Tarafsız Habercilik

Dış politikadaki başarısız tablo: ‘Libya’da ne işimiz var’dan Libya’ya NATO ile saldırmaya

MUSTAFA K. ERDEMOL [email protected]

Türkiye’nin Ortadoğu’da söz sahibi olma iddiası, “Komşularla Sıfır Sorun” politikası “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreçle bitti. Suriye’ye daha sonra değineceğim ama öncelikle Türkiye’nin bu süreçte Mısır’la ilişkilerinin nasıl bozulduğuna bakalım.

Mısır’da halk hareketinin rüzgarıyla, ama ABD’nin de açık desteğiyle Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra yapılan ilk serbest seçimde Cumhurbaşkanı olan Müslüman Kardeşler mensubu Muhammed Mursi halkta büyük tepki uyandırdı. Mursi’nin gerici İslamcı politikaları nedeniyle, yine bir halk hareketiyle devrilmek üzereyken ordu müdahalesiyle görevden uzaklaştırılması İslamcı AKP iktidarının tepkisini çekti. Bu tepki aslında iktidarın Ortadoğu politikasının tıkanmasına yol açan nedenlerden biri oldu.

Çünkü Mısır’da Mursi’nin görevden alınmasını iç siyasette malzeme olarak kullandı Erdoğan. Erdoğan ile arkadaşlarının tepkisi “İslamcı ideolojilerine” uygun bir tepkiydi ama geleneksel Türkiye dış politikasında örneği daha önce görülmeyen bir tutumdu. Mısır Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Avni Botsalı’dan ülkeyi terk etmesini istedi. Türkiye’yle ilişkilerin derecesini düşürme kararı alan Mısır ayrıca Ankara Büyükelçisi’ni de geri çağırdı. Ankara’nın cevabı gecikmedi. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abderahman Salaheldin de, Türkiye tarafından persona non-grata (istenmeyen adam) ilan edildi.

Mısır, Türkiye Büyükelçisi’ni kovma gerekçesini “Ankara sürekli içişlerimize karışıyor” sözleriyle duyurdu. Zamanlaması berbat bir gelişmeydi bu. 2014 Eylül’ünde BM toplantısında iki ülke dışişleri bakanlarının görüşmesi planlanmıştı, ama Erdoğan’ın Abdülfettah Sisi’yi eleştirmesi bu toplantının iptaline yol açtı. Mısır’la ilişkilerin bozulması başka sorunlara da yol açtı. Türkiye İsrail ile de bozuşunca Doğu Akdeniz’de de etkisini yitirmeye başladı. İsrail, Yunanistan ve Rum Yönetimi ile ilişkilerini geliştirdi. ABD-Türkiye – İsrail ortak tatbikatına artık Türkiye değil Yunanistan alındı İsrail’in önerisiyle. Mısır da işte bu İsrail – Yunanistan – Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ortaklığa dahil oldu. Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi dışişleri bakanları Kahire’de bir araya gelerek Kahire Deklarasyonu’nu imzaladılar ve Kıbrıs Rum Yönetimi sınırlarından çıkarılacak gazın Mısır üzerinden satılması konusunda anlaşmaya vardılar.

Mısır’a alınan tavır İslamcı ve mezhepçi tutumun bir göstergesiydi. Bu tutumu daha sonra da defalarca sergiledi AKP iktidarı. Bangladeş’te ülkenin Pakistan’dan ayrıldığı dönemde ülkeye ihanet ettikleri gerekçesiyle bazı Sünni İslamcı liderlerin idam edilmesini kınadığını açıklayan Erdoğan, Suudi Arabistan’da arkadaşlarıyla beraber idam edilen Şii din adamı Şeyh Nimr El-Nimr’in idamı konusunda ne düşündüğü sorulduğunda “Bu Suudi Arabistan’ın iç işidir” demişti.
O kadar esip gürlemesine rağmen Erdoğan, yine her zaman yaptığı gibi Mısır’la ilişkileri düzeltmenin yollarını aradı gizli kapaklı bir biçimde. İlişkilerin düzelmesinde yardım istediği ülke ise yıllardır bir hanedanın diktatörlüğüyle yönetilen, Sisi’ye yönelik sözleriyle tepkisini çektiği Suudi Arabistan’dı.

Hamas, malum Filistinli İslamcı bir örgüt. Erdoğan’ın bu örgüt ile lideri. Hamas’tan yana tutum alıp liberal laik El Fetih ağırlıklı resmi Filistin yönetimine karşı olduğu biliniyor Erdoğan’ın.

Ama Erdoğan’ın kavgalı olduğu Sisi ile hep destek verdiği Hamas arasındaki ilişkiler bakın hangi boyuta geldi. Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı İsmail Heniyye, hareketinin Mısır’la ilişkilerinde yeni bir sayfa açtığını belirtti. Heniyye, Katar’ın desteğiyle Gazze Şeridi’nin güneyinde inşa edilen evlerin dağıtım töreninde yaptığı konuşmada, “Mısır’la ilişkilerimizde yeni bir sayfa açtık” dedi.

Konuşmasında Mısır’a yaptığı ziyarete de değinen Heniyye, “Mısır’daki kardeşlerimizle siyasi durum, ikili ilişkiler, Gazze’nin ihtiyaçları ve ablukanın kaldırılması meselelerini görüştük. Temaslarımız kapsamında güvenlik konusuyla ilgili endişeleri de ele aldık. Sınırda ticaretin geliştirilmesi yönünde görüşmeler var “ ifadelerini kullandı.

İlk anda Hamas’ın Erdoğan’ı Mısır konusunda yalnız bıraktığı sanısına yol açacak bir durumdu bu. Ancak, öyle olmadığı, İsrail’le geliştirdikleri “iyi ilişkiler” nedeniyle hem Türkiye’nin hem de Mısır’ın, Katar’ın da katkısıyla tabii, Hamas’a yeni bir “siyasi hat” çizildiği ortaya çıktı. Hamas, açıkladığı yeni “siyaset belgesi”yle “Filistin’in kurtuluşu” mücadelesinden (!) ciddi bir geri dönüş yaptı.

Recep Tayyip Erdoğan İslamcı hezeyanlarla Davos’ta “one minute” şovunu sergilerken İsrail’in batı için ne ifade ettiğini hesaplayamadı. Neden sonra ilişkileri düzeltmek için çabaladı. Çünkü tüm Batı, Ortadoğu’daki cihatçılara karşı İsrail’in önemli bir güç olduğunu kabul ediyor, güçlü istihbarat ağından yararlanıyordu. Türkiye de İsrail’le istihbarat paylaşımları yapan bir ülkeydi. İkinci olarak enerji konusu belirleyiciydi. Erdoğan “terörist devlet” dediği İsrail’le ilişkilerin düzelme yoluna girmesinden sonra bambaşka bir üslup kullandı. Gazze’ye insani yardım götürmek üzere yola çıkan ancak İsrail askerlerinin saldırısı sonucu 10 kişinin yaşamını yitirdiği Mavi Marmara gemisine yönelik saldırıya ilişkin, bir iftar yemeğinde aynen şunları söyledi:

“Bana mı sordunuz?”
“Değerli kardeşlerim, Türkiye olarak biz hangi adımı atıyorsak atalım bu adım bilinmelidir ki her zaman karşılıklı milletlerin kazanımına dayalı bir adımdır. Hiçbir zaman hiçbir adımı tek taraflı düşünmedik. Kazan kazan esasına dayalı olarak bu adımları atmışızdır. Türkiye de kazanmalı Rusya da kazanmalı, İsrail de kazanmalı. Hassasiyetimiz olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. Fakat İsrail ile ilgili olayları bazıları farklı şekilde kaşıyorlar. Biz ilişkilerimizi niye kesmiştik. Peki, duruşumuzda o günden bu güne herhangi bir değişiklik oldu mu olmadı. Şimdi Obama’nın araya girmesiyle başlayan yeni süreç 3 başlık talebimiz vardı, özürdü bir tanesi, özür olayını bizzat Obama’nın yanında İsrail Başbakanı ifade ettiler. O günden bugüne üç yıl içerisinde İsrail tarafıyla görüşmeler oldu. Niye anlatıyorum bunları?

Hedef saptıranlar var. Duymayıp uyduranlar var. Vatandaşlarımız bunları bilsin istiyorum, olayı yaşayan benim. Sen neyi duydun, neyi gördün, neyi bildin? Söylemediğim şeyleri söylemiş gibi gösterenler var, akşam başka sabah başka konuşur çünkü bunlar. İkinci madde neydi? Dedik ki tazminat. Görüşmeler yapıldı, 20 milyon dolar 10 şehidimiz için tazminat belirlendi. Siz daha fazlasına layıksınız diyorlar, kanın rakamı olur mu? Böyle bir tazminata karar verilmiş, alır veya almaz biz burada uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz? Biz zaten yardımı yaptık, yapıyoruz. Bunları da yaparken, gövde gösterisi olsun diye mi yapıyoruz? Edebi adabı içinde yaptık yapıyoruz”.

***

dis-politikadaki-basarisiz-tablo-libya-da-ne-isimiz-var-dan-libya-ya-nato-ile-saldirmaya-472545-1.

Arap Baharı’nın felakete sürüklediği Libya konusunda da Türkiye ikiyüzlü bir politika izledi. Libya’ya bir NATO müdahalesinin konuşulduğu dönemde Türkiye, “Bizim Libya’da ne işimiz var?”, “NATO Libya’ya müdahale edemez’ demesine rağmen konuyla ilgili olarak çıkan BM Güvenlik Konseyi kararından sonra NATO askeri planlamasına Türk savaş uçaklarıyla, gemileri de alındı.

O dönem Başbakan olan Erdoğan, “BM kararının derhal uygulamaya konulmasını, ateşkesin sağlanmasını” istedi. Yani Libya’ya askeri bir operasyonu destekleyeceğini ilan etmiş oldu.

Yeni Osmanlıcı politikaların, eskiden Osmanlı egemenliğinde olan bölgelerde hâlâ itibar göreceğine kendilerini nasıl inandırdıkları incelenmeye değer. Davutoğlu/Erdoğan ikilisi çağdaş siyasetin gerçeklerinin farkına varamamış, “nostalji hastalığı”na tutulmuş figürler. Bunlarda mevcut bulunan, gittikçe hastalıklı hale gelen “ecdat tapınması” ülkeyi bugüne kadar yaşamadığı sorunların içine attı oysa. Topladıkları kalabalıkların hoşuna gidecek gerçeklikten kopuk söylemleri dış politikada karşılık bulamamış söylemler.

İki güne sığdırılamayacak dış politika felaketleri bunlar. Okurlarımız dilerlerse yazmış olduğum Dış Politikada İflasın Arka Planı (BirGün Yayınları) adlı kitabı okuyabilirler.

FT: AKP’liler bu dönemde oy istemekten kaygılı

Financial Times, “Borç yükü ve enflasyon Erdoğan’ı zorluyor” başlıklı haberinde, AKP’li yetkililerin zayıf TL, artan fiyatlar ve ekonomik belirsizlik döneminde döneminde seçmenlerden oy istiyor olmaktan kaygı duyduklarını yazıyor.

Gazetenin Ankara Muhabiri Laura Pitel’in imzasını taşıyan haberde, “yıpranmış Türk Lirası’nın son iki haftadır görece bir istikrar yaşadığı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla arasında uzayan gerilimi tırmandırma politikasının ardından, Merkez Bankası’nın acil faiz artırımı ve üst düzey isimlerden gelen teskin edici açıklamaların sinirleri yatıştırmış gibi göründüğü” belirtiliyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre dün yayınlanan enflasyon rakamlarında büyük bir artışın görüldüğünü belirten gazete, bu tablo karşısında Merkez Bankası’nın Perşembe günü yapacağı toplantıda faizleri daha da arttıracağı beklentisiyle TL’nin değer kazandığını yazıyor.

Gazete, Türkiye’nin bunun dışında büyük bir cari açık ve şirket borçları yüküyle karşı karşıya olduğunu ve her ikisinin de değerli dolar ve ABD Hazine tahvillerindeki kâr artışıyla gelişmekte olan ülkelerden uzaklaşan dış yatırımlarla finanse edildiğini aktarıyor.

‘Türkiye kırılgan hale geldi’

Financial Times’a konuşan ABD Merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Finans Enstitüsü’nden Uğraş Ülkü “Büyük resim Türkiye’nin piyasa hassasiyetlerine karşı kırılgan bir hale gelmesi” diyor.

Türkiye’nin kırılganlığının Erdoğan’ın neredeyse bir buçuk yıl erkene aldığı parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece üç hafta ötede olmasıyla daha da arttığını söyleyen Financial Times şöyle devam ediyor:

“Son dönemde desteği yıpranan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden yetkililer TL’nin zayıf olduğu, fiyatların ve ekonomik belirsizliğin arttığı bir dönemde seçmenlerden oy istemekten kaygılı. Ama seçim kampanyası dönemindeyken sorunun asıl nedenleriyle başa çıkmaları da zor.”

Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimi uzmanı Prof. İlter Turan da “Herhangi bir hükümetin seçime girerken enflasyonla mücadele önlemleri alması neredeyse imkânsızdır. Enflasyonla mücadele kemer sıkmayı ve faiz oranlarında düzenlemeleri gerektirir” diyor.

Gazete bunun yerine hükümetin, seçmenleri yanında tutmak için vaatlerde bulunduğunu ve artan petrol fiyatlarını sübvanse etme sözü verdiğini kaydediyor.

‘Özel sektörün borcu kaygı yaratıyor’

Gazete sorunun Erdoğan’ın faiz oranlarına karşı söylediği sözler ve seçimden sonra ekonomideki kontrolünü daha da sıkılaştıracağı yönündeki sözlerinin yatırımcıları korkuttuğunu ve TL’nin düşüşünü hızlandırdığını belirtiyor.

Financial Times’a en büyük kaygılardan biri de bunun 295 milyar doları bulan özel sektör borçlarına etkisi.

“Yılbaşından bu yana yüzde 18 değer kaybeden liradaki değer kaybı, dolar ve euroyla borçlanan şirketlerin borçlarını çevirmesini daha da pahalılaştırıyor” diyen gazete geçen hafta Ankara merkezli Gama Holding’in 1 milyar dolarlık borcunu yeniden yapılandırmak isteyen son şirket olduğu yazıyor.

Gazete “Merkez Bankası yatırımcıların umutlarını karşılayıp faiz arttırmazsa, yeni bir TL satışı daha çok sayıda şirketin borç yeniden yapılandırması içlemesine yol açabilir” diyor.

‘Cari açık ve dış borç için yılda 200 milyar dolar gerekiyor’

Financial Times, çok sayıda uzmanın önümüzdeki aylarda ekonomide yavaşlama, hatta durgunluk beklediğini aktarıyor. Haberde görüşlerine yer verilen Hollanda bankası ABN Amro’nun gelişmekte olan piyasalar uzmanı Nora Neuteboom “Büyük olasılıkla zirveye ulaştık ve buradan sonra ekonomik büyüme sadece düşebilir. Bu da otomatik olarak enflasyonu ve cari açığı düşürür, dolayısıyla bir anlamda bu bir düzeltme mekanizması” diyor.

Ancak Neuteboom aynı zamanda en büyük kaygının Türkiye’nin dış yatırımlara bağımlılığı olduğnu da vurguluyor ve Türkiye’nin mevcut cari açığı ve büyüyen dış borcunu finanse etmek için yılda 200 milyar dolar bulmak zorunda olduğunu aktarıyor.

Neuteboom “Şu anda en büyük kaygı yatırımcıların faiz oranları istediklerinden düşük olduğunda bile bu eksiği kapatıp kapatmak istemeyecekleri. Türkiye’nin üzerinde dolaşan kara bulut bu” diyor.

HDP’li Yıldırım hakkında fezleke

İçişleri Bakanlığı’nca yapılan suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilen fezlekede, HDP’li Nadir Yıldırım hakkında ‘Terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan soruşturma yapılabilmesi için, yasama dokunulmazlığının kaldırılması talep edildi.

Şikayet edilen 26’ncı dönem Milletvekili Nadir Yıldırım’ın, PKK’li Hülya Eroğlu’nun cenazesine katılmasına ilişkin açıklamaların yapıldığı fezlekede, örgüt üyesi şahsın cenazesine katılım ile “terör örgütünün ulusal ve uluslararası kamuoyuna masum ve iyi gibi lanse edildiği, dolayısıyla terör örgütünün bu yolla övüldüğü, yaptıklarının teşvik edildiği, eylemlerinin meşru gösterilmeye çalışıldığı, terör örgütünün yanında yer alındığı, bu yolla terör propagandasının yapıldığı” belirtildi.

Nadir Yıldırım’ın ‘Terör örgütü propagandası yapmak’ suçunu işlediğine dair, şikayet edilenin üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğu ifade edilen fezlekede, “Bu nedenle adı geçen milletvekili hakkında Anayasanın 83’üncü maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kanaatine varılmıştır. Halen Türkiye Büyük Millet Meclisi 26’ncı dönem milletvekili Nadir Yıldırım’ın eylemlerine uyan 3713 sayılı kanunun 7/2 maddesi ve TCK’nun 53/1 maddeleri gereğince hakkında takibat yapılabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2 maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, adı geçen milletvekili hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararına bağlı olduğu anlaşıldığından; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin takdirlerine tevdi olunmak üzere fezleke ve eki soruşturma evrakı ilişikte sunulmuştur” denildi.

YILDIRIM HAKKINDA YAKALAMA KARARI VAR

TBMM’nin dokunulmazlığını kaldırması halinde HDP’li Nadir Yıldırım hakkında 5 yıla kadar hapis istemiyle soruşturma başlatılıp dava açılabilecek. KCK ana davasında da yargılanan Nadir Yıldırım hakkında, geçen Şubat ayında yakalama kararı çıkarılmıştı.

(DHA)

FT’den ‘lira’ analizi: Türk bir yetkili, ‘Danışmanları, bir grup gerizekalı ve dalkavuktan oluşuyor’ dedi

Finans piyasalarının yakından takip ettiği Financial Times (FT) gazetesi, dolar kurunun lira karşısında rekor kırmasını “Liradaki düşüş Türkiye’yi faiz artırımına zorladı” başlığıyla sürmanşetinden verdi ve konuyla ilgili hem bir haber/analiz hem de başyazı yayınladı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre FT, “Akıllı bir otokrat, neyi kontrol edemeyeceğini bilir” başlıklı başyazısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın piyasaların faiz artırım talebine karşılık vererek doğrusunu yaptığını belirtti ve şu ifadelere yer verdi:

“Erdoğan, küresel finansın seyrinin ne derse ona göre hareket etmeyeceğini öğreniyor. Akıllı bir yönetici, politikalarını da değiştirmeyi bilmelidir.

“Faizlerin yükseltilmesi doğru bir karardı. Başka benzer adımlar atmak durumunda da kalabilir.”

ABD’de faiz artırım beklentilerinin doları güçlendirmesi ve Türkiye’de de Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik kaygılar liranın son günlerde ciddi değer kaybına uğramasına neden oldu. Dolar/TL kuru, dün 4.92’nin üzerine çıkarak tüm zamanların en yüksek düzeyini gördü.

Lira, yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 20 değer kaybederek, dolar karşısında en fazla gerileyen gelişmekte olan ülke para birimleri arasında yer aldı.

FT, başyazısında, liradaki düşüşün önlenememesi halinde 2001 yılındaki kriz öncesi görülen “eski kötü günlerin” yeniden yaşanabileceği uyarısında bulundu:

“Söylemeye dahi gerek yok, Erdoğan’ın otokratik yönetimi altında Merkez Bankası’nın bağımsızlığı düşüncesi de çok uzun bir zamandır geçerliliğini kaybediyor. Hassas konularda karar verme gücü yalnızca kendisinde.

“Uzun bir zamandır, para birimindeki değer kaybına verilecek en bariz yanıt olan sert bir faiz artırımı seçeneğini hayata geçirmekten kaçınıyordu.

“Bu direnç, kısmen ideolojik nedenlerden kaynaklanıyor. Erdoğan, faizi ‘tüm kötülüklerin anası ve babası’ olarak tanımlıyor.

“Ancak bu direncin siyasi nedenleri de var. Gücünü pekiştirme planlarının başarıya ulaşması, Kasım 2019’da olması gerekirken 24 Haziran 2018 tarihine çektiği cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin her ikisini birden kazanabilmesine bağlı.

“Bu siyasi kumar, liradaki düşüşün hızlanmasıyla birlikte giderek riskli bir hal alıyor.”

“Esas soru artırımın yeterli olup olmayacağı”

FT yazıda, Türkiye’deki yüksek enflasyon, cari açığın finansmanı için yabancı sermaye girişine duyulan ihtiyaç ve kurdaki yükselişin döviz borcu olan şirketler üzerine yarattığı baskılar gibi ekonomiye yönelik bir dizi ciddi riskin sürdüğüne dikkat çekti:

“Tüm bu risklerin ışığında harekete geçilmesi şarttı. Esas soru Merkez Bankası’nın ‘geç likidite penceresinde’ yaptığı 300 baz puanlık faiz artımının yeterli olup olmayacağı.

“Bunun alternatifleri döviz rezervlerini kullanmak ve sermaye kontrollerine başvurmak olur. Sermaye kontrollerine başvurmak ülkeye fon girişini azaltır.

“Türkiye’nin döviz rezervleri Nisan ayı sonu itibariyle 85 milyar dolar olduğundan dolayı ilk seçeneğe başvurmak mümkün görünüyor. Ancak Ağustos 2016’dan bu yana rezervler 17 milyar dolar azaldı. Rezerv kullanımının da bir sınırı var.

“Para biriminin zayıflığı, Erdoğan’ın Türkiye’nin finans piyasalarının güvenini kaybetmesine neden olan alışılmadık görüşleri ve dengesiz politikalarına yönelik yüksek sesli bir uyarı oldu.

“Finans piyasaları, hapse attığı bahtsız gazeteciler gibi değildir. Beğensin ya da beğenmesin, piyasaların olumlu düşünmesine ihtiyacı var. Bunu geri kazanabilmesinin yolu da gerçekçi ve aklı başında politika yapmaktan geçiyor.”

Bir Türk yetkili: Erdoğan’ın danışmanları bir grup gerizekalı ve dalkavuk

FT, başyazısının yanı sıra liradaki değer kaybıyla ilgili “Döviz krizi, Erdoğan’ın kuşatma altında olduğu düşüncesini derinleştiriyor” başlıklı bir de haber/analize sayfalarında yer verdi.

Gazetenin Ankara muhabiri Laura Pitel imzasıyla yayınlanan yazıda, Erdoğan’ın ekonomi kurmayları arasında “az sayıda kalan piyasa dostu” isimlerin liradaki düşüş karşısında dikkat çekici derecede sessiz kaldıkları belirtildi.

Haberde, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın liradaki düşüşün “yurt dışı kaynaklı bir operasyon” olduğuna dair sözlerine yer verildi ve şöyle devam edildi:

“Albayrak’ın son yıllarda cumhurbaşkanının en yakın kurmaylarından birine dönüşmesi, cumhurbaşkanlığı sarayındaki kuşatılma hissinin giderek arttığının da bir sembolü oldu.

“Analistler ve yetkililer, Türk siyasetine ağırlığını koyduğu 15 yıllık süre boyunca karşı karşıya geldiği hem gerçek hem de hayali tehditlerin, Erdoğan’ı kendisine yalnızca duymak istediklerini söyleyen kapalı bir grup insanın içine çekilmek zorunda bıraktığını söylüyor.

“Türk bir yetkili, ‘Danışmanları, bir grup gerizekalı ve dalkavuktan oluşuyor’ dedi ve ‘Artık aklıbaşında tavsiyeleri dinlemez oldu’ diye ekledi.”

Haberde, “hükümetin en kıdemli ekonomi yetkilisi” olarak tanımlanan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in liradaki sert düşüşün ardından yalnızca sağduyulu politikaların galip geleceğini “umduğunu ve buna inandığını” söylediği İngilizce bir Twitter mesajı attığı ve bundan sonra da Merkez Bankası devreye girene kadar “hayvan videosu ve Galatasaray’ı tebrik eden bir mesaj haricinde lira hakkında tek kelime dahi etmediği” ifade edildi.

Haberde, Şimşek’in sesinin “cumhurbaşkanının ekonomi ekibinin içindeki daha eksantrik kişiler” tarafından bastırıldığı belirtildi. Bu isimlerden birinin Yiğit Bulut olduğu vurgulandı.

Yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Piyasalar, erken seçim ilan edilmesinin ardından 24 Haziran’daki seçimlerin siyasi belirsizliği bitireceği ve çok ihtiyaç duyulan reformların hayata geçirilmesini sağlayacağı beklentisiyle yükselişe geçti.

“Ancak, Erdoğan, bu ay içerisinde Londra’ya yaptığı bir ziyaret sırasında faiz oranlarının yükseltilmesinin zararları hakkında yatırımcılara nutuk çekti ve ekonomi politikalarını daha fazla kontrol edeceğini söyledi.

“Londra merkezli bir danışmanlık şirketinden bir analist, ‘Bu, gerçek bir dönüm noktası oldu… Yatırımcılar uzun yıllardır bu hükümetin iş dünyası yanlısı olduğuna inanıyordu. Ama şimdi bana, (Erdoğan’ın) bu söylediklerine gerçekten inanıp inanmadığını sormaya başladılar’ dedi.

“Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, cumhurbaşkanının seçimlerde oylarını artırmak için ulusal bir kriz varmış duygusu yaratmak adına bilinçli bir şekilde liradaki değer kaybına izin verdiğini öne sürdü.

“Nedeni ne olursa olsun, ekonomistler cumhurbaşkanının ülkeyi resesyonun eşiğine sürüklediğini düşünüyorlar.”

HAZİRAN’dan ekonomi forumu

Birleşik HAZİRAN Hareketi giderek olumsuzlaşan ekonomik tabloya karşı ekonomi forumu düzenliyor.

Alanında uzman 6 ekonomistin katıldığı forumda ‘Ekonomik Kriz ve Emekçilerin Çözümü’ başlığıyla gerçeklecek forum Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenleniyor. Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, Prof. Dr. Aziz Konukman, Doç. Dr. Serdal Bahçe ve CHP Milletvekili Selin Sayek Böke’nin katılacağı forum saat 18.30’da başladı.

#AcıReçeteyeHayır – Ekonomi Forumu- Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde başladıhttps://t.co/XcEjT0uRkx

— BirGün Gazetesi (@BirGun_Gazetesi) 24 Mayıs 2018

#AcıReçeteyeHayır – Ekonomi Forumu- Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi https://t.co/wmu0UGRJX0

— BirGün Gazetesi (@BirGun_Gazetesi) 24 Mayıs 2018

KHK mağduru Konuk, bağımsız milletvekili adayı oldu

BirGün/Ankara

677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleğinden ihraç edilen ve 27 Şubat 2017’den bu yana ihraç edildiği iş yerinin önünde eylemlerini sürdüren Mahmut Konuk, Ankara birinci bölgeden bağımsız milletvekili adaylığı başvurusunda bulundu.

İhraç edildiği günden bu yana Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından düzenlenen ihraç eylemlerine katılan ve direnişini iş yeri ile Ankara Yüksel Caddesi önünde sürdüren Konuk, milletvekili adaylık başvurusu hakkında konuştu.

Emeğin ve emekçinin görünür olması, ihraçların mesleklerine geri dönmesi için çalışmalarını sürdüreceğini söyleyen Konuk, adaylık açıklaması yaptığı sırada ise polislerin kendisine “Kabahatler Kanununa Muhalefet”ten para cezası kestiğini söyledi.

Büyük siyasi partilerin diledikleri gibi seçim çalışması yapabildiğini fakat kendisine para cezası kesildiğini söyleyen Konuk, “Direneceğiz, bu kötü sistemi teşhir etmeye devam edeceğiz, bizi susturamayacaklar” dedi

İnce: Diyarbakır’da Demirtaş’ın ailesini ziyaret edeceğim

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce “İkinci turda Kürt seçmen size destek verir mi?” sorusuna cezaevinde ziyaret ettiği Selahattin Demirtaş’ın “Ben burada yan gelip yatıyorum, diğer Cumhurbaşkanı adayları çalışıp duruyor” esprisini hatırlatarak yanıt verdi. İnce, Diyarbakır’a gittiğinde Demirtaş’ın ailesini ziyaret edeceğini de söyledi.

İnce, önceki akşam AB ülkelerinin Ankara’daki Büyükelçileri ile akşam yemeğinde bir araya geldi.

“Çocuklara 3 dili öğreteceğiz”

Sözcü gazetesinden Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre, Muharrem İnce’ye Avrupalı Büyükelçiler özellikle “ana dilde eğitim” konusunda ne düşündüğünü sordular. İnce, Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde eğitimi çocuklara üç dil öğretecek şekilde düzenleyeceklerini belirterek, “Türkçe, çocuğun ana dili ve bir uluslararası dil öğreteceğiz” yanıtını verdi.

“Ülkelerin kurallarına saygılıyım”

Muharrem İnce’ye, yurtdışında miting yapıp yapmayacağı da soruldu. Yunanistan ve Bulgaristan’da miting olmasa da, oradaki Türk kökenli halkla buluşma planladığını anlatan İnce, isim vermeden referandum döneminde AK Partili bakanların “gelmeyin” denmesine rağmen hükümetlere haber vermeden Avrupa ülkelerinde seyahat etmelerine değinerek, “Ama eğer sorun yaratacaksa, gitmem. Ben ülkelerin kurallarına saygılıyım. Benim kuracağım hükümetten bir bakan, mesela Hollanda’ya gidecek olsa, Hollanda bunu uygun bulmasa, elbette Hollanda’nın kararına saygılı oluruz” diye konuştu.

“Başörtüsü insanların kişisel tercihi, karışmam”

İnce’ye başörtüsü de soruldu. “Bu konu,insanların kişisel tercihidir. Ben karışmam” diyen İnce, tüm insanların inançlarına saygılı olduğunu vurguladı.

“2. turda Kürtlerin oyunu alır mısınız?”

İnce’ye yemekte sorulan en ilginç sorulardan biri de, ikinci tura kalması halinde Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşlarının oyunu alıp alamayacağı idi. “Bu konuda hiçbir endişesi olmadığını” söyleyen Muharrem İnce, HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ı da Edirne Cezaevinde ziyaret ettiğini anlattı. İnce, seçim mitingi için Diyarbakır’a gittiğinde de Demirtaş’ın ailesini ziyaret edeceğini ifade etti. Yemekte Büyükelçilere, Demirtaş’ın kendisine “ortada bir haksızlık var; Ben burada yan gelip yatıyorum, diğer Cumhurbaşkanı adayları çalışıp duruyor” esprisini yaptığını, “tüm cumhurbaşkanı adayları birer hafta gelip benim yerime yatsın, ben de çalışayım” dediğini de anlattı ve “Ben de kendisine ben gelir bir hafta yatarım” dediğini aktardı.

“Yönümüz Batı’ mesajı

İnce, konuşmasında, “Osmanlı dönemlerini canlandırma hevesindeki zihniyete karşıyız” diyerek, Atatürk’ün başta “Yurtta barış, cihanda barış” olmak üzere pek çok sözüne atıf yaptı. Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarken yön olarak “muassır medeniyetleri” işaret ettiğini, bundan da Batı demokrasileri ile laikliği kast ettiğini vurgulayan İnce, seçilmesi halinde hemen atacağı adımları ise şöyle sıraladı;

* OHAL derhal kalkacak.
* Piyasa ekonomisi tüm kurallarıyla işleyecek, Merkez Bankası’na tam bağımsızlık sağlanacak.
* Hukukun üstünlüğü sağlanacak.
* Şeffaflık ve hesap verilebilirlik, bizim iktidarımızın ana ilkesi olacak.

HDP’de bayrak değişimi: Vekillerin dörtte biriyle yola devam

HDP, 24 Haziran için milletvekili aday listesini büyük ölçüde tamamladı. Üç milletvekilini devamsızlık, sekizini ise kesinleşen hapis cezaları nedeniyle kaybeden HDP, önümüzdeki dönemde yeni yüzlerle TBMM’de olmayı planlıyor.

‘Üç dönem’ esniyor

Bu kapsamda 1 Kasım’da seçilen milletvekillerinin büyük bir bölümünün yeniden aday gösterilmeyeceği belirtilirken mevcut vekillerden 10 ismin listelerde yer alacağının kesinleştiği öğrenildi.

Parti Tüzüğünde “üç dönem üst üste milletvekili olunamaz” kuralının 1 Kasım’da olduğu gibi bu dönem de esnetileceği öğrenildi. Eş Genel Başkan Pervin Buldan ile birlikte milletvekilleri Alican Önlü, Berdan Öztürk, Hişyar Özsoy, Mahmut Toğrul, Nimetullah Erdoğmuş, Nihat Akdoğan, Hüda Kaya, Ayhan Bilgen ve Mithat Sancar’ın yeniden adaylığına kesin gözüyle bakılıyor.

Önder, Botan belirsiz

1 Kasım’da Ankara’dan milletvekili olarak seçilen Sırrı Süreyya Önder’in yeniden aday olmak istemediği ancak ikna çabalarının sürdüğü öğrenildi. Partiden edinilen bilgilere göre Önder’e İstanbul birinci bölgeden milletvekilliği adaylığı önerildi. Durumu netleşmeyen bir diğer isim Van Milletvekili Lezgin Botan oldu. Botan’ın aldığı 18 yıllık hapis cezası adaylığı önündeki tek engel olarak gösteriliyor. Milletvekilleri Aycan İrmez ve Leyla Birlik’in durumları da belirsizliğini koruyor.

7 Haziran’daki isimler

HDP’de 7 Haziran’da TBMM’ye giren ancak 1 Kasım seçimlerinde yeniden milletvekili olamayan bazı isimlerin adaylığı da kesinleşti. Bu kapsamda Eş Genel Başkan Sezai Temelli’nin yanı sıra Yurdusev Özsökmenler, Saruhan Oluç, Rıdvan Turan, Ali Kenanoğulları ve Turgut Öker aday gösterilecek. Eski Milletvekili Sırrı Sakık’ın da memleketi Muş’tan aday olacağı bildirildi. HDP’nin Diyarbakır birinci sıra adayının ise DTK Eş Sözcüsü Leyla Güven olacağı ifade edildi.

HDP’de mevcut milletvekilleri Dengir Mir Mehmet Fırat, Celal Doğan ve devamsızlık nedeniyle milletvekilliği sona eren Leyla Zana, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek başvuruda bulunmazken yurt dışında olan Faysal Sarıyıldız ile Tuğba Hezer de aday olamadı. Altan Tan’ın ise Saadet Partisi’nden aday gösterileceği konuşuluyor.

HDP’de Grup Başkanvekilliği yapmış isimlerden Filiz Kerestecioğlu’nun da yeniden adaylık başvurusunda bulunmadığı ifade edildi.

Yeni isimler

26’ncı dönemde vekillerin yıpratıldığı ve “kan değişimine ihtiyaç olduğu” ifade edilen HDP’de, gazeteci Ahmet Şık’ın yanı sıra aktivist Veli Saçılık’ın aday listelerinde yer alabileceği belirtildi. Eski İnsan Hakları Derneği Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici’nin ve Doktor Selçuk Mızraklı’nın da Diyarbakır’dan aday gösterilmesi bekleniyor.

Halkevlerinin önceki dönem Genel Başkanlığını yapan Oya Ersoy ve SYKP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da listelere bileşenlerden dahil olacak. Sanatçı Ferhat Tunç’un da İstanbul’dan başvuruda bulunduğu ve kesin listeye dahil edileceği bildirildi.

Bileşenlerinden de milletvekili adaylarını belirleyen HDP, bu kapsamda Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcülerine listelerinde yer verdi. HDK Eş Sözcülerinden Onur Hamzaoğlu İzmit’ten, Gülistan Koçyiğit ise İstanbul’dan aday gösterilecek.

CHP aday listesinde Kılıçdaroğlu imzası

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

24 Haziran seçimlerine yönelik milletvekili aday listelerini yarın teslim etmeye hazırlanan CHP’de bugün Parti Meclisi (PM) toplanarak listeye son şeklini verecek. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, PM toplantısından bir gün önce tek başına listelere son şeklini verdi. CHP, 24 Mayıs Perşembe günü Ankara ATO Congresium’da seçim bildirgesiyle birlikte milletvekili adaylarını da kamuoyuna tanıtacak.

Muharrem İnce’nin ekibi de aday
Cumhurbaşkanı adayı olduğu için yasa gereği milletvekili adayı olamayan Muharrem İnce’nin, CHP’nin aday listelerinde yer almasını istediği bazı isimler için Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğü öğrenildi. İnce, yakın çalışma ekibinden bazı isimlerin liste dışı bırakılmamasını istedi.

Önseçim yapılmadı
7 Haziran seçimleri öncesinde ‘önseçim’ yapan ve 1 Kasım’da da bu seçimin sonuçlarını dikkate alarak listesini hazırlayan CHP yönetimi, bu kez seçim takviminin kısa süreli olması nedeniyle önseçime gitmedi. Genel Merkez’de oluşturulan komitenin hazırladığı listeye son şeklini Kılıçdaroğlu verdi.

Cezaevinden ilk aday
CHP’nin mevcut 134 milletvekilinden bazıları kendi kararıyla aday olmazken bazılarının da liste dışı kalacağı ifade ediliyor.

CHP’de dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik Anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesinin ardından ‘MİT TIR’ları davası’ kapsamında tutuklanan İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, milletvekili adayı yapılacak. Böylece CHP tarihinde ilk kez bir isim cezaevinden milletvekili adayı gösterilecek.

Böke, Sağlar yeniden listede
Berberoğlu dışında CHP Sözcülüğünden istifa eden ancak Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesinde yer verdiği Selin Sayek Böke de yeniden aday gösterilecek isimler arasında yer aldı.

Mersin milletvekillerinden Aytuğ Atıcı ve Hüseyin Çamak, yeni dönemde milletvekili aday adaylığı başvurusunda bulunmadı. Fikri Sağlar ise Mersin için aday adaylığı başvurusunda bulundu. Sağlar’ın yeniden seçilebilecek bir sıradan Mersin’den milletvekili adayı gösterilmesi bekleniyor.

DİSK başkanlığından istifa eden Kani Beko da, tıpkı 24’üncü dönemde milletvekili seçilen eski DİSK Başkanı Süleyman Çelebi gibi adaylık için başvurdu.

Kaboğlu da aday
OHAL KHK’si ile Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki görevinden ihraç edilen Anayasa Hukukçusu ve BirGün yazarı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun da CHP’nin listelerinden aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Abdüllatif Şener adaylık bekliyor
AKP’nin kurucuları arasında yer alan, bir dönem ismi cumhurbaşkanı adaylığı için de geçen eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in de CHP’den milletvekili adayı olması bekleniyor.

Konuyla ilgili önceki gün bir açıklama yapan Şener, “Cumhuriyet Halk Partisi’nden muhtemelen milletvekili adayı olacağım. Ama şu anda partiler aday listelerini ilan etmedikleri için herhangi bir sürprizle karşılaşmak da mümkündür. Onun için başka bir açıklama yapmak doğru olmaz” dedi.

AYM’den ‘Baluken’ kararı: Milletvekilleri tutuklanabilir

HÜSEYİN ŞİMŞEK / [email protected]
@simsekhuseyinn

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tutukluluğu hakkında Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru “kabul edilemez” bulundu.

Milletvekili iken tutuklanarak “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının” ihlal edildiğini ifade eden İdris Baluken, AYM’ye başvurarak tahliyesinin önünün açılmasını istedi. Baluken başvurusunda, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin siyasi faaliyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Demirtaş ve Yıldırım kararına atıf

Baluken’in başvurusu inceleyen AYM raportörü, HDP’li Selahattin Demirtaş ve Gülser Yıldırım hakkındaki kararlara atıfta bulundu. Raportör, HDP’li iki milletvekilinin de tutuklanmalarının ardından AYM’ye başvurduğunu ve onlar hakkında, “Milletvekillerinin tutuklanmayacağına ilişkin anayasal bir kural yok” tespitinin yapıldığını hatırlattı.

‘Mahkemeye gitmedin’

Suç işlediği iddiasıyla gözaltına alınan ve daha sonra mahkeme kararıyla tutuklanan Baluken’in, “tutuklama uygulamasının hukuka aykırı olduğu” iddiasını da değerlendiren raportör, “AYM’ye gelmeden önceki hukuk yollarının tümünün tüketilmediği için” başvurunun kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

‘Vaktim olmadı’

Gözaltına alınışının hukuki olmaması konusunda AYM’den önce yerel mahkemelere “zamanında” başvurmadığı ifade edilen Baluken ise buna karşılık, gece yarısı Ankara’da gözaltına alınıp hava yoluyla Bingöl’e getirildiğini ve sorgu işlemleri yapılarak tutuklandığını, ardından yine hava yoluyla Kandıra Ceza İnfaz Kurumuna götürüldüğünü, bu nedenle kanuni itiraz imkânlarından yararlanamadığını söyledi.

‘Huzur içinde yaşam için’

Adalet Bakanlığı, mahkemeye sunduğu yazıda, Baluken’in tutuklanmasının hukuka aykırı olmadığını ve seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Yüksek Mahkeme’ye gönderilen değerlendirmede, Baluken’in kendisini destekleyen belirli bir halk kesimi üzerinde etkinliğinin bulunması dikkate alındığında, tutuklamanın toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı ve şiddetin önlenmesi için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı olduğu öne sürüldü.

Baluken’in başvurusunu, raportörün görüşünü ve Adalet Bakanlığı’nın değerlendirmelerini inceleyen AYM üyeleri, oybirliği ile aldığı kararla, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali” yönündeki başvuruyu “kabul edilemez” buldu.