Tarafsız Habercilik

İspanya’nın yeni solcu başbakanı Sanchez, yemin ederek görevine başladı

Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) lideri Sanchez, verdiği gensoruyla muhafazakar Mariano Rajoy hükümetinin düşmesinin ardından ülkenin yeni başbakanı oldu.

İlk kez başbakan olan 46 yaşındaki Sanchez, bugün Madrid yakınlarındaki Zarzuela Sarayı’nda Kral 6. Felipe’nin önünde yemin ederek görevi devraldı. Anayasa’nın bulunduğu yemin töreninde İspanya tarihinde ilk kez İncil veya haça yer verilmemesi dikkati çekti.

Sanchez’in geri dönüşü

Sanchez, Aralık 2015 ve Haziran 2016 seçimlerinde PSOE’nin başbakan adayı olmuş ve her ikisini de kaybetmişti. Sanchez, 2015’te koalisyon ile azınlık hükümeti kurmaya çalışsa da Meclis’ten güvenoyu alamamıştı.

2016’daki erken genel seçimlerin ardından parti yönetim kurulunun “çekimser oy kullanarak Rajoy’un azınlık hükümetinin güvenoyu almasının sağlanması” kararına karşı çıkan Sanchez, 1 Ekim 2016’da PSOE’deki genel sekreterlik görevini bırakmak durumunda kalmıştı.

Ancak Mayıs 2017’de yapılan seçimde PSOE’nin liderliğine bir kez daha gelen Sanchez, gensorunun kabul edilmesiyle başbakan oldu.

Yolsuzluk davası hükümeti yıktı

2011’den beri ülkeyi yöneten Mariano Rajoy hükümetinin düşmesine yolsuzluk davası yol açtı.

Kamuoyunda “Gürtel olayı” olarak bilinen ve bazı PP üyelerinin 1990 ve 2000’li yıllarda rüşvet alarak seçim kampanyalarını finanse etmekle suçlandığı davada 24 Mayıs’ta karara varılmıştı.

Mahkeme, PP’nin 1987 ve 2010 yılları arasında mali işler müdürlüğü yapan Luis Barcenas’ın da aralarında olduğu bazı üst düzey yetkililer ile iş adamlarından oluşan 29 kişiye yolsuzluk suçlamasıyla toplam 351 yıl hapis cezası vermişti.

Mahkeme, kararında partinin yıllarca rüşvete bulaştığını gösteren deliller bulunduğu ve Başbakan Rajoy’un da tanık olarak dinlenmesi gerektiği belirtilmişti.

Ana muhalefet partisi PSOE, bunun üzerine hükümet hakkında gensoru vermiş ve Rajoy’u istifaya çağırmıştı.

Bozdağ: AYM’den seçimlerin iptali yönünde bir karar çıkmasına ihtimal vermiyorum

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AYM’de bugün karara bağlanacak iptal başvurusu ile ilgili açıklamada bulundu. Bozdağ, “Seçim kararını parlamento alır. Parlemento seçim kararını aldı. Seçim kararı, parlamento kararı olduğu için kesindir. Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi değildir. O nedenle Anayasa Mahkemesinden bu yönde bir karar çıkmasına ihtimal vermiyorum” ifadelerini kullandı.

CHP’nin seçim bildirgesinde eğitim sisteminin 1+8+4 şeklinde düzenleneceğinin yer alması ile ilgili konuşan Bozdağ, “16 yaşını doldurmadan hiçbir velinin evladını Kur’an kurslarına gönderemeyeceği anlamına gelir. Bu ’28 Şubat’ı canlandıracağım’ demektir. ’28 Şubatçıların yaptıkları doğrudur, AK Parti geldi, bu doğruları yok etti, ben yeniden 28 Şubat’ı hortlatacağım, hayata geçireceğim’ demektir” diye konuştu.

AYM, CHP’nin başvurusunu reddetti

Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçim yasasının güvenlikle ilgili bölümleri için iptal ve yürürlüğün durdurulması talebiyle ilgili olarak 29 başlık halinde itirazını değerlendirip, karar bağladı. AYM CHP’nin başvuruyu reddetti.

İPTALİ İSTENEN KRİTİK MADDELER

>> Aynı binada oturan seçmenlerin, hane bütünlükleri korunup, aynı seçim bölgesinde kalmaları şartıyla farklı sandıklara kaydedilmesi.

>> Seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi, vali veya il seçim kurulu başkanının talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınması, sandık ve seçim bölgelerinin birleştirilmesi, seçmen listelerinin karma olarak düzenlenmesi

>> Birlikte yapılan cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde, oy pusulalarının aynı zarfa konulması, seçmenin sandık bölgesine polis çağırabilmesi.

>> Üzerinde sandık kurulu mührü bulunmayan ya da lekeli veya çizik olan zarf ve oy pusulalarının geçerli sayılması.

HÜKÜMETTEN İLK TEPKİ

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş CNN Türk canlı yayınında AYM’nin CHP’nin başvurusunu reddetmesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kurtulmuş, “Şunun altını çizerek söylüyorum Türkiye’de demokratik mekanizmaların ne kadar iyi olduğunu gösteren bir durumdur. CHP rahatsız olduğunu durumu AYM’ye götürdü ve red cevabını aldı. Beklediğim bir karardı” diye konuştu.

24 Haziran: Halk neyi oylayacak?-1

Parti grup toplantılarında 17 Nisan günü birbirine karşıt konuşmalar yapan iki genel başkan, 24 saat sonra 24 Haziran’da buluştu. İki zıt kutup, mutabakat sağladı sağlamasına; ancak, toplumu tam anlamıyla ikiye bölerek, bir tür Türkiye zıtlaşmasına yol açtı. Ne pahasına?

Önce, söz konusu mutabakat nelere rağmen sağlandı?

»24 Haziran günü üniversiteye giriş sınavına rağmen,

»İlk kez yapılacak çifte seçimi, Yüksek Seçim Kurulu’nun iki ay gibi fazla kısa zaman dilimine sıkıştırma güçlüğüne rağmen,

»Seçimi öne alma kararı TBMM’ye ait olduğu halde, kesin karar tarihini açıkladıkları için TBMM’ye rağmen,

»Uyum yasaları çıkarma gereği yerine getirilmeden seçim beyanında bulundukları için, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen.

Kısacası, üniversite sınavına girecek milyonu aşkın öğrenci, seçimlerin düzenlenmesi konusunda tam yetkili YSK, seçim kararı vermekle yetkili TBMM, bütün devlet kurumları ve herkes için bağlayıcı olan Anayasa yok sayılarak 24 Haziran tarihi iki kişi tarafından belirlendi.

Bunların, “halk neyi oylayacak?” sorusu ile ilgisi ne?

Şöyle; 18 Nisan 2018 kararı, 16 Nisan 2017 metninin sonucu…

Geleceğe yönelik olarak da; eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 25 Haziran ve/ya 9 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin nasıl yönetileceğinin işareti…

Şu halde halk neyi oylayacak?

24 Haziran’a kadar bu köşede yanıtını arayacağım soru bu olacağı için, genel yaklaşımdan somut öğelere gitmek uygun düşer. Zaman süreci olarak üç ana halka: 16 Nisan metni, 18 Nisan kararı ve çifte seçimden sonra ortaya çıkacak tablo.

Neden 16 Nisan?

Çünkü, 24 Haziran seçimleri 16 Nisan ürünü. (16 Nisan ise, 15 Temmuz’un ürünü idi).

Aslında, 24 Haziran’da 16 Nisan metni yeniden oylanacak: eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 16 Nisan metni teyit edilecek. Buna karşılık, eğer muhalefet partileri kazanırsa, yeni anayasal seçenek gündeme gelecek…

Şu halde, çifte seçim, daha çok bir anayasa seçimi olacak:

»‘Millet ittifakı’ ve HDP’ye oy veren seçmenler, aynı zamanda ‘anayasal demokrasi’ umudunu tercih etmiş olacak.

»Buna karşılık, hem CB hem TBMM için ‘Cumhur İttifakı’na oy verirse, 16 Nisan Anayasa değişikliğini sürekli kılma iradesi öne çıkmış olacak.

Ya 18 Nisan?

18 Nisan’da verilen ‘baskın seçim”’ kararı, seçmenler karşısında açık bir ikilem koymuş bulunuyor:

»Anayasal kurallar ve kurumların işletilmesi mi, yoksa kişi tercihleri mi?

»Halkın iradesini serbestçe ortaya koymasına elverişli ortam ve koşullar mı, yoksa muktedirlerin iktidarını ömür boyu sürdürme ihtirası mı?

24 Haziran ve 8 Temmuz sonrası

TBMM seçimleri sonuçlanacak; ama CB seçimi sonuçlanmayabilir. Sonuçlar üzerine altı ihtimal ortaya çıkabilir:

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: Hem CB hem TBMM çoğunluğu.

»‘Cumhur İttifakı’: Hem CB hem de TBMM çoğunluğu.

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: TBMM çoğunluğunu kazanması, ama CB’yi kaybetmesi (veya tersi).

»‘Cumhur İttifakı’: Cumhurbaşkanlığını kazanması ama TBMM’de azınlıkta kalması (veya tersi).

Bir de, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. tura kalma olasılığı, altı seçenekli tabloyu zaman açısından farklılaştırıyor.

Bu altı ihtimal bile, 16 Nisan düzenlemesinin ne denli sorunlu ve sürdürülemez olduğunun açık göstergesi.

Sürdürülemezlik: Üçüncü güçlü neden?

TBMM seçimleri için hazırlanan aday listeleri ve hazırlama biçimi, TBMM’yi sahiplenme iradesini teyit etti. Anayasa değişikliği ile, TBMM yetkileri Kanun-i Esasi’den bu yana ilk kez bu denli budanmış olmasına karşın, siyasal partiler TBMM’yi öne çıkardı.

Şu halde; hiçbir haklı nedeni yok iken baskın seçim kararı ve sıralanan ihtimaller, Anayasa değişikliğinin sürdürülemez özelliğini ortaya koyduğu gibi, adaylık süreci de, TBMM’yi dışlayan bir metnin sürdürülebilir olmadığının belirgin halkası.

Ana karşıtlıklar neler?

Genel bakışı sürdürür isek, şu karşıtlıklar aynı zamanda tercih eksenleri:

»Devamlılık ve kopuş: Türkiye toplumunun kazanımlarına sahip çıkan seçmenler, ‘Millet İttifakı’ ve muhalefete evet diyecek; ‘Cumhur İttifakı’nı tercih ile, kazanımlar yok sayılacak.

»Umut ve statüko: ‘Millet İttifakı’ ve muhalefet, anayasal demokrasi umudunu; ‘Cumhur İttifakı’ ise, 16 Nisan’da OHAL ortam ve koşullarında oylatılan metnin korunması (statüko) anlamına gelecek.

»İktidarın el değiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi: Muhalefetin kazanması, siyasal iktidarın 16 yıl sonra el değiştirmesi anlamında demokrasi zaferi ile; statükonun sürmesi ise, iktidar zehirlenmesi ile sonuçlanacak. (Demokrasi ve monokrasi arasındaki tercih).

»Hukuk ve OHAL: Muhalefet tercihi, olağan hukuk düzenine geçiş; iktidar tercihi ise, OHAL’in sürmesi anlamına gelecek.

»Hukuk devleti ve kişi devleti: Muhalefete oy, hukuk devleti umudunu yeşertecek; iktidara oy ise, ‘kişi devleti’ anlamında fiili durumun sürekliliğini.

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı: Muhalefete oy, toplumsal barış umudunu beraberinde getirecek; iktidara ise, bugünkü kutuplaşmayı çok daha derinleştirecek.

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

CHP aday listesinde Kılıçdaroğlu imzası

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

24 Haziran seçimlerine yönelik milletvekili aday listelerini yarın teslim etmeye hazırlanan CHP’de bugün Parti Meclisi (PM) toplanarak listeye son şeklini verecek. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, PM toplantısından bir gün önce tek başına listelere son şeklini verdi. CHP, 24 Mayıs Perşembe günü Ankara ATO Congresium’da seçim bildirgesiyle birlikte milletvekili adaylarını da kamuoyuna tanıtacak.

Muharrem İnce’nin ekibi de aday
Cumhurbaşkanı adayı olduğu için yasa gereği milletvekili adayı olamayan Muharrem İnce’nin, CHP’nin aday listelerinde yer almasını istediği bazı isimler için Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğü öğrenildi. İnce, yakın çalışma ekibinden bazı isimlerin liste dışı bırakılmamasını istedi.

Önseçim yapılmadı
7 Haziran seçimleri öncesinde ‘önseçim’ yapan ve 1 Kasım’da da bu seçimin sonuçlarını dikkate alarak listesini hazırlayan CHP yönetimi, bu kez seçim takviminin kısa süreli olması nedeniyle önseçime gitmedi. Genel Merkez’de oluşturulan komitenin hazırladığı listeye son şeklini Kılıçdaroğlu verdi.

Cezaevinden ilk aday
CHP’nin mevcut 134 milletvekilinden bazıları kendi kararıyla aday olmazken bazılarının da liste dışı kalacağı ifade ediliyor.

CHP’de dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik Anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesinin ardından ‘MİT TIR’ları davası’ kapsamında tutuklanan İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, milletvekili adayı yapılacak. Böylece CHP tarihinde ilk kez bir isim cezaevinden milletvekili adayı gösterilecek.

Böke, Sağlar yeniden listede
Berberoğlu dışında CHP Sözcülüğünden istifa eden ancak Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesinde yer verdiği Selin Sayek Böke de yeniden aday gösterilecek isimler arasında yer aldı.

Mersin milletvekillerinden Aytuğ Atıcı ve Hüseyin Çamak, yeni dönemde milletvekili aday adaylığı başvurusunda bulunmadı. Fikri Sağlar ise Mersin için aday adaylığı başvurusunda bulundu. Sağlar’ın yeniden seçilebilecek bir sıradan Mersin’den milletvekili adayı gösterilmesi bekleniyor.

DİSK başkanlığından istifa eden Kani Beko da, tıpkı 24’üncü dönemde milletvekili seçilen eski DİSK Başkanı Süleyman Çelebi gibi adaylık için başvurdu.

Kaboğlu da aday
OHAL KHK’si ile Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki görevinden ihraç edilen Anayasa Hukukçusu ve BirGün yazarı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun da CHP’nin listelerinden aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Abdüllatif Şener adaylık bekliyor
AKP’nin kurucuları arasında yer alan, bir dönem ismi cumhurbaşkanı adaylığı için de geçen eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in de CHP’den milletvekili adayı olması bekleniyor.

Konuyla ilgili önceki gün bir açıklama yapan Şener, “Cumhuriyet Halk Partisi’nden muhtemelen milletvekili adayı olacağım. Ama şu anda partiler aday listelerini ilan etmedikleri için herhangi bir sürprizle karşılaşmak da mümkündür. Onun için başka bir açıklama yapmak doğru olmaz” dedi.

AYM’den ‘Baluken’ kararı: Milletvekilleri tutuklanabilir

HÜSEYİN ŞİMŞEK / [email protected]
@simsekhuseyinn

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tutukluluğu hakkında Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru “kabul edilemez” bulundu.

Milletvekili iken tutuklanarak “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının” ihlal edildiğini ifade eden İdris Baluken, AYM’ye başvurarak tahliyesinin önünün açılmasını istedi. Baluken başvurusunda, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin siyasi faaliyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Demirtaş ve Yıldırım kararına atıf

Baluken’in başvurusu inceleyen AYM raportörü, HDP’li Selahattin Demirtaş ve Gülser Yıldırım hakkındaki kararlara atıfta bulundu. Raportör, HDP’li iki milletvekilinin de tutuklanmalarının ardından AYM’ye başvurduğunu ve onlar hakkında, “Milletvekillerinin tutuklanmayacağına ilişkin anayasal bir kural yok” tespitinin yapıldığını hatırlattı.

‘Mahkemeye gitmedin’

Suç işlediği iddiasıyla gözaltına alınan ve daha sonra mahkeme kararıyla tutuklanan Baluken’in, “tutuklama uygulamasının hukuka aykırı olduğu” iddiasını da değerlendiren raportör, “AYM’ye gelmeden önceki hukuk yollarının tümünün tüketilmediği için” başvurunun kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

‘Vaktim olmadı’

Gözaltına alınışının hukuki olmaması konusunda AYM’den önce yerel mahkemelere “zamanında” başvurmadığı ifade edilen Baluken ise buna karşılık, gece yarısı Ankara’da gözaltına alınıp hava yoluyla Bingöl’e getirildiğini ve sorgu işlemleri yapılarak tutuklandığını, ardından yine hava yoluyla Kandıra Ceza İnfaz Kurumuna götürüldüğünü, bu nedenle kanuni itiraz imkânlarından yararlanamadığını söyledi.

‘Huzur içinde yaşam için’

Adalet Bakanlığı, mahkemeye sunduğu yazıda, Baluken’in tutuklanmasının hukuka aykırı olmadığını ve seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Yüksek Mahkeme’ye gönderilen değerlendirmede, Baluken’in kendisini destekleyen belirli bir halk kesimi üzerinde etkinliğinin bulunması dikkate alındığında, tutuklamanın toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı ve şiddetin önlenmesi için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı olduğu öne sürüldü.

Baluken’in başvurusunu, raportörün görüşünü ve Adalet Bakanlığı’nın değerlendirmelerini inceleyen AYM üyeleri, oybirliği ile aldığı kararla, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali” yönündeki başvuruyu “kabul edilemez” buldu.

Demirtaş, seçilirse gerçekleştireceği ilk icraatını açıkladı

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı ve eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevinden Alman kamu yayıncılık kuruluşu WDR’in sorularını yanıtladı. Cezaevinde kampanya yürütme imkanlarının yok denecek kadar az olduğunu, sadece avukatları aracılığıyla ve posta yoluyla dışarıya mesaj gönderebildiğini belirten Demirtaş, “Bu müthiş adaletsiz ve eşitsizlik durumu nedeniyle daha çok da seçmenlerim adına üzgünüm. Ama kişisel olarak moralli ve güçlüyüm” dedi.

‘HDP’SİZ ZAFER MÜMKÜN DEĞİL’

Demirtaş, “Mevcut durumda HDP’siz muhalefet ittifakının Erdoğan karşısında zaferi mümkün mü?” sorusunu, “HDP’siz hiç kimsenin zaferi mümkün değil. Anketler de, meydanlar da bunu gösteriyor” diye yanıtladı.

Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması durumunda “daha katılımcı, çoğulcu bir demokrasi için çabalayacağını, yeni bir anayasa ile birlikte demokratik parlamenter sisteme, özgürlükçü bir yönetim anlayışına geçiş yapacaklarını” belirten Demirtaş, “OHAL’i kaldırıp AB sürecinde müzakerelere yeniden başlayacağız. Dış politikada daha barışçıl bir pozisyon alıp, içeride de Kürt sorununu barışçıl yolla çözeceğiz. Bütün bunlar ekonomiye de nefes aldıracak. Enflasyonu, işsizliği, cari açığı düşürecek şekilde yerli üretime dayalı bir kalkınma modelini hayata geçirebileceğiz” dedi.

İLK İCRAATI NE OLACAK?

Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda ilk icraatının ne olacağı şeklindeki soruyu ise “Çatışmalarda evladını yitirmiş bir Türk anne ile bir Kürt anneyi buluşturup, ikisinin de ellerinden öpüp barışı sağlayabilmem için desteklerini ve dualarını isteyeceğim” diye yanıtladı. (Kaynak: Deutsche Welle Türkçe)

Medyada değişen bir şey yok: 24 Haziran seçimleri için

Seçimler yaklaşırken TRT hangi siyasi partiye ne kadar süre ayırdı? Seçimler yaklaşırken TRT hangi siyasi partiye ne kadar süre ayırdı?

24 Haziran seçimlerine haftalar kala Erdoğan dışındaki cumhurbaşkanı adaylarının başta TRT olmak üzere ana akım medyada kendine yer bulamaması, muhalif kesimlerde giderek artan bir rahatsızlığa neden oluyor.

Türkiye ana akım medyasındaki tek seslilik, 24 Haziran’daki kritik seçim öncesinde kamuoyunda giderek daha fazla hissediliyor. 16 Nisan 2017’deki Anayasa değişikliği referandumu öncesinde olduğu gibi, 24 Haziran seçimlerine gidilen bugünlerde de Türkiye’de ana akım medyanın Erdoğan dışındaki cumhurbaşkanı adaylarına olması gerekenden çok daha az yer vermesi büyük eleştiri konusu.

Mart 2017 döneminde 17 ulusal kanalın yayınlarını inceleyen Demokrasi İçin Birlik girişimi, televizyon kanallarında “hayır” kampanyası yürüten partilere eşit süre ayrılmadığını ortaya koymuştu. Radyo Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) alınan bilgilerle yapılan araştırmada, 1-20 Mart 2017 arası canlı yayınlarda Cumhurbaşkanlığına 169, AKP’ye 301,5 saat ayrılırken, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 45,5 saat, MHP’ye 15,5 saat ayrıldığı, HDP’ye ise hiç yer verilmediği ifade edilmişti.

İnce: TRT’nin önünde miting yaparım

Benzer bir tablo şimdi 24 Haziran seçimleri öncesinde de yaşanıyor. Erdoğan dışındaki adayların yaptığı miting ve konuşmalar ana akım medyada kendine yer bulamadı. İlk mitingini memleketi Yalova’da yapan CHP’nin adayı Muharrem İnce’nin konuşması televizyonlarda canlı yayınlanmazken, Erdoğan’ın mitinglerine ise canlı bağlantı yapıldı. Bununla birlikte geçtiğimiz haftalarda iktidara yakınlığı ile bilinen Demirören Grubu’na satılan Hürriyet Gazetesi’nden bir muhabirin Muharrem İnce ile yapacağı röportajın iptal edildiğine dair internet sitelerinde haberler yayınlandı. İnce ise haftasonu Balıkesir mitinginde TRT’yi sert sözlerle eleştirdi ve yaptığı mitinglerin TRT’de yayınlanmaması halinde 130 milletvekiliyle TRT önünde miting yapacağı iddiasında bulundu.

HDP’den medya ambargosu raporu

Medyada en fazla sansüre uğrayan siyasi parti olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) de 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana “medyada maruz kaldıkları ambargo” hakkında basın kuruluşlarının yayınlarını tarayarak rapor hazırladı. Raporda Selahattin Demirtaş’ın Erdoğan’a yönelik olarak “Seni başkan yaptırmayacağız” sözlerini söylediği 17 Mart 2015 tarihli grup toplantısının HDP’nin NTV, CNN Türk ve Habertürk televizyonlarında canlı yayınlanan son grup toplantısı olduğu belrtildi. Raporda 28 Mart 2018 tarihi itibariyle NTV’nin 830 gün, CNN Türk’ün 650 gün, Habertürk’ün ise 751 gündür ekranlarına HDP’li hiçbir ismi konuk etmediği belirtildi.

24 Haziran’daki seçim yarışı başladıktan sonra da HDP’liler seçim propagandası yapmak için ana akımda kendilerine yer bulmuyor. Cumhurbaşkanları adayları Demirtaş da zaten cezaevinde olduğu için seçim etkinliklerine katılamıyor. Mesajlarını sadece avukatı aracılığı ile sosyal medya hedef kitlesine ulaştırıyor. DW Türkçe

CHP’li Tezcan: ‘Bakanlar Kurulu’na KHK yetkisi’ni AYM’ye

Tezcan, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı adayını geçen hafta bugün açıklayarak kampanyayı başlattıklarını hatırlatan Tezcan, bu süre içinde bütün Türkiye’de memnuniyet verici bir gelişmeyi gözlemlediklerini, toplumun korku duvarlarını yıkarak büyük bir umut ve inançla kampanyayı sahiplendiğini belirtti.

Tezcan, milletin CHP’nin cumhurbaşkanı adayını ve kampanyasını kucakladığını, artık kampanyayı milletin taşıdığını, seçimler sonucunda güçlü bir Meclis yaratacaklarını, Türkiye’nin tarafsız, 80 milyonu sahiplenen cumhurbaşkanını kucaklayacağını kaydetti.

Bu süreçte demokrasi önüne kurulan tuzakları bozarak ilerlediklerini anlatan Tezcan, AKP ve MHP’nin yarışsız bir seçim istediğini vurguladı

MHP’nin kendine rakip gördüğü İYİ Parti’nin seçime sokulmak istenmediğini, 15 milletvekilini göndererek bu oyunu bozduklarını ifade eden Tezcan, “Çıldırdılar, akılları karıştı, öfkeleri kabardı. Bizim bu hamlemize siyasete yakışmayacak hakaret ve küfürlerle saldırdılar. Kendileri kirli pazarlıklarla siyaset yapmayı alışkanlık haline getirenler, bu demokrasi hamlesini kirli pazarlıkmış gibi göstermeye çalıştılar.” diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, cumhurbaşkanı adaylarına verilecek imzalara ilişkin açıklamasına da değinen Tezcan, “Bahçeli, seçmenin imza vermesinin önünü kesmek, aday yapılmasını engellemek için tehdit etti seçmeni. Bu oyunu da seçmenler boşa çıkardı. Çağrı yaptık. Daha imzanın birinci günü bu oyun boşa çıkarıldı.” ifadelerini kullandı.

Tezcan, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olmasını eleştirdi ve seçim kampanyasının eşit koşullarda sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Tezcan, “Bir cumhurbaşkanı adayı hapisteyken bu yarışı yapmayı nasıl içinize sindirebiliyorsunuz? Kavganın bile mertçe olanı makbul. Bırakın, kim ne sözü varsa millete söylesin.” diye konuştu.

Tezcan, CHP’li Enis Berberoğlu’nun da serbest bırakılmasını istedi.

Seçim kampanyasını televizyon ve medya ambargosu içinde yürüttüklerinin altını çizen Tezcan, “Sabahtan akşama kadar değil 4 kere, 400 kere de çıksanız gidicisiniz. Millet artık ‘tamam’ diyecek. ‘Sabahtan akşama da konuşsan senin dönemin bitti.’ diyecekler.” değerlendirmesini yaptı.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal’ın, CHP’li 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçmesini “çirkin pazarlık” olarak değerlendirdiğini hatırlatan Tezcan, “Demokrasiye kurulan kirli tuzağı kaldırmak için atılan adımın neresi kirli pazarlık? Kirli pazarlık arıyorsanız kendi tarihinize, yakın geçmişe bakın. FETÖ’yle kirli pazarlık yapıp devletin bağrına yerleştiren, kozmik odaya sokan, hakimleri, savcıları, yargıyı bunlara teslim eden, o kirli pazarlıkları yapan bu iktidar.” diye konuştu.

Tezcan, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin eskiden bir nezaket üslubuna sahip olduğunun konuşulduğunu ancak bunun artık tarih sayfalarında kaldığını vurgulayarak, “O kadar rahatsız olmuş ki söylediği sözleri tekrar etmekten hicap duyuyorum. Belli ki rakibinin elini bağlayıp şampiyon olma sevdasındaki yalancı boksörün hayal kırıklığı içinde. Bu şikeli maçın bozulmasının hayal kırıklığını yaşıyor anlaşılan.” dedi.

“Bu, Gazi Meclis’i devre dışı bırakmaktır”

TBMM Genel Kurulu’nda dün kabul edilen Yetki Kanunu’na da değinen Tezcan, “Tek adam yönetimi, uyum yasalarını parlamentodan kaçırarak yetki kanunu çıkarıp KHK’larla Türkiye’yi tek adam rejimine hazırlama peşinde. Tek adam rejimini Meclis’ten çıkacak kanunlarla değil, KHK’larla düzenlemeye çalışıyorlar. Bu, Gazi Meclis’i devre dışı bırakmaktır.” ifadesini kullandı.

Kanunu “Gazi Meclis’i topal etme, yürütememe, arazlı bırakma girişimi” olarak değerlendiren Tezcan, şunları söyledi:

“KHK ile bir yeni sistem inşa etmeye çalışıyorlar Meclis’i devre dışı bırakarak. Bu, telaşlarının nasıl esiri olduklarını gösteriyor. Alelacele seçime gidip hazırlığı bile yapmadan hangi telaşla bunu yapacaklarını gösteriyor. Oysa TBMM ihtiyaç duyulan düzenlemeleri Meclis iradesiyle yapabilme yeteneğine, kapasitesine sahiptir. Bu milletin iradesini çalmaktır. Buna karşı 24 Haziran’da millet cevabını verecek ama arkadaşlarımız da bu konuda pazartesi günü Anayasa Mahkemesine gidecekler. Yetki Kanunu çok açıkça anayasaya aykırıdır, Meclis’in yetkilerinin gasp edilmesidir. Pazartesi günü yürürlüğü durdurma talebiyle Anayasa Mahkemesine başvuracağız.”

Tezcan, FETÖ soruşturmaları nedeniyle ihraç edilen ancak mahkemede beraat edenlere haklarının iade edilmesi gerektiğini de kaydetti.

Bülent Tezcan, şu görüşlerini paylaştı:

“Tamam’ sözü bir milyonu geçti daha yeni milyonlara dayanacak. Millet artık ‘tamam’ diyor. Huzur için, adalet için, gelecek için ‘tamam’ diyor. Her sabah 5 sefer kavga eden, cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden siyasetçileri görmemek için ‘tamam’ diyor. Kutuplaşma olmaması, gelecek kaygısı olmaması için, asgari ücretli huzur içerisinde yaşasın, geçinsin diye, çiftçi rahat edelim diye ‘tamam’ diyor. 16 yıldır Türkiye’yi sıkıntıya sokanların artık görev dönemi doldu, zamanı doldu ‘tamam’ diyor. İnşallah 24 Haziran’da milletimiz sandığa gidecek, ikinci tura kalması halinde 8 Temmuz’da da sandığa gidecek ve tamam deyip yepyeni bir başlangıçla yolumuza devam edeceğiz.”

Binlerce kanun maddesi denetimsiz değiştirilecek Binlerce kanun maddesi denetimsiz değiştirilecek

Adaylık başvuruları

Adaylık başvurularına ilişkin soru üzerine Tezcan, müracaatların kapandığını ancak müracaat alma işleminin tamamen ortadan kalkmadığını, özel durumlarda Genel Başkanın müracaat alma yetkisinin bulunduğunu aktardı.

İYİ Parti’ye geçip, geri dönen 15 milletvekilini gelecek dönem milletin de takdiriyle parlamentoda görevlendireceklerini belirten Tezcan, siyaset, sanat, medya dünyasından çok sayıda müracaat olduğunu, değerlendirme yapıp 21 Mayıs’ta YSK’ye listeleri vereceklerini ve 24 Mayıs’ta aday tanıtımı yapacaklarını bildirdi. Tezcan, Tunceli Milletvekili Gürsel Erol’un Elazığ’dan aday olacağını açıkladı.

Tezcan, bir başka soru üzerine, CHP’ye 2 bin 319 aday adaylığı başvurusu yapıldığını, bunun bin 706’sının erkek, 613’ünün kadın, 166’sının gençlerden oluştuğunu bildirdi. Tezcan, aday adaylarından 105’inin doktorasının bulunduğunu, bin 270’inin üniversite, 226’sının yüksek lisans, 137’sinin ilkokul, 436’sının lise, 145’inin ortaokul mezunu olduğunu ifade etti.

Koray Aydın’ın iddiaları

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın’ın “Seçime 15 gün kala Adil Öksüz’ü getirecekler ve iftira attıracaklar.” şeklinde açıklama yaptığı belirtilerek değerlendirmesi sorulan Tezcan, şunları kaydetti:

“Öyle bir bilgim yok ama ne yaparlarsa yapsınlar. Bu iktidar, tek adam koalisyonu iktidarda kalmak için her türlü numarayı çevirebileceğini gösterdi. Ama hangi numarayı çevirirlerse çevirsinler millet bunlara itibar etmeyecektir. Zaten Adil Öksüz’ün bu hükümetten çok uzak ve bağımsız olduğunu tahmin etmiyoruz. Başbakanlık Müşaviri, Öksüz yakalandıktan sonra gidiyor, Öksüz’le karşılıklı dua okuyorlar. Sanki camide, cuma hutbesindeler. Dua okuyorlar gözaltı sırasında. GPRS cihazı olduğu halde herkes tutuklanıyor, Öksüz’ün cihazı, cep telefonu veriliyor, serbest bırakılıyor. Öksüz, uçaklarla gidip geliyor. Havaalanlarında böyle rahat dolaşan birisi. Öksüz’ün FETÖ’cü olduğu biliniyor, 15 Temmuz’dan 2-3 sene önceki soruşturmalarda ortaya çıkmış. Bütün ilişkileri belli. Sadece Öksüz’ü takip etseler darbeden haberdar olacaklar ve önleyebilecekler. Bu imkanları varken bunları yapmıyorlar. Üstüne üstlük Öksüz’ü serbest bırakıyorlar. Öksüz’ü yakalayıp getirme değil, onu yapacaklarsa ellerinin altındaki birini, yeni bir görevlendirmeyle ortaya çıkaracaklar demektir. Ama bu konuda somut bilgim yok. Sayın Koray Aydın’ın açıklaması üzerine yaptığım bir yorum.”

Bülent Tezcan, Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin ortak miting yapıp yapmayacağı ve Saadet Partisi’nden bazı isimlerin CHP’den aday olup olmayacağının sorulması üzerine, ittifak içindeki partilerin kendi kampanyalarını yürüteceğini, ortak miting planı olmadığını aktardı.

Millet İttifakı’nın bir pazarlık ittifakı olmadığını anlatan Tezcan, ittifak görüşmeleri yapılırken partilerin milletvekili sayısı, paylaşımına ilişkin hiçbir görüşme yapmadığını sözlerine ekledi.

(AA)