Tarafsız Habercilik

İsveç, 9 bin mülteci çocuğa sığınma hakkı tanıdı

İsveç Parlamentosu, çoğunluğu Afganistan’dan gelen 9 bin sığınmacı çocuğa ülkede kalma hakkını tanıyan tasarıyı kabul etti.

İsveç’te 23 bini Afganistanlı tek başına gelerek iltica talebinde bulunan 40 bini aşkın 18 yaşın altında sığınmacı çocuk bulunuyor.

Evrensel’in haberine göre, Göçmen Dairesi’nin sığınmacı çocukların başvuruları ile karar vermesinin gecikmesi, bazı çocukların iltica taleplerini reddetmesi çocuklar arasında kaygı ve huzursuzluklara yol açmıştı. Bunalıma düşen ondan fazla çocuk intihar etmişti.

İltica talepleri reddedilen çocuklar, “Genç İsveç” adını verdikleri bir örgütlenmeye gitmiş, başkent Stockholm başta olmak üzere İsveç’in büyük yerleşim birimlerinde gösteri, miting, oturma eylemleri ve açlık grevleri gerçekleştirmişti. Pek çok İsveçli aydın ve sivil toplum örgütü de çocukların eylemlerine destek vermiş ve hükümete sorunun çözülmesi için yasalarda yeni düzenlemelere gitme çağrısı yapmıştı.

İyi Parti’den Adil Öksüz iddiası: Seçime 15 gün kala yakalanmış

İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, TSK içindeki cunta yapılanması tarafından 15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe girişiminin kilit isimlerinden firari Adil Öksüz’ün 24 Haziran seçimlerinden 15 gün önce “güya iktidar tarafından yeni yakalanıp getiriliyormuş gibi seçim malzemesi olarak kullanılacağı” iddialarının konuşulduğunu söyledi.

Sözcü’ye konuşan Aydın, “Şimdi yazılıp, çizilip konuşuluyor: FETÖ imamlarından Adil Öksüz, biliyorsunuz. Devlet tarafından yakalandı. Sonra meçhul bir şekilde serbest bırakıldı. Şimdi bunun ‘Devletin adamı’ olduğu söyleniyor ve seçime 15 gün kala güya iktidar tarafından yeni yakalanıp getiriliyormuş gibi seçim malzemesi olarak kullanılacağı iddia ediliyor” derken, “Bu kişinin, itirafçı olarak hem İyi Parti’yi hem CHP içindeki bazı isimleri FETÖ’cü olarak suçlayıp bunu bir seçim kozu olarak kullanabilecekleri her yerde konuşuluyor. ‘Abidik gubidik’ işlerde bu iktidar çok uzman. Bunları okudukça, ne kadar aciz duruma düştüklerini görüyoruz. FETÖ’cü aramak için çok zahmete katlanmamalarını kendilerine öneriyorum. Bunun bir kolayı var. Genel Başkanımız söyledi: Bir ayna alacaklar, aynaya bakacaklar. Sağında, solunda, damatlarını, gelinlerini, eniştelerini görecekler. O yüzden de hiçbir şey yapamayacaklar” ifadelerini kullandı.

TÜİK ‘ölüm nedeni’ istatistiklerini açıkladı

Türkiye İstatistik Kurumu, (TÜİK) 2017 yılı ölüm nedeni istatistiklerini açıkladı. Buna göre, dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler, 165 bin 323 oldu.

TÜİK verilerine göre, ölüm nedenlerinde ilk üç sıra 2017 yılında da değişmedi. Ölüm vakalarının yüzde 39.7’sini oluşturan dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 19.6 ile iyi ve kötü huylu tümörler, yüzde 12 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.

Dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle gerçekleşen ölümlerin 2017 yılında yüzde 39.7’si iskemik kalp hastalığından, yüzde 22.9’u ise serebro-vasküler hastalıktan kaynaklandı.

TÜMÖRDEN ÖLÜME EN ÇOK GIRTLAK VE AKCİĞER TÜMÖRÜ NEDEN OLDU

Kötü huylu tümör nedeniyle gerçekleşen ölümlerin toplam sayısı 2017 yılında 79 bin 889 kişi oldu. Bu ölümlerin yüzde 31’i gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümöründen kaynaklandı.

Ölüm nedeni istatistikleri yaş gruplarına göre incelendiğinde, 2017 yılında dolaşım sistemi hastalıkların en çok (55 bin 284 kişi) 75-84 yaş grubunda, iyi ve kötü huylu tümörlerin ise en fazla (22 bin 982 kişi) 65-74 yaş grubunda olduğu görüldü.

İkamet edilen ile göre ölüm nedenleri incelendiğinde, 2017 yılında dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümlerin oranının en yüksek olduğu ilk beş il sırasıyla, Denizli (yüzde 49.6), Aydın (yüzde 48.9), Balıkesir (yüzde 47.8), Çanakkale (yüzde 47.2) ve Afyonkarahisar (yüzde 46.8) oldu. İyi ve kötü huylu tümörler nedeniyle gerçekleşen ölümlerin oranının en yüksek olduğu ilk beş il ise sırasıyla, Kırklareli, Rize ve Kocaeli (yüzde 23.3), Tekirdağ (23.2) ve İstanbul (yüzde 23) oldu. (ANKA)

Doğum sonrası travma uyarısı: 5 anneden 1’i risk altında

1-7 Mayıs Anne Ruh Sağlığı Farkındalık Haftası nedeniyle Altınbaş Üniversitesi Psikoloji Bölümü tarafından Anne Ruh Sağlığı sempozyumu düzenlendi. Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Aylin İlden Koçkar’ın önderliğinde düzenlenen, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın da katıldığı sempozyumda annelerde en sık görülen ruhsal problem olan ‘doğum sonrası depresyon’a dikkat çekildi.

İlk 40 günlük döneme dikkat
Sempozyumda konuşan Türkiyedogum-sonrasi-travma-uyarisi-5-anneden-1-i-risk-altinda-459750-1. Anne Ruh Sağlığı Farkındalık Birliği Koordinatörü Prof. Dr. Nazan Aydın, “Gebelikte ve doğum sonrası dönemde anneler hassas oluyorlar. Gebelik sırasında bizim karşılaştığımız ruhsal hastalıklar var. Annenin gebelik sırasında yaşadığı ruhsal hastalık tedavi edilmezse hem bebek hem kendisi için sorunlara yol açabiliyor. Doğum sonrası özellikle annelerin hassas olduğu bir dönem. İlk 6 hafta yani 40 günlük dönemde anneler daha hassas hale gelebiliyor ve bizim bu dönemde en çok korktuğumuz doğum sonrası depresyonu oluyor” diye konuştu.

Depresyon bebeğin ergenlik dönemine uzanabiliyor
Her 5 anneden birinin gebelikte ya da doğum sonrası dönemde ruhsal hastalık geçirme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nazan Aydın,10 anneden 7’sinin ise tedavi olamadığını vurguladı. Aydın bu durumun anne ve bebeğe vereceği zararları şu sözlerle açıkladı: “Gebelikte başlayan ruhsal bir hastalıkta, düşük, erken doğum gibi istenmeyen etkilerin ortaya çıkma ihtimali yüksek oluyor. Anne, gebelikte bir ruhsal hastalık geçirdiğinde özellikle depresyon sonrası gerekli bakımı almıyor, kontrollerine gitmiyor, yeterli beslenmiyor, düzensiz uyku sonucu yeterince dinlenemiyor. Dolayısıyla bu gebeliğin seyrini olumsuz etkiliyor. Gebelikte geçirilen ruhsal hastalık ileride bebeğin büyüme, gelişme ve ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor. Çalışmalar annesi gebelikte depresyon geçirmiş bir bebeğin ergenlik döneminde ruhsal hastalıklara daha yatkın olduğunu gösteriyor. Annelerin mutlaka fark edilip tedavi edilmesinin öneminin altı çizilmeli.”

Lohusalık hüznü diye biliniyor ciddiye alınmalı
Annelerin doğum sonrası yaşadığı problemlerin yeterince tanınmadığını ve teşhis edilmediğini belirten Doç.Dr. Aylin İlden Koçkar ise, “Annenin yaşadığı duruma ‘Lohusalık hüznü’ deniyor ve aileler tarafından ruh sağlığı uzmanına gidecek kadar ciddiye alınmıyor” diye konuştu.

dogum-sonrasi-travma-uyarisi-5-anneden-1-i-risk-altinda-459751-1.

Ruh sağlığı sorunu yaşayan annelerin yüzde 75’inin tanı alıp, tedavi edilmediğini belirten Doç. Dr. Koçkar şunları söyledi: “Böyle olunca da sorun çok daha ciddi seviyelere çıkana dek maalesef ruh sağlığı uzmanına başvurulmuyor. Doğum sonrası dönemde ise, ruh sağlığı sorunu olan bir annenin bebeğe uygun ilgiyi gösterememesi anne bebek bağlanmasının oluşmasında engeller oluşturabilmektedir. Sağlıklı bağlanma sonradan ortaya çıkabilecek psikopatalojinin önleyicisi aslında. Anne ve bebek sağlıklı bağlanma kuramadığında, bebek büyürken kendisinde de ruh sağlığı bozukluğunun gelişmesi söz konusu olabilir. O nedenle en erken müdahale bebek anne karnındayken yapılan müdahaledir.”

21. Yüzyılda kurucu fikirler: Tek adam düzenine alternatif

Redaksiyon Dergi ve TAKSAV’ın birlikte düzenlediği “21. Yüzyılda Kurucu Fikirler: Halk Egemenliği: Direniş Stratejileri ve Sol Program” sempozyumun ilk günü yoğun ilgi gördü. Ankara’da TAKSAV Sümmanı Can Toplantı Salonunda yapılan sempozyum, Fatsa’nın devrimci Belediye Başkanı Fikri Sönmez’in anısına düzenlendi.

Etkinlikler iki gün sürecek
İki gün olarak planlanan sempozyuma ilişkin değerlendirmeyi Redaksiyon Dergi’den Pınar Yüksek yaptı. Sempozyumun, hem Fikri Sönmez’in hem de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın ölüm yıl dönümlerinde gerçekleştiriliyor olmasına değinen Yüksek, “ManifestoFatsa vurgusuyla düzenlediğimiz etkinlik tek adam rejiminin kurumsallaştırılmaya çalışıldığı gidişat karşısındaki alternatifler arayışlarını ifade ediyor” dedi.

Üretim zemini ve tartışma platformu
Dünya ölçeğinde kriz karşısında sol arayışların ortaya çıkmaya başladığına vurgu yapan Yüksek, şunları söyledi: “Ülkemizde de Gezi’den HAYIR hareketine uzanan bir arayıştan söz edebiliyoruz. Ancak bu arayışların henüz siyasal bir alternatife dönüşemediği bir ortamda, bunun nasıl mümkün olabileceğine ilişkin çabalara fikri bir katkı olarak bu sempozyumu gerçekleştiriyoruz. Fatsa deneyiminin işaret ettiği halk iktidarı fikrinin, Paris Komünü’nden Gezi’ye uzanan deneyim ve arayışlarının içinde bugün tam da ülkemizde İslamcı faşizm karşısında demokrasinin gerçek anlamda yeniden inşasını da mümkün kılacak bir geçişin nasıl sağlanacağını ele alıyoruz.

21-yuzyilda-kurucu-fikirler-tek-adam-duzenine-alternatif-arayislar-460085-1.Bu anlamda sol bir programla birlikte sol strateji ve elbette 24 Haziran’a giderken yapılabilecekler üzerine yürütülen tartışma, ülkemizde radikal solun sesine olan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyarak, bunun önümüzdeki dönemdeki etkin kılınmasına yönelik fikri bir arayışın parçasıdır. Redaksiyon bu anlamda bir üretim zemini ve tartışma platformu olarak bu çabalarını daha da geliştirerek sürdürecek.”

Fatsa deneyimi
Yoğun katılımın gerçekleştirildiği sempozyum TAKSAV’da düzenlendi. Sempozyumun ilk günü, Fikri Sönmez anısına sinevizyon gösterimi ile başladı. Fatsa’nın tanıklarından Aydın Akyazı “Fatsa Deneyimi” üzerine bir konuşma yaptı. Akyazı, Fikri Sönmez’in devrimci karakterini, devrimci mücadelenin o süreçte nasıl kitleselleşerek halkla buluştuğunu anlattı.

Bugün de sürecek
Sempozyum bugün de Alper Taş, İlhan Cihaner, Güray Öz, Korkut Boratav ve Kansu Yıldırım’ın sunumları ile devam edecek. İkinci gün oturumları saat 15.00’ te başlayacak. BirGün Ankara

***

Barbarlığa karşı direnmeliyiz

İkinci oturumda ise “Kapitalizmin Krizi ve Krize Karşı Sol Alternatif Arayışları” başlığı tartışıldı. Oturumda, Hayri Kozanoğlu, Sungur Savran, Fikret Başkaya yer aldı. Fikret Başkaya, “Bugün artık kapitalizmi tanımlamak için kriz kelimesi yeterli değil. Sistem her anlamda çökmüş durumda. Örneğin ekolojik alanda da kriz yerine yıkım ifadesini kullanmak daha doğru. Bugüne baktığımızda kapitalizm artık değer üretemiyor, iç sınırlarına ulaşmış vaziyette” diye konuştu.

Sungur Savran ise, “Son dönemde halkın ayaklandığı ülkeler İran, Slovakya, Romonya, Tunus, Ermenistan. Sadece 4-5 ayda ciddi ayaklanmalar oldu. Umutsuzluğa kapılmamalıyız. Kapitalizmin yarattığı barbarlığa karşı örgütlenmeliyiz” dedi. Savran, AKP’nin yeni bir sermaye grubunu hakim kılmaya çalıştığını bunun da islamcı sermaye olduğunu, baskı rejiminin karakterinin Rabiacılık olduğunu söyledi. Savran, “Kurucu fikirlerimizi Marksizme dayandırarak güçlendirmeliyiz” dedi. Günün son oturumunda ise “Halk Egemenliği, Laiklik ve Kamusallık” başlığı kapsamında Güven Gürkan Öztan, Aysun Gezen konuştu.

***

24 Haziran’da haklarından geleceğiz

21-yuzyilda-kurucu-fikirler-tek-adam-duzenine-alternatif-arayislar-460086-1.

Sempozyumun ilk oturumunda Melih Pekdemir, Necmi Erdoğan “Direniş ve Halk Meclisleri Fikri: Deneyimler ve Güncel Arayışlar” başlığı kapsamında konuştu.

İlk sözü alan Melih Pekdemir, “Terzi Fikri’yi anmadan Fatsa’yı konuşamayız. Fatsa’da yaşananlar Türkiye’deki devrimcilerin yapmak istedikleriydi. Büyük bir emeğin ve örgütlenmenin sonucunda ortaya çıkan bir güzellikti. Nokta operasyonu olmasaydı Fatsa gibi birçok il olacaktı. Fakat şu unutulmamalıdır ki yenilmedik. Bütün Türkiye’nin Maraş’a Çorum’a dönüşünü engelledik” dedi.

24 Haziran seçimlerine de değinen Pekdemir, “Gayri nizami bir iktidar karşısında gayri-nizami toplumsal muhalefet etkili olabilir. Onların YSK’ları, topları, tüfekleri olabilir. Karşımızda ne olursa olsun haklarından geleceğiz. Bizlerin kafası başka çalışıyor. Dünyayı değiştirme, devrim yapma isteğimiz hep baki kalacaktır” diye konuştu. Necmi Erdoğan da, “Gezi siyasi açısından önemli bir deneyimdi. Kendi sloganını kendi bulan otoriteye karşı tabi olmayan bir özneleşme sürecine yol açtı. Bugün de kendisini hükümran kılmaya çalışan tebaaya, kullaşmaya karşı özneleşmeyi öne çıkaran bir siyaset olduğu açıktır” ifadelerini kullandı.

Yanıtı hâlâ verilmeyen soru

Iraklıların, Somalililerin, içişlerine sık sık karışılan eski Sovyet cumhuriyetlerinin, ABD nefretinin nedeni aklı başında herkesin malumu, tamam da 1787 yılının Fransa’sı ne diye, keşfedileli henüz üç yüz kusur yıl olmuş ABD’yi tehlikeli görüyordu? Feodalizmi yaşamamış olmanın nimetlerinden, ilerleyen yüzyıllarda birçok ülkeyi perişan ederek yararlanmış olan ABD’den, İspanya dururken Fransa niye yakınıyordu? İspanya’nın ticari çıkarları için keşif gezilerine çıkan Colomb adlı maceraperestin keşfettiği, (kimi tarihçi ya da coğrafyacılara göre bu zattan çok daha önce başkalarınca bulunmuş olduğu belirtilen) ABD’den asıl yakınması gereken, sömürge alanlarını bu ülkeyle paylaşmaya niyeti olmayan İspanya olmalıydı. Tabii, ABD keşfedilir edilmez bölge ülkeleri için sorun olmuş değil. Kendi ticaret sınıfının palazlanması, dış pazar araması gibi aşamalardan sonra baş gösteren bir Amerikan tehlikesinden söz ediyorum.

Sözünü ettiğim 1787 yılında, Fransız Akademisi, öğrencilerine tartışma konusu olarak şu soruyu sorar: “Amerika’nın Keşfi İnsanlığa Yararlı Olmuş Mudur?” Bu soruya Fransız öğrencilerin yanıtlarının ne olduğunu bilmiyorum.

Bize sorulsaydı ne cevap verirdik? En azından kendi adıma, dünyanın başına ördüğü bu kadar çoraba bakıp, keşfedilmemesi keşfedilmesinden daha iyi olurdu diye yanıtlardım soruyu. Buna kimi itirazlar da gelirdi elbette. Örneğin ABD’nin iki yüzü olduğu, bu yüzlerden birinin sivil toplumculuğa, özgürlüklere açık olduğu ileri sürülebilirdi. Aynı kanıda olmamı gerektirecek mantıklı bir neden göremiyorum ben. ABD bugün neyse dün de pek farklı değildi. ABD’de köleliği kaldıran Başkan Lincoln’ün su katılmamış bir ırkçı olduğunu herkes bilir. Siyahlara da kimi hakların verilmesi gerektiğini söyleyenlere, “Ne yani, bu yaratıklarla aynı haklara sahip mi olacağız?” diye hayretle karşılık verdiği kayıtlıdır.

Bir dönem aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerin “aydın” çevrelerinde çokça dile getirilen bir görüş vardı. ABD’de Clinton’un, İngiltere’de Blair’in varlığını esas alarak “Dünyaya ABD-İngiltere eksenli sol bir dalga yayılıyor” teranesine inanmıştı bu çevreler. “Sol dalga”nın yayılacağı ülkelerden biri olan İngiltere’de, etrafındaki Danışmanlar’ın Blair yönetimine “İngiltere 1800’lü yıllardaki emperyalist politikalarına geri dönmelidir” önerisinde bulunduğu ortaya çıktığında bile, hala o “sol dalga”dan umutlu şaşkın insan kümeleriydi bunlar.

Ardından, tarihin, dolayısıyla ideolojinin bittiği, kesin zaferin liberalizmin olduğunu iddia eden Francis Fukuyama’nın tezleri geldi. Fukuyama, ulus devletlerin sonunu ilan ediyor, küreselleşmeye engel bu tür devlet biçiminin yok olması gerektiğini vurguluyordu. Beklenen “sol dalga”ya önemli bir teorik dayanaktı bu. Utanma duygusu vicdanla beraber var olan bir duygudur. Küreselleşmeyi, sermayenin değil de halkların buluşması gibi anlayan köksüz “aydın”, Fukuyama’nın, en son yazdığı kitapta, bir önceki kitabı olan Tarihin Sonu ve Son İnsan’da dile getirdiği görüşleri reddettiğini duymak istemedi. Fukuyama, yanıldığını kabul etmekle kalmadı, ABD Başkanı danışmanlığı dahil Amerikan resmi kurumlarındaki tüm görevlerinden ayrıldı.

William Allen White, Albert J. Beveridge, David Starr Jordan gibi 1800’lü yılların sonunda doğup, 1900’lü yıllarda ölmüş kimi Amerikan düşünür ya da politikacıları ülkelerinde ırkçılığın teorisini yaptılar. Bunlardan White adını taşıyanı “Dünyada, dünya fatihleri olarak ilerlemek Anglosaksonların kaderidir” deyişiyle bilinir. Bulun bu adamın fotoğrafını, dikkatlice bakın, Bush’un, Trump’ın yüzünü görürsünüz. Jordan adlı olanı ise, sanki övünülecek bir şeymişçesine ırkçılığa akademik saygınlık kazandırmış adam olarak değerlendirilir. Amerikan kültürünün melezleşmesine karşı olduğu da bilinmez değildir. O bunu dün dile getiriyordu. Günümüzde bunu tekrarlayan Huntington değil midir? Kitaplarından birinde “bir Amerikan kültürünün oluşmasına siyahların ve Koreli göçmenlerin engel olduğunu” açıkça söylemek gibi Bush/Trump çağına uygun bir tutumu vardır. Dünü ile bugünü aynı olan ender ülkelerden biridir ABD.

Aynı soruya Sovyetler’den arta kalan ülke halkları ne yanıt verirlerdi sizce? Ziyaret ettiği Gürcistan’da bir zamanlar Bush’u görülmemiş biçimde karşılayan Gürcistan halkı örneğin? Sovyet sonrası devletlerin, bir zamanlar “dinsiz Sovyetler’e karşı – aynen böyle diyorlardı- imanın kalesi olan ABD’nin yanındayız” diyen gerici Arap devletlerinden bir farkı yoktur bugün. Gürcistanlının hayranlıkla bağrına bastığı Bush’un ülkesinde 10 milyon kişi yoksulluk sınırın altında yaşıyor halen. Gürcistan yoksulu, sınıfdaşı Amerikan yoksulunu elbette düşünecek değil. Yeraltı, yerüstü zenginlikleri elinden gitmeye başladığı an, belki Amerikan yoksulunun farkına varabilir.
Ezip geçen, kendi çıkarlarına göre biçimlendirilmiş bir demokrasiyi (!) başka ülkelere dayatma hakkını kendinde gören; insan olsaydı, ancak “küstah” sıfatıyla değerlendirilebilecek; kendi sınırlarını gümrük duvarlarıyla korumaya çalışan bir ülkedir ABD.

Fransız Akademisi’nin sorusunun üzerinden 200 yıldan biraz fazla zaman geçti. İnsanlığın, yanıtı bu kadar uzun süren bir sorusu olmuş muydu daha önce?

Koray Aydın: Bahçeli devri kapandı

MHP eski Trabzon milletvekili ve olağanüstü kurultay toplandığı takdirde genel başkan adayı olan Koray Aydın CNN Turk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge’de önemli açıklamalarda bulundu. Aydın ” MHP’de Bahçeli devri kapanmıştır” dedi.

İşte Aydın’ın açıklamalarından satırbaşları:

“Aşağıda müthiş bir dip dalga var. Olağanüstü kongre toplanır. MHP’de bir devir kapandı. Bahçeli devri kapandı. Buna direnmenin anlamı yok. Kurultayı toplar tüzüğü değiştiririz.

1232 delegenin 1000’i oy verecek. Sel gelecek derken bunu söylüyorum. Aday olursa Bahçeli’nin kongreyi kazanma şansı yok.”

SOKAK HAYVANLARI İÇİN BİR ARAYA GELDİLER

Izmit Belediyesi’nin sokak hayvanlariyla ilgili calismalari devam ediyor.
Bugune kadar Hayvan Dostu Belediye anlayisiyla hareket eden, sokak hayvanlariyla ilgili bircok uygulamada ve projede oncu olan Izmit Belediyesi, sokak hayvanlari ile ilgili yeni projeler icin gorusmeler gerceklestiriyor. Kocaeli Doga ve Hayvan Dostlari Dernegi Baskani Gonca Celik Ketenag ve Baskan Yardimcisi Ilksen Aydin Izmit Belediyesi’ne yapmis olduklari ziyarette sokak hayvanlariyla beraber yasama konusunda halkimizi bilinclendirecek yeni projeler konusunda gorusmelerde bulundu. Izmit Belediye Baskan Yardimcisi Guray Oruc ile yapilan gorusmede konusan Dernek Baskani Gonca Celik Ketenag, “Bu dunya hepimize ait. Dunyanin olusumunda once bitkiler ve hayvanlar daha sonra insanlar yaratildi. Bu canlilarin hepsinin sorumlulugu ve emaneti bize ait. Insanoglu zekasini ve yetenegini kullanabilme ustunlugu ile ovunebiliyorsa, kendinden daha aciz canlilari koruyarak, sorumluluklarini alarak onlarin hayatlarini en iyi kosullarda surdurebilecek yetenek ve islevlere de sahiptir” dedi.
Anlamli ziyaretleri icin Kocaeli Doga ve Hayvan Dostlari Dernegine tesekkur eden Izmit Belediye Baskan Yardimcisi Guray Oruc kendileriyle tanismaktan buyuk mutluluk duyduklarini belirterek, “Insanlarimizin hayati kadar hayvanlarimizin hayati da bizim icin onemli, halkimizi sokak hayvanlariyla yasama konusunda bilinclendirmek amaciyla hazirlanacak her turlu calismada, her zaman yaninizda olacagimizi bilmenizi isteriz. Bu konuda birlikte buyuk projeler gerceklestirecegiz” seklinde konustu.