Tarafsız Habercilik

Avusturya’nın cami kapatma kararına Dışişleri’nden tepki; İtalya’dan destek

Avusturya hükümetinin ülkedeki 7 camiyi kapatma ve Türkiye’nin finanse ettiği yaklaşık 60 imam ile ailelerini sınır dışı etme kararına İtalya’nın yeni hükümetinden destek geldi. İtalya’da geçen hafta kurulan ve hafta başında da parlamentodan güvenoyu alarak resmen göreve başlayan popülist hükümetin aşırı sağcı İçişleri Bakanı Matteo Salvini, bu konuda Avusturya yönetimi ile bir ortak eylem planını görüşmek istediğini söyledi.

Avusturya’daki cami kapama ve imamları sınır dışı etme kararıyla ilgili bir haberi Twitter’da paylaşan Salvini, habere yorum olarak da “İnanç özgürlüğüne inanıyorum ama radikal dinciliğe inanmıyorum. İnancını, bir ülkenin güvenliğini riske atacak şekilde kullananlar uzaklaştırılmalıdır” diye yazdı.

İtalya’da 4 Mart’ta yapılan genel seçimler öncesindeki seçim kampanyası döneminde Matteo Salvini, iktidara gelmeleri halinde “yasa dışı camileri kapama” sözü vermişti.

Matteo Salvini geçen Şubat ayında yaptığı bir açıklamada, “Yasa dışı camileri kapatacağız. Bu camileri kimin finanse ettiğini, arkasında kimin olduğunu, paranın nereden geldiğini, kimin ne vaaz verdiğini bilmek istiyorum” demişti.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN TEPKİ

Dışişleri Bakanlığı, Avusturya’nın cami kararının ardından şu açıklamayı yayınladı.

“Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz’un, Şansölye Yardımcısı, İçişleri Bakanı ve Din İşleri Dairesinin bağlı olduğu AB Bakanı ile beraber düzenlediği basın toplantısında ülkemiz tarafından Avusturya’ya gönderilen ve Avusturya-Türk İslam Birliği’ne (ATİB) bağlı olarak görev yapan din görevlilerimize oturum izni verilmeyeceğini ve Türk toplumuna ait bir cami dahil yedi caminin kapatılacağını açıklamasını esefle karşılıyoruz. Avusturya’nın sudan bahanelerle yedi camiyi kapatması ve imamları sınırdışı etmesi bu ülkedeki İslam karşıtı, ırkçı ve ayrımcı popülist dalganın sonuçlarından biridir.

Başta Şansölye Kurz olmak üzere Avusturyalı siyasetçilerin, ırkçılıkla, İslam ve yabancı düşmanlığıyla ve aşırı sağın yükselişiyle mücadele etmek yerine bu endişe verici gelişmelerden siyasi çıkar elde etmeye çalışmalarını kınıyoruz.

Avusturya Hükümetinin ideolojik tutumu evrensel hukuk normlarına, toplumsal uyum politikalarına, azınlık hukukuna ve birarada yaşama ahlakına aykırıdır. İslam karşıtlığının ve ırkçılığının bu şekilde normalleştirilmesi ve sıradanlaştırılması kesin olarak reddedilmelidir.

Öte yandan, tecrübe ve aklı selimden uzak siyasetçilerin güdümünde, bu tür ayrımcı ve popülist bir yaklaşım benimsenmesi Avrupa’da İslam karşıtlığı ve ırkçılığın yükselişi kapsamında ileriye matuf olumsuz gidişatın da habercisi niteliğinde bir gelişmedir.

Bu anlayıştaki bir Avusturya’nın AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olması AB için de talihsiz bir durumdur. Son aylarda bilhassa Dışişleri Bakanlıkları arasında sürdürülmekte olan Türkiye-Avusturya ilişkilerinin normalleştirilmesine yönelik çabalara da ters düşen bu kararın Avusturya Türk toplumunun uyumu yönündeki gayretlere de hizmet etmeyeceği aşikardır.”

Dışişleri Bakanlığı’ndan Avusturya’nın ‘cami’ kararına tepki

Dışişleri Bakanlığı, Avusturya’nın ülkedeki 7 camiyi kapatma kararına ilişkin bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, kararın iki ülke ilişkilerini normalleştirme çabalarına zarar vereceği belirtildi.

Dışişleri’nin açıklaması şu şekilde:

“Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz’un, Şansölye Yardımcısı, İçişleri Bakanı ve Din İşleri Dairesinin bağlı olduğu AB Bakanı ile beraber düzenlediği basın toplantısında ülkemiz tarafından Avusturya’ya gönderilen ve Avusturya-Türk İslam Birliği’ne (ATİB) bağlı olarak görev yapan din görevlilerimize oturum izni verilmeyeceğini ve Türk toplumuna ait bir cami dahil yedi caminin kapatılacağını açıklamasını esefle karşılıyoruz. Avusturya’nın sudan bahanelerle yedi camiyi kapatması ve imamları sınırdışı etmesi bu ülkedeki İslam karşıtı, ırkçı ve ayrımcı popülist dalganın sonuçlarından biridir.

Başta Şansölye Kurz olmak üzere Avusturyalı siyasetçilerin, ırkçılıkla, İslam ve yabancı düşmanlığıyla ve aşırı sağın yükselişiyle mücadele etmek yerine bu endişe verici gelişmelerden siyasi çıkar elde etmeye çalışmalarını kınıyoruz.

Avusturya Hükümetinin ideolojik tutumu evrensel hukuk normlarına, toplumsal uyum politikalarına, azınlık hukukuna ve birarada yaşama ahlakına aykırıdır. İslam karşıtlığının ve ırkçılığının bu şekilde normalleştirilmesi ve sıradanlaştırılması kesin olarak reddedilmelidir.

Öte yandan, tecrübe ve aklı selimden uzak siyasetçilerin güdümünde, bu tür ayrımcı ve popülist bir yaklaşım benimsenmesi Avrupa’da İslam karşıtlığı ve ırkçılığın yükselişi kapsamında ileriye matuf olumsuz gidişatın da habercisi niteliğinde bir gelişmedir.

Bu anlayıştaki bir Avusturya’nın AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olması AB için de talihsiz bir durumdur. Son aylarda bilhassa Dışişleri Bakanlıkları arasında sürdürülmekte olan Türkiye-Avusturya ilişkilerinin normalleştirilmesine yönelik çabalara da ters düşen bu kararın Avusturya Türk toplumunun uyumu yönündeki gayretlere de hizmet etmeyeceği aşikardır.”

AB’den İngiltere’nin önerisine ret

Avrupa Birliği (AB), İngiltere’nin Kuzey İrlanda’da sınır uygulanmaması için ticari ilişkileri 2021 yılından sonra bir süre Gümrük Birliği esaslarına uygun şekilde devam ettirme önerisini reddetti.

AB Komisyonu’nun Brexit Başmüzakerecisi Michel Barnier, İngiltere ile gerçekleştirilen Brexit müzakereleri turunun ardından Brüksel’de basın toplantısı düzenledi.

Barnier, AB Liderler Zirvesi’ne 3 hafta süre kaldığını anımsatarak, “Karar alma ve tercih yapma zamanı geldi. Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılmasına 10 aydan kısa süre kaldı. Sonbahara kadar anlaşma sağlamamız gerek. Anlaşma yapmak ve buna ilgili mercilerce onay verilebilmesi için sadece bir kaç ayımız kaldı” diye konuştu.

İngiliz hükümeti tarafından yayımlanan “Geçici Gümrük Düzenlemesi” öneri metnini dün aldıklarını açıklayan Barnier, “Bu belgenin yayınlanması olumlu bir adım. Belgeyi objektif biçimde değerlendiriyoruz” ifadesini kullandı.

Barnier, İngiltere’nin Kuzey İrlanda ve İrlanda arasında sınır uygulanmaması için AB ile ticaretinin birlikten ayrılmasının ardından bir süre daha Gümrük Birliği esaslarına uygun olarak yürütülmesi önerisinin kabul edilemeyeceğini, AB’nin Kuzey İrlanda’ya önerdiği çözümlerin İngiltere’nin tamamına uygulanamayacağını söyledi.

Kişisel veriler, coğrafi işaretler ve AB mali çıkarlarının korunması konularını müzakere ettiklerini belirten Barnier, ayrılık anlaşması yönetimi ile İrlanda ve Kuzey İrlanda arasındaki sınır konularında uzlaşı sağlanamadığını dile getirdi.

Trump: NBA şampiyonu Beyaz Saray’a giremeyecek

ABD Başkanı Donald Trump, NBA’de bu sezon şampiyon olacak takımın oyuncularını Beyaz Saray’a davet etmeyeceğini söyledi.

Kanada’da düzenlenen G7 Zirvesi’nin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Trump, NBA’de Cleveland Cavaliers ile Golden State Warriors arasında devam eden sezon finaline ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, iki takımın yıldız oyuncuları Warriorslı Stephen Curry ve Cavalierslı LeBron James’ten bahseden Trump, “Ne LeBron James’i ne de Stephen Curry’i Beyaz Saray’a davet ettim. Hangisinin takımı şampiyon olursa olsun oraya giremeyecekler.” diye konuştu.

All-star LeBron James, konuyla ilgili hafta içinde yaptığı açıklamada, “Bu seriyi kim kazanırsa kazansın kimse Beyaz Saray’a davet edilmek istemiyor. İki takımın da oraya gitmeyeceğini biliyorum.” ifadelerini kullanmıştı. Warriorslı Curry ile Kevin Durant ise James’in görüşüne katıldıklarını belirtmişlerdi.

Benzer tartışmalar geçen sezonun ardından da yaşanmış ve Warriorslı oyuncular, şampiyonluğun ardından Beyaz Saray’a gitmemişti.

Putin ile Kuzey Kore lideri Kim görüşebilir

Kremlin Basın sözcüsü Dmitriy Peskov, gazetecilerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un’un görüşme gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği yönündeki sorusunu cevaplandırdı.

Kremlin sözcüsü Peskov, “Evet, gerçekten böyle bir görüşme olabilir. Görüşmenin biçimi ve zamanı diplomatik kanallar aracılığı ile ayarlanacak” ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dün Kuzey Kore’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti.

Lavrov’un görüşmesi sonrası yapılan açıklamada, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki ilişkilerin yüksek seviyede aktif hale getirilmesi üzerinde anlaşmaya varıldığı belirtilmişti.

CHP’li Altıok’tan kitabını sansürleyen D&R’a tepki: Sansürü anlattığım kitabım sansüre uğradı

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk’ün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla, D&R mağazalarının Turkuvaz Grup’a satışından sonra aralarında Turan Dursun, İbrahim Kaboğlu, Orhan Gökdemir ve Zeynep Altıok’un kitaplarının raflardan kaldırıldığı ortaya çıktı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’tan konuyla ilgili tepki geldi.

Yaşanan sansürle ilgili yazılı basın açıklaması yapan Altıok, D&R mağazalarındaki uygulamanın açık bir şekilde ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu belirtti. Zeynep Altıok açıklamasında “sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu! Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır” dedi.

Turkuvaz'a satılan D&R'da sansür başladı Turkuvaz’a satılan D&R’da sansür başladı

Altıok’un açıklamalarında öne çıkanlar şu şekilde;

BU YASAK VE SANSÜR KİTABIMI TEYİT ETMİŞ OLDU

İçi Boşaltılan Laiklik ve Cumhuriyet kitabımın içeriği ile ilgili olarak “AKP’nin 16 yıllık iktidarında sosyal, siyasal ve kültürel hayatta laiklik ve aydınlanma değerlerine yönelik saldırılar eşi benzeri görülmemiş şekilde arttı. Bu organize saldırılar ile ilgili yaratılan algı; bu saldırıların bireysel olduğuydu. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Yavaş yavaş kuşatılan Cumhuriyetin çağdaş değerleri her gün organize bir şekilde törpüleniyor” demiş ve verilerle saldırının boyutlarını ortaya koymuştum. D&R mağazalarının yandaş bir guruba satılmasından hemen sonra uygulanan bu yasak ve örtülü sansür maalesef bizi bir kez daha teyit etmiş oldu. Yani sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu!

SANSÜR GERİCİ VE BASKICI İKTİDARLARIN EN SIK BAŞVURDUĞU YILDIRMA ARACI

Kitap ve sanat eserlerine yönelik yasaklama/sansür, tarih boyunca baskıcı ve gerici iktidarların en sık başvurduğu yıldırma ve vazgeçirme aracı olmuştur. Kendi düşüncesini/fikrini/ideolojisini/yaşam tarzını benimsemeyen herkese, her söyleme, her düşünceye, her sanat eserine kuşkuyla yaklaşan yasakçı zihniyetler; heykeli, resmi, sinemayı, tiyatroyu, gazeteyi, kitabı yasaklayıp kriminalize ederek gücünü devam ettirmek ister. Fakat yasakların, yok saymaların, baskıların, gizli ve açık sansürlerin fikir ve ideolojileri öldürmediği gibi bu uygulamaların da çözüm olmadığı tarihsel deneyimlerle mevcuttur. İnsanlık tarihi göstermiştir ki, düşünceler ancak başka bir düşünceyle yenilir.

BİLİM SANAT VE ÖZGÜR DÜŞÜNCE ÖNÜNDEKİ ENGELLER 25 HAZİRAN’DA SON BULACAK

16 yıldır “kültürel iktidarını” yaratamayan AKP iktidarı ve onun uzantıları, bunun önündeki en büyük engel olarak özgür düşünceyi, kültür ve sanatı görüyor. Geçen yıl Danimarka merkezli ifade özgürlüğü organizasyonu Freemuse tarafından açıklanan sanata ve sanatçılara yönelik sansür, saldırı ve hak ihlalleri raporuna göre Türkiye 7. sırada Kuveyt, Çin, Mısır, Hindistan, Rusya, Pakistan ve İran’la aynı ligde yer alıyor. Bu liste bile AKP Türkiye’sinde kültür ve sanata yönelik saldırıları açıklamak açısından yeterli. Sansür sadece yasalarla ve devlet/iktidar tarafından değil, farklı aktör ve farklı yöntemlerle de uygulanabilir. Bu anlamda D&R mağazalarındaki uygulama açık bir şekilde sansür ve aynı zamanda ifade özgürlüğü hakkının ihlalidir. Oysa ifade özgürlüğü, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve anayasamıza göre demokrasinin vazgeçilmez koşuludur. Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır. Sanata, kültüre, bilime ve özgür düşünceye olan inanç ve aydınlık Haziran umuduyla…

Baskın seçimde kullanılacak oy pusulaları tanıtıldı

Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde kullanılacak oy pusulaları basın mensuplarına gösterildi.

Milletvekili kesin aday listelerinin ilan edilmesinin ardından, yurt dışında kullanılacak oy pusulaları ile cumhurbaşkanı seçiminde kullanılacak pusulaların basımı tamamlandı.

24 Haziran’da yurt içinde kullanılacak pusulaların basım işlemi ise dün başladı.

Cumhurbaşkanı adayları için hazırlanan oy pusulasında birinci sırada CHP’nin adayı Muharrem İnce, ikinci sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, üçüncü sırada Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, dördüncü sırada HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş, beşinci sırada Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, altıncı sırada da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yer aldı.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469946-1.

Pusulada adayların fotoğrafları isimleri ve bunların hemen altında evet mührünün basılacağı alan bulunuyor.

Siyasi partilerin oy pusulasında ise AKP ve MHP’nin oluşturduğu, BBP’nin destek verdiği “Cumhur İttifakı” ilk, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Partinin (DP) kurduğu “Millet İttifakı” son sırada. Pusulada HÜDA PAR ikinci, Vatan Partisi üçüncü, HDP dördüncü sırada yer alıyor.

İttifak yapan partiler, oy pusulasında ittifak unvanları altında yan yana bulunuyor. Partilerin logoları, isimleri, genel başkanlarının adları belirtiliyor. Yurt içindeki pusulalarda partiler için ayrılan her sütunun altında, milletvekili adaylarının isimleri de bulunacak.

İKİ PUSULA TEK ZARFA

Seçmen, cumhurbaşkanına ve milletvekillerine yönelik tercihte bulundukları iki ayrı oy pusulasını aynı zarfa koyarak sandığa atacak.

Birleşik oy pusulasında tercih edilen cumhurbaşkanı adayı, siyasi parti, ittifak veya bağımsız aday için ayrılan bölümden dışarı taşırmamak suretiyle ”TERCİH” veya ”EVET” mührü basılması gerekecek.

Oy pusulasına, ”TERCİH” veya ”EVET” mührü dışında, herhangi bir yerine imza atılması veya işaret konulması halinde oy geçersiz sayılacak.

Birleşik oy pusulasından başka, zarfa hiçbir şey konulmayacak, aksi halde kullanılan oy geçersiz olacak. Seçmene birleşik oy pusulası verildikten sonra hata veya başka bir neden ileri sürülerek yeni bir birleşik oy pusulası verilmeyecek.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469950-1.

İTTİFAK OYLARI

İttifak alanı içerisinde, ‘evet’ mührünün, bir siyasi partiye ayrılan alana, hem bir siyasi partiye ayrılan alana hem de ittifak unvanı bölümüne, ittifak unvanı bölümüne taşacak şekilde bir siyasi partiye ayrılan alana basılması halinde, bu oy pusulaları geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde o siyasi partinin cetveldeki sütununa işaretlenecek.

Bu haller dışında, yalnız ittifak alanı içerisine ‘evet’ mührünün basıldığı her durumda, bu oy pusulaları da geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde ittifakın ortak oyları sütununa rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle ayrı ayrı işaretlenecek.

Rusya’dan NATO’nun genişlemesine tepki

Kremlin Basın Sözcüsü Dmitriy Peskov, NATO’nun Rusya sınırında genişlemesinin güvenlik ve istikrara katkıda bulunmayacağını söyledi.

Peskov, gazetecilere yaptığı açıklamada, Polonya’da ABD üssünün kurulması iddialarına ilişkin değerlendirmede bulundu. Böyle bir kararı her egemen devletin alabileceğini hatırlatan Peskov, “Fakat kıtadaki genel güvenlik atmosferinin sonuçları elbette ortadadır” ifadelerini kullandı.

NATO’nun Rusya sınırlarında kademeli olarak alt yapısını genişletmesinin güvenlik ve istikrara katkı sağlamayacağını belirten Peskov, “Tam tersine bu yayılmacı eylem Rusya tarafından karşı eyleme yol açar” dedi.

Polonya Savunma Bakanlığının gelecek ay Brüksel’de düzenlenecek olan NATO zirvesi öncesi, Washington’a Polonya’da kalıcı askeri üs kurması için 1,5-2 milyar dolar teklif ettiği belirtilmişti.

Polonya, mart ayında patriot hava ve füze savunma sistemi için ABD ile 4 milyar 750 milyon dolarlık sözleşme imzalamıştı.

TL’deki kriz dünya basınında

Türk lirasının dün son yılların en çalkantılı günlerinden birini geçirmesinin ardından uluslararası basında da piyasanın bundan sonrasına dair beklentilerine yönelik yorum ve analizler yer alıyor. Bu yorum ve analizlerde, Türk lirasındaki değer kaybında Erdoğan’ın faiz karşıtı söylemleri ve Merkez Bankası ile ilgili açıklamalarının kurumun bağımsızlığıyla ilgili yarattığı kaygıların önemli rol oynadığına dikkat çekiliyor.

BBC Türkçe’nin haberine göre; ABD’nin en çok satan gazetelerinden Wall Street Journal (WSJ), liradaki düşüşü ilgili bir başyazı kaleme aldı. Ayrıca, bundan sonrasının da Erdoğan’ın atacağı adımlara bağlı olduğu konusunda basın organlarının önemli bir kısmının hemfikir olduğu görülüyor. Yazıda, Erdoğan’ın Merkez Bankası’na “Suriye lideri Beşar Esad muamelesi” yaptığını yazdı ve bu ay içinde yaptığı bir konuşmada faizin “her türlü ekonomik kötülüğün anası ve babası” olarak nitelendirdiği hatırlatıldı.

‘İTİBAR KAYBININ BEDELİ 300 BAZ PUANLIK ARTIŞ”

WSJ, “Yatırımcılar bu sözleri, enflasyonun yüzde 11’e yaklaşmış olmasına karşında Erdoğan’ın Merkez Bankası üzerinde siyasi kontrol kurduğunun bir göstergesi olarak yorumladı” dedi ve şunları ekledi:

“Sermayenin ülkeden çıkmasıyla birlikte, Merkez Bankası liradaki panik satışlarını önlemeye çalışırken, Erdoğan da ister istemez faizlerin yükseldiğini görüyor.

“Çarşamba günü Merkez Bankası faizi yüzde 13,5’ten yüzde 16,5’e yükseltti. Bunu, Erdoğan’ın giderek otoriterleşen yönetimi altında Türkiye’deki kurumların itibar kaybının bedeli olarak görmek gerek.

“Diktatörler, her siyasi kararda yaptıkları gibi, mali politika ve para politikasını da dikte etmeyi sevdiklerinden dolayı çok ender durumlarda iyi birer ekonomi yöneticisi olurlar.”

‘ERDOĞAN’IN PLANI TERS TEPTİ

Şu anda yatırımcıların Erdoğan’ın “politika kaprisleriyle” ilgili risk almak istemediklerini vurgulayan WSJ, Erdoğan’ın seçimler öncesinde faizleri düşük tutmak istediğini söyledi.

WSJ, “Ancak, bu plan ters tepti ve şimdi de kurdaki yükselişten yabancılar ile Batılı politikacıları sorumlu tutmaya çalışacak. Türkler, yaşananların hesabını Erdoğan’dan sorarlarsa akıllılık etmiş olurlar” dedi.

ABD’de faiz artırım beklentilerinin doları güçlendirmesi ve Türkiye’de de Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik kaygılar liranın son günlerde ciddi değer kaybına uğramasına neden oldu. Dolar/TL kuru, dün 4.92’nin üzerine çıkarak tüm zamanların en yüksek düzeyini gördü.

Lira, yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 20 değer kaybederek, dolar karşısında en fazla gerileyen gelişmekte olan ülke para birimleri arasında yer aldı.

FAİZLER YÜZDE 20’YE ÇIKABİLİR

Bloomberg haber ajansı da Merkez Bankası’nın 300 baz puanlık faiz artırımını “açık yaranın üstünü yara bandıyla kapatmaya” benzetti ve piyasada artışların devam etmesi beklentisinin olduğunu ifade etti.

Bloomberg’e konuşan Tacirler Yatırım Başekonomisti Özlem Bayraktar Gökşen, 300 baz puanın “asgari bir artırım” olarak nitelendirdi ve “Liradaki zayıflamaya bağlı olarak tüketici enflasyonunun artmasıyla birlikte yeni faiz artırımları içinde beklentiler sürecek” dedi.

Commerzbank analisti Tatha Ghose de kurda istikrarın sağlanabilmesi için faizlerin yüzde 20 seviyesine kadar yükseltilmesinin gerekebileceğini ifade etti.

ABD’nin bir diğer önde gelen gazetesi New York Times gazetesi de liradaki değer kaybının Erdoğan’ın tekrar seçilme şansını tehlikeye attığını öne sürdü.

Gazetede Carlotta Gall imzasıyla yayınlanan yazıda, kurdaki yükselişin seçim kampanyasını başlatmaya hazırlanan Erdoğan için “olabilecek en kötü zamanda” geldiği belirtildi.

Yazıda, “Finans analistleri ve siyasi muhalifler, liradaki son dönemde görülen düşüşün Erdoğan’dan ve finans yöneticileri ile Merkez Bankası’nı geri plana itmesinden kaynaklandığını düşünüyor” denildi.

‘ERDOĞAN’IN SÖZLERİ LİRADAKİ SATIŞI HIZLANDIRDI

Kurdaki yükselişin seçimlere olası etkilerini inceleyen bir diğer basın organı da Reuters haber ajansı oldu.

“Liradaki yükseliş, seçimleri gölgede bırakıyor” başlıklı haberde, Erdoğan’ın 24 Haziran’dan sonra para politikası alanında daha aktif rol oynayacağı yönündeki sözlerinin ardından satışların hızlandığına dikkat çekildi.

Haberde, enflasyondaki yükselişin özellikle orta sınıf üzerinde baskı oluşturduğu belirtilirken, ekonomik sıkıntılara rağmen seçimlerden Erdoğan’ın galip çıkma olasılığının yüksek olduğu vurgulandı.

Ahmet Hakan: Benim için ölüm tehditleri söz konusuymuş, kimsem yok

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, koruma şubeden bir grup polisin geldiğini ölüm tehditleri aldığını tebliğ ettiklerini söyledi. “Evrak imzalattılar” diyen Hakan, “Yakın koruma isteyip istemediğimi sordular. Ve gittiler” ifadelerini kullandı.

Hakan’ın bugün yayımlanan “Doların artış nedeni dış mihraklar mı?” başlıklı köşesinden ilgili bölüm şöyle:

“Koruma Şube’den geldiler.
Aldıkları istihbaratı gösterdiler.
Benim için “ölüm tehditleri” söz konusuymuş…
Tehdit eden örgütlerin isimlerini verdiler.
Evrak imzalattılar.
Yakın koruma isteyip istemediğimi sordular.
Ve gittiler.
*
Ne yaptım?
Şunu yaptım:
Durumdan avukatım Aslı Kazan’ı haberdar ettim. Çok yakın birkaç arkadaşıma söyledim.
*
Sonra baktım ki söyleyecek, durumdan haberdar edebileceğim başka kimsem yok.
Örgütüm yok, aşiretim yok, grubum yok, sosyetem yok, Cihangir’im yok, Fatih’imyok, Harbiye’m yok, Galatasaray’dan arkadaşlarım yok, imam-hatiplilerim yok, tarikatım yok, cemaatim yok, solcularım yok, sağcılarım yok, liberallerim yok, gazeteciler cemiyetim yok, basın konseyim yok, deistlerim yok, müminlerim yok, Nişantaşı’m bile yok.
Yok oğlu yok yani.
*
Sonra kendi kendime dedim ki:
Amaaan boş ver… Bu senin tercihin birader… “

Yazının tamamı