verilen veya alınan paranın fiyatıdır. Bir yatırım harcamasında kullanılıyorsa da, sermayenin getiri oranıdır. Burada borç ilişkisi üzerinden gidersek, faiz, parayı ne kadar süreliğine kiraya verdiğinize yani borcun vadesine, kime borç verdiğinize göre değişir. Örneğin bir ülkede ekonomik çarpıklıklar kontrol edilemez çatlaklara dönüşmüşse, ülke dış borçlarını finanse etmek için herkesten daha yüksek maliyetle borçlanmak zorunda kalır. Diğer bir ifadeyle bu ülkede geçinebilecek kaynak bırakılmadıysa, işsizilik yüksek ve eğitim yapısı geri ise, gelecekte gelir kalemlerinin daha da bozulacağı beklentisi oluşur ve ekonomik risk yatırım ve tüketim harcamalarındaki iştahı kaçırır. Tüm bu faktörler faizin nedenleri arasındadır.

»Borç verenler de -uluslararası fonlar diyelim- bu faizi incelerken elbette ülkedeki enflasyona da bakarlar. Reel faize yani enflasyondan arındırılmış faize bakarlar. Fakat bu, faizi enflasyonun nedeni yapmaz. Hatta bir IMF programı olan ve Merkez Bankalarınca uygulanan enflasyon hedeflemesi uygulamasında, eğer enflasyon hedefinden sapılmışsa faizler yükseltilir. Bu sıkı para politikası sonucu enflasyon beklentileri de düşmüş olur. Pratikte de araç olarak kullanıldığında faiz, ortaya atılan iddiaya tam zıt bir mekanizmayla işler. Tabi Türkiye gibi yüksek dış borçlu ülkeler için bu pratik işlememektedir. Nedeni ise yapısal özelliklerdir.

»Türkiye’de ise durum şöyle: Türkiye dış borç yükünden dolayı sıcak para çekmeye mecbur bir ülke. Bunun için faizleri yükseltiyor, çeşitli kısa vadeli çözümler vergi, varlık barışı vb çözümler getiriyor. İşe yarıyor mu? Hayır. Yahut şöyle soralım, Faizlerin dolar kurunu düşürmede neredeyse etkisiz kalması, faizi enflasyonun nedeni yapar mı? Kurdaki yükselişin fiyatlara yansımasında, ne kadar faizi yükseltirseniz yükseltin, faiz etkisinin son derece sınırlı kalması, “yüksek faiz, yüksek enflasyona neden oluyor” diye iktisadi bir sonuç çıkartmaz.

»Sonuç olarak ülkede ekonomi sürdürülemez hale gelmişse risk yükselir. Demokrasiyi rafa kaldırır, hukuk devletini yok sayarsanız risk yükselir. Ekonominin yapısal meselelerini çözemez daha da derinleştirirseniz risk yükselir. Döviz kuru da bu risklerle birlikte yükselir. Sonuç olarak elimizde bugün olduğu gibi yüksek döviz kuru-yüksek faiz ve yüksek enflasyon kalır. Oysa bu riskleri yok etmeye dönük gösterilecek her çaba sonuçta döviz kurunu aşağı çeker, üretim maliyetlerini geriletir ve yüksek faiz vermeye de gerek kalmaz. Yani Türkiye’nin sorunu yapısaldır. Çözümü de yapısaldır.

CHP’li Altıok’tan kitabını sansürleyen D&R’a tepki: Sansürü anlattığım kitabım sansüre uğradı

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk’ün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla, D&R mağazalarının Turkuvaz Grup’a satışından sonra aralarında Turan Dursun, İbrahim Kaboğlu, Orhan Gökdemir ve Zeynep Altıok’un kitaplarının raflardan kaldırıldığı ortaya çıktı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’tan konuyla ilgili tepki geldi.

Yaşanan sansürle ilgili yazılı basın açıklaması yapan Altıok, D&R mağazalarındaki uygulamanın açık bir şekilde ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu belirtti. Zeynep Altıok açıklamasında “sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu! Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır” dedi.

Turkuvaz'a satılan D&R'da sansür başladı Turkuvaz’a satılan D&R’da sansür başladı

Altıok’un açıklamalarında öne çıkanlar şu şekilde;

BU YASAK VE SANSÜR KİTABIMI TEYİT ETMİŞ OLDU

İçi Boşaltılan Laiklik ve Cumhuriyet kitabımın içeriği ile ilgili olarak “AKP’nin 16 yıllık iktidarında sosyal, siyasal ve kültürel hayatta laiklik ve aydınlanma değerlerine yönelik saldırılar eşi benzeri görülmemiş şekilde arttı. Bu organize saldırılar ile ilgili yaratılan algı; bu saldırıların bireysel olduğuydu. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Yavaş yavaş kuşatılan Cumhuriyetin çağdaş değerleri her gün organize bir şekilde törpüleniyor” demiş ve verilerle saldırının boyutlarını ortaya koymuştum. D&R mağazalarının yandaş bir guruba satılmasından hemen sonra uygulanan bu yasak ve örtülü sansür maalesef bizi bir kez daha teyit etmiş oldu. Yani sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu!

SANSÜR GERİCİ VE BASKICI İKTİDARLARIN EN SIK BAŞVURDUĞU YILDIRMA ARACI

Kitap ve sanat eserlerine yönelik yasaklama/sansür, tarih boyunca baskıcı ve gerici iktidarların en sık başvurduğu yıldırma ve vazgeçirme aracı olmuştur. Kendi düşüncesini/fikrini/ideolojisini/yaşam tarzını benimsemeyen herkese, her söyleme, her düşünceye, her sanat eserine kuşkuyla yaklaşan yasakçı zihniyetler; heykeli, resmi, sinemayı, tiyatroyu, gazeteyi, kitabı yasaklayıp kriminalize ederek gücünü devam ettirmek ister. Fakat yasakların, yok saymaların, baskıların, gizli ve açık sansürlerin fikir ve ideolojileri öldürmediği gibi bu uygulamaların da çözüm olmadığı tarihsel deneyimlerle mevcuttur. İnsanlık tarihi göstermiştir ki, düşünceler ancak başka bir düşünceyle yenilir.

BİLİM SANAT VE ÖZGÜR DÜŞÜNCE ÖNÜNDEKİ ENGELLER 25 HAZİRAN’DA SON BULACAK

16 yıldır “kültürel iktidarını” yaratamayan AKP iktidarı ve onun uzantıları, bunun önündeki en büyük engel olarak özgür düşünceyi, kültür ve sanatı görüyor. Geçen yıl Danimarka merkezli ifade özgürlüğü organizasyonu Freemuse tarafından açıklanan sanata ve sanatçılara yönelik sansür, saldırı ve hak ihlalleri raporuna göre Türkiye 7. sırada Kuveyt, Çin, Mısır, Hindistan, Rusya, Pakistan ve İran’la aynı ligde yer alıyor. Bu liste bile AKP Türkiye’sinde kültür ve sanata yönelik saldırıları açıklamak açısından yeterli. Sansür sadece yasalarla ve devlet/iktidar tarafından değil, farklı aktör ve farklı yöntemlerle de uygulanabilir. Bu anlamda D&R mağazalarındaki uygulama açık bir şekilde sansür ve aynı zamanda ifade özgürlüğü hakkının ihlalidir. Oysa ifade özgürlüğü, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve anayasamıza göre demokrasinin vazgeçilmez koşuludur. Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır. Sanata, kültüre, bilime ve özgür düşünceye olan inanç ve aydınlık Haziran umuduyla…

Baskın seçimde kullanılacak oy pusulaları tanıtıldı

Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde kullanılacak oy pusulaları basın mensuplarına gösterildi.

Milletvekili kesin aday listelerinin ilan edilmesinin ardından, yurt dışında kullanılacak oy pusulaları ile cumhurbaşkanı seçiminde kullanılacak pusulaların basımı tamamlandı.

24 Haziran’da yurt içinde kullanılacak pusulaların basım işlemi ise dün başladı.

Cumhurbaşkanı adayları için hazırlanan oy pusulasında birinci sırada CHP’nin adayı Muharrem İnce, ikinci sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, üçüncü sırada Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, dördüncü sırada HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş, beşinci sırada Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, altıncı sırada da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yer aldı.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469946-1.

Pusulada adayların fotoğrafları isimleri ve bunların hemen altında evet mührünün basılacağı alan bulunuyor.

Siyasi partilerin oy pusulasında ise AKP ve MHP’nin oluşturduğu, BBP’nin destek verdiği “Cumhur İttifakı” ilk, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Partinin (DP) kurduğu “Millet İttifakı” son sırada. Pusulada HÜDA PAR ikinci, Vatan Partisi üçüncü, HDP dördüncü sırada yer alıyor.

İttifak yapan partiler, oy pusulasında ittifak unvanları altında yan yana bulunuyor. Partilerin logoları, isimleri, genel başkanlarının adları belirtiliyor. Yurt içindeki pusulalarda partiler için ayrılan her sütunun altında, milletvekili adaylarının isimleri de bulunacak.

İKİ PUSULA TEK ZARFA

Seçmen, cumhurbaşkanına ve milletvekillerine yönelik tercihte bulundukları iki ayrı oy pusulasını aynı zarfa koyarak sandığa atacak.

Birleşik oy pusulasında tercih edilen cumhurbaşkanı adayı, siyasi parti, ittifak veya bağımsız aday için ayrılan bölümden dışarı taşırmamak suretiyle ”TERCİH” veya ”EVET” mührü basılması gerekecek.

Oy pusulasına, ”TERCİH” veya ”EVET” mührü dışında, herhangi bir yerine imza atılması veya işaret konulması halinde oy geçersiz sayılacak.

Birleşik oy pusulasından başka, zarfa hiçbir şey konulmayacak, aksi halde kullanılan oy geçersiz olacak. Seçmene birleşik oy pusulası verildikten sonra hata veya başka bir neden ileri sürülerek yeni bir birleşik oy pusulası verilmeyecek.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469950-1.

İTTİFAK OYLARI

İttifak alanı içerisinde, ‘evet’ mührünün, bir siyasi partiye ayrılan alana, hem bir siyasi partiye ayrılan alana hem de ittifak unvanı bölümüne, ittifak unvanı bölümüne taşacak şekilde bir siyasi partiye ayrılan alana basılması halinde, bu oy pusulaları geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde o siyasi partinin cetveldeki sütununa işaretlenecek.

Bu haller dışında, yalnız ittifak alanı içerisine ‘evet’ mührünün basıldığı her durumda, bu oy pusulaları da geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde ittifakın ortak oyları sütununa rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle ayrı ayrı işaretlenecek.

Bakan Albayrak, AKP seçmenini alıntıladı: Cumhurbaşkanımız ‘Ay’a dört şeritli yol yapacağım’ dese inanırız

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Kocaeli’nde Sondaj Gemisi için düzenlenen törende konuştu. Albayrak konuşmasında AKP’nin icraatlarını anlatırken, bir AKP’li seçmenin söylediklerini aktardı.

Albayrak şöyle konuştu:

“Birileri konuşuyor. Birileri de yapıyor. Türkiye’de Ak Parti olarak biz hep yapan tarafında olduk. Geçenlerde seçmen vatandaşlarımızla konuşurken, biri dedi ki, ‘Valla Ak Parti’ye o kadar güveniyoruz ki Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanımız çıksa, şuradan Ay’a kadar 4 şeritli yol yapacağım dese, Vallahi inanırız.’ Yani Ak Parti çıtayı öyle bir noktaya koydu ki, icraat ve hayata geçirme noktasında böyle bir teveccühe mahsar olmuş.”

Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni: Sen Avrupa, korkuyorsun bizden, Erdoğan’dan…

AKP’ye olan yakınlığıyla ve gerici haberleriyle biline Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, dünya düzenin, tarihin ve milletlerin değiştiğini ancak Avrupa’nın kibirli tutumunun değişmediği iddia etti. Karagül, Avrupa’ya “sen” diye seslenerek, “Bizden, milletimizden, Erdoğan’dan, Türkiye’nin seçtiği yeni yoldan, büyük hesaplara girişmesinden, büyük iddialarla öne çıkmasından korkuyorsun” diye yazdı.

Karagül’ün “Erdoğan ‘kapağı’ için size kim, ne kadar para ödedi? Korkuyorsun Avrupa, daha çok korkacaksın!” başlığıyla bugün yayımlanan yazısının ilgili bölümü şöyle:

“…Sen Avrupa! Kibrinle batacaksın. Başka milletlere saygısızlığınla batacaksın. Başka ülkelere yaptığın kötülükle batacaksın.

Senin diktatör dediğini dünya seviyor, senin iyi dediğinden bütün dünya kuşku duyuyor. Senin doğru dediğinin yanlış, yanlış dediğinin doğru olduğuna inanıyor herkes.

Tarih değişti, milletler değişti. Dünya düzeni değişti, sen hala aynı kibirli, aynı ihtişam hayallerinle dünyada bir şeyleri değiştireceğini sanıyorsun.

Sen Avrupa, korkuyorsun. Bizden, milletimizden, Erdoğan’dan, Türkiye’nin seçtiği yeni yoldan, büyük hesaplara girişmesinden, büyük iddialarla öne çıkmasından korkuyorsun. Sana “Erdoğan diktatör” dedirten şey, demokrasi değil, özgürlük değil, insan hakları değil. Sen onları umursamazsın bile. Sen onları sadece satarsın. Seni bu hale getiren korku Avrupa…”

Ahmet Maranki hakkında soruşturma başlatıldı

Prof. Dr. Maranki'den 25 Haziran sonrası olmadı gömdüklerimizi çıkarırız Prof. Dr. Maranki’den 25 Haziran sonrası olmadı gömdüklerimizi çıkarırız

Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı, Akit Tv isimli Tv kanalında dün gece yaptığı açıklamalar nedeniyle Ahmet Maranki hakkında basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan soruşturma başlattı.

Savcılık açıklamasında “Ahmet Maranki hakkında soruşturma başlatılmış ve ilgili kişi şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmış olup soruşturma titizlikle sürdürülmektedir” denildi.

Maranki, Akit TV’de “Benim umudum kaf dağının arkasında 25 Haziran’da… Olmadı artık Belgrad Ormanı’nda bir ağacın altında talim şeyimizi oraya gömdük. Çıkaracağız sokağa artık ‘Bismillahirrahmanirrahim’ deyip” ifadelerini kullanmıştı.