Tarafsız Habercilik

Gotik romanın kadın yazarları

NESLİHAN CANGÖZ

Gotik edebiyat Avrupa’da, özellikle İngiltere’de 18. yüzyılda ortaya çıkmış ve Horace Walpole (Otranto Şatosu -1764), William Beckford (Vathek, Bir Arap Hikâyesi-1786), Ann Radcliffe (Udolf Hisarı-1794), Mary Shelley (Frankenstein ya da Modern Prometheus-1818), Bram Stoker (Drakula-1897) gibi yazarlar ve eserleriyle oldukça popüler hale gelmiştir. Bu tür, ortaya çıkışından itibaren popüler kültüre dâhildir ve tam da bu nedenle edebiyat eleştirmenleri, akademisyenler gotik edebiyatı yazınsal anlamda değersiz bulur ve dolaptaki iskelet muamelesi yaparlar. Tıpkı polisiye ve bilimkurguya yapılanlar gibi. Bu kısa yazıda benim amacım ise gotik edebiyatın neden incelenmeye değer olduğunu veya özelliklerini tartışmaktan çok, zaten kanona dâhil edilmeyen gotik edebiyat türünde yazarak çifte görünmezlik kazanan (!) bir kadın yazara, Ann Radcliffe’e (1764-1823) dikkat çekmek.

The Castles of Athlin and Dunbayne, A Sicilian Romance (Sicilya’da Bir Aşk Hikâyesi) (Udolf Hisarı), The Italian ile Gaston de Blondeville adlı romanları bulunan ve Korkunun Kraliçesi (The Queen of the Terror) adı verilen Radcliffe, zamanının çok satan yazarlarındandır. En bilinen eseri The Mysteries Of Udolpho’dur. Kendine has bir stili vardır ve türün gelişmesinde ve devamlılığında etkisi büyüktür. O güne değin gotik kurgunun ana kahramanları erkek ve yan kadın karakterler ya çaresiz, zayıf bakireler ya da şeytanla işbirliği yapan korkunç cadılar iken, Radcliffe’in esas kahramanları kadınlar olmuştur. Romanlarında, zalim, korkutucu bir erkeğin tehdidi altındayken uzun zamandır kayıp annesini arayan genç kadın kahraman figürüne sıkça rastlanır. Gerilimin ve korkunun hiç eksik olmadığı romanlar, iyilerin kazandığı, kötülerin cezalandırıldığı bir mutlu sonla biter. Hikâye genellikle sarp dağlar, karanlık koridorlu kaleler, dehlizler, sık ormanlar ve uzak diyarlarda -mesela İtalya- geçer. Eh, ne de olsa İtalya 1700’lü yıllar için yeterince uzak ve egzotik bir ülkedir.

Ann Radcliffe’in gotik romanlarında doğaüstü sandığımız öğeler, sonunda mantıklı açıklamalarla bizi görünen dünyaya geri getirir. Örneğin Udolpho’nun Gizemi romanının kahramanı Emily, anne ve babasının ölümünün ardından teyzesi ve romanın kötü karakteri olan eşi Montoni tarafından Udolpho şatosuna hapsedilir ve burada elinde hançerle kilitli odaya giren gölgeler, gaipten gelen müzik sesleri, aniden sönen mumlar, hayaletler gibi akılla açıklanamayacak olaylarla karşılaşır. Ancak, romanın sonunda doğaüstü gibi görünen tüm bu olayların bu dünyaya ait ve mantıklı bir açıklaması olduğu anlaşılır. Bu nedenle, Radcliffe’in romanları ‘açıklamalı doğaüstü’ ya da tekinsiz fantastik sınıfında değerlendirilir. Dönemin diğer gotik romanlarında ise şeytanlar, iblisler, hortlaklar gerçekten vardır! İşte bu fark gotik romanların incelenmesinde sıkça kullanılan korku ve dehşet ayrımının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bülent Somay’a göre Ann Radcliffe’in yapıtları yayımlandıkları dönemde fazla evcil bulunarak şiddetle eleştirilmiştir. Marquis de Sade, Matthew Lewis’in Keşiş adlı yapıtını “her açıdan Bayan Radcliffe’in parlak muhayyilesinin uçuşlarından daha üstün” bulurken, Sir Walter Scott “Bayan Radcliffe’in tanıttığı hikâyenin mistik ve olağanüstü olayların tümünün çok basit ve doğal nedenlere bağlanarak sonuçlandırılması tarzını hiç onaylamıyoruz” diye yazmıştır. Radcliffe ise ‘On the Supernatural in Poetry’ adlı makalesinde bu eleştirilere “Korku (terror) ve dehşet (horror) zıttırlar; birincisi ruhu genişletir ve [ruhun] melekelerini yüksek bir yaşam derecesine çekerek uyandırır, diğeri ise bunları büzüştürür, dondurur ve neredeyse yok eder…ve dehşet ile korku arasındaki büyük fark, birincisinin o dehşet verici (dreaded) şer karşısındaki belirsizliğinde ve bulanıklığında değilse nerededir?” diyerek cevap vermiştir.

Radcliffe’in bu makalesi aslında ölümünden üç yıl sonra yayınlanan Gaston de Blondeville (1826) adlı romanının sunuş bölümüdür ve iki erkek gezginin Shakespeare’in anayurdunda yaptıkları seyahat esnasında aralarında geçen konuşmalar olarak kurgulanmıştır. Radclifffe’in Shakespeare’in gotik yazının öncülü olduğunu öne sürdüğü bölümde yazdığı bir cümle dikkat çekicidir: “gerçek cadılardan bahsediyorum-şairin cadılarından; korkuya ilişkin tüm duygularımız ve fikirlerimiz bununla uyumlu olarak gelişmiştir.” Bence Radcliffe de dönemin gotik yazınının cadısıdır. Kadınların yalnız yürümesinin dahi hoş karşılanmadığı bir dönemde (Udolpho’nun Gizemi’nin 1794 yılında yayımlandığını akılda tutarak) Radcliffe’in roman kahramanı Emily İtalya’ya seyahat eder ve yalnız olsa asla yapmayacağı şeyleri kötü karakterlerle mücadele etmek için uzak bir ülkede yapar. Kaldı ki Radcliffe’in Udolf’’u yazdığında, bırakın İngiltere’nin dışına çıkmayı, Londra ve Bath’ın dışında bir şehre gittiği bile şüphelidir. Roman kahramanı Emily ise Alp Dağları’nı tırmanan, düşmanlarla kuşatılmış ormanların derinliklerine giren, şatoda gizli odalar bulan, karanlık dehlizlerden kurtulan, diğer bir deyişle, harekete geçen, karar alan ve mücadele eden bir kahramandır. Ellen Moers’in Literary Women adlı çalışmasında belirttiği gibi, “Radcliffe için gotik roman, genç kızları, kurallara karşı çıkmalarını gerektirmeksizin uzak yerlere, heyecanlı yolculuklara göndermenin bir aracıdır… [G]otik roman Radcliffe’in ellerinde pikareskin dişil alternatifi olmuştur” (126).

Radcliffe’in, 18. yüzyılda hem cinsiyeti hem de ait olduğu sınıf itibariyle seyahat etmesi çok zor olduğundan, şahane İtalya tasvirleri için erkeklere ait seyahat kitaplarından, Salvator Rosa, Claude ve Gaspar Poussin gibi ressamların tablolarından ve tiyatro oyunlarının dekorlarından yararlandığı biliniyor. Aynı nedenlerle kendisi gibi seyahat edemeyen kadın okuyucuyu romanlarında yepyeni bir deneyimi paylaşmaya davet etmiştir Radcliffe. Onun gotik romanlarında seyahat egzotik bir ülkede, açık alanda, müthiş manzaralar eşliğinde yapılan mutluluk verici bir deneyimdir. Üstelik bu, sadece okuyucu için değil, diğer yazarları da etkileyecek bir yenilik olmuştur. Pek çok kadın yazar, hayatlarındaki sınırlamaya benzer türde romanslarla cevap vermiştir; romanların sadece isimlerine bakmak bile yeterlidir: The Wanderer (Gezgin-Fanny Burney), Lettres d’un Voyageur (Bir Gezginden Mektuplar-George Sand), The Wide Wide World (Uçsuz Bucaksız Dünya-Susan B. Warner) gibi.

Diğer taraftan, bu dönemde bir romanın kadın kahramanı ancak kapalı kapılar ardında seyahat ederek yani kalenin, evin, manastırın, şatonun içinde gezerek cesur ve özgür olabilir, daha önemlisi saygın kalabilirken, Radcliffe’in ağırbaşlı kadın kahramanları her nerede olursa olsunlar hanımefendiliklerinden hiçbir şey kaybetmezler. Mesela çok ani ve tehlikeli bir yolculuğa çıkarken yahut kaçırılırken dahi hanım hanımcık bir İngiliz kızı gibi yanlarına birkaç kitap, çizim materyali, bir müzik aleti (örn. Emily lut çalar ve lutunu yanından ayırmaz) almayı başarırlar! Bir kulenin tepesinde kasvetli, hayaletli bir odada kilitliyken “…küçük kitaplığını düzenler…kalemlerini çıkarıp penceresinden görünen görkemli manzarayı çizme düşüncesinin verdiği mutlulukla sakinleşir.” Bir başka bölümde Emily kalenin dar merdivenlerinden uçarcasına inerek, dehlizlerden geçerek kaçar, geceyi dağlarda geçirir ve sabahın ilk ışıklarıyla bir köye varır ama köylülerle ilk karşılaşmasında “görünüşü şaşkınlık uyandırır.” Emily’nin şapkası yoktur.” Neyse ki sonraki sayfada Emily’nin bu acil durumla başa çıkmak için bir hasır şapka alıp taktığını öğrenir ve rahatlarız. Ayrıca biliriz ki usturuplu kıyafetler, konuşma ve davranışların yanında hanımefendilik kitinin en önemli parçası edeptir ve Radcliffe, Emily’yi babasının öğütleriyle uyarır: “Sevgili Emily, sokulgan, tatlı gönlünün romantik hatalarına, ince duyguların gösterişine boyun eğme…Duygusallığın zarafeti ile övünmekten kaçın…Duygusallığına olan direncinin ne kadar değerli olduğunu her zaman hatırla.” Kız kardeş Laurentini de yine ölüm döşeğinde babanın tavsiyelerini “tutkunun ilk hazzına karşı uyanık ol…Onun akışı çok hızlı, gücü kontrol edilemez” diyerek daha açık bir biçimde yineler.

Radcliffe’in hayatına ve kişiliğine dair bilinenler çok sınırlı. Hatta kendisi de bir şair olan Christina Rossetti, Radcliffe’in biyografisini yazmak istemiş ancak materyal eksikliği dolayısıyla vazgeçmek zorunda kalmıştır. Moers’ten öğrendiğimize göre, Radcliffe bir gazeteciyle evlenmiştir, çocuğu yoktur, utangaçtır, bir kadın ve yazar olarak da saygınlığı hususunda çok hassastır. Bu aşırı hassasiyetinin sebebi, Moers’e göre, muğlak sosyal pozisyonudur (134). Radcliffe’in babası küçük bir dükkân sahibidir ama dönemin en aristokratik ürününü, yani Wedgwood porselenlerini satar. Moers’in görüşüne tamamen katıldığımı söyleyemem. Bu hassasiyetin, sınıfsal pozisyonundan çok, tıpkı kendisinin faziletli, ağırbaşlı, kibar kadın kahramanlarında olduğu gibi 18. yüzyılda yaşayan genç kadınların korkularından, yani şimdi olduğu gibi yeterince iffetli olamama ve kadınlığın “saygın” sınıfına ait iken bir alt sınıfa (mesela hafifmeşrep) kolayca kayıverme tehlikesinden kaynaklanması daha muhtemel görünüyor. Üstelik Radcliffe’in, yazın dünyasında bir kadın yazar olarak varolması yeterince güç ve yazarlığın saygınlığına gölge düşürebilecek bir uğraş iken -sürekli karşılaştırıldığı dönemin erkek yazarlarının eserleri müstehcenlik sınırlarını zorlasa bile- roman kahramanlarını ‘saygın hanımefendiler’ olarak kurgulamasını anlaşılır buluyorum.

Radcliffe sadece 32 yaşındayken aniden yazmayı bırakır. ‘Gizemli’ bir yazar olduğundan, hakkında çok tuhaf söylentiler çıkmış tır: Devrim sırasında Paris’te ajan olarak çalıştığı ve yakalandığı yahut olağanüstü hayal gücünün onu delirttiği ve bir akıl hastanesine kapatıldığı, göreceği kâbusları romanlarında kullanmak için uykudan önce çiğ et yiyip yattığı gibi. Bu söylentilerin doğruluğu kanıtlanmış değil ama son romanı The Italian’ın (1797) yayınlandığından itibaren sessizleştiği biliniyor. Bitmeyen hırslı küçümsemelere, alaylara, popüler parodilere sekiz yıl dayanması ve son romanının da durumu iyileştirmediğini görmek yazmayı bırakmasında etkili olmuş olabilir. Bu arada, Jane Austen’ın Northanger Manastırı (1803) adlı romanının da Radcliffe’in eserlerinin bir parodisi olduğunu söyleyelim. Londra belediye başkanının oğlu ve kendisine Otranto Şatosu’nun tıpkısını yaptıracak kadar zengin olan Walpole veya yine soylu, İngiltere’nin Lahey büyükelçisi, İtalya’da, Fransa’da değerli sanat eserleriyle dolu şatoları olan Lewis gibi, gotiği gösterişli bir biçimde yaşayan çağdaşı erkek yazarların aksine Radcliffe evinde sessizce yaşıyordu.

Yaklaşık 250 yıl sonra hâlâ Ann Radcliffe ve eserleri romansı, gotik yazını veya tarihi kurguları küçümseyici imalarla eleştirmek için hedef tahtasına konulabiliyor, edebiyat tarihinde, gazetelerde, ansiklopedilerde değersiz bulunmaya devam ediliyor. Ama diğer yandan kitapları da hâlâ basılıyor, çevriliyor ve okunuyor. Gotik yazın ve Ann Radcliffe’in eserlerinin değersizliği üzerine sayfalarca yazan Mina Urgan’ın bile Byronvari kahraman tiplemesini edebiyata kazandırdığını belirttiği, kahramanlarına ve okuyucularına daha önce olmadığı kadar bağımsızlık ve özgürlük sunan ve gotik yazını hem kendi döneminde hem 21. yüzyıl Neo-Gotik yazınında dahi bolca taklit edilecek biçimde değiştiren bu yazara özür ve saygı borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Economist: Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce

Economist dergisi, “Hapisteki bir Kürt lider Türkiye’deki seçimleri etkileyebilir” başlıklı yazısında, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve genel olarak Kürt seçmenlerin 24 Haziran’daki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici olabileceği görüşünü savunuyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı, Nusaybin mahreçli makalede, ilçede yıkıntıların arasından yeni apartmanların yükseldiği ve “hükümetin yıkımın üzerine beton dökmek için elinden geleni yaptığı” söyleniyor. Ancak, “Türk Ordusu ve PKK militanları arasında 2015 ve 2016’da yaşanan, ülke genelinde binlerce kişinin hayatına mal olan çatışmalarının izlerini bulmanın kolay olduğu” belirtiliyor.

Dergi, “Nusaybin’deki kuşatma sırasında, ilçenin üçte birini oluşturan altı bin binanın kuşatma sırasında helikopterler ve tanklarla yıkıldığını, bazı sokaklarda enkazı görmenin hala mümkün olduğunu” bildiriyor. Economist, “Daha geçen Ekim’de işçiler bir ceset daha buldu. İlçe halkının çok azı bu konuyu açıkça konuşuyor. PKK’nin bir dizi terör saldırısının eşlik ettiği çatışma bitti. Ama korku devam ediyor” diyor.

Economist, 24 Haziran’daki seçimlerde “Nusaybin gibi ilçelerin tüm bir ülkenin kaderini belirleyebileceğini, muhalefetin parlamento çoğunluğunu AKP’den, cumhurbaşkanlığını da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan alabilmesinin, büyük oranda Kürt oylarına bağlı olduğunu” söylüyor.

Dergi şöyle devam ediyor;

“Türkiye’deki Kürtler’in sayısı 15 milyonu buluyor. Güneydoğudakiler ve ülkenin değer kesimlerindeki seküler Kürtler, bazı solcular ve liberallerin de destek verdiği Halkların Demokratik Partisi’ne oy verme eğiliminde. Diğer bölgelerdeki, 1980 ve 1990’lardaki çatışmalarda yerlerinden olan köylülerin çocukları ve torunları, birçoğu Türk kültürüne asimile oldu ve sık sık AKP’ye oy verdi, bazı dindar Kürtler de öyle. HDP muhalefetin geri kalanının kurduğu ittifakın dışında tutuldu. Parlamentoya girebilmesi için yüzde 10 barajını aşması gerek. Bu olmazsa, Erdoğan’ın AKP’si büyük ihtimalle uzun süredir elinde tuttuğu çoğunluğu koruyacak. Ancak HDP büyülü sayıyı geçerse, parlamentoda çoğunluk yarışı ortada ve bu da yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmiş Erdoğan ile parlamento arasında bir siyasi mücadeleyi beraberinde getirebilir. Kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi cumhurbaşkanlığı yarışı ikinci tura kalırsa, Kürtler ve Türkiye’nin geri kalanı büyük ihtimalle Erdoğan ve muhalefetin başlıca adayı Muharrem İnce arasında seçim yapacak. Erdoğan yarışta önde ama fark kapanıyor.”

Coşkun: Kürt seçmen Erdoğan’a olumlu bakmıyor

Economist, “Kürtler açısından seçimin o kadar kolay olmadığını, bazı Kürtler ‘in Erdoğan’ı reform sembolü ve polis tacizi olmadan kendi dillerini kullanıp, geleneklerini yaşamalarını kolaylaştıran lider olarak gördüklerini, bazı Kürtler ‘in de Erdoğan’ın 2015’te terk ettiği PKK’yla müzakereleri yeniden canlandırabileceğini umduğunu” söylüyor.

Ancak, derginin görüşlerine yer verdiği Dicle Üniversitesi’nden Vahap Coşkun, çoğu Kürt seçmenin artık Erdoğan’a olumlu bakmadığını belirtiyor.

Erdoğan’ın kendisinin yeni barış görüşmeleri ihtimalini reddettiğini söyleyen dergi, Cumhurbaşkanı’nın Afrin’deki Kürt isyancılara karşı saldırı başlattığını ve yetkililerin Kuzey Irak’taki PKK üslerine yeni bir operasyonun artık bir zaman meselesi olduğunu söylediğini aktarıyor. Makale şöyle devam ediyor;

‘Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce’

“Hükümet terörle mücadele ettiği konusunda ısrarcı. Ancak mücadelede pek sınır tanınmıyor. 95 Kürt belediye başkanı görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Yaklaşık 5 bin HDP yetkilisi, Demirtaş da dâhil dokuz HDP milletvekili ve onlarca Kürt gazeteci tutuklandı. Polis Afrin müdahalesini protesto eden 800’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Kürt sanatçı Zehra Doğan Mart 2017’de, Nusaybin’deki yıkıntılar arasında, polis ve ordu araçlarını akrep olarak çizdiği için üç yıla yakın hapis cezası aldı. Ancak, Kürt seçmenlerin Erdoğan’dan bıkmış olması, kesin İnce’ye destek verecekleri anlamına da gelmiyor. Düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü’nden Gönül Tol CHP’nin 1990’ların başında HDP’nin seleflerinden biriyle ittifak yapmasından bu yana, laik muhalefetin kendisini Kürtlere sevdirmek için çok az şey yaptığını söylüyor. Tol ayrıca, partideki milliyetçilerin uzun süredir ilericilere karşı üstünlük sağladığını ekliyor.”

Ancak dergiye göre, Güneydoğu’da Kürt seçmenler nezdinde mesafe kaydedebilecek laik bir politikacı varsa, o da “içten tavırlı” diye tanımladığı İnce.

‘HDP yetkilisi: İnsanlar İnce’ye daha yakın hissediyor’

İnce’nin Demirtaş ve diğer HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karşı çıktığını hatırlatan dergi, İnce’nin Demirtaş’ı hapishanede ziyaret ettiğini ve partisinin seçim manifestosunda, yerel yönetimler için daha fazla özerklikten bahsedildiğini aktarıyor.

Nusaybin’de konuşan HDP yetkilisi Ferhat Kut da “Burada insanlar, Erdoğan ve İnce arasında, İnce’ye daha yakın hissediyor” diyor. Makale şöyle sona eriyor.

“İnce’nin ikinci turda Erdoğan’a karşı bir şansı olabilmesi için, büyük olasılıkla Demirtaş’ın net desteğine ihtiyacı olacak. Kürt aday ilk turdan önce kimseye destek vermeyecek, ancak Erdoğan’ın gittiğini görmeyi istediği net. Avukatları aracılığıyla Economist’e yaptığı açıklamada Türkiye’nin ‘demokrasi ve diktatörlük arasında bir seçimle karşı karşıya olduğunu’ söyledi. Ayrıca son bir kaç yılın ‘Erdoğan’ın kafasındaki rejimin bir fragmanı olduğunu da’ ekledi. Demirtaş kendisini bir siyasi rehine olarak görüyor. Yakında seçimin belirleyici ismi olabilir”

ABD ordusu Sincar’da üs kuruyor

ABD ordusunun Sincar bölgesinde üs kurmak amacıyla 15 askeri aracı Sincar Dağı’na gönderdiği bildiriliyor.

K24, ABD ordusuna ait 15 askeri aracın Sincar Dağı’na ulaştığına dikkat çekerken amacın üs kurmak gibi göründüğü belirtti.

Bu arada, K24’e konuşan Sincar Belediye Başkanı Mahma Halil de, ABD güçlerinin ilk defa Sincar’a konuşlanmadığını, 2003-2010 döneminde bölgede bulunduklarını söyledi. Halil, konuşlanmanın Irak hükümetinin bilgisi ve bölgeyi IŞİD’den korumak amacıyla yapıldığını belirtti.

Konuşlanmanın “IŞİD savaşçılarının Irak-Suriye sınırını geçmelerini önlemeyi amaçladığını” ifade eden Halil, “Sınırda IŞİD yoğun bir faaliyet içinde. Sınırı korumak ve bölgede istikrar sağlamaktan ise Irak federal hükümeti sorumlu” dedikten sonra ABD güçlerinin bölgeye intikalinin İran hükümetinin bilgisi ve koordinasyon içinde yapıldığını da belirtti.

K24 de, “Irak’ın en stratejik kentlerinden biri olan Sincar, Suriye sınırına yakın ve Musul’un 125 kilometre batısında” dediği haberinde, Halil’in Sincar’daki istikrarsızlığın 2014 yılından bu yana bölgede bulunan evlerinden edilmiş yüzbinlerce Ezidinin en büyük kaygısı olduğu sözlerini de aktardı. (ANKA)

Edremitli CHP Meclis üyelerine Yunanistan’da gözaltı

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, Batı Trakya’daki programına destek için Yunanistan’ın Gümilcine kentinde bulunan CHP’li Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka ve beraberindeki belediye meclis üyeleri Mehmet Ertaş, Coşkun Taşkın ve Ali Yılmaz Diker, Yunan polisi tarafından hiçbir arama belgesi olmamasına rağmen haksız bir şekilde arandı.

Çantalarında ve araçlarında yapılan aramalarda 10 adet Türk bayrağı ve üzerinde “tamam” yazılı şapkalar şapkalara el konulurken, Edremit Belediye Meclis Üyeleri CHP’li Mehmet Ertaş ve Coşkun Taşkın ters kelepçe takılarak gözaltına alındı. CHP’liler 4 saat sonra serbest bırakıldı.

Olayın ardından açıklama yapan Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, “Türkiye’de Cumhurbaşkanı adayı olan Sayın Muharrem İnce’nin seçim kampanyasına taraftar olarak destek olmaktayız. Kendi şehrimizde ve bölgenizde devam ettiriyoruz. Muharrem İnce’nin buradaki (Gümilcine) çalışmalarına katkıda bulunabilmek için dün akşam buraya geldik. Gümrük’tan geçtik, geçerken hiçbir programımız olmadı. Akşam burada kaldık. Bugün Muharrem İnce’yi beklerken iki arkadaşımızın yanına polis olduğunu öne süren sivil kişiler gelip ellerinde ki torbalarda ne olduğunu sorarak ellerinde arama yetkisi olmamasına rağmen çantaları açtırdılar. Çantaların içinden çıkan 10 civarı Türk bayrağı ve üzerinde tamam yazan şapka vardı. Bunları buradaki arkadaşlarımıza hediye olarak vermek üzere yanımıza almıştık. Arkadaşlarımızı gözaltına alacaklarını öne sürüp götürürlerken geldiğimiz arabanın yanına giderek hiçbir arama yetkisi olmadan aracımızı didik didik arayarak arabadaki bayrakları da alarak arkadaşlarımızı gözaltına aldılar” dedi.

Belediye Meclis üyeleri Mehmet Ertaş ve Coşkun Taşkın Yunan polisi tarafından ters kelepçe takılarak polis merkezine götürüldü.

CHP’liler, yaklaşık 4 saat gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldılar.

Muharrem İnce: Türkiye’nin kendi içinde barışmaya, ekonomisini büyütmeye ve adil bölüşmeye ihtiyacı var

Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Yunanistan’ın Gümülcine ile Bulgaristan’ın Kırcaali kentlerini ziyaret etti. İnce, sabah saatlerinde beraberinde CHP milletvekilleri Engin Altay, Erdin Bircan, Mustafa Akaydın, Yaşar Tüzün, Emre Köprülü, Kamil Okyay Sındır, Namık Havutçu, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu, CHP’li Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli’nin bazı ilçe belediye başkanları ile İpsala Sınır Kapısı’ndan karayolu ile Yunanistan’a geçti. İnce beraberindeki heyet ülkeye girdikten sonra Yunan polisi tarafından sıkı güvenlik önlemleri alındı ve polis eskortları eşliğinde Gümülcine’ye ulaşıldı.

Muharrem İnce, Batı Trakyalı Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine’de önce Türklere ait bir eczaneye girerek, “Çok konuşuyorum, sesim kısılıyor. Sesime uygun bir ilaç var mı?” diyerek ilaç istedi. Eczacının, olmadığını söylemesi üzerine İnce, eczaneden ayrıldı.

muharrem-ince-turkiye-nin-kendi-icinde-barismaya-ekonomisini-buyutmeye-ve-adil-bolusmeye-ihtiyaci-var-469964-1.

İnce, kentte ilk ziyaretini Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosu Murat Ömeroğlu’na yaparak, basına kapalı bir süre görüştü. İnce, daha sonra yine Yunan polisinin sıkı güvenlik önlemleri altında Gümülcine Türk Gençler Birliği’ni ziyaret etti. Burada bulunan Türkler tarafından yoğun ilgiyle karşılanan İnce’ye, Gümülcine Türk Gençler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Taha Hüseyinoğlu, filografi sanatıyla yapılmış, birliği sembolize eden Arapça ‘Elif’ harfinin bulunduğu bir hediye verdi.

Batı Trakyalı Türklerle sohbet eden İnce, önce bir sandalyenin üzerine çıkarak, “Türkiye’den gelenler arka tarafa geçsin. Ben soydaşlarımla konuşacağım” dedi. Sandalyeden inen İnce, konuşmasında şöyle dedi:

“24 Haziran’da Türkiye’de bir seçim yaşayacağız. Bu önemli bir seçim. Ben Allah’ın izni milletin isteğiyle kazanacağıma inanıyorum. Görüntü öyle. Türkiye’de yaptığımız konuşmalarda söylediğimiz şu: İlkemiz; yurtta barış, dünyada barış. Türkiye’de barış, bölgede barış, dünyada barış. Zaten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarken dış politikasının temel prensibi oydu. Yani diyoruz ki, Türkiye kendi içerisinde barışsın, Türkiye komşularıyla barışsın, bölgesinde barışsın. Dünyada barış olsun. 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra Sadabat Paktı imzalandı, Balkan Paktı imzalandı. Bölgeyi bir barış denizine dönüştürmek istediler. Unutmayın 1934’te Atatürk, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Türkiye’nin ve bölgenin buna yeniden ihtiyacı var. Türkiye’nin kendi içinde de barışmaya, ekonomisini büyütmeye ve adil bölüşmeye ihtiyacı var. Sen niye buraya geldin diye bana soranlara sesleniyorum. Ben ailesi mübadeleyle Drama’dan Türkiye’ye gelen, kökeni Tanrı Dağı yörüklerinden olan bir ailenin çocuğuyum. Gönül bağımız var. Dertleşmek istedik, başka bir niyetimiz yok. Siz başka bir ülkenin vatandaşısınız, siz bu ülkeye vergi veriyorsunuz, kalkınması için çalışıyorsunuz. Hiçbir itirazımız yok buna. Kimliklerini korumak, savunmak hakkınız. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Sizlerin en büyük sorunlarından birinin Türkiye’de okuyan çocuklarınızın barınma sorunu olduğunu biliyorum. Ama benim Türkiye’de verdiğim bir söz var. İki yıl içerisinde Türkiye’de okuyan hiçbir çocuğun tarikat yurtlarına ihtiyacı kalmayacak. Türkiye Cumhuriyeti çocuklarını barındıracak güce sahiptir. Asla o çocuklar ortalıkta bırakılmayacak, asla öğrencilerimizi ne idüğü belirsiz insanların eline düşürmeyeceğiz.”

‘YUNANİSTAN’LA HER ŞEY KARŞILIKLI’

Yunan gazetecilerin Türkiye’de 2 Yunan askerinin tutuklanmasıyla ilgili sorusu üzerine İnce, “Türkiye’nin bir hukuk devleti olması için uğraşıyorum. Konuyu takip ederim ancak yargıya talimat verme noktasında birisi de değilim” yanıtını verdi. Ardından, “Askerler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özel isteğiyle mi tutuklu” şeklindeki soru üzerine İnce, “Öyle bir şey olduğuna inanmıyorum. İki ülke arasında bu gibi problemler var. Türkiye de kendi askerlerinin iadesini istiyor, Yunanistan iade etmiyor. Karşılıklı olarak bunlar yaşanıyor” dedi. İnce, adalarda yaşanan sorunlar ile sorulan soruya da, “Ege’nin iki yakası bir araya gelmeden, iki ülkenin iki yakası bir araya gelmez. Oturacağız, konuşacağız” karşılığını verdi.

İnce, Gümülcine’de Türk Öğretmenler Birliği, Çukurkahve, Batı Trakya Türk liderlerinden Sadık Ahmet’in mezarını da ziyaret etti.

muharrem-ince-turkiye-nin-kendi-icinde-barismaya-ekonomisini-buyutmeye-ve-adil-bolusmeye-ihtiyaci-var-469963-1.

BAZI GAZETECİ VE CHP’LİLER YUNANİSTAN’A ALINMADI

Bu arada CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Yunanistan’ın Gümülcine kentindeki temaslarını takip edecek gazetecilerden bazıları ile CHP’li milletvekili ve başkanlardan oluşan heyet ülkeye sokulmadı. İpsala Sınır Kapısı’ndan Yunanistan’ın Kipi Sınır Kapısı’na geçen gazetecilere, Yunan polisi, İnce’nin heyetinde geleceklerin Dışişleri Bakanlığı’na bildirilmesi gerektiğini, ancak bildirilmediğini belirterek, giriş izni vermedi. Sınır kapısında 2 saat bekleyen gazeteciler daha sonra İpsala Sınır Kapısı’na dönmek zorunda kaldı. Yunanistan’a giremeyen gazeteciler, Kapıkule Sınır Kapısı üzerinden, Bulgaristan’a geçerek, İnce’nin Kırcaali kentinde katılacağı iftar programına izlemek üzere bu ülkeye gitti.

Emekli polis memuru, boşanmak isteyen eşini katletti

Adana’da emekli polis memuru Hasan Güngör (56), boşanma aşamasında olduğu eşi Nilay Güngör’ü (55) tabancasıyla vurarak öldürdü.

Merkez Çukurova ilçesine bağlı Belediye Evleri Mahallesi’nde oturan Hasan Güngör, iddiaya göre bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşadığı, boşanma aşamasına geldiği eşi Nilay Güngör ile tartışmaya başladı. Kızı Eda Güngör’ün de evde olduğu sabah saatlerindeki tartışmanın büyümesi üzerine tabancasını çıkaran Hasan Güngör, eşi Nilay Güngör’e ateş etti.

Güngör, olay yerinde hayatını kaybederken Hasan Güngör ise polisi arayarak, “Eşimi öldürdüm” diyerek kendisini ihbar etti.

Katil zanlısı emekli polis memuru Hasan Güngör, daha sonra Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

(DHA)

Bakan Tüfenkci: Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, “Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar, ülke elden gittikten sonra dolar ne yazar, Euro ne yazar. Önemli olan vatanın yoksa milletin yoksa dolarların da olsa Eurolar’ın da olsa, fabrikalarında olsa anlamı yok” dedi.

24 Haziran’da yapılacak seçimlerde Malatya’dan AKP 1’inci sıra milletvekili adayı olarak gösterilen Bakan Tüfenkci, 2’nci sıra aday AKP Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık, 3’üncü sıra aday eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, 4’üncü sıra aday AKP eski il başkanı Hakan Kahtalı’yla birlikte Kongre Kültür Merkezinde Malatya teşkilatıyla aday tanıtım toplantısı gerçekleştirildi.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Tüfenkci, şöyle konuştu:

“Birlik içinde hareket edeceğiz, beraberlik içerisinde hareket edeceğiz. Nereden saldırırsa saldırsınlar ister bombalar yağdırsınlar, ister çukur siyaseti yapsınlar, ister sınırlarımıza barikatlar kursunlar arkamızda bu millet olduğu sürece, başımızda Recep Tayyip Erdoğan olduğu sürece hepsi vız gelir tırız gider. Bugünlerde ekonomi üzerinde operasyon yapıyorlar. Hatırlayın 2 sene önce darbe yapmaya kalktılar, bu millet ağzının payını verdi. Arkasından terör saldırıları yapmaya kalktılar bu millet cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında dimdik aslanlar gibi durdu, darbecilere de hesap sordu teröründe inlerine girdi. Allah’a hamdolsun inanın 24 Haziran’dan sonra da artık ekonomi üzerinde operasyon yapamayacaklar. Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar ülke elden gittikten sonra dolar ne yazar, Euro ne yazar. Önemli olan vatanın yoksa milletin yoksa dolarlarında olsa Eurolarında olsa, fabrikalarında olsa anlamı yok. Onun için Türkiye dedik, Malatya dedik ve hep birlikte Türkiye olacağız dedik. Onun için bütün mücadelemiz, bütün kavgamız, bütün savaşımız bu ümmetin, bu milletin başını dik tutmak için biz eğer bugün bu salonda, caddede, işyerlerinde, kamu kurumlarında başörtülü kardeşlerim, başı dik eşit bir şekilde oturuyorsa o makamlara işte bu milletin sayesinde.”

Sandık oyunları bitmiyor: Bu kez de liste karıştırma

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

Doğu ve Güneydoğu illerinin valileri ve il seçim kurulları, Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) sandık birleştirme ve taşımanın yanı sıra bazı seçim bölgelerinde seçmen listelerinin adres esas alınmadan karma yapılması isteminde de bulunmaya başladı. CHP ve HDP’nin YSK temsilcileri, listelerin karma yapılması durumunun tehlikesine dikkat çekti.

Önceki seçimlerde YSK’nin yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle sandık birleştirme ve taşıma taleplerinin büyük bölümünü reddetmesi nedeniyle mart ayında TBMM’den geçirilen yasayla bir düzenleme yapıldı. Buna göre, seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda YSK, vali veya il seçim kurulu başkanının en geç bugün saat 17.00’ye kadar talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine karar verebilecek. Mülki idare amirlerinin, seçimlere müdahalesine yol açacağı gerekçesiyle eleştirilen bu düzenlemeye muhalefet, “seçim güvenliğinin ortadan kalkacağı, seçmen listelerinin karma yapılmasının denetimi engelleyeceği” gerekçesiyle tepki gösterdi.

Seçim güvenliği uyarısı
CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu, sandık birleştirme, taşıma ve listelerin karma yapılması talepleri ile ilgili başvuruları YSK’nin bugünden sonra gündeme alacağını bildirdi. Sandık taşıma, birleştirme ve listelerin karıştırılmasının tehlikeli sonuçları olabileceğini belirten Yakupoğlu, “YSK’nin bunu dikkate alarak prensiplerini ortaya koymasını bekliyoruz” dedi.

HDP temsilcisi Mehmet Tiryaki de listelerin karıştırılmasının sahte ve mükerrer oy kullanımının kontrolünü güçleştireceği uyarısında bulundu. Bu yöndeki bir düzenlemenin tüm Türkiye’de yapılması durumunda karşı çıkılmayabileceğini belirten Tiryaki, “Sandıklardan çıkan sonuçlara göre seçmenin cezalandırıldığını defalarca gördük, iktidar temsilcileri bunu çekinmeden dillendiriyorlar. Listelerin karıştırılmasının bunu engelleme açısından katkısı olabileceği söylenebilir ancak bu düzenlemelerin özünde HDP’nin yüksek oy aldığı, belediye başkanlarının, milletvekillerinin tümünü kazandığı yerleri hedef aldığını biliyoruz” dedi.

Jandarmaya ret
Bu arada, Bitlis’in Adilcevaz ve Güroymak ilçeleri jandarma komutanlıklarından güvenlik gerekçesiyle yapılan sandık taşıma ve birleştirme istemleri, “başvurma yetkisi olmadığı” gerekçesiyle reddedildi.

53 mahalle ve 126 köyü bulunan Hakkari’de aralarında merkez mahallelerin de bulunduğu toplam 134 köy ve mahalledeki sandığın 38 yerde birleştirilmesi istemi de YSK’de görüşülmeyi bekliyor. Yaklaşık 100 bin seçmenin bulunduğu yerden başka bir yere taşınmasını gerektirecek bu istemi YSK kısa süre içinde gündemine alarak sonuçlandıracak.

AKP’li Belediye Başkanı’ndan aday listesine tepki: Bizimle alay ediliyor

Urfa’nın Birecik Belediye Başkanı Faruk Pınarbaşı, 24 Haziran’da yapılacak genel seçimlerde, AKP’nin milletvekili listesine tepki gösterdi. urfa ‘da, 24 Haziran ‘da yapılacak genel seçimlerde 304 aday adayı, listeye girebilmek için başvuru yaptı. Birecik’ten başvuru yapan Mahmut Mirkelam ve destekleyen bazı partililer tepkilerini dile getirmek için AKP Birecik İlçe teşkilatında toplandı. Burada toplanan kalabalığı sakinleştiren Birecik Belediye Başkanı Pınarbaşı kendisinin de AKP milletvekili listesinden rahatsız olduğunu ifade ederek, “Bizimle alay ediliyor” dedi.

Başkan Pınarbaşı, Birecik’ten AKP milletvekili aday adayı olan Mahmut Mirkelam’ın aday gösterilmemesinin partiye oy kaybettireceği iddiasında bulundu. Başkan Pınarbaşı, tepkilerini partileri zarar görmesin diye yumuşattıklarını ancak itirazlarını sürdüreceklerini belirtterek şöyle konuştu:

“Gözleri kör, kulağı sağır”
“Dün akşamki yönetim toplantısında da dediğimiz gibi bizim partimizle hiçbir sıkıntımız yoktur. Partimizin büyümesi için bize düşen görevler çerçevesinde her zaman çalışacağız. Partimizin en iyi noktada olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Ancak kabul etmediğimiz konu 7 Haziran, 24 Haziran , 1 Kasım seçimlerinde Birecik gibi 100 bin nüfusu olan bir ilçeye aday verilmemiş olması. Ahmet Eşref Fakıbaba Birecikli’dir ama aday olarak Birecik’e hitap ediyor denilemez. Böyle söylenmesini bizimle alay ediliyor şeklinde değerlendiririm.

Ahmet Eşref Fakıbaba, Urfa ‘nın adayıdır, Birecik’in her seferinde görmemezlikten gelinmesi saygısızlıktır. Hala bazılarının gözleri kör, kulakları sağır. Birecik kimsenin vesayeti altında değil, kimsenin aşireti de değildir. Aday listesine bakıyoruz sıralamada birkaç kişi dışında, ismini kimsenin bilmediği, siyasetin içinde yer almayan kişilerin isimleri yer alıyor. Bu sıralamayı genel merkez yapmadı. Her ilin başındaki kişiye verildi ve sıralamayı onlar yaptı. Bu tür haksızlık, saygısızlıklara rağmen biz partimize çalışacağız. Ama muhatabı olan kişiler de gerektiği yerde cevaplarını alacaklardır.

Hani söz milletindi. Nerde bu söz milletin. Hangi milletin yansıması o listede var. Bir aileden 3 aday, Buğday Pazarı’nda ortağı olan kişi aday, Belsan’da çalışan bir kişi aday, belediyede çalışan bir bürokrat aday. Bu tabloyla mı bu parti seçim kazanacak? Bu rahatsızlık sadece Birecik’te değil, Viranşehir’de de var, Hilvan’da da var, Siverek’te de var, Urfa’da da var, Harran’da da var. Kimse alınan başarısızlığı teşkilatlara, halka, millete, belediye başkanlarına mal etmesin. Ben hayatı boyunca doğruları söyleyen bir insanım. Sonucu neye varırsa varsın, ben bunun faturasını her zaman ödemeye hazırım.”

AKP seçim standı için elektriğini camiden aldı

24 Haziran için seçim çalışmaları devam ederken, Kocaeli Gebze’de dikkat çeken bir olay yaşandı.

Odatv’de yer alan habere göre, Gebze’de seçim standı kuran AKP, elektriğini Çoban Mustafa Paşa Camii’nden çekti. Stant elektriğini bile camiden alan AKP’ye yurttaşlar tepki gösterdi.

Her türlü devlet ve belediye imkanlarını seçim çalışmalarına alet ettiği için sık sık eleştirilere konu olan AKP’nin, Gebze’de açtığı seçim standının elektriğini camiden çekmesi tartışma yarattı.