Tarafsız Habercilik

Sakarya’da IŞİD operasyonu: 20 gözaltı

Sakarya’da, IŞİD’e yönelik operasyonda, aralarında sözde örgüt yöneticilerinin de bulunduğu, 6’sı yabancı uyruklu 20 kişi yakalandı.

Sakarya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Özel Harekat Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, IŞİD’e yönelik operasyon düzenledi. Polis, örgütle bağlantılı olduğu belirlenen, aralarında yöneticilerin de olduğu kişileri yakalamak için sabah saatlerinde çok sayıda eve eş zamanlı baskın yaptı. Örgüte eleman temin eden ve farklı sorumluluklar üstlenen Türkiye uyruklu 14 kişi gözaltına alındı. Operasyonda, ayrıca örgütün ‘Suriye yapılanması’nda ‘sözde kadı’ olan ve ‘şeriat mahkemesi başkanlığı’ yaptığı belirlenen Suriyeli 1 örgüt üyesi, örgütte ‘üst düzey komutan’ olduğu belirlenen 1 Suriyeli ve IŞİD’e Türkiye’den para temin ederek, aktarmakla görevli Suriye ve Irak uyruklu 4 kişi gözaltına alındı.

Evlerde yapılan aramalarda, örgütle ilişkili çok sayıda dijital materyal ve ruhsatsız 1 tabanca ele geçirildi. 14’ü Türk ve 6’sı yabancı uyruklu toplam 20 kişi sorgulanmak üzere emniyete götürüldü.

(DHA)

Baskın seçimde kullanılacak oy pusulaları tanıtıldı

Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde kullanılacak oy pusulaları basın mensuplarına gösterildi.

Milletvekili kesin aday listelerinin ilan edilmesinin ardından, yurt dışında kullanılacak oy pusulaları ile cumhurbaşkanı seçiminde kullanılacak pusulaların basımı tamamlandı.

24 Haziran’da yurt içinde kullanılacak pusulaların basım işlemi ise dün başladı.

Cumhurbaşkanı adayları için hazırlanan oy pusulasında birinci sırada CHP’nin adayı Muharrem İnce, ikinci sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, üçüncü sırada Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, dördüncü sırada HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş, beşinci sırada Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, altıncı sırada da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yer aldı.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469946-1.

Pusulada adayların fotoğrafları isimleri ve bunların hemen altında evet mührünün basılacağı alan bulunuyor.

Siyasi partilerin oy pusulasında ise AKP ve MHP’nin oluşturduğu, BBP’nin destek verdiği “Cumhur İttifakı” ilk, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Partinin (DP) kurduğu “Millet İttifakı” son sırada. Pusulada HÜDA PAR ikinci, Vatan Partisi üçüncü, HDP dördüncü sırada yer alıyor.

İttifak yapan partiler, oy pusulasında ittifak unvanları altında yan yana bulunuyor. Partilerin logoları, isimleri, genel başkanlarının adları belirtiliyor. Yurt içindeki pusulalarda partiler için ayrılan her sütunun altında, milletvekili adaylarının isimleri de bulunacak.

İKİ PUSULA TEK ZARFA

Seçmen, cumhurbaşkanına ve milletvekillerine yönelik tercihte bulundukları iki ayrı oy pusulasını aynı zarfa koyarak sandığa atacak.

Birleşik oy pusulasında tercih edilen cumhurbaşkanı adayı, siyasi parti, ittifak veya bağımsız aday için ayrılan bölümden dışarı taşırmamak suretiyle ”TERCİH” veya ”EVET” mührü basılması gerekecek.

Oy pusulasına, ”TERCİH” veya ”EVET” mührü dışında, herhangi bir yerine imza atılması veya işaret konulması halinde oy geçersiz sayılacak.

Birleşik oy pusulasından başka, zarfa hiçbir şey konulmayacak, aksi halde kullanılan oy geçersiz olacak. Seçmene birleşik oy pusulası verildikten sonra hata veya başka bir neden ileri sürülerek yeni bir birleşik oy pusulası verilmeyecek.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469950-1.

İTTİFAK OYLARI

İttifak alanı içerisinde, ‘evet’ mührünün, bir siyasi partiye ayrılan alana, hem bir siyasi partiye ayrılan alana hem de ittifak unvanı bölümüne, ittifak unvanı bölümüne taşacak şekilde bir siyasi partiye ayrılan alana basılması halinde, bu oy pusulaları geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde o siyasi partinin cetveldeki sütununa işaretlenecek.

Bu haller dışında, yalnız ittifak alanı içerisine ‘evet’ mührünün basıldığı her durumda, bu oy pusulaları da geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde ittifakın ortak oyları sütununa rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle ayrı ayrı işaretlenecek.

#KapatGitsin diyenler Abbasağa’da buluşuyor

Birleşik HAZİRAN Hareketi’nin çağrısıyla havuz medyasına karşı #KapatGitsin kampanyası Abbasağa’da bir kez daha ses buluyor.

18 Mayıs’ta HAZİRAN çağrısıyla medyanın AKP’leşmesine karşı başlatılan #KapatGitsin kampanyası tüm yurtta büyük ses getirmiş ve yurttaşlar TV’lerini kapatmıştı. Sosyal medyada da #KapatGitsin etiketiyle yapılan kampanyaya ise on milyonlarca yurttaş katılmıştı. Yurttaşlar TV’lerini kapatıp parklarda ve bahçelerde buluşmuş, havuz medyasına karşı ‘T A M A M’ demişti.

Bu kampanyaya dair bir yeni etkinlikse Beşiktaş’ta Abbasağa Parkı’nda gerçekleşecek. Medyadaki tek sesliği protesto etmek için bir araya gelecek yurttaşlar 26 Mayıs Cumartesi günü saat 15.00’te buluşacak.

Etkinliğe dair HAZİRAN bir çağrıda bulundu. “Halkın haber alma hakkını gasp edenlere karşı bir kez daha sesimizi yükseltelim!” denilen çağrıda şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye, AKP-MHP eliyle baskın bir seçime giderken medyada tek seslilik hâkim kılınmaya çalışıyor. AKP medyanın yüzde 96’sını kontrol ediyor. Televizyonlar tek bir adayın propaganda araçlarına dönmüş durumda. Referandumda bu ülkenin en az yarısının oy verdiği HAYIR seçeneği nasıl yok sayıldıysa şimdi de T A M A M diyenlerin sesi kısılıyor.

Yurttaşlar geçtiğimiz hafta bu eşitsiz medya düzenini #KapatGitsin diyerek; havuz televizyonlarını ve yandaş kanalları kapatarak protesto etti. Sosyal medya kararmış ekran fotoğraflarıyla aydınlandı. Yükselen tepki sadece Türkiye’de değil dünyada da yankılandı. #KapatGitsin etiketiyle yapılan paylaşımlar on milyonlarca insana ulaştı.

#KapatGitsin demeye devam ediyoruz. Milyonların tercihini yok sayan havuz medyasının yakasını bırakmıyoruz. Medyada tek sesliliği protesto etmek için bu kez Beşiktaş Abbasağa Parkı’ndaki şenlikte bir araya geliyoruz.

Halkın haber alma hakkını gasp edenlere karşı bir kez daha sesimizi yükseltelim!

Haydi, 26 Mayıs Cumartesi günü saat 15.00’te Abbasağa’da buluşalım!”

kapatgitsin-diyenler-abbasaga-da-bulusuyor-467291-1.

CHP’den yazarkasalı eylem: On binlerce esnafın korkudan çıkaramadığı sesiyiz!

Manisa’da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yunusemre İlçe Başkanı Serdar Bozyaka, dolardaki yükselişe tepki göstererek Manisa Valiliği önüne yazarkasa fırlattı.

İlçe Başkanı Serdar Bozyaka ve beraberindeki partililer, 2001 krizinde bir yurttaşın ekonomik krizi protesto eden eylemin benzerini yaparak elindeki yazarkasayı valiliğin merdivenlerine fırlatarak tepkisini ortaya koydu.

Eylem sonrası valilik önünde ülkede yaşanan doların önlenemez yükselişi ve ekonomik krize ilişkin açıklamalarda bulunan Bozyaka, dolardaki önlenemez yükselişe tepkisiz kalan iktidar ve ekonomi kurmaylarına da tepki gösterdi. CHP Yunusemre İlçe Başkanı Serdar Bozyaka, “Bugün buraya gelirken dolar 4 lira 80 kuruştu. Şimdi 4 lira 90 kuruşa çıktı. Her dakika artıyor. Euro 5 lira 60 kuruş. Mazot 5 lira 70 kuruş; seçim öncesinde ÖTV indirimi yapıldı. Benzin şu anda 6 lira 20 kuruş. Ve bütün vatandaşlarımız bu durumdan şikayetçi. Türkiye’de hiçbir şey yolunda gitmiyor” diyerek tepkisini ortaya koydu.

2001 yılındaki ekonomik krizi de hatırlatan Bozyaka, “Bu devalüasyonda Türk lirası % 30 değer kaybetti. 20 Temmuz saray darbesinden bu yana yani OHAL döneminde Türk lirası yüzde 60 değer kaybetti. Türkiye’de hukuku yok ederlerse, özgürlükler engellenirse,demokrasi askıya alınırsa ekonominin çökeceğinin kendilerine yıllardır söylüyoruz. Tek adam rejimi kurarsan merkez bankası da benim faizi de ben belirlerim dersen ekonomi dibe vurur diye uyarıyoruz. Ancak lafımızı dinletemiyoruz” biçiminde konuştu.

Bozyaka açıklamalarının devamımda;

“Şu an yaşanan krizin bir yönetim krizidir,kriz tamamen tek adam krizidir. Tek adam gitmeden Türkiye’de normalleşme beklemememiz de mümkün değildir. Bu tek adam krizinin faturaları var. Faturaları kim ödüyor. Dolarla borçlanan şirketler 250 milyar lira zararda.

Bu iktidar, faiz lobisine fena halde yakayı kaptırmış durumda.Bu iktidar,15 yıldır İngiltere’deki bir takım tefecilere 150 milyar dolar ödüyor.Daha 17 ay görev süresi varken ve erken seçimi istemek vatana ihanettir derlerken neden erken seçim istendiğinin 2 ay sonraya neden baskın seçim kurulduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.Yıllardan beridir söylüyoruz. Türkiye’yi iyi yönetirseniz üreten bir ekonomiye geçerseniz sizin ekonominizde hiçbir dış güç uğraşamaz diye uyarıyoruz” ifadelerini kullandı.

Ülkenin bir yangın yerine döndüğünü ve iktidarın yurttaşları düşünmediğini dile getiren Bozyaka açıklamasının son bölümünde “ Türkiye’de adalet yok, hak yok, hukuk yok, özgürlük yok. Korku imparatorluğu yarattılar. Ve bu korku imparatorluğunun eseri ekonomik krizdir. Türkiye 2001 krizinden daha kötü durumdadır. Hiçimse Türkiye’nin vatandaşlarından ekonomik krizi gizleyemez. Bu ülkede işçi düşünülmüyor. Bu ülke de emekçi düşünülmüyor. İsyanımız buna” dedi.

24 Haziran: Halk neyi oylayacak?-1

Parti grup toplantılarında 17 Nisan günü birbirine karşıt konuşmalar yapan iki genel başkan, 24 saat sonra 24 Haziran’da buluştu. İki zıt kutup, mutabakat sağladı sağlamasına; ancak, toplumu tam anlamıyla ikiye bölerek, bir tür Türkiye zıtlaşmasına yol açtı. Ne pahasına?

Önce, söz konusu mutabakat nelere rağmen sağlandı?

»24 Haziran günü üniversiteye giriş sınavına rağmen,

»İlk kez yapılacak çifte seçimi, Yüksek Seçim Kurulu’nun iki ay gibi fazla kısa zaman dilimine sıkıştırma güçlüğüne rağmen,

»Seçimi öne alma kararı TBMM’ye ait olduğu halde, kesin karar tarihini açıkladıkları için TBMM’ye rağmen,

»Uyum yasaları çıkarma gereği yerine getirilmeden seçim beyanında bulundukları için, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen.

Kısacası, üniversite sınavına girecek milyonu aşkın öğrenci, seçimlerin düzenlenmesi konusunda tam yetkili YSK, seçim kararı vermekle yetkili TBMM, bütün devlet kurumları ve herkes için bağlayıcı olan Anayasa yok sayılarak 24 Haziran tarihi iki kişi tarafından belirlendi.

Bunların, “halk neyi oylayacak?” sorusu ile ilgisi ne?

Şöyle; 18 Nisan 2018 kararı, 16 Nisan 2017 metninin sonucu…

Geleceğe yönelik olarak da; eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 25 Haziran ve/ya 9 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin nasıl yönetileceğinin işareti…

Şu halde halk neyi oylayacak?

24 Haziran’a kadar bu köşede yanıtını arayacağım soru bu olacağı için, genel yaklaşımdan somut öğelere gitmek uygun düşer. Zaman süreci olarak üç ana halka: 16 Nisan metni, 18 Nisan kararı ve çifte seçimden sonra ortaya çıkacak tablo.

Neden 16 Nisan?

Çünkü, 24 Haziran seçimleri 16 Nisan ürünü. (16 Nisan ise, 15 Temmuz’un ürünü idi).

Aslında, 24 Haziran’da 16 Nisan metni yeniden oylanacak: eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 16 Nisan metni teyit edilecek. Buna karşılık, eğer muhalefet partileri kazanırsa, yeni anayasal seçenek gündeme gelecek…

Şu halde, çifte seçim, daha çok bir anayasa seçimi olacak:

»‘Millet ittifakı’ ve HDP’ye oy veren seçmenler, aynı zamanda ‘anayasal demokrasi’ umudunu tercih etmiş olacak.

»Buna karşılık, hem CB hem TBMM için ‘Cumhur İttifakı’na oy verirse, 16 Nisan Anayasa değişikliğini sürekli kılma iradesi öne çıkmış olacak.

Ya 18 Nisan?

18 Nisan’da verilen ‘baskın seçim”’ kararı, seçmenler karşısında açık bir ikilem koymuş bulunuyor:

»Anayasal kurallar ve kurumların işletilmesi mi, yoksa kişi tercihleri mi?

»Halkın iradesini serbestçe ortaya koymasına elverişli ortam ve koşullar mı, yoksa muktedirlerin iktidarını ömür boyu sürdürme ihtirası mı?

24 Haziran ve 8 Temmuz sonrası

TBMM seçimleri sonuçlanacak; ama CB seçimi sonuçlanmayabilir. Sonuçlar üzerine altı ihtimal ortaya çıkabilir:

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: Hem CB hem TBMM çoğunluğu.

»‘Cumhur İttifakı’: Hem CB hem de TBMM çoğunluğu.

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: TBMM çoğunluğunu kazanması, ama CB’yi kaybetmesi (veya tersi).

»‘Cumhur İttifakı’: Cumhurbaşkanlığını kazanması ama TBMM’de azınlıkta kalması (veya tersi).

Bir de, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. tura kalma olasılığı, altı seçenekli tabloyu zaman açısından farklılaştırıyor.

Bu altı ihtimal bile, 16 Nisan düzenlemesinin ne denli sorunlu ve sürdürülemez olduğunun açık göstergesi.

Sürdürülemezlik: Üçüncü güçlü neden?

TBMM seçimleri için hazırlanan aday listeleri ve hazırlama biçimi, TBMM’yi sahiplenme iradesini teyit etti. Anayasa değişikliği ile, TBMM yetkileri Kanun-i Esasi’den bu yana ilk kez bu denli budanmış olmasına karşın, siyasal partiler TBMM’yi öne çıkardı.

Şu halde; hiçbir haklı nedeni yok iken baskın seçim kararı ve sıralanan ihtimaller, Anayasa değişikliğinin sürdürülemez özelliğini ortaya koyduğu gibi, adaylık süreci de, TBMM’yi dışlayan bir metnin sürdürülebilir olmadığının belirgin halkası.

Ana karşıtlıklar neler?

Genel bakışı sürdürür isek, şu karşıtlıklar aynı zamanda tercih eksenleri:

»Devamlılık ve kopuş: Türkiye toplumunun kazanımlarına sahip çıkan seçmenler, ‘Millet İttifakı’ ve muhalefete evet diyecek; ‘Cumhur İttifakı’nı tercih ile, kazanımlar yok sayılacak.

»Umut ve statüko: ‘Millet İttifakı’ ve muhalefet, anayasal demokrasi umudunu; ‘Cumhur İttifakı’ ise, 16 Nisan’da OHAL ortam ve koşullarında oylatılan metnin korunması (statüko) anlamına gelecek.

»İktidarın el değiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi: Muhalefetin kazanması, siyasal iktidarın 16 yıl sonra el değiştirmesi anlamında demokrasi zaferi ile; statükonun sürmesi ise, iktidar zehirlenmesi ile sonuçlanacak. (Demokrasi ve monokrasi arasındaki tercih).

»Hukuk ve OHAL: Muhalefet tercihi, olağan hukuk düzenine geçiş; iktidar tercihi ise, OHAL’in sürmesi anlamına gelecek.

»Hukuk devleti ve kişi devleti: Muhalefete oy, hukuk devleti umudunu yeşertecek; iktidara oy ise, ‘kişi devleti’ anlamında fiili durumun sürekliliğini.

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı: Muhalefete oy, toplumsal barış umudunu beraberinde getirecek; iktidara ise, bugünkü kutuplaşmayı çok daha derinleştirecek.

İzmir Gültepe: 24 Haziran’da TAMAM diyeceğiz

‘Ülkenin dört bir yanında çığ gibi büyüyen TAMAM’ tepkilerine İzmir Gültepe de ‘ses verdi.’ CHP İzmir Milletvekili Aday Adayları’ndan Onur Utkan İlçi, Toros Parkı’nda halk toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya bölge halkının yanı sıra CHP üyeleri, dernek başkanları da katıldı. Sözlerine adaletsiz seçim sistemini ve baskın seçimi eleştirerek başlayan İlçi, “Giderek sıkıştılar, ekonomiyi, sokağı, memleketi yönetemez hale geldiler. Yaşadıkları korkudan kaynaklı bu erken seçim kararını aldılar. Memleket öyle bir hale geldi ki dolar- benzin 1 seneye kalmaz seçim barajını aşar; 10 TL’nin üstüne çıkar” ifadelerini kullandı.

Toplum üzerinde AKP baskısının giderek arttığından bahseden İlçi, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Ergenekon, Balyoz operasyonları ile başlayan, temelinde ‘muhalif sesleri kısmak’ maksadı olan operasyon zincirlerinin bugün de OHAL ve FETÖ operasyonları kisfesi altında devam ediyor. Memleketi 16 sene içerisinde sağlığından eğitimine ekonomisinden insan haklarına şu anki haline getirenlere diyebileceğimiz tek şey ‘TAMAM’dır onlara 24 Haziran’da ‘TAMAM’ diyeceğiz.”

BirGün Mersin Okur İnisiyatifi: Günün güncel görevi tamam

GÖKAY BAŞCAN

BirGün Mersin Okur İnisiyatifi bir buluşma düzenledi. Buuluşmada okurlarımız güncel gelişmeleri değerlendirdi. Tartışmaların ardından düzenlenen Ali Asker ve Turhan Alıcı konserine ilgi büyük oldu. Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen konserde türküler söylendi, halaylar çekildi.

Okur İnisiyatifi buluşması, gazetemizin manşetlerinin yer aldığı slayt gösterisiyle başladı. Ardından Okur İnisiyatifi adına sahneye çıkan Kemal Dama söz aldı. BirGün’ün yola çıktığından bugüne kadar büyük bir sorumluluk ve heyecan içerisinde yol aldığını söyleyen Dama “Bu hikaye 15 yıl önce başladı. Büyük bir heyecanla, umutla başladığımız bir süreçti. 15 yıl içerisinde gazetenin geldiği nokta ortada. 2015 Temmuz ayında gerçekleştirilen pespaye darbe girişiminden sonra AKP iktidarı basını tümüyle teslim almak için büyük bir çaba sarf etti. Çoğunu aldı, alamadıklarını da bertaraf etmeye çalıştı. BirGün ve diğer muhalif gazetelerin ayakta durması bu nedenle çok kıymetlidir” ifadelerini kullandı.

İçerisinden geçtiğimiz siyasal sürece ilişkin konuşan Dama “BirGün ‘Hayır’ın sesiydi. Adalet Yürüyüşü’nün sesiydi. BirGün Gezi’nin sesiydi. Ensar’da tacize uğrayan çocukların ve ailelerinin sesiydi. KHK ile işinden atılan insanların sesiydi. Şimdi de baskın bir seçimle karşı karşıyayız. Gönül isterdiki sosyalistlerin, devrimcilerin bir adayı olsun. Ama devrimcilerin bir adayı olmaması onlara bir kenarda oturma hakkı vermez. Bugün açısından daha elzem bir sorumluluğumuz var. Bugün hep birlikte, güçlü bir şekilde ‘Tamam’ demeliyiz” dedi. Slaytın ve konuşmaların ardından sahneye Turhan Alıcı ve ekibi çıktı. Turhan Alıcı’nın konserinin ardından sahneye Ali Asker’i davet ederek birlikte sahne aldılar.

HAZİRAN’dan havuz medyasını protesto çağrısı: Cuma akşamı

Birleşik HAZİRAN Hareketi, dezanformatif haberlerle nefret ve yalan saçan havuz medyasını protesto için çağrı yaptı.

“Havuz Medyası Yalan Makinası ! çok yakında KAPATıyoruz ! Bunları izlemeye devam etmeyin!” diyen HAZİRAN, OHAL döneminde kapatılan yayın kuruluşlarını hatırlattı.

Çağrıda TRT için “Halkın parasıyla halka yalanlar anlatıyor” denilirken, AKP’nin çeşitli dönemlerde ele geçirdiği medya kuruluşları sıralandı. HAZİRAN, “Bunları izlemeye devam etmeyin” diyerek çağrıda bulundu.

HAZİRAN’ın çağırısında şöyle denildi:

“Öyleyse #TamamKapatıyoruz

Türkiye, AKP-MHP eliyle baskın bir seçime giderken medyada tek seslilik hakim kılınmaya çalışıyor. AKP medyanın yüzde 96’sını kontrol ediyor. Televizyonlar tek bir adayın propaganda araçlarına dönmüş durumda. Göstermelik birkaç haber hariç cumhur ittifakının adayları dışındaki sesleri duymak imkansız. Referandumda bu ülkenin en az yarısının oy verdiği hayır seçeneği nasıl yok sayıldıysa şimdi de tamam diyenlerin sesi kısılıyor.

Öyleyse tamam! Biz bu ülkede üreten, düşünen, emeği ile geçinen, vergisini ödeyen milyonlarız. Gücümüzün farkındayız. İktidardan rant kapma telaşı ile susturulmuş, havuza atlamış patronların televizyonlarına gücümüzü gösteriyoruz.

18 Mayıs Cuma akşamı saat 20.00’de milyonlar olarak televizyonları kapatıyoruz.

Bu ülkede milyonların siyasi tercihlerini yok saydınız madem, #TamamKapatıyoruz”

Bu ülkede milyonların siyasi tercihin yok saydınız madem, öyleyse #TamamKapatıyoruz 18 Mayıs Cuma akşamı saat 20.00’de milyonlar olarak havuz televizyonlarını kapatıyoruz. pic.twitter.com/UH4ZwFv9Om

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 15, 2018

Sorun adalet, çözüm özgür basın

Duruşma başladığında dokuz aydır tutukluydular. Gazetecilikleri; “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla yargılandı. Bir dokuz ay daha bu utanç verici müsamereyi izledik. Siyasi bir davada siyasi savunma yaptıkları için ifadeleri engellendi. Süreç, farkında olan ya da olmayan, herkes için öyle utanç verici bir yere gitti ki, öfke sonunda küfür olup aktı.

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve çalışanlarının yargılandığı dava önceki gün karara bağlandı. Cumhuriyetçiler 2 ila 7 yıl arası değişen hapis cezalarına çarptırıldı. Artık baştan ayağa karaya bulanmış ülkemizde, tam da cezaların kamyonla dağıtıldığı sırada, Anayasa Mahkemesi’nin 56. Kuruluş Yıl Dönümü Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin, her alanda olduğu gibi adalet konusunda da çok daha iyi bir döneme girdiğinden bahsediyordu.

•••

Yine aynı konuşmanın seçim vaatleri bölümünde, 16 yıldır ülkeyi tek başına yöneten iktidar partisinin genel başkanı ve cumhurbaşkanı olarak Erdoğan, 24 Haziran’da yapılacak seçimi kazanması durumunda yürütmesi daha güçlü, yasaması daha itibarlı, yargısı daha bağımsız bir ülke hedeflediğini anlatıyordu. “İnşallah Türkiye her alanda olduğu gibi adalet konusunda da çok daha iyi bir döneme giriyor”, “bu tarihi değişime birikimleriyle, yol göstermeleriyle, içtihatlarıyla destek olan yargı mensuplarımıza şükranlarımızı sunuyorum” diye seslendiği mahkeme heyetlerinden biri Cumhuriyet çalışanlarına ceza yağdırarak görevini yerine getiriyordu. Üstelik bu karar, halka, halkın haber alma hürriyetine karşı yapılmıyormuş gibi, “Türk milleti adına” diyerek veriliyordu.

•••

İçi boş bir iddianame ve ipe sapa gelmeyen suçlamalarla insanların hayatından yıllar çalındı. Ahmet Şık, her dönemin sakıncalısı olarak tarihe geçti! Ergenekoncu oldu hapse atıldı, FETÖ’cü oldu hapse atıldı. PKK, Devrimci Karargah derken iliştirilmediği örgüt kalmadı. Ahlaklı, vicdanlı, gerçekten yana olanlar için kendini aksine karşı savunmak zorunda kalmak, suçsuzken suçluymuş gibi yaftalanmak hiç ama hiç kolay bir şey değildir. Öte yandan, tarih boyunca hakikatten yana olmanın verdiği onur, güç ve cesaret bu yalan düzenin devamı karşısındaki en büyük engel olageldi. Bundan sonra da cesaretle gazetecilik yapacağını söyleyen Murat Sabuncu ve haklı olanı susturma savaşını tarihte hiçbir diktatörlüğün kazanmadığını söyleyen Ahmet Şık, bu kumpas düzenini kuranların bütün korktuklarını bir kez daha açık etti, ediyor.

•••

Bu dava Türkiye yargısının yeni kara lekesi olarak tarihe geçecek. Ahmet Şık dün, iktidarın beraber yürüdük biz bu yollarda diye şarkılar söylediği ortağının emniyete nasıl sızdığını anlattığı kitabından dolayı FETÖ kumpasıyla yargılanıp Ergenekoncu ilan edilirken, bugün FETÖ ile mücadele ettiğini iddia eden iktidarın, vaktinde Gülen’e hakaret ettiği için Cumhuriyet gazetesine dava açan savcısı tarafından FETÖ’cü olmakla suçlandı ve 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Kariyerleri Gülen Cemaati’nin nasıl bir çete olduğunu anlatmakla geçen Kadri Gürsel ve Hikmet Çetinkaya FETÖ’ye destek olmaktan ceza alırken, Erdoğan AYM’nin kuruluş günü kutlamasında “bir ülkede sık sık adaletten bahsediliyorsa orada zulüm vardır” diye açıklama yapıyordu. Şüphesiz burada yargılanan bir suç değil, aksine gazetecilik ve halkın haber alma özgürlüğü olduğu için günün sonunda kesilen her ceza beraat hükmünde. Ahmet’in dediği gibi; çünkü haklı olanı susturma savaşını kazanabilmiş kimse yok bu yeryüzünde.

•••

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün her yıl yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye bu yıl da gerileyerek 180 ülke arasında 157’inci sıraya düştü. Önümüzde 24 Haziran’da yapılacak baskın bir seçim var ve demokratik gelişmişlik ile adaletin en önemli göstergesi olan basın özgürlüğü konusundaki sicilimiz de unutulmaz örnekleriyle ortada. Demokrasi ve adalet üzerine bir vaatte bulunulacaksa bu iktidarlığı boyunca Türkiye’de en çok gazeteci hapseden AKP ve yöneticisinin değil, bu yarışa korku ve baskı düzenini yıkmak için girdiğini belirten muhalefetin halka vereceği bir söz olmalı. Adalet, Türkiye’nin en önemli sorunu, özgür basının yokluğu ise bu sorunun en birincil nedenidir.

Mahkemeden tutuklu avukata: Adli kontrol şartının devamına!

Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları ile birlikte artan baskıdan, süren operasyonlardan, sokakta, karakolda ve cezaevinide rutin hale gelen işkenceden avukat da payına düşeni alıyor. ‘Avukata bunu yapan yurttaşa ne yapmaz’ sorusu akla takılıyor

Hukuk ihlalleriyle ilgili önemli dosyaların bilinmesini ve sahiplenilmesini sağlayan ‘halkın avukatlarının’ tutukluluk hali devam ederken, seslerinin topluma yeterince ulaşamaması düşündürücü. İktidar tarafından terörize edilen toplum ve medyanın en somut halini tecrit ya da cezaevi sürgününde olan avukatlar üzerinden görmek mümkün.

17 Ekim 2017 tarihinde, 5 gün gözaltında tutulduktan sonra, ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla tutuklanmasına karar verilen Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı cezaevine giderken şunları söylüyordu: “Bu Soma’nın, Suruç’un, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın bedelidir öderiz.”

Türkiye’de özellikle iki mesleğin; avukatlık ile gazeteciliğin, gün geçtikçe daha riskli hale gelmesi ve nedenleri Kozağaçlı’nın sözleri üzerinden okunabilir. İktidar karanlığını yayarken, ışığı açıp biraz olsun etrafı aydınlatmak isteyenlere tahammül edemiyor. Bizzat kendisine ait suçları deşifre edenlere karşı, ‘haklı olarak’ tavır alıyor.

Bütün dairelerin kaplılarını kırıyorlar
Türkiye’de 600’e yakın tutuklu avukat var. ‘Neden’ sorusu ile birlikte savunmaya yönelik baskının ‘nasıl’ ve ‘ne şekilde’ arttığı, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ile Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarına karşı süren keyfi operasyonlar üzerinden görülebilir. HHB, son 8 ayda 3 kez basıldı. 12 Eylül ve 18 Aralık 2017 tarihinde, müvekkiller ve stajyerler bürodayken operasyon yapıldı. Binadaki tüm daireler de bu operasyonlardan payını aldı. Diğer evler de arandı, evde olmayanların kapıları kırıldı. Böylece avukatların, çevre tarafından provakasyonuna yönelik bir zemin hazırlandı, terörize edilip, yalnızlaştırılmaları hedeflendi.

“Keyfimiz böyle istiyor”
Avukat Ezgi Çakır, keyfi uygulamalara ve ‘tuhaf polis operasyonlarına şöyle dikkat çekiyor: “Polisler arasında koordinasyon yok. Sanki büronun nerede olduğundan haberleri yok gibi davranıyorlar. Çatılara, damlara çıkıyorlar, film çeviriyor gibi bir halleri var. Anlaşılmaz bir durum ve keyfilik söz konusu. Mesela ilk baskında Avukat Yaprak Türkmen ofisteydi ancak onu 3 ay sonra bir operasyon daha düzenleyip gözaltına aldılar. Dosyada suç yok, isnat yok. Tamamen keyfi baskın, gözaltı ve tutuklamalar bunlar. ‘Kuvvetli şüphe ne?’ diye sorsak cevaplayamayacak duruma geldi sorgu hakimlikleri. Son olarak geçen ay, 20 Nisan’da gerçekleşen operasyon da aynı şekilde keyfiydi.”

Kimi tecritte, kimi sürgün cezaevinde
Avukatlardan Selçuk Kozağaçlı ve Yaprak Türkmen Silivri Cezaevi’nde tecritte. Diğer 15 avukat ise farklı hapishanelerde sürgünde. Avukatların talepleri Silivri’de bir arada kalabilmek. Herbiri ayrı ayrı dilekçe yazarak, bu talebin karşılanmasını istiyor. Ancak dilekçeleri okuyan yok.

SEGBİS dayatması
Sürgün cezaevilerinde bulunan avukatlar, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile yargılanıyor. Bu adil yargılama hakkı ve yüz yüzelik ilkesinin açık ihlali olarak değerlendiriliyor.

Cezaevindeki avukata adli kontrol!
Avukat Çakır; “Mahkeme heyeti dosyaları okumuyor” diyerek aktarıyor: “Dosyada hakkında hiçbir delil niteliğinde belge, bilgi olmayan avukatlar var. Heyet dosyalardan öylesine bir haber ki skandallara imza atıyor. Mesela mahkeme tarafından, tensipte, Edirne F Tipi’nde tutuklu avukat meslektaşımız Ahmet Mandacı için adli kontrol kararının devamına denmiş. Verdiğimiz tahliye dilekçelerinin incelenmediği de açığa çıkmış oluyor böylece.”

Avukata bunu yapan halka ne yapmaz
Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları ile birlikte, sokakta, karakolda ve cezaevinide rutin hale gelen işkence avukata da uygulanıyor. Avukatlardan Süleyman Gökten ve Engin Gökoğlu’nun savunmaya ilişkin kitapları verilmiyor. Hemen hemen tüm avukatlar, haberleşme ve görüş cezaları alıyor. Yine avukat Engin Gökoğlu’nun gardiyanlar tarafından işkence ile kırılan kolunun uzun süre alçı da kaldığı biliniyor. Gökoğlu, 3 aydır fiziki tedaviye götürülmüyor, devamlı olarak bir bahane ile oyalanıyor. ‘Cezaevinde avukata bunu yapan vatandaşa ne yapmaz?’ sorusu akla takılıyor.

Ailelere de ceza: Gezi’yi unutamıyorlar
Avukat Ezgi Çakır; “Hakimler ve savcılar iktidarın güdümünde öç alma duygusu ile hareket ediyorlar” derken bir kez daha Kozağaçlı’nın sözleri önem kazanıyor: “Bu Soma’nın, Suruç’un, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın bedelidir…” Ancak öç alma duygusu daha eski dosyalar üzerinden de sürüyor. Gezi Direnişi’ni unutamıyorlar. Savunmaya yönelik iktidar baskısı, onların ailelerini de hedef alıyor. Avukat Şükriye Erden’in kızı Merve Erden, geçtiğimiz günlerde 2013 Gezi dosyası üzerinden tutuklandı.