Tarafsız Habercilik

Merkez bugün toplanıyor: Bitmeyen faiz artışı beklentisi yine masada

Ekonominin yapısal problemlerinin üzerine eklenen erken seçim belirsizliği Türk Lirası’nda sert değer kaybına yol açarken, gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bugün yapacağı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. Liranın ateşini düşürmek için iktidarın talimatıyla son 45 günde faizleri yüzde 3,75 artıran TCMB’nin, enflasyon görünümündeki yüksek seyir nedeniyle yeniden faiz artışına gitmesi bekleniyor. Ocak 2017’de yüzde 8 olan politika faizi son yapılan toplantıda yüzde 16,5’e kadar yükseltilmiş, böylece faizde artış oranı yüzde 100’ü geçmişti. Buna karşın faizlerin hâlâ düşük olduğunu savunan piyasanın beklentisi faizin 50 ile 100 baz puan artırılacağı yönünde. Böylece tahminlere göre faizin yüzde 17’yi de aşması olasılığı yüksek.

Neden herkes faiz artışı bekliyor?
Piyasanın sürekli faiz artışı beklemesinde, yapılan faiz artışlarının liradaki değer kaybını engellememesi önemli yer tutuyor. Ayrıca yüksek risk nedeniyle Türkiye’ye uğramayan sıcak paranın ancak reel faizlerin yukarı çekilmesiyle birlikte yeniden girişinin mümkün olabileceği görüşü hâkim. Mayıs ayı enflasyonunun yüksek çıkmasıyla birlikte TCMB’nin ve hükümet üyelerinin öngörüsü de enflasyonun yükseleceği yönünde. Ayrıca uluslararası kuruluşlar da Türkiye’de enflasyonun yılın ikinci yarısında daha da tırmanacağı görüşünü savunuyor. Önceki gün Merkez Bankası tarafından yapılan enflasyon değerlendirmesinde maliyet artışlarınIN fiyatları yükselttiği ve yükselişin tüm mal gruplarına yayıldığı ifade edilmişti. Çekirdek enflasyonun yükseliş eğilimini sürdürdüğüne de yine değerlendirmede yer verilmişti. Dün ise konuya ilişkin Maliye Bakanı Naci Ağbal’dan da bir değerlendirme geldi. Katıldığı bir televizyon programında konuşan Ağbal, enflasyondaki hızlanmanın önümüzdeki aylarda devam etmeye hazırlandığını, buna karşın vergi indirimleriyle fiyatlardaki yükselişin önüne geçmeye çalışacaklarını ifade etti.

Gerçek enflasyon bu değil!
Enflasyona ilişkin uluslararası camiadan da Türkiye’ye ilişkin yorumlar ve uyarılar yapılıyor. Uluslararası Finans Enstitüsü uzmanları tarafından yapılan değerlendirmede, enflasyonun önümüzdeki altı ay içinde sert bir şekilde yükselmesinin beklendiğine işaret edildi. Geçen hafta ise Financial Times’te yapılan bir analizde Satınalma Gücü Paritesi baz alınarak yapılan hesaplamaya göre Türkiye’de enflasyonun yüzde 39 olduğu, dolayısıyla halihazırdaki yüzde 16,50’lik faiz oranının da sıcak parayı çekmeye yetmeyeceği ifade edilmişti.

Denize düşen Londra’ya sarıldı
Öte yandan yıllardır faize karşı olduğunu ifade eden iktidarın faiz artışlarına hız kazandırması da dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Londra ziyaretinde yatırımcılara sunduğu ekonomi ‘teorilerinin’ kabul görmemesi üzerine lirada yaşanan rekor kayıp, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in hasarı onarmak için yeniden Londra’ya gitmesine yol açmıştı. Şimşek burada yatırımcılara Merkez Bankası’nın bağımsız kalacağını ve piyasa beklentileri hususunda faiz artışları dahil gereken adımların atılacağı sinyalini verdi. Ardından gelen faiz artışları, önüne üretim ve istihdam artışını koyamayan Türkiye ekonomisinde dışa bağımlılığın daha da artacağını gösterdi.

İki senaryo
İktidardan faiz artışları için onay alan ‘bağımsız’ Merkez’in bugün hangi kararı alırsa alsın, siyasi bir baskı yaşamayacak. Faiz artışına gitmesi halinde çarpık da olsa ekonomik büyümeye bir darbe daha vurulmuş olacak. Faiz artırmaması halinde ise kaderini emanet ettiği küresel sermayenin karara sert bir reaksiyon göstermesi muhtemel. Ekonomi Servisi

***

Kredi notuna bir darbe daha

Türkiye’nin çarpık büyümesinin yarattığı büyük dış açık ülkenin kredi notunun günden güne zarar görmesine yol açıyor. Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, Türkiye’nin kredi notununun görünümünü negatife indirerek not indirim sinyali verdi. Açıklamada, ülkedeki politik risklere dikkat çekilerek bu durumun finans piyasalarındaki oynaklığı daha da kırılgan hale getirebileceği ifade edildi. 24 Haziran seçimlerinden sonra yeni başkanın duruşunun dikkatle izleneceğini ifade eden kuruluş, yabancı para cinsinden kredi notunu ise BB+ olarak teyit etti.

Şimşek: OHAL, yatırım gelişini etkiliyor

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) doların 5 liraya yaklaşmasının ardından aldığı faiz kararının geç bir adım olduğunu belirtti. Şimşek, bu kararın ‘güçlü’ olduğunu da söyledi. Şimşek, ‘Türkiye’nin piyasalarla inatlaşmayacağını’ da söyledi.

NTV’de soruları yanıtlayan Şimşek, ABD’de Halkbank’a yüksek miktarda bir ceza kesildiği iddiasının tamamen yalan olduğunu söylerken “Yalan atılır ama bu kadar da olmaz” dedi.

Şimşek’in ifadelerinden satırbaşları şöyle:

Merkez Bankası geç de olsa güçlü bir adım attı ve etkili oldu. Bazen hemen akabinde piyasaların normalleşmesi bekleniyor ama öyle olmuyor. Patikaya oturması zaman alıyor. Etkisi sınırlayan dün birkaç etken oldu. Bunlardan biri Halkbank’a ilişkin asılsız iddialar. Halkbank bunu yalanladı. Halkbank’a ilişkin bir karar yok. Bunlar uydurma. Halkbank’a 49 milyar dolar ceza verileceği uydurma bir haberdi. Yalan atılır ama bu kadar da olmaz. Merkez Bankası’nın spekülatif saldırılara karşı eli kolu bağlı değildir. Merkez Bankası ne gerekiyorsa yapacaktır.

‘PARA POLİTİKASININ TEPKİSİ ZAMAN ALDI’

Sanki gelişmekte olan ülkelerde sorun yok da Türkiye’de sorun var gibi gösterildiğini de görüyoruz. ABD’de uzun vadeli faizler hızla artarak yüzde 3’ü aştı. Yüzde 3 kritik bir eşiktir. Bunun etkisi oluyor. ABD doları tüm para birimlerine karşı değer kazanıyor. Bu trendler Türkiye’ye özgü değildir. Türkiye’yi olumsuz anlamda ayrışmasına sebep olan gelişmeler var. Seçim arifesindeyiz. Maliye politikasına ilişkin endişeler var. Mali disiplin konusundaki tereddütler yersizdir. Para politikasının tepkisi zaman aldı. Bunlar da güven kaybında etkili oldu. Merkez Bankası güçlü bir tepkiyle aslında bağımsız olduğunu gerektiğinde gerekeni yapacağını ortaya koymuştur.

‘OHAL YATIRIM GELİŞİNİ ETKİLİYOR’

‘OHAL olmasaydı, lira bu kadar değer kaybetmezdi’ diyorlar. OHAL, yatırım gelişini etkiliyor doğru ama OHAL niye geldi? Bir mecburiyetten dolayı geldi. Türkiye çok karmaşık bir darbe girişimine sahne oldu ve terör örgütü hendek siyaseti ile işi çok yeni bir boyuta taşıdı. O dönemde DEAŞ’ın bölücü terör örgütünün saldırıları var. Parti olarak biz OHAL istemeyiz. Türkiye OHAL’le terörün nefesini kısmıştır. Bu söylemlerde işi bağlamında tutmak lazım. 2002’den sonra hemen OHAL’e son veren iktidarız. Türkiye terörle mücadelede eli rahatladığı an bir gün dahi OHAL devam etmeyecek.

‘VERGİLERİ ARTIRMADAN VERGİ TABANINI GENİŞLETECEK REFORM MECLİS’TE’

Türkiye bir seçime gidiyor. Biz gereken tepkiyi verdik. Ne gerekiyorsa vereceğiz. İlave endişelerin giderilmesi lazım. Kamu maliyesine ilişkin. Türkiye seçim sonrasında bu atılan adımları telafi edecek düzenleme kabiliyetine sahip. Vergileri artırmadan vergi tabanını genişletecek reform Meclis’te. Kamunun borç sorunu yok.

‘FİRMALARIMIZA DESTEK VERECEĞİZ, KAYITSIZ DEĞİLİZ’

Gerektiğinde firmalarımıza yapılandırma konusunda güçlü destek vereceğiz, kayıtsız değiliz. Firmalarımız döviz ile borçlanacak ama geri ödeme kapasitesi olan borçlanacak, KOBİ’lere ilişkin kısım devreye girdi. Aynı şeyi büyük firmalara da yapacağız. Bu reform ortalık yatışınca başlı başına Türkiye’nin notunu iyileştirmeye ve kırılganlığı azaltmaya yeterlidir.

‘ENDİŞELERİ GİDERMEK İÇİN YATIRIMCILARLA DİYALOĞA GİRECEĞİZ’

Bankacılık sektörü sağlam olmaya devam ediyor. Karlılık devam ediyor. Bankacılık sektörü aşırı borçlu mu, o da değil. Türkiye 15 yıl öncesine göre istihdamda üretimde sanayide ihracatta her alanda daha ileri. Liranın efektif olarak geride kalması gerçeklikten kopuşu ifade ediyor. Adımı attıktan sonra iletişim daha kolay. Merkez bankamız çok güçlü bir tepki vermiştir, gerekirse ilave tepki verecektir. Endişeleri gidermek için de yatırımcılarla diyaloğa gireceğiz. 1-2 hafta içinde bunun da güçlü yansımasını göreceğiz.

‘BÖYLE SÖYLEMLER TÜRKİYE’YE BÜYÜK ZARAR VERİYOR’

Yapısal reformlar konusunda da çok önemli mesafeler kat ettik. Önümüzdeki dönemde enflasyonu aşağı çekme konusunda maliye politikası uygulamaya girecek. Enflasyon ve cari açığı düşürme konusunda güçlü adımlar atılacak. Dün Cumhurbaşkanımız beyanname açıkladı. Kur rejimi değişmeyecek. Bunlar ekonomiye zarar veren, endişeleri artıran söylemlerdir. Kur rejiminde hiçbir zaman değişiklik ne konuşulmuş, ne tartışılmıştır. Ne de olacaktır. Dalgalı kur rejimi bu şokları absorbe etmemizde yararlı. Ne Merkez Bankası bağımsızlığından ne piyasa ekonomisinden geri adım atılması söz konusu değil. Bunlar içeride de dışarıda da etkili oluyor. Böyle dışa açık ekonomide bu türden söylemler siyaseten kendilerine alan kazandırıyormuş gibi görünebilir ama Türkiye’ye büyük zarar veriyor.

‘MERKEZ BANKASI’NIN BAĞIMSIZLIĞI SON DERECE ÖNEMLİ’

  • Merkez Bankası’nın ne zaman ne yapması gerektiği konusunda fikir beyan etmedim. Merkez’in bağımsızlığı son derece önemlidir, hükümet olarak buna önem veriyoruz. Para politikası önemli bir alandır.
  • Piyasaların, yatırımcıların endişelerini anlıyoruz. Gerekli adımları attık, atmaya devam edeceğiz. İletişim kurmaya devam edeceğiz.
  • Vatandaşın 1000 milyar dolar mevduatı var, olumsuzluk yok.

ÇETİNKAYA İLE TEKRAR LONDRA

TCMB Başkanı Murat Çetinkaya ile yatırımcılarla Londra’da yapacağı görüşmeye ilişkin soruyu yanıtlayan Şimşek, yatırımcılara “Para politikasında normalleşme sadeleşme süreci devam edecek. Mali disiplin devam edecek. Gündemde yeni vergi artışı ya da vergi yok” mesajlarının verileceğini bildirdi.

‘ABD’NİN BİZE KARŞI POLİTİKALARI YANLIŞ, ÖNÜNDE SONUNDA GÖRECEKLER’

Şimşek, şöyle devam etti:

ABD’nin bize karşı politikasının yanlış olduğunu, ABD’nin önünde sonunda göreğine inanıyorum. AB ile ilişkiler en önemli gündemimiz olmaya devam edecek. Para politikasında sadeleşme dahil gerekirse ilave adımlar gelir. Türkiye ‘nin dinamiklerini doğru politika adımları ile desteklendiğinde hikayesinin güçlü olduğunu anlatmaya gideceğiz.

‘SEÇİM SONRASI SPEKÜLATİF ATAKLAR AZALACAK’

Kurul reel sektör bilançolarıında bir yıl vadeye kadar etkisi sınırlı. Orta vadede etkisi önemli. Bu trendi bizim geri çevirmemiz atacağımız adımlarla tahribat sınırlanır. Hanehalkına bakınca, vatandaşın döviz borcu yok. Dövizle borçlanma yasağı getirdik. Hanehalkının döviz mevduatı var mı, 100 milyar dolardan fazla mevduat var. Altın bir tasarruf aracı bundan olumsuz etkilenmiyorlar. Burada etkilenen reel sektördür. Biz buna kayıtsız değiliz, reel sektörümüzün yanındayız. Gerekirse ilave çalışmalarımız da olur. Kamu yükümlülükleri konusunda elimizden gelen desteği vereceğiz. Reel sektörün de döviz geliri olmayanların dövizle borçlanmaması esasını oturtaracağız. Döviz geliriniz varsa dövizle borçlanın dedik. Biz bunu KOBİ’ler için mayıs başından itibaren kurala dönüştürdük. Yılın ikinci yarısında büyük şirketler için uygulamaya koyacağız. Döviz talebimin hemen hemen büyük kısmı dün yerli firmalar ve dedikodulardan dolayı vatandaşlardan geliyor. Firmalara sesleniyorum, endişe etmelerine gerek yok, yardımcı olacağız. Seçim sonrasında spekülatif atakların azalacağına inanıyorum.

REFORM İSTEYEN TÜSİAD’A: ORTALIK TOZ DUMAN

TÜSİAD’la ilişkilerimiz iyi… Ama ortalık toz duman… Bu ülkede çok ciddi reformlar yapıldı. Ar-Ge reformunu yaptık. Çalışma hayatında esnekliği arttıracak reformunu yaptık. Bir çok reform yaptık… En önemlisi Dünya Bankası’yla çok kapsamlı bir reform yaptık tabii ki bunlar yetmez reform süreklilik gerektirir. Türkiye’nin en zor dönemi olan 2016 da çok önemli reformlar yapılmıştır. Türkiye yapısal sorunları var ama kalkındı ve gelişti. Piyasadaki bu oynaklığa bakıp bu türde reform yapılmadı algısı çok yanlış.

Bakan Tüfenkci: Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, “Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar, ülke elden gittikten sonra dolar ne yazar, Euro ne yazar. Önemli olan vatanın yoksa milletin yoksa dolarların da olsa Eurolar’ın da olsa, fabrikalarında olsa anlamı yok” dedi.

24 Haziran’da yapılacak seçimlerde Malatya’dan AKP 1’inci sıra milletvekili adayı olarak gösterilen Bakan Tüfenkci, 2’nci sıra aday AKP Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık, 3’üncü sıra aday eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, 4’üncü sıra aday AKP eski il başkanı Hakan Kahtalı’yla birlikte Kongre Kültür Merkezinde Malatya teşkilatıyla aday tanıtım toplantısı gerçekleştirildi.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Tüfenkci, şöyle konuştu:

“Birlik içinde hareket edeceğiz, beraberlik içerisinde hareket edeceğiz. Nereden saldırırsa saldırsınlar ister bombalar yağdırsınlar, ister çukur siyaseti yapsınlar, ister sınırlarımıza barikatlar kursunlar arkamızda bu millet olduğu sürece, başımızda Recep Tayyip Erdoğan olduğu sürece hepsi vız gelir tırız gider. Bugünlerde ekonomi üzerinde operasyon yapıyorlar. Hatırlayın 2 sene önce darbe yapmaya kalktılar, bu millet ağzının payını verdi. Arkasından terör saldırıları yapmaya kalktılar bu millet cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında dimdik aslanlar gibi durdu, darbecilere de hesap sordu teröründe inlerine girdi. Allah’a hamdolsun inanın 24 Haziran’dan sonra da artık ekonomi üzerinde operasyon yapamayacaklar. Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar ülke elden gittikten sonra dolar ne yazar, Euro ne yazar. Önemli olan vatanın yoksa milletin yoksa dolarlarında olsa Eurolarında olsa, fabrikalarında olsa anlamı yok. Onun için Türkiye dedik, Malatya dedik ve hep birlikte Türkiye olacağız dedik. Onun için bütün mücadelemiz, bütün kavgamız, bütün savaşımız bu ümmetin, bu milletin başını dik tutmak için biz eğer bugün bu salonda, caddede, işyerlerinde, kamu kurumlarında başörtülü kardeşlerim, başı dik eşit bir şekilde oturuyorsa o makamlara işte bu milletin sayesinde.”

BirGün Mersin Okur İnisiyatifi: Günün güncel görevi tamam

GÖKAY BAŞCAN

BirGün Mersin Okur İnisiyatifi bir buluşma düzenledi. Buuluşmada okurlarımız güncel gelişmeleri değerlendirdi. Tartışmaların ardından düzenlenen Ali Asker ve Turhan Alıcı konserine ilgi büyük oldu. Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen konserde türküler söylendi, halaylar çekildi.

Okur İnisiyatifi buluşması, gazetemizin manşetlerinin yer aldığı slayt gösterisiyle başladı. Ardından Okur İnisiyatifi adına sahneye çıkan Kemal Dama söz aldı. BirGün’ün yola çıktığından bugüne kadar büyük bir sorumluluk ve heyecan içerisinde yol aldığını söyleyen Dama “Bu hikaye 15 yıl önce başladı. Büyük bir heyecanla, umutla başladığımız bir süreçti. 15 yıl içerisinde gazetenin geldiği nokta ortada. 2015 Temmuz ayında gerçekleştirilen pespaye darbe girişiminden sonra AKP iktidarı basını tümüyle teslim almak için büyük bir çaba sarf etti. Çoğunu aldı, alamadıklarını da bertaraf etmeye çalıştı. BirGün ve diğer muhalif gazetelerin ayakta durması bu nedenle çok kıymetlidir” ifadelerini kullandı.

İçerisinden geçtiğimiz siyasal sürece ilişkin konuşan Dama “BirGün ‘Hayır’ın sesiydi. Adalet Yürüyüşü’nün sesiydi. BirGün Gezi’nin sesiydi. Ensar’da tacize uğrayan çocukların ve ailelerinin sesiydi. KHK ile işinden atılan insanların sesiydi. Şimdi de baskın bir seçimle karşı karşıyayız. Gönül isterdiki sosyalistlerin, devrimcilerin bir adayı olsun. Ama devrimcilerin bir adayı olmaması onlara bir kenarda oturma hakkı vermez. Bugün açısından daha elzem bir sorumluluğumuz var. Bugün hep birlikte, güçlü bir şekilde ‘Tamam’ demeliyiz” dedi. Slaytın ve konuşmaların ardından sahneye Turhan Alıcı ve ekibi çıktı. Turhan Alıcı’nın konserinin ardından sahneye Ali Asker’i davet ederek birlikte sahne aldılar.

İyi Parti’den Adil Öksüz iddiası: Seçime 15 gün kala yakalanmış

İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, TSK içindeki cunta yapılanması tarafından 15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe girişiminin kilit isimlerinden firari Adil Öksüz’ün 24 Haziran seçimlerinden 15 gün önce “güya iktidar tarafından yeni yakalanıp getiriliyormuş gibi seçim malzemesi olarak kullanılacağı” iddialarının konuşulduğunu söyledi.

Sözcü’ye konuşan Aydın, “Şimdi yazılıp, çizilip konuşuluyor: FETÖ imamlarından Adil Öksüz, biliyorsunuz. Devlet tarafından yakalandı. Sonra meçhul bir şekilde serbest bırakıldı. Şimdi bunun ‘Devletin adamı’ olduğu söyleniyor ve seçime 15 gün kala güya iktidar tarafından yeni yakalanıp getiriliyormuş gibi seçim malzemesi olarak kullanılacağı iddia ediliyor” derken, “Bu kişinin, itirafçı olarak hem İyi Parti’yi hem CHP içindeki bazı isimleri FETÖ’cü olarak suçlayıp bunu bir seçim kozu olarak kullanabilecekleri her yerde konuşuluyor. ‘Abidik gubidik’ işlerde bu iktidar çok uzman. Bunları okudukça, ne kadar aciz duruma düştüklerini görüyoruz. FETÖ’cü aramak için çok zahmete katlanmamalarını kendilerine öneriyorum. Bunun bir kolayı var. Genel Başkanımız söyledi: Bir ayna alacaklar, aynaya bakacaklar. Sağında, solunda, damatlarını, gelinlerini, eniştelerini görecekler. O yüzden de hiçbir şey yapamayacaklar” ifadelerini kullandı.

Domateste güve sorunu!

Domates üretimine ağır darbe vuran ‘güve’ sorunu Antalyalı çiftçinin uykusu kaçırdı. Seralarda tuzak kurup tülleme yapan üretici, şimdi de mor ışık yöntemi ile mahsul kalitesini korumaya çalışıyor. Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, “Rusya ihracat kapısını açmışken kalıntı sorunu ile karşılaşmak istemiyoruz. Bu konuda herkes uyarılıyor. Gereğini yapmayan üreticinin serası bile mühürlenebilir” dedi.

Yılda 2,5 milyon ton domates üretilen Antalya’da güve (Tuta Absoluta) paniği geri döndü. İlaç kalıntısı sorunu yaşanmaması için zirai mücadele yerine tuzaklama ve tülleme yöntemini tercih eden üretici, sıcakla birlikte hızla çoğalan zararlıların mahsule zarar vermesini engellemek adına yeni yöntemler geliştirmeye çalışıyor.

Sıcaklıklar sorunu tetikledi

Domatesin önemli bir ihracat kaynağı olduğuna dikkat çeken Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, “Hava sıcaklığının normalin üzerinde seyretmiş olması güve sorununu tetikledi. Normalde bu sorun kimyasal yöntemlerle çözülebilir. Ancak kalıntı sorunu riski nedeniyle tuzaklama ve tülleme yolunu tercih ediyoruz. Tabi bu durum bizi yavaşlatıyor” dedi.

“Mavi Işık” önerisi

“Üretici için çok tehlikeli bir süreç yaşanıyor” diyen Alp, “Mücadele esnasında yapılan en küçük bir hata bütün üreticiye mal edilebilir. O yüzden dikkatli olmalıyız. Seralara kurulan tuzaklar ve tülleme yöntemi bazı noktalarda yetersiz kalıyor. O yüzden sokak aydınlatmalarının yanına mor ışık diye tabir edilen tuzakları asmayı planlıyoruz” diye konuştu.

Kalıntı uyarısı

Görevli ziraat mühendislerinin haftada 2 kez üreticilere bilgi verdiğini aktaran Alp, şöyle dedi: “Rusya ihracat kapısını açmışken kalıntı sorunu ile karşılaşmak istemiyoruz. Bu konuda herkes uyarılıyor. Gereğini yapmayan üreticinin serası bile mühürlenebilir. Bunlara dikkat etmeliyiz. Mücadele için doğru yöntemler tercih edilmeli.”

Tuzaklar yetişmiyor

Seralardaki mücadele yöntemleri ile ilgili son bilgileri aktaran Ziraat Odası Meclis Üyesi Musa Coşkun, “Bu sene güve sorunu hat safhaya ulaştı. Kurduğumuz tuzaklar yetişmiyor. Tüm üreticileri uyardık. Tülleme ile mevcut mahsulü kurtarmaya çalışıyoruz. Buna rağmen zarar gören ürün miktarı çok fazla. Konuyla ilgili kamu kurumlarını da bilgilendirdik” dedi.

Zararlı bağışıklık kazanıyor

Güve sorununun ürün kalitesine ciddi etkisi olduğunu kaydeden Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Vural Şahin ise şu bilgileri aktardı: “Şu andaki zararlı popülasyonu gerçekten çok yüksek boyutta. Bu süreci etkileyen birden fazla faktör var. En önemli sorun zararlının kimyasala karşı bağışıklık kazanması. Fazla ilaç kullanımında ise kalıntı sorunu ortaya çıkıyor.”

Sanayiciler ve işçiler ekonomiden dertli: Nefes alamıyoruz

HÜSEYİN ŞİMŞEK – @simsekhuseyinn
[email protected]

Ülkenin en gelişmiş orta ve küçük ölçekli sanayi üretim alanı olan Ortadoğu Sanayi ve Ticaret Merkezi’nde (OSTİM) son üç senedir yaşanan durgunluk, dövizdeki yükselişte zirveye ulaşmış durumda. 100 bini aşkın işçinin çalıştığı ve 10 binin üzerinde de işletmenin yer aldığı OSTİM’de herkes ne şekilde ayakta kalabileceğini tartışıyor.

Dolar ve avrodaki yüksek artış, özellikle yurtdışından getirilen parçalarla iş yapmaya çalışan esnafın üretim aletlerini yenilemesinin önüne geçiyor. Birçok işçi maaşını uzun süren gecikmelerin ardından alırken maaş alamayan işçiler ise her gün banka hesaplarını “umutsuzca” kontrol ettiğini anlatıyor.

Sanayide işler durgun

Yaklaşık iki yıl önce gazetemize, “Konuşulmayan fakat yaşanan ciddi bir kriz var. Açıklanan teşvik paketleri hayata geçirilebilir paketler değil. Hükümetin her paketi uzun vadeli etkiye sahip. Yakın döneme ilişkin bir planları yok” açıklamasını yaparak sanayinin içinde bulunduğu durumu özetleyen Ostim Sanayici ve İşadamları Derneği (OSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kurt, değişen çok da bir şeyin olmadığını söyledi.

‘Moral bozucu olabilir’

Başbakan Binali Yıldırım tarafından geçen hafta açıklanan ve içerisinde vatandaşın devlete karşı borçlarında yapılandırma imkânı getiren düzenlemenin “büyük öneme sahip olmayacağını” söyleyen Kurt, “Vergi, prim borcu, trafik cezası gibi cezalar ve borçların yeniden yapılandırılacağı açıklandı. Kuşkusuz ki birikmiş borç ve cezaların ödenmesine kolaylık getirilmesinin bazı faydaları olabilir. Kamu, bu paketle tahsil edemediği alacakların ödenmesini kolaylaştıracaktır ancak bu tür düzenlemeler, zamanında ödeme yapan sanayici ve iş insanları açısından moral bozucu da olabilmektedir” dedi.

sanayiciler-ve-isciler-ekonomiden-dertli-nefes-alamiyoruz-460908-1.

‘Üretime dönmüyor’

Bu tür paketlerin sürdürülebilir ekonomiyi zorlaştırdığını ifade eden Kurt, “Ayrıca, acele şekilde çıkarılan ve daha çok o anlık ihtiyacı gidermeye dönük bir paket. Can suyu, nefes kredisi, Kredi Garanti Fonu gibi finansal imkânlar da üretime dönmüyor. Çünkü aldığınız krediyi, borç ödemesinde kullanıyor ve bir sonraki aşamada daha da borçlandığınızı görüyorsunuz” şeklinde konuştu.

‘45 günde bir maaş alıyoruz’

Üç çocuk babası, sekiz yıllık OSTİM işçisi Halil Uzun, geçen yılın kasım ayından bu yana maaşını düzenli olarak alamadığını ifade ediyor. İçerisinde bulunduğu koşulları BirGün’e anlatan Uzun, “Kasım ayına kadar üç beş gün gecikmeli de olsa maaşımızı alıyorduk. Ama Kasım ayından sonra o üç beş gün önce 15 gün sonra 45 gün oldu. Artık maaşımızı ayda bir değil bir buçuk ayda bir alıyoruz” dedi.

‘Paket bizi ilgilendirmiyor’

Hükümetin açıkladığı ekonomi paketinin kendilerini ilgilendirmediğini söyleyen Uzun, “Borçlarımız yapılandırılacakmış. Yapılandırılması normal şartlar için güzel bir şey olabilir fakat bizim kazandığımız para günlük ihtiyaçlarımızı karşılamaya yetmiyor. Durumumuz böyleyken yapılandırmanın bize bir yararının olacağını söyleyemeyiz. Yapılandırılsa da ödeyemeyeceğiz, yapılandırılmasa da” ifadelerini kullandı.

‘Birçok arkadaşım kovuldu’

OSTİM dışında çalışabileceği yer sayısının sınırlı olduğunu ve bu nedenle “sabretmeye” devam ettiğini dile getiren Uzun, “Son aylarda birçok arkadaşım çalıştığı iş yerinin ‘küçülmesinden’ ya da kapanmasından dolayı işsiz kaldı. İşsiz kalan arkadaşlarımın hiçbiri henüz iş bulamadı. Bu nedenle hiçbir yere gidemiyoruz. İş verenimiz maaşımızı 45 gün değil 75 günde bir verse de çalışmak zorundayız” dedi.

‘Göz boyama paketi’

15 Temmuz darbe girişiminin ardından kamunun alacaklarının uzun süre boyunca aksadığını ve o dönemde aldıkları yaranın etkisinin hâlâ sürdüğünü ifade eden OSTİM esnaflarından Kazım Çınar, ekonomi paketinin göz boyama amaçlı olduğunu, esnafı ilgilendirmediğini söyledi.

‘Yapılandırmasınlar silsinler’

24 Haziran’da yapılacak seçimlere dönük bir “göz boyama paketi” ile kapılarının çalındığını ancak senelerdir özellikle dövizdeki dalgalanmalar nedeniyle yaşadıkları zorlukların ardından bunun bir öneminin olmadığını söyleyen Çınar, “Devlete olan borçlarımızı yapılandırmasınlar. Bir şey yapmak istiyorlarsa borçları tamamen silsinler” diye konuştu.

‘Bir süre üretim yapamayacağız’

İş yerinde daha önceleri 40 işçinin çalıştığını ancak şimdi büyük bölümünü işten çıkarmak zorunda kaldığını söyleyen Çınar, “Tecrübeli çalışanlarımızla yola devam etmek genç arkadaşlarımızla ise ayrılmak zorunda kaldık. Üretim yapamıyoruz. Yaptığımız üretimin ardından paramızı tahsil edemiyoruz. Makinelerimizden birine bir şey olursa yedek parçayı döviz üzerinden aldığımızdan dolayı çok zorlanıyoruz. Üstelik o parçayı her aldığımızda en az iki katı fazlasını ödüyoruz. Zamlar belimizi büktü. Böyle giderse yanımızdaki az sayıda arkadaşla da yolumuzu ayıracağız ve bir süre üretim yapmayacağız” ifadelerini kullandı.

Dinsizin hakkından imansız gelir

AKP rejimi, sadece gücünü değil, aklını ve ruhunu da yitiriyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, 20 Temmuz’da gerçek bir darbe icat eden Saray iktidarı, o tarihten itibaren ülkeyi kesintisiz olarak ve 7. kez uzatılan Olağanüstü Hal (OHAL) ile ‘yönetebilmeye’ çalışıyor. Topluma, hayata, insan yaşamına, umuda dair hiçbir önerisi kalmamış iktidarın, ‘tuhaf vaatler’ açmazına girebilecek kadar köşeye sıkışmış durumda olduğunu görmek zor değil. Beka sorunu için baskıyı, güvenlik sopasını, kutuplaştırmayı bir yönetim biçimine dönüştürenler, OHAL’i kaldırmayı öneriyor. Trajikomik!

Artık oyun kuramıyorlar
Bu durum iki şeyi aynı anda gösteriyor. Birincisi; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; güçlenen toplumsal muhalefet ve siyasal mutabakatlar karşısında ‘oyun kurabilme kabiliyetini’ kaybetmesi. ‘Yangından mal kaçırma seçimi’nin açıklanmasından hemen sonra, ilk kez yüzde ellinin ikna olabileceği tarzda bir karşı duruş sergileyen muhalefet, yaptığı doğru hamlelerle Erdoğan’ı kilitledi.

İnce’nin tutumu
Son olarak CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin, cezaevindeki ‘diğer aday’ HDP’li Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edeceğini açıklaması son derece kıymetli. Tutumun, HDP’li seçmende karşılığı büyük. Siyaset, ‘HDP vekilleriyle bir arada görünmek istemeyen parlementerlerden, toplumun refleks ve taleplerine uygun bir noktaya’ kısa zamanda taşındı. Bu Erdoğan’ın çizdiği sınırların dışına çıkmak, siyaseti “Biz belirleriz” diyebilmek iradesi.

Toplumsal muhalefetin gücü
Sadece, İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in değil, İnce’nin de ‘sonrasında’ nasıl bir yol izleyebileceği ayrı bir tartışma konusu. Toplumsal muhalefetin, “Biz Erdoğan’la bile başa çıkmışız, vız gelir…” özgüvenine ihtiyacı var. ‘Cumhur ittifakına’ karşı adı yeni konulan ‘Millet ittifakının’ bu aşamada topluma iyi geldiğini ve umut aşıladığını somut noktalarla ortaya koymak mümkün. Bu sadece Millet ittifakı değil, ‘Dinsizin hakkından imanız gelir’ hareketi.

Yine baraj endişesi
HDP’nin; CHP, İYİ Parti, ‘ona destek olacak Demokrat Parti’ ve Saadet Partisi’nin kurduğu ittifakın dışında bırakılması kırgınlık yarattı. Büyük bir risk taşıdığı da açık. Ne var ki her koşulda insan hakları ve demokrasiye bağlı, yeni bir yaşam arzusunda olan seçmen, ‘kırgınlığı baki kalsa da’ bu riski nasıl ortadan kaldırılabileceğini biliyor. Tıpkı 7 Haziran 2015’te olduğu gibi ‘HDP barajı geçer mi?’ tartışmasıyla birlikte büyük bir rüzgarın geldiği görülüyor. Artık ‘olamayana’ hayıflanmak sadece vakit kaybı. Bir Afrika atasözü ise “Aslan, ceylan, sırtlan ve zebra yan yana koşuyorsa, panter baraja takılabilir” diyor. HDP rüzgarının artması yönündeki katkıya ‘aslan payını’ ise Demirtaş cezaevinden veriyor.

Demirtaş etkisi
Sadece gülümseyen fotoğrafları değil kurguladığı sosyal medya paylaşımları da Erdoğan açısından büyük keyif kaçıracak samimiyette.

“Neyine güvenerek cezaevinden aday oldun diyenlere; cezaevindeki hücremde yaptığım ankette hep % 100 ben çıktım. Şaka şaka, bir defasında kendime kızıp oy vermeyince % 50 çıkmıştım.”

Bu emsal bile; yaşama tek bir pencereden bakan, halkın iradesini kendi beka sorununa indirgeyen, renksiz bir lider için kabus sayılabilir. Çıldırtır mı, çıldırtır! Bu da başka bir taraftan ve Demirtaş’tan alışık olduğumuz tarzda, ‘dinsizin hakkından imansız gelir’ tavrının bir parçası.

Kavgadan yorulan toplumun cebi de delik
Erdoğan’ın köşeye sıkıştığını gösteren bir diğer şey, kendi kitlelerindeki rahatsızlığın da belirginleşmesi. Demek ki; 21. yüzyılda sadece rakiplerini ‘terörize ederek’, kırarak, dökerek, tehdit ederek, ezerek yönetebilmek ancak geçici bir süre zarfında geçerli olabiliyor. Artık o sürenin dolmuş olduğu ortada. Bu yalnızca AKP’nin metal yorgunluğu değil, tahrip ettiği tüm toplumun bitkinliği. Yorulan kitlelerin, bir enkaza dönmüş, içi boşalmış yapıyı artık omuzlarında taşıması zor. Gerginlikten, çatışma halinin bir yaşam biçimine dönüşmesinden, sertlikten bıktığı açıkça görülen kitleler, gün geçtikçe dibe vuran ekonominin de muhasebesini tutuyor. Suni kavgalar, hamaset karın doyurmuyor!

Ruhunu da kaybetti
Haksızlık algısı ve adalet isteği de belirleyici. AKP’nin kaybetmekte olduğu ruhunu, Bölge’den bir örnekle açıklamak mümkün. Eleştirilerini saklı tutmakla birlikte her seçimde AKP’yi destekleyen Hüda-Par’ın bu kez HDP ile ittifak yapacağı ileri sürüldü. Hüda-Par, Hizbullah’tan yasal bir yapıya dönüşen parti. Seçimlerde ne belirleyiciliği ne de kilit bir rolü var. Ancak temayülleri, mütedeyyin seçmene yön veriyor. Hüda-Par, bu iddiaları yalanlayıp son anda yönünü değiştirse bile AKP açısından işlerin ne kadar zor yürüdüğüne ilişkin bir işaret veriyor.

AKP’nin kaybettiği 3. seçim olur
‘Seçim güvenliği’, ‘seçim sonrası’ ve ‘meşruiyetin’ en az seçim kadar tartışılması, iktidarın çoktan kaybettiğini gösteriyor. Aslında 24 Haziran; AKP’nin, 7 Haziran 2015 ve 16 Nisan 2016’nın ardından kaybettiği 3. seçim olacak. Bu kez her ne olursa olsun, ortaya çıkacak tablonun kurumsallaşacağını ise herkes biliyor.

AP’de özel gündemli oturum: Türkiye, S.Arabistan değil, hâlâ

Avrupa Parlamentosu (AP), 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne özel olarak Türkiye’ye ayrı bir oturum açtı. İki gün süren toplantılara Meclis üyeleri, Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda gazetecinin yanı sıra insan hakları temsilcileri katıldı. Belçika’nın başkenti Brüksel’deki AP Merkezi’nde gerçekleştirilen seri panel ve konuşmalarda, ifade özgürlüğünün büyük baskı altında olmasının, antidemokratik uygulamalar ve insan hakları ihlallerinin bir yansıması olduğu başlığı önem kazandı. AP vekilleri; baskı gören ülkeler ve Türkiye’ye ilişkin açık, eleştirel soruları da zaman zaman siyasetçi üslubuyla geçiştirdi. Buna rağmen, Türkiye için açılan ayrı oturum yapıcı ve işbirliğine açık bir zemin sağladı.

‘Erdoğan bir daha sözünü bile edemedi’

‘Türkiye’de medya ve ifade özgürlüğünün durumu’ ana başlığı ile sunulan organizasyonun 3 Mayıs tarihindeki resmi açılışını gerçekleştiren Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani “Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişiminin ardından demokrasi açısından çok daha kötü bir duruma geldiğini görebiliyoruz” dedi. AP Başkanı; Erdoğan ile Türkiye’de idam tartışmaları yaşandığı sırada bir araya geldiklerini aktardı, aralarında geçen çarpıcı diyalog ve sonrasında olanlar konusunda bilgi verdi: “İdam tartışılırken Brüksel’de Erdoğan’a çok sert şekilde karşı çıktım, ‘Ölüm cezasından konuşmak bile doğru değil’ dedim. Bir daha sözü edilmedi.”

Tajani; ifade özgürlüğü, demokrasi konusunda Türkiye dibe vurduğunu belirtti, ancak dünyadaki ve Avrupa’daki durumun da giderek kötüleştiği söyledi.

AP’nin Fransa temsilcisi ve Başkan Yardımcısı Sylvia Guillaume, “Fransız toplumunda OHAL çok tartışıldı. Ancak Türkiye ile kıyaslanamaz. Çünkü Türkiye ‘güvenlik’ sorununu orantısız bir güce dönüştürdü. Ceza ve tutuklamalar standartlaştı. Darbenin ardından, sonuncusunu Şubat’ta verdiğimiz 4 raporla Türkiye’yi kınadık ancak AKP iktidarı kayıtsız kaldı. Şimdi gündemde sistem değişikliği var. AP üyelerine çağrımızı yineliyoruz: “Ön adaylık finansmanının da askıya alınmasını istiyoruz” dedi.
AP, Türkiye Raportörü Kati Piri, Türkiye’de medyaya yönelik baskının demokrasi ve insan hakları ihlallerinden bağımsız olmadığını söyledi. Türkiye’deki iktidarın güvenlik ve terörizm kavramlarını ters ters yüz ettiğini belirten Türkiye Raportörü Kati Piri; “Ya teröristsiniz ya bizdensiniz diyorlar. Böylece OHAL devam ediyor” diyerek sürdürdü: “Avrupa kamuoyu bunların genelini bilmiyor. Türkiye halkı ile dayanışmayı yükseltmeliyiz. Evet; Türkiye’de demokrasi ve insan hakları alanında çok büyük sorunlar yaşanıyor. Ancak Türkiye Suudi Arabistan değil, hala umut var.”

Avrupa Komisyonu Türkiye Strateji Bölümü Müdürü Myriam Ferran de Türkiye’nin sadece medya alanında değil hukuk ve demokraside de büyük bir dibe vuruş yaşadığını yineledi, bu koşullarda ilerleme olması mümkün değil” şeklinde konuştu.

‘24 Haziran seçimi dikkatli izlenmeli’

Avrupa İşbirliği ve Güvenlik Teşkilatı (AGİT) Medya Özgürlüğü temsilcisi Frane Maroevic ise “Türkiye AGİT’in en büyük hapishanesi oldu” derken “2016 Nisan’daki referandumda kısa vadeli bir izleme yapıldı. Bu hataydı. AB’nin 24 Haziran’daki seçimlerin çok daha dikkatli izlemesi gerekiyor” dedi.
Avrupa Dış İlişkiler Servisi Sorumlusu Javier Nino Perez’in kısa konuşması boyunca tekrar tekrar “Türkiye’deki güvenlik sorununu anlıyoruz” demesi, Erdoğan’a yakın bir üslup olarak nitelendi, eleştirildi.

Kapanış günü konuşan İnsan Hakları Derneği Başkanı Avukat Öztürk Türkdoğan, bu çelişkiye atıfta bulundu: “2017’de yayınladığımız hak ihlalleri raporuna göre, Türkiye, Rusya ve Azerbeycan’ın durumuna yaklaştı. Büyük bir eksen kayması yaşanıyor. Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) tutumları belirleyici oluyor. Türkiye’de OHAL’de Terörle Mücadele Yasası bir adım daha ileriye taşındı. “Terörle iltisaklı” diye bir kavram icat edildi. Anayasamıza aykırı. Bununla suçun şahsiliği ilkesi tamamen ortadan kalkmış oluyor. Bu kapsamda dernekler kapatılıyor. Sadece ‘güvenlik’ meselesine gönderme yaparak sorunlar çözülmez. Özgürlük-güvenlik denklemi ortadan kalktı. Bunun anlaşılması lazım” şeklinde konuştu.

Toplantılarda sık sık; ‘demokrasiden ve insan haklarından uzaklaşan ülkelere sessiz kalmanın’, Avrupa’yı hatta dünyanın tamamını olumsuz etkileyebileceği üzerinde de duruldu.

‘Çözümünüz ne?’

2 gün süren toplantıların en renkli siması, Kuzey Kıbrıs’ta Afrin operasyonu sırasında saldırıya uğrayan Afrika Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yener Levent’ti. Levent, toplantının kapanışında da şu soruyu yöneltti: “Erdoğan her yerde kutuplaştırıyor. Bunun sonucu Kıbrıs’ta da görüldü. Bize yönelik bir linç girişimi gerçekleşti. AB vatandaşıyım. Bunlara karşı önlem almayı düşünüyor musunuz? Beni nasıl koruyacaksınız?”

Sınır tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu da AP toplantısının geç kalınmış bir adım olsa da karşılıklı ilişkiler ve çözüm yollarının belirlenmesi açısından verimli olduğunu ifade etti. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Temsilcisi Andrew Gardner ise toplumun karşı karşıya kaldığı durumun darbe teşebbüsüyle ilgili olmadığını vurgulayarak, korku ortamının canlı tutulmak istendiğine dikkat çekti. Gardner, AİHM karlarının uygulanmaması konusunda acil eylem planı önerdi.

Tekstile ağır darbe ihtimali

Ria ajansının bildirdiğine göre, konuyla ilgili açıklamada bulunan Rusya Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Viktor Yevtunov, “Hükümete, Türk hafif sanayi ürünlerinin yasaklanması için teklifimizi sunduk” dedi.  Bu yasağın yürürlüğe girmesi halinde yerli üreticiler için olumlu şartların oluşacağını belirten Rusyalı Bakan Yardımcısı, “Ancak karar ne olacak, henüz söyleyemem” diye konuştu. Rus bakan bu yasaktaki amacın, yerli üreticilerin aktif oldukları sektörlerde onlara avantaj yaratmak olduğunu vurguladı.Türkiye’den hangi ürünlerin yasaklanmasının gündemde olduğu ile ilgili soru üzerine ise Yevtunov, “Hafif sanayi ürünlerinin yüzde 70’i, hatta yüzde 80’i” dedi. Bu tanımla Rusya’da genelde tekstil, hazır giyim ve ayakkabı ürünleri anlaşılıyor. Diğer küçük sanayi ürünlerinin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmediği tartışma konusu.  Ayrıca bakan yardımcısının sözlerinden “sadece hazır ürünler mi, kumaş vb. gibi üretimde kullanılan tekstil ürünlerinin de mi anlaşılacağı” belli değil.Rusya’nın resmi gazetesi Rossiyskaya Gazeta haberi, “Sanayi Bakanlığı Türk teksil ürünlerinin ithlatının yasaklanmasını önerdi” başlığıyla duyurdu.Bakanlık verilerine göre, bu yılın ocak-eylül döneminde tekstil ve ayakkabı sektöründe Türk ürünlerinin payı yüzde 18.4 oldu. Geçen yıl Türkiye’den gelen toplam tekstil ürünü miktarı ise 762,8 milyon dolar olarak hesaplandı.  Kaynak: Turkrus