Tarafsız Habercilik

Economist: Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce

Economist dergisi, “Hapisteki bir Kürt lider Türkiye’deki seçimleri etkileyebilir” başlıklı yazısında, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve genel olarak Kürt seçmenlerin 24 Haziran’daki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici olabileceği görüşünü savunuyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı, Nusaybin mahreçli makalede, ilçede yıkıntıların arasından yeni apartmanların yükseldiği ve “hükümetin yıkımın üzerine beton dökmek için elinden geleni yaptığı” söyleniyor. Ancak, “Türk Ordusu ve PKK militanları arasında 2015 ve 2016’da yaşanan, ülke genelinde binlerce kişinin hayatına mal olan çatışmalarının izlerini bulmanın kolay olduğu” belirtiliyor.

Dergi, “Nusaybin’deki kuşatma sırasında, ilçenin üçte birini oluşturan altı bin binanın kuşatma sırasında helikopterler ve tanklarla yıkıldığını, bazı sokaklarda enkazı görmenin hala mümkün olduğunu” bildiriyor. Economist, “Daha geçen Ekim’de işçiler bir ceset daha buldu. İlçe halkının çok azı bu konuyu açıkça konuşuyor. PKK’nin bir dizi terör saldırısının eşlik ettiği çatışma bitti. Ama korku devam ediyor” diyor.

Economist, 24 Haziran’daki seçimlerde “Nusaybin gibi ilçelerin tüm bir ülkenin kaderini belirleyebileceğini, muhalefetin parlamento çoğunluğunu AKP’den, cumhurbaşkanlığını da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan alabilmesinin, büyük oranda Kürt oylarına bağlı olduğunu” söylüyor.

Dergi şöyle devam ediyor;

“Türkiye’deki Kürtler’in sayısı 15 milyonu buluyor. Güneydoğudakiler ve ülkenin değer kesimlerindeki seküler Kürtler, bazı solcular ve liberallerin de destek verdiği Halkların Demokratik Partisi’ne oy verme eğiliminde. Diğer bölgelerdeki, 1980 ve 1990’lardaki çatışmalarda yerlerinden olan köylülerin çocukları ve torunları, birçoğu Türk kültürüne asimile oldu ve sık sık AKP’ye oy verdi, bazı dindar Kürtler de öyle. HDP muhalefetin geri kalanının kurduğu ittifakın dışında tutuldu. Parlamentoya girebilmesi için yüzde 10 barajını aşması gerek. Bu olmazsa, Erdoğan’ın AKP’si büyük ihtimalle uzun süredir elinde tuttuğu çoğunluğu koruyacak. Ancak HDP büyülü sayıyı geçerse, parlamentoda çoğunluk yarışı ortada ve bu da yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmiş Erdoğan ile parlamento arasında bir siyasi mücadeleyi beraberinde getirebilir. Kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi cumhurbaşkanlığı yarışı ikinci tura kalırsa, Kürtler ve Türkiye’nin geri kalanı büyük ihtimalle Erdoğan ve muhalefetin başlıca adayı Muharrem İnce arasında seçim yapacak. Erdoğan yarışta önde ama fark kapanıyor.”

Coşkun: Kürt seçmen Erdoğan’a olumlu bakmıyor

Economist, “Kürtler açısından seçimin o kadar kolay olmadığını, bazı Kürtler ‘in Erdoğan’ı reform sembolü ve polis tacizi olmadan kendi dillerini kullanıp, geleneklerini yaşamalarını kolaylaştıran lider olarak gördüklerini, bazı Kürtler ‘in de Erdoğan’ın 2015’te terk ettiği PKK’yla müzakereleri yeniden canlandırabileceğini umduğunu” söylüyor.

Ancak, derginin görüşlerine yer verdiği Dicle Üniversitesi’nden Vahap Coşkun, çoğu Kürt seçmenin artık Erdoğan’a olumlu bakmadığını belirtiyor.

Erdoğan’ın kendisinin yeni barış görüşmeleri ihtimalini reddettiğini söyleyen dergi, Cumhurbaşkanı’nın Afrin’deki Kürt isyancılara karşı saldırı başlattığını ve yetkililerin Kuzey Irak’taki PKK üslerine yeni bir operasyonun artık bir zaman meselesi olduğunu söylediğini aktarıyor. Makale şöyle devam ediyor;

‘Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce’

“Hükümet terörle mücadele ettiği konusunda ısrarcı. Ancak mücadelede pek sınır tanınmıyor. 95 Kürt belediye başkanı görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Yaklaşık 5 bin HDP yetkilisi, Demirtaş da dâhil dokuz HDP milletvekili ve onlarca Kürt gazeteci tutuklandı. Polis Afrin müdahalesini protesto eden 800’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Kürt sanatçı Zehra Doğan Mart 2017’de, Nusaybin’deki yıkıntılar arasında, polis ve ordu araçlarını akrep olarak çizdiği için üç yıla yakın hapis cezası aldı. Ancak, Kürt seçmenlerin Erdoğan’dan bıkmış olması, kesin İnce’ye destek verecekleri anlamına da gelmiyor. Düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü’nden Gönül Tol CHP’nin 1990’ların başında HDP’nin seleflerinden biriyle ittifak yapmasından bu yana, laik muhalefetin kendisini Kürtlere sevdirmek için çok az şey yaptığını söylüyor. Tol ayrıca, partideki milliyetçilerin uzun süredir ilericilere karşı üstünlük sağladığını ekliyor.”

Ancak dergiye göre, Güneydoğu’da Kürt seçmenler nezdinde mesafe kaydedebilecek laik bir politikacı varsa, o da “içten tavırlı” diye tanımladığı İnce.

‘HDP yetkilisi: İnsanlar İnce’ye daha yakın hissediyor’

İnce’nin Demirtaş ve diğer HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karşı çıktığını hatırlatan dergi, İnce’nin Demirtaş’ı hapishanede ziyaret ettiğini ve partisinin seçim manifestosunda, yerel yönetimler için daha fazla özerklikten bahsedildiğini aktarıyor.

Nusaybin’de konuşan HDP yetkilisi Ferhat Kut da “Burada insanlar, Erdoğan ve İnce arasında, İnce’ye daha yakın hissediyor” diyor. Makale şöyle sona eriyor.

“İnce’nin ikinci turda Erdoğan’a karşı bir şansı olabilmesi için, büyük olasılıkla Demirtaş’ın net desteğine ihtiyacı olacak. Kürt aday ilk turdan önce kimseye destek vermeyecek, ancak Erdoğan’ın gittiğini görmeyi istediği net. Avukatları aracılığıyla Economist’e yaptığı açıklamada Türkiye’nin ‘demokrasi ve diktatörlük arasında bir seçimle karşı karşıya olduğunu’ söyledi. Ayrıca son bir kaç yılın ‘Erdoğan’ın kafasındaki rejimin bir fragmanı olduğunu da’ ekledi. Demirtaş kendisini bir siyasi rehine olarak görüyor. Yakında seçimin belirleyici ismi olabilir”

FT: AKP’liler bu dönemde oy istemekten kaygılı

Financial Times, “Borç yükü ve enflasyon Erdoğan’ı zorluyor” başlıklı haberinde, AKP’li yetkililerin zayıf TL, artan fiyatlar ve ekonomik belirsizlik döneminde döneminde seçmenlerden oy istiyor olmaktan kaygı duyduklarını yazıyor.

Gazetenin Ankara Muhabiri Laura Pitel’in imzasını taşıyan haberde, “yıpranmış Türk Lirası’nın son iki haftadır görece bir istikrar yaşadığı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla arasında uzayan gerilimi tırmandırma politikasının ardından, Merkez Bankası’nın acil faiz artırımı ve üst düzey isimlerden gelen teskin edici açıklamaların sinirleri yatıştırmış gibi göründüğü” belirtiliyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre dün yayınlanan enflasyon rakamlarında büyük bir artışın görüldüğünü belirten gazete, bu tablo karşısında Merkez Bankası’nın Perşembe günü yapacağı toplantıda faizleri daha da arttıracağı beklentisiyle TL’nin değer kazandığını yazıyor.

Gazete, Türkiye’nin bunun dışında büyük bir cari açık ve şirket borçları yüküyle karşı karşıya olduğunu ve her ikisinin de değerli dolar ve ABD Hazine tahvillerindeki kâr artışıyla gelişmekte olan ülkelerden uzaklaşan dış yatırımlarla finanse edildiğini aktarıyor.

‘Türkiye kırılgan hale geldi’

Financial Times’a konuşan ABD Merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Finans Enstitüsü’nden Uğraş Ülkü “Büyük resim Türkiye’nin piyasa hassasiyetlerine karşı kırılgan bir hale gelmesi” diyor.

Türkiye’nin kırılganlığının Erdoğan’ın neredeyse bir buçuk yıl erkene aldığı parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece üç hafta ötede olmasıyla daha da arttığını söyleyen Financial Times şöyle devam ediyor:

“Son dönemde desteği yıpranan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden yetkililer TL’nin zayıf olduğu, fiyatların ve ekonomik belirsizliğin arttığı bir dönemde seçmenlerden oy istemekten kaygılı. Ama seçim kampanyası dönemindeyken sorunun asıl nedenleriyle başa çıkmaları da zor.”

Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimi uzmanı Prof. İlter Turan da “Herhangi bir hükümetin seçime girerken enflasyonla mücadele önlemleri alması neredeyse imkânsızdır. Enflasyonla mücadele kemer sıkmayı ve faiz oranlarında düzenlemeleri gerektirir” diyor.

Gazete bunun yerine hükümetin, seçmenleri yanında tutmak için vaatlerde bulunduğunu ve artan petrol fiyatlarını sübvanse etme sözü verdiğini kaydediyor.

‘Özel sektörün borcu kaygı yaratıyor’

Gazete sorunun Erdoğan’ın faiz oranlarına karşı söylediği sözler ve seçimden sonra ekonomideki kontrolünü daha da sıkılaştıracağı yönündeki sözlerinin yatırımcıları korkuttuğunu ve TL’nin düşüşünü hızlandırdığını belirtiyor.

Financial Times’a en büyük kaygılardan biri de bunun 295 milyar doları bulan özel sektör borçlarına etkisi.

“Yılbaşından bu yana yüzde 18 değer kaybeden liradaki değer kaybı, dolar ve euroyla borçlanan şirketlerin borçlarını çevirmesini daha da pahalılaştırıyor” diyen gazete geçen hafta Ankara merkezli Gama Holding’in 1 milyar dolarlık borcunu yeniden yapılandırmak isteyen son şirket olduğu yazıyor.

Gazete “Merkez Bankası yatırımcıların umutlarını karşılayıp faiz arttırmazsa, yeni bir TL satışı daha çok sayıda şirketin borç yeniden yapılandırması içlemesine yol açabilir” diyor.

‘Cari açık ve dış borç için yılda 200 milyar dolar gerekiyor’

Financial Times, çok sayıda uzmanın önümüzdeki aylarda ekonomide yavaşlama, hatta durgunluk beklediğini aktarıyor. Haberde görüşlerine yer verilen Hollanda bankası ABN Amro’nun gelişmekte olan piyasalar uzmanı Nora Neuteboom “Büyük olasılıkla zirveye ulaştık ve buradan sonra ekonomik büyüme sadece düşebilir. Bu da otomatik olarak enflasyonu ve cari açığı düşürür, dolayısıyla bir anlamda bu bir düzeltme mekanizması” diyor.

Ancak Neuteboom aynı zamanda en büyük kaygının Türkiye’nin dış yatırımlara bağımlılığı olduğnu da vurguluyor ve Türkiye’nin mevcut cari açığı ve büyüyen dış borcunu finanse etmek için yılda 200 milyar dolar bulmak zorunda olduğunu aktarıyor.

Neuteboom “Şu anda en büyük kaygı yatırımcıların faiz oranları istediklerinden düşük olduğunda bile bu eksiği kapatıp kapatmak istemeyecekleri. Türkiye’nin üzerinde dolaşan kara bulut bu” diyor.

Merkez bugün toplanıyor: Bitmeyen faiz artışı beklentisi yine masada

Ekonominin yapısal problemlerinin üzerine eklenen erken seçim belirsizliği Türk Lirası’nda sert değer kaybına yol açarken, gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bugün yapacağı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. Liranın ateşini düşürmek için iktidarın talimatıyla son 45 günde faizleri yüzde 3,75 artıran TCMB’nin, enflasyon görünümündeki yüksek seyir nedeniyle yeniden faiz artışına gitmesi bekleniyor. Ocak 2017’de yüzde 8 olan politika faizi son yapılan toplantıda yüzde 16,5’e kadar yükseltilmiş, böylece faizde artış oranı yüzde 100’ü geçmişti. Buna karşın faizlerin hâlâ düşük olduğunu savunan piyasanın beklentisi faizin 50 ile 100 baz puan artırılacağı yönünde. Böylece tahminlere göre faizin yüzde 17’yi de aşması olasılığı yüksek.

Neden herkes faiz artışı bekliyor?
Piyasanın sürekli faiz artışı beklemesinde, yapılan faiz artışlarının liradaki değer kaybını engellememesi önemli yer tutuyor. Ayrıca yüksek risk nedeniyle Türkiye’ye uğramayan sıcak paranın ancak reel faizlerin yukarı çekilmesiyle birlikte yeniden girişinin mümkün olabileceği görüşü hâkim. Mayıs ayı enflasyonunun yüksek çıkmasıyla birlikte TCMB’nin ve hükümet üyelerinin öngörüsü de enflasyonun yükseleceği yönünde. Ayrıca uluslararası kuruluşlar da Türkiye’de enflasyonun yılın ikinci yarısında daha da tırmanacağı görüşünü savunuyor. Önceki gün Merkez Bankası tarafından yapılan enflasyon değerlendirmesinde maliyet artışlarınIN fiyatları yükselttiği ve yükselişin tüm mal gruplarına yayıldığı ifade edilmişti. Çekirdek enflasyonun yükseliş eğilimini sürdürdüğüne de yine değerlendirmede yer verilmişti. Dün ise konuya ilişkin Maliye Bakanı Naci Ağbal’dan da bir değerlendirme geldi. Katıldığı bir televizyon programında konuşan Ağbal, enflasyondaki hızlanmanın önümüzdeki aylarda devam etmeye hazırlandığını, buna karşın vergi indirimleriyle fiyatlardaki yükselişin önüne geçmeye çalışacaklarını ifade etti.

Gerçek enflasyon bu değil!
Enflasyona ilişkin uluslararası camiadan da Türkiye’ye ilişkin yorumlar ve uyarılar yapılıyor. Uluslararası Finans Enstitüsü uzmanları tarafından yapılan değerlendirmede, enflasyonun önümüzdeki altı ay içinde sert bir şekilde yükselmesinin beklendiğine işaret edildi. Geçen hafta ise Financial Times’te yapılan bir analizde Satınalma Gücü Paritesi baz alınarak yapılan hesaplamaya göre Türkiye’de enflasyonun yüzde 39 olduğu, dolayısıyla halihazırdaki yüzde 16,50’lik faiz oranının da sıcak parayı çekmeye yetmeyeceği ifade edilmişti.

Denize düşen Londra’ya sarıldı
Öte yandan yıllardır faize karşı olduğunu ifade eden iktidarın faiz artışlarına hız kazandırması da dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Londra ziyaretinde yatırımcılara sunduğu ekonomi ‘teorilerinin’ kabul görmemesi üzerine lirada yaşanan rekor kayıp, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in hasarı onarmak için yeniden Londra’ya gitmesine yol açmıştı. Şimşek burada yatırımcılara Merkez Bankası’nın bağımsız kalacağını ve piyasa beklentileri hususunda faiz artışları dahil gereken adımların atılacağı sinyalini verdi. Ardından gelen faiz artışları, önüne üretim ve istihdam artışını koyamayan Türkiye ekonomisinde dışa bağımlılığın daha da artacağını gösterdi.

İki senaryo
İktidardan faiz artışları için onay alan ‘bağımsız’ Merkez’in bugün hangi kararı alırsa alsın, siyasi bir baskı yaşamayacak. Faiz artışına gitmesi halinde çarpık da olsa ekonomik büyümeye bir darbe daha vurulmuş olacak. Faiz artırmaması halinde ise kaderini emanet ettiği küresel sermayenin karara sert bir reaksiyon göstermesi muhtemel. Ekonomi Servisi

***

Kredi notuna bir darbe daha

Türkiye’nin çarpık büyümesinin yarattığı büyük dış açık ülkenin kredi notunun günden güne zarar görmesine yol açıyor. Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, Türkiye’nin kredi notununun görünümünü negatife indirerek not indirim sinyali verdi. Açıklamada, ülkedeki politik risklere dikkat çekilerek bu durumun finans piyasalarındaki oynaklığı daha da kırılgan hale getirebileceği ifade edildi. 24 Haziran seçimlerinden sonra yeni başkanın duruşunun dikkatle izleneceğini ifade eden kuruluş, yabancı para cinsinden kredi notunu ise BB+ olarak teyit etti.

İtalya’da Giuseppe Conte başbakan olarak yemin etti

İtalya’da Beş Yıldız Hareketi ile Lig Partisi, yeni hükümet üyeleri üzerinde uzlaştı. Cumhurbaşkanı Mattarella hükümeti kurma görevini yine Conte’ye verdi. Conte bugün yemin etti.

İtalya’da hükümeti kurma görevi yine Giuseppe Conte’ye verildi. İtalya Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Sergeo Mattarella’nın Perşembe akşamı Conte’yi kabul ederek, hükümeti kurma görevi verdiği belirtildi. Hukuk profesörü Conte ve yeni hükümet üyeleri bugün yemin etti

Popülist Beş Yıldız Hareketi ile aşırı sağcı Lig Partisi koalisyon hükümeti kurulması konusundaki ilk denemelerinin sonuçsuz kalmasının ardından yürüttükleri görüşmelerde yeni kabine üzerinde uzlaşma sağlamışlar ve hükümeti kurma görevinin yine Conte’ye verilmesini önermişlerdi. Popülist Beş Yıldız Hareketi’nin lideri Luigi Di Maio ile aşırı sağcı Lig Partisi Genel Başkanı Matteo Salvini’nin Perşembe günü Roma’da yaptığı ortak açıklamada, koalisyon hükümeti kurulması için gereken şartların sağlandığı belirtilmişti.

Edremitli CHP Meclis üyelerine Yunanistan’da gözaltı

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, Batı Trakya’daki programına destek için Yunanistan’ın Gümilcine kentinde bulunan CHP’li Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka ve beraberindeki belediye meclis üyeleri Mehmet Ertaş, Coşkun Taşkın ve Ali Yılmaz Diker, Yunan polisi tarafından hiçbir arama belgesi olmamasına rağmen haksız bir şekilde arandı.

Çantalarında ve araçlarında yapılan aramalarda 10 adet Türk bayrağı ve üzerinde “tamam” yazılı şapkalar şapkalara el konulurken, Edremit Belediye Meclis Üyeleri CHP’li Mehmet Ertaş ve Coşkun Taşkın ters kelepçe takılarak gözaltına alındı. CHP’liler 4 saat sonra serbest bırakıldı.

Olayın ardından açıklama yapan Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, “Türkiye’de Cumhurbaşkanı adayı olan Sayın Muharrem İnce’nin seçim kampanyasına taraftar olarak destek olmaktayız. Kendi şehrimizde ve bölgenizde devam ettiriyoruz. Muharrem İnce’nin buradaki (Gümilcine) çalışmalarına katkıda bulunabilmek için dün akşam buraya geldik. Gümrük’tan geçtik, geçerken hiçbir programımız olmadı. Akşam burada kaldık. Bugün Muharrem İnce’yi beklerken iki arkadaşımızın yanına polis olduğunu öne süren sivil kişiler gelip ellerinde ki torbalarda ne olduğunu sorarak ellerinde arama yetkisi olmamasına rağmen çantaları açtırdılar. Çantaların içinden çıkan 10 civarı Türk bayrağı ve üzerinde tamam yazan şapka vardı. Bunları buradaki arkadaşlarımıza hediye olarak vermek üzere yanımıza almıştık. Arkadaşlarımızı gözaltına alacaklarını öne sürüp götürürlerken geldiğimiz arabanın yanına giderek hiçbir arama yetkisi olmadan aracımızı didik didik arayarak arabadaki bayrakları da alarak arkadaşlarımızı gözaltına aldılar” dedi.

Belediye Meclis üyeleri Mehmet Ertaş ve Coşkun Taşkın Yunan polisi tarafından ters kelepçe takılarak polis merkezine götürüldü.

CHP’liler, yaklaşık 4 saat gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldılar.

Baskın seçimde kullanılacak oy pusulaları tanıtıldı

Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde kullanılacak oy pusulaları basın mensuplarına gösterildi.

Milletvekili kesin aday listelerinin ilan edilmesinin ardından, yurt dışında kullanılacak oy pusulaları ile cumhurbaşkanı seçiminde kullanılacak pusulaların basımı tamamlandı.

24 Haziran’da yurt içinde kullanılacak pusulaların basım işlemi ise dün başladı.

Cumhurbaşkanı adayları için hazırlanan oy pusulasında birinci sırada CHP’nin adayı Muharrem İnce, ikinci sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, üçüncü sırada Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, dördüncü sırada HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş, beşinci sırada Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, altıncı sırada da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yer aldı.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469946-1.

Pusulada adayların fotoğrafları isimleri ve bunların hemen altında evet mührünün basılacağı alan bulunuyor.

Siyasi partilerin oy pusulasında ise AKP ve MHP’nin oluşturduğu, BBP’nin destek verdiği “Cumhur İttifakı” ilk, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Partinin (DP) kurduğu “Millet İttifakı” son sırada. Pusulada HÜDA PAR ikinci, Vatan Partisi üçüncü, HDP dördüncü sırada yer alıyor.

İttifak yapan partiler, oy pusulasında ittifak unvanları altında yan yana bulunuyor. Partilerin logoları, isimleri, genel başkanlarının adları belirtiliyor. Yurt içindeki pusulalarda partiler için ayrılan her sütunun altında, milletvekili adaylarının isimleri de bulunacak.

İKİ PUSULA TEK ZARFA

Seçmen, cumhurbaşkanına ve milletvekillerine yönelik tercihte bulundukları iki ayrı oy pusulasını aynı zarfa koyarak sandığa atacak.

Birleşik oy pusulasında tercih edilen cumhurbaşkanı adayı, siyasi parti, ittifak veya bağımsız aday için ayrılan bölümden dışarı taşırmamak suretiyle ”TERCİH” veya ”EVET” mührü basılması gerekecek.

Oy pusulasına, ”TERCİH” veya ”EVET” mührü dışında, herhangi bir yerine imza atılması veya işaret konulması halinde oy geçersiz sayılacak.

Birleşik oy pusulasından başka, zarfa hiçbir şey konulmayacak, aksi halde kullanılan oy geçersiz olacak. Seçmene birleşik oy pusulası verildikten sonra hata veya başka bir neden ileri sürülerek yeni bir birleşik oy pusulası verilmeyecek.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469950-1.

İTTİFAK OYLARI

İttifak alanı içerisinde, ‘evet’ mührünün, bir siyasi partiye ayrılan alana, hem bir siyasi partiye ayrılan alana hem de ittifak unvanı bölümüne, ittifak unvanı bölümüne taşacak şekilde bir siyasi partiye ayrılan alana basılması halinde, bu oy pusulaları geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde o siyasi partinin cetveldeki sütununa işaretlenecek.

Bu haller dışında, yalnız ittifak alanı içerisine ‘evet’ mührünün basıldığı her durumda, bu oy pusulaları da geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde ittifakın ortak oyları sütununa rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle ayrı ayrı işaretlenecek.

Muharrem İnce: Türkiye’nin kendi içinde barışmaya, ekonomisini büyütmeye ve adil bölüşmeye ihtiyacı var

Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Yunanistan’ın Gümülcine ile Bulgaristan’ın Kırcaali kentlerini ziyaret etti. İnce, sabah saatlerinde beraberinde CHP milletvekilleri Engin Altay, Erdin Bircan, Mustafa Akaydın, Yaşar Tüzün, Emre Köprülü, Kamil Okyay Sındır, Namık Havutçu, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu, CHP’li Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli’nin bazı ilçe belediye başkanları ile İpsala Sınır Kapısı’ndan karayolu ile Yunanistan’a geçti. İnce beraberindeki heyet ülkeye girdikten sonra Yunan polisi tarafından sıkı güvenlik önlemleri alındı ve polis eskortları eşliğinde Gümülcine’ye ulaşıldı.

Muharrem İnce, Batı Trakyalı Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine’de önce Türklere ait bir eczaneye girerek, “Çok konuşuyorum, sesim kısılıyor. Sesime uygun bir ilaç var mı?” diyerek ilaç istedi. Eczacının, olmadığını söylemesi üzerine İnce, eczaneden ayrıldı.

muharrem-ince-turkiye-nin-kendi-icinde-barismaya-ekonomisini-buyutmeye-ve-adil-bolusmeye-ihtiyaci-var-469964-1.

İnce, kentte ilk ziyaretini Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosu Murat Ömeroğlu’na yaparak, basına kapalı bir süre görüştü. İnce, daha sonra yine Yunan polisinin sıkı güvenlik önlemleri altında Gümülcine Türk Gençler Birliği’ni ziyaret etti. Burada bulunan Türkler tarafından yoğun ilgiyle karşılanan İnce’ye, Gümülcine Türk Gençler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Taha Hüseyinoğlu, filografi sanatıyla yapılmış, birliği sembolize eden Arapça ‘Elif’ harfinin bulunduğu bir hediye verdi.

Batı Trakyalı Türklerle sohbet eden İnce, önce bir sandalyenin üzerine çıkarak, “Türkiye’den gelenler arka tarafa geçsin. Ben soydaşlarımla konuşacağım” dedi. Sandalyeden inen İnce, konuşmasında şöyle dedi:

“24 Haziran’da Türkiye’de bir seçim yaşayacağız. Bu önemli bir seçim. Ben Allah’ın izni milletin isteğiyle kazanacağıma inanıyorum. Görüntü öyle. Türkiye’de yaptığımız konuşmalarda söylediğimiz şu: İlkemiz; yurtta barış, dünyada barış. Türkiye’de barış, bölgede barış, dünyada barış. Zaten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarken dış politikasının temel prensibi oydu. Yani diyoruz ki, Türkiye kendi içerisinde barışsın, Türkiye komşularıyla barışsın, bölgesinde barışsın. Dünyada barış olsun. 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra Sadabat Paktı imzalandı, Balkan Paktı imzalandı. Bölgeyi bir barış denizine dönüştürmek istediler. Unutmayın 1934’te Atatürk, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Türkiye’nin ve bölgenin buna yeniden ihtiyacı var. Türkiye’nin kendi içinde de barışmaya, ekonomisini büyütmeye ve adil bölüşmeye ihtiyacı var. Sen niye buraya geldin diye bana soranlara sesleniyorum. Ben ailesi mübadeleyle Drama’dan Türkiye’ye gelen, kökeni Tanrı Dağı yörüklerinden olan bir ailenin çocuğuyum. Gönül bağımız var. Dertleşmek istedik, başka bir niyetimiz yok. Siz başka bir ülkenin vatandaşısınız, siz bu ülkeye vergi veriyorsunuz, kalkınması için çalışıyorsunuz. Hiçbir itirazımız yok buna. Kimliklerini korumak, savunmak hakkınız. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Sizlerin en büyük sorunlarından birinin Türkiye’de okuyan çocuklarınızın barınma sorunu olduğunu biliyorum. Ama benim Türkiye’de verdiğim bir söz var. İki yıl içerisinde Türkiye’de okuyan hiçbir çocuğun tarikat yurtlarına ihtiyacı kalmayacak. Türkiye Cumhuriyeti çocuklarını barındıracak güce sahiptir. Asla o çocuklar ortalıkta bırakılmayacak, asla öğrencilerimizi ne idüğü belirsiz insanların eline düşürmeyeceğiz.”

‘YUNANİSTAN’LA HER ŞEY KARŞILIKLI’

Yunan gazetecilerin Türkiye’de 2 Yunan askerinin tutuklanmasıyla ilgili sorusu üzerine İnce, “Türkiye’nin bir hukuk devleti olması için uğraşıyorum. Konuyu takip ederim ancak yargıya talimat verme noktasında birisi de değilim” yanıtını verdi. Ardından, “Askerler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özel isteğiyle mi tutuklu” şeklindeki soru üzerine İnce, “Öyle bir şey olduğuna inanmıyorum. İki ülke arasında bu gibi problemler var. Türkiye de kendi askerlerinin iadesini istiyor, Yunanistan iade etmiyor. Karşılıklı olarak bunlar yaşanıyor” dedi. İnce, adalarda yaşanan sorunlar ile sorulan soruya da, “Ege’nin iki yakası bir araya gelmeden, iki ülkenin iki yakası bir araya gelmez. Oturacağız, konuşacağız” karşılığını verdi.

İnce, Gümülcine’de Türk Öğretmenler Birliği, Çukurkahve, Batı Trakya Türk liderlerinden Sadık Ahmet’in mezarını da ziyaret etti.

muharrem-ince-turkiye-nin-kendi-icinde-barismaya-ekonomisini-buyutmeye-ve-adil-bolusmeye-ihtiyaci-var-469963-1.

BAZI GAZETECİ VE CHP’LİLER YUNANİSTAN’A ALINMADI

Bu arada CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Yunanistan’ın Gümülcine kentindeki temaslarını takip edecek gazetecilerden bazıları ile CHP’li milletvekili ve başkanlardan oluşan heyet ülkeye sokulmadı. İpsala Sınır Kapısı’ndan Yunanistan’ın Kipi Sınır Kapısı’na geçen gazetecilere, Yunan polisi, İnce’nin heyetinde geleceklerin Dışişleri Bakanlığı’na bildirilmesi gerektiğini, ancak bildirilmediğini belirterek, giriş izni vermedi. Sınır kapısında 2 saat bekleyen gazeteciler daha sonra İpsala Sınır Kapısı’na dönmek zorunda kaldı. Yunanistan’a giremeyen gazeteciler, Kapıkule Sınır Kapısı üzerinden, Bulgaristan’a geçerek, İnce’nin Kırcaali kentinde katılacağı iftar programına izlemek üzere bu ülkeye gitti.

Türkiye’nin Trump’ı krizde

Paul Krugman

Statüko karşıtı lider çekişmeli bir seçimin ardından iktidara gelir. Hükümeti, çarpıcı derecede yozlaşmış olduğunu kısa sürede belli eder; hukuk sistemini altüst eder, bulaştığı yolsuzluklara yönelik soruşturmaları bastırmakla kalmaz, iktidarını sağlamlaştırır ve gücünü sınırlayan (“derin devlet”) kurumların altını oyar.

Sizce Donald Trump’dan mı bahsediyorum? Olabilir. Ama benim aklımdaki kişi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan’ın bulaştığı aşikar yolsuzlukları hukuku politize ederek hasır altı edebilmiş olması, Trump’ın da hayal ettiği otokrat lider haline gelebileceğini gösteriyor. Tüm diktatörleri sevdiği anlaşılan Trump, Erdoğan’a ve rejimine duyduğu hayranlığı dile getirmişti.

Erdoğan ve Trump’ın benzerlikleri, otoriter refleksleri ve hukukun üstünlüğüne karşı olmalarından ibaret değil. Uzmanlık kavramına da karşılar. Örneğin, her ikisinin etrafında da cehaletleri ve garip fikirleri ile nam salmış insanlar var. Erdoğan’ın, kendisine yönelik psişik saldırılar yapıldığını düşünen danışmanları var. Trump’ın ise ticaret anlaşmaları ziyaretleri esnasında birbirilerine küfürler savuran danışmanları var.

Ne önemi var ki? Amerika’da hisseler yükseliyor ve ekonomi yürüyor. Erdoğan ise gerçek bir ekonomik yükselişe liderlik etti. Yatırımcılar ve piyasalar tepedeki çılgınlıkları umursamıyor gibi görünüyor. Ekonomik karar alıcıların konudan bihaber oluşu en nihayetinde önemsiz görünüyor.

Ta ki önemli hale gelene dek.
Aslına bakarsanız, ekonomik liderlik çoğu insanın düşündüğü kadar önemli bir konu değil. Venezuela’nın başını belaya sokan politikalar gibi ekonomik felakete yol açan kararları ayrı tutacak olursak, vergi yönetmeliğini değiştirmek gibi pervasız görünmekle birlikte “sıradan” kararların nadiren büyük etkileri olur.

Örneğin Trump ve Kongre’deki dostları, geçen sene yaklaşık 2 trilyon dolarlık vergi indirimini yürürlüğe koydu. Şirketlerin kendi hisselerini çılgınlar gibi geri almaya başlamasını saymazsak, vergi indiriminin görünür etkileri bir hayli sınırlı oldu. Vergi indirimi savunucularının öne sürdüğü yatırım patlaması yaşanmadı, ya da yatırımcılar ABD’nin borç ödeme gücünden kuşku duyar olmadı.

Özetle, ekonomi büyük şoklar ile karşı karşıya değilse, siyasi ahkam kesmeler pek önemli değildir. ABD’nin milli gelir ya da istihdam rakamlarına bakan biri, 2016 yılında seçim yapıldığını ya da herhangi önemli değişim yaşandığını dahi fark etmeyebilir.

Ancak büyük şoklar geldiğinde, liderlik kalitesi birden önem arz etmeye başlar. Türkiye’de görmekte olduğumuz da tam olarak bu.

Bu arada, ekonomik liderlik yalnızca krizler esnasında önem arz etse bile piyasaların öngörü sergileyerek kötü yönetilecek olası krizleri hisse ve bono fiyatlarına yansıtacağını düşünebiliriz. Ancak her nasılsa, bu asla böyle olmuyor.

Bunun yerine uzun süreli kayıtsızlık, takiben ani panik dalgaları görüyoruz. Uluslararası makroekonomi öğrencileri, ismini Rudiger Dornbusch’tan alan “Dornbusch yasasından” bahsetmeyi severler: “Krizin gelmesi düşündüğünüzden uzun sürer, ancak geldiğinde düşündüğünüzden hızlı gerçekleşir.

Türkiye’de gördüğümüz, Asya ve Latin Amerika’da defalarca gördüğümüz tipte klasik bir “para birimi ve borç krizi.” Önce ülke uluslararası yatırımcıların gözdesi olur ve bol miktarda dış borç biriktirir. Türkiye örneğinde bu borcun büyük bölümü özel şirketlerde.

Sonrasında ülke şu ya da bu sebepten dolayı cazibesini yitirir. Gelişmekte olan ekonomiler, şu an yükselen dolar ve ABD faizleri yüzünden zorlanıyor. Bu noktada kendini besleyen kriz ortamı olasılıklar dahilindedir: Dış etmenler güven kaybına sebep olur, güven kaybı para biriminin değerini düşürür ve değersizleşen para dış borç maliyetlerini patlatarak ekonomiyi kötüleştirir, güven daha da düşer ve bu böyle gider.

Böyle bir durumda liderlik bir anda müthiş önemli hale gelir. Olup bitenleri anlayabilen ve müdahale edebilen, piyasaların temkinli davranmasını sağlayacak itibarı taşıyan liderler gereklidir. Gelişmekte olan bazı ekonomilerde bu tip liderler mevcut. Ancak Erdoğan rejiminde yok.

O halde, Türkiye’deki karmaşa, Trump yönetimindeki ABD’nin başına gelecekleri mi gösteriyor? Tam olarak değil. Amerika bol miktarda dış borç kullansa da, aldığı borç kendi para biriminde olduğunda tipik “gelişmekte olan piyasalar” krizine karşı korunmasız değil.

Ancak işler başka biçimlerde de ters gidebilir. Uluslararası siyasi krizler çıkabilir (Nobel barış ödülü şu an pek de olası görünmüyor, değil mi?), ticaret savaşları patlak verebilir. Trump ekibinin bu olasılıklardan hiçbirine hazırlıklı olmadığını söyleyebiliriz. Belki de ciddi krizlerle başa çıkmaları gerekmeyecek. Ama ya gerekirse?

The New York Times’dan çeviren: Fatih Kıyman

İtalya’da hükümet kurma çalışmalarında kriz

İtalya’da hükümet kurma çalışmaları koalisyon ortakları ile cumhurbaşkanı arasında yaşanan görüş ayrılığı nedeniyle başarısız oldu. Hükümeti kurma görevi verilen hukuk profesörü Guiseppa Conte, görevini Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’ya iade ettiğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Mattarella, euro karşıtı tutumu ve Almanya’ya yönelik eleştirileri ile tanınan 81 yaşındaki Paolo Savona’nın koalisyon hükümetinde Ekonomi Bakanı olmasına karşı çıkarak, İtalya’nın Euro Bölgesi’nden çıkmasını gündeme getirebilecek bir adayı kabul etmeyeceğini belirtmişti.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, Cumhurbaşkanı Mattarella popülist Beş Yıldız Hareketi ve aşırı ağcı Lig partisinin hükümet kurma çalışmalarının başarısız olması üzerine ekonomi uzmanı Carlo Cottarelli’yi görüşmeye davet etti. Cottarelli’nin ülkede yeniden seçimler yapılana kadar geçiş hükümetine başbakanlık etmesi için görüşmeye çağrıldığı ileri sürüldü. Cottarelli 2008-2013 yılları arasında Uluslararası Para Fonu’nda üst düzey yönetici olarak görev yapmıştı.

Beş Yıldız Hareketi ve Lig partisi teknokratlardan oluşacak bir hükümete parlamentoda onay vermeyeceklerini açıkladı. Yapılan açıklamada Cumhurbaşkanı Mattarella’nın adımı eleştirilerek, “Tavrı demokratik değil ve yeniden seçimlere gidilmesinde ısrar edici” denildi. Beş Yıldız Hareketi lideri Luigi Di Maio, hükümet kurma çalışmalarının başarısız olmasından sorumlu tuttuğu Cumhurbaşkanı Mattarella’nın azledilmesi gerektiğini savundu.

İtalya’da 4 Mart’ta yapılan seçimlerde Beş Yıldız Hareketi yüzde 32 oranında oy alarak parlamentodaki en güçlü parti olmuştu. Lig Partisi ise seçimlerde oy oranını yüzde 17’ye çıkarmayı başarmıştı. Avrupa ve euro karşıtı söylemlere sahip iki partinin koalisyon kurma çalışmalarına başlaması, Avrupa’da endişe ile karşılanmıştı.

İtalya’da eski IMF yöneticisine hükümet kurma görevi

İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella hükümet kurma görevini Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) eski üst düzey yöneticisi Carlo Cottarelli’ye verdi. Cottarelli İtalya’da seçimlerin bu yıl sonbahar ya da 2019 yılı başında yapılacağını açıkladı.

İtalyan ekonomist parlamento çoğunluğunun kendisine destek vermesi halinde hükümeti kuracak, 2019 yılı bütçesini yapacak ve ülkenin gelecek yılın başında seçimlere gitmesini sağlayacak. Parlamentonun bu desteği vermemesi halinde ise İtalya’da seçimler, Cottarelli’nin ifadelerine göre “Ağustos’tan sonra” düzenlenecek. İtalya’da erken seçimin en erken Eylül ayında yapılabileceği ifade ediliyor.

Cottarelli’nin parlamentoda çoğunluğun desteğini alamayacağı ve hükümeti kuramayacağı tahmin ediliyor. Popülist Beş Yıldız Hareketi ve göçmen karşıtı Lig partisi daha önce teknokratlardan oluşacak bir hükümete parlamentoda onay vermeyeceklerini duyurmuştu. İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi’nin partisi Forza Italia da henüz aday gösterilmeden önce Cottarelli’ye destek vermeyeceğini açıklamıştı.

Cottarelli kimdir?

Lisans eğitimini Siena Üniversitesi’nde iktisat ve bankacılık alanında yapan Carlo Cottarelli, yüksek lisansını London School of Economics’te tamamladı. Bank of Italy ve petrol şirketi Eni’de 7 yıl araştırma pozisyonlarında çalışan Cottarelli, IMF’de 25 yıl görev yaptı. Cottarelli 2008-2013 yılları arasında kurumun mali işler departmanı direktörlüğü görevini üstlendi. Para politikaları, sermaye piyasaları ve mali konular Cottarelli’nin uzmanlık alanları arasında.

“İtalyan Ekonomisi’nin 7 Büyük Günahı” başlıklı bir kitabı bulunan Cottarelli, bu günahları yolsuzluk, vergi kaçırma, bürokrasi, adaletin yavaş işlemesi, düşük doğum oranı, kuzey ile güney arasındaki uçurum ve Euro’yu kabul etmekte zorlanma olarak sıralamıştı. İtalyan ekonomist, son dönemde popülist Beş Yıldız Hareketi ile Euro karşıtı Lig partisinin mali politikalarını değerlendirmek üzere sık sık televizyon ekranlarında yer alıyordu.

İtalya‘da hükümet krizi

İtalya’da 4 Mart’ta yapılan genel seçimlerde popülist Beş Yıldız Hareketi, yüzde 32 oranında oy alarak parlamentodaki en güçlü parti oldu. Euro ve göç karşıtı Lig partisi ise seçimlerde oy oranını yüzde 17’ye çıkarmayı başardı. İki partinin koalisyon kurma çabası Avrupa’da endişeyle karşılanmıştı.

İtalya Cumhurbaşkanı Mattarella, iki partinin getirdiği hükümet teklifine Euro karşıtı görüşlere sahip 81 yaşındaki Paolo Savona’nın koalisyon hükümetinde ekonomi bakanı olarak görevlendirilmesi gerekçesiyle karşı çıkmıştı. Matarella söz konusu ismin İtalyanların tasarruf ve yatırımlarını riske sokacağını savunmuştu.

“Pozisyonumuza dair belirsizlik İtalya’da ve yurtdışında yatırımcıları ve tasarruf sahiplerini alarma geçirdi” diyen Mattarella “Euro üyeliği temel bir karardır. Eğer bunu tartışmak istiyorsak bunu ciddi bir biçimde yapmalıyız” demişti. Bunun üzerine Beş Yıldız Hareketi’nden hukuk profesörü Giuseppe Conte, hükümet kurma görevini Cumhurbaşkanı’na iade etmişti.

Macron’dan İtalyaCumhurbaşkanı‘na destek

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron İtalya Cumhurbaşkanı’nın aldığı karara destek verdi. Macron iki partinin hükümet önerisini reddeden İtalya Cumhurbaşkanı’nın “hayati öneme sahip demokratik bir rol” oynadığını belirterek Avrupa projesi için İtalya’ya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Macron “Cesaret ve büyük bir sorumluluk duygusuyla ülkesinin kurumsal ve demokratik istikrarını korumak için hayati bir görev üstlenen Cumhurbaşkanı Mattarella’ya desteğimi ve saygılarımı ifade etmek isterim” dedi. DW Türkçe