Tarafsız Habercilik

Mahkeme Sezen Aksu’yu haklı buldu

Sanatçı Sezen Aksu’nun “Gülümse” adlı eserinin izin alınmadan bir kek reklamında kullanıldığı iddiasıyla açtığı 150 bin liralık tazminat davasında bilirkişi izinsiz kullanım olduğu kanaatine vardı.

Hürriyet’in haberine göre; Sezen Aksu’yu haklı bulan bilirkişi, izinsiz kullanım için ünlü sanatçının 30 bin lira maddiTazminat alması gerektiğini, manevi Tazminat hakkının ise mahkeme tarafından belirlenmesi görüşünde bulundu

İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne iki yıl önce açılan davanın dilekçesinde bisküvi firmasının Sezen Aksu’yla özdeşleşen “Gülümse” isimli eserinin sözlerini kek reklamında ve tanıtım amaçlı sosyal medyada kullandığı anlatıldı. Dava dilekçesindeki iddialara göre yapılan incelemede bisküvi firmasının sosyal medya hesaplarında, “Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin Sezen Aksu” ibaresi yer alan bir resim ve #sezenaksu hashtagi ile paylaşımlar yapıldı. Bunun üzerine Sezen Aksuavukatı aracılığıyla davalı bisküvi firmasının eylemlerine son vermesi için noterden ihtarname gönderdi. Sezen Aksu’nun avukatı, “Müvekkilim hukuka aykırı kullanım nedeniyle maddi manevi zarar görmüştür. Davaya konu reklamın haksız rekabet ve izinsiz bir kullanım olduğunun tespitini istiyoruz. Ayrıca izinsiz kullanım nedeniyle 100 bin lira maddi ve 50 bin lira manevi olmak üzere toplam 150 bin lira tazminatın davalı şirketten tahsilini talep ediyoruz” diye konuştu.

Sezen Aksu’nun açtığı davada haklı olup olmadığının tespiti için mahkeme dava dosyasını bilirkişiye gönderdi. 1 Haziran’da mahkemeye ulaşan bilirkişi raporunda dava konusu reklamda Sezen Aksu’nun isminin izinsiz kullanılarak kişilik haklarına tecavüz edildiği anlatıldı. Raporda, bisküvi firmasının Sezen Aksu’dan izin almadığını, kek reklamı ve tanıtımlarında Sezen Aksu’nun isminin kullanılarak onun şöhret ve popülaritesinden faydalandığı görüşüne yer verildi.

’30 BİN LİRA ALABİLECEĞİ KANAATİNE VARILDI’
Raporda, “Toplum tarafından tanınan davacı Sezen Aksu’nun izinsiz olarak kitle iletişim aracı ile birçok kişiye ticari amaçlı olarak ulaştırılması davacının manevi Tazminathakkının da gerçekleştiğini gösterir. Davalının haksız eylemleri nedeniyle davacının isteyeceği manevi Tazminat miktarını mahkemenin takdirine bırakıyoruz. MaddiTazminat olarak davacının yoksun kaldığı kazancın 30 bin lira olabileceği kanaatine varılmıştır” dedi.

Davanın önceki gün görülen duruşmasına davacı Sezen Aksu’nun avukatı katıldı. Duruşmada söz alan Sezen Aksu’nun avukatı, “Bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak için süre istiyoruz” dedi. Mahkeme taraflara bilirkişi raporuna karşı cevap haklarını kullanmaları için süre vererek duruşmayı erteledi.

HDP’li Yıldırım hakkında fezleke

İçişleri Bakanlığı’nca yapılan suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilen fezlekede, HDP’li Nadir Yıldırım hakkında ‘Terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan soruşturma yapılabilmesi için, yasama dokunulmazlığının kaldırılması talep edildi.

Şikayet edilen 26’ncı dönem Milletvekili Nadir Yıldırım’ın, PKK’li Hülya Eroğlu’nun cenazesine katılmasına ilişkin açıklamaların yapıldığı fezlekede, örgüt üyesi şahsın cenazesine katılım ile “terör örgütünün ulusal ve uluslararası kamuoyuna masum ve iyi gibi lanse edildiği, dolayısıyla terör örgütünün bu yolla övüldüğü, yaptıklarının teşvik edildiği, eylemlerinin meşru gösterilmeye çalışıldığı, terör örgütünün yanında yer alındığı, bu yolla terör propagandasının yapıldığı” belirtildi.

Nadir Yıldırım’ın ‘Terör örgütü propagandası yapmak’ suçunu işlediğine dair, şikayet edilenin üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğu ifade edilen fezlekede, “Bu nedenle adı geçen milletvekili hakkında Anayasanın 83’üncü maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kanaatine varılmıştır. Halen Türkiye Büyük Millet Meclisi 26’ncı dönem milletvekili Nadir Yıldırım’ın eylemlerine uyan 3713 sayılı kanunun 7/2 maddesi ve TCK’nun 53/1 maddeleri gereğince hakkında takibat yapılabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2 maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, adı geçen milletvekili hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararına bağlı olduğu anlaşıldığından; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin takdirlerine tevdi olunmak üzere fezleke ve eki soruşturma evrakı ilişikte sunulmuştur” denildi.

YILDIRIM HAKKINDA YAKALAMA KARARI VAR

TBMM’nin dokunulmazlığını kaldırması halinde HDP’li Nadir Yıldırım hakkında 5 yıla kadar hapis istemiyle soruşturma başlatılıp dava açılabilecek. KCK ana davasında da yargılanan Nadir Yıldırım hakkında, geçen Şubat ayında yakalama kararı çıkarılmıştı.

(DHA)

Kız arkadaşından ayrıldı, köpeği davalık oldu

Eskişehir’de 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, ayrıldığı kız arkadaşında kalan köpeğini geri almak için dava açtı.

Eskişehir’de üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, kendisine ait olduğunu iddia ettiği “Golden” cinsi “Marley” isimli köpeği ayrıldığı kız arkadaşının geri vermediği gerekçesiyle hukuk mücadelesi başlattı.

3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açan Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Fakültesi öğrencisi Baçaru, Mart 2017’de internet üzerinden ilan vererek “Marley” adlı köpeğini sahiplendirmek isteyen Ezgi B. ile iletişime geçtiğini ve anlaşıp köpeği sahiplendiğini iddia etti.

Daha sonra Ezgi B. ile bir süre aynı evi paylaştığını öne süren Baçaru, yaklaşık bir yıl sonra ayrıldığı kız arkadaşının köpeği vermediğini ileri sürerek hukuk mücadelesi başlattığını söyledi.

Yeni bir eve çıkmak için köpeği bir hafta eski kız arkadaşında bıraktığını, almak için geri döndüğünde kapıların yüzüne kapatıldığını belirten Baçaru, eski kız arkadaşının “Marley”e kendisi kadar iyi bakamadığını savundu.

“BENLE ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU”

Ezgi B’nin “Marley”i kendisine vermeyeceğini söylediğini anlatan Baçaru, şöyle konuştu:

“Marley benden öncesinde tasmasından çıkmamış bir köpekti. Benimle özgürlüğe kavuştu. Yanımda yürürken bile tasmasız gezerdi. Yaklaşık 5 aydır göremiyorum onu. En azından iyi durumda olduğunu göreyim istiyorum ama buna da müsaade etmediler. Marley’in bana karşı duyguları daha fazla. Tuvaleti gelince terasa çıkartan biriyle onunla sokaklarda koşturan birisi aynı olamaz. Köpeğim için hukuk mücadelesi veriyorum ve sonuna kadar da vereceğim.”

Baçaru, “O benim kızım. Ben onun, bensiz neler hissettiğini biliyorum. En son eve onu almak istediğimi söylemeye gittiğimde kapının arkasındaki seslerini duymanız lazımdı. Resmen ağlıyordu” dedi.

“BU BİR EMSAL OLACAK”

Davacı vekili avukat Oytun Süllü adına dosya hazırlığı ve takibini yürüten stajyer avukat Ahmet Seyhan da köpeğin sahiplendirilmesi sonrasında gerçek sahibinin Osman Orhan Baçaru olduğunu savundu.Seyhan, yargı kararının bu konuda emsal teşkil edeceğini belirterek, şunları kaydetti:

“2017 yılı mart ayında karşı taraf internetten köpeği sahiplendirme ilanı vermiş. Bu delil elimizde mevcut. Sahiplenme resmi olarak gerçekleşmiş. Marley şu anda zorla alıkonulmaktadır. Gerekli başvurularımızı tamamladık. İnşallah davayı kazanacağız ve bu bir emsal olacak. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde davamızı açtık. Müvekkilim gerçekten iyi bir hayvansever.”

“İNTİKAM ALMAK İÇİN YAPIYOR”

Konu ile ilgili hakkında dava açılan Ezgi B. ise davacı Osman Orhan Baçaru’nun kendisinden ayrıldıktan sonra intikam almak için bu yola başvurduğunu ileri sürdü.

Ezgi B, köpeği “Marley”i 3,5 aylıkken sahiplendiğini dile getirerek, şunları söyledi:

“Marley yaklaşık 4 yıldır bende. Ayrıldığımız için şimdi Marley’i benden alarak acı çektirmek istiyor. Kızımı Osman’a vermeyi düşünmüyorum. Bir dönem sahiplendirmeyi düşünmüştüm. O dönemde Osman’la tanıştım ve sahiplendirmekten vazgeçtim. Osman’ın birkaç aşı karnesine adını yazdırıp kendini sahibi gibi göstermesi Marley’in gerçek sahibi olduğunu kanıtlamaz.”

SON SÖZ MAHKEMENİN

Marley”in kimde kalacağı sorusunun cevabı, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecek davada belli olacak.Davanın ilk duruşması 25 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.AA

Böhmermann’ın Erdoğan şiirinin yasaklanması talebi reddedildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman komedyen Böhmermann’ın şiirine karşı açtığı temyiz davası sonuçlandı. Mahkeme, şiirin tamamen yasaklanması yönündeki talebi reddetti. Ancak şiir hakkındaki kısmi yasak da kaldırılmadı.

Alman komedyen Jan Böhmermann’ın 2016 yılındaki televizyon programında okuduğu şiire karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan temyiz davası sonuçlandı.

Hamburg Eyalet Mahkemesi Şubat 2017’deki kararında, Erdoğan’la ilgili şiirin “hakaret içerikli ve onur kırıcı” olduğuna hükmettiği bazı bölümlerini yasaklamıştı. Karara hem Böhmermann hem de Erdoğan’ın avukatları itiraz etmişti.

Yapılan itirazları sonuca bağlayan Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi Salı günkü kararında, Erdoğan’ın avukatlarının, şiirin tamamının yasaklanması yönündeki talebini reddetti. Mahkeme, şiirle ilgili kısmi yasağın kaldırılmasını isteyen Böhmermann’ın avukatlarının talebine de olumsuz yanıt verdi.

Erdoğan bu eleştirilere katlanmak zorunda

Kararı açıklayan hâkim Andreas Buske, “Hiciv sanat olabilir, ancak olmak zorunda da değil” ifadesini kullandı ve “Sanat olmayan hiciv ise ifade özgürlüğü kapsamına girer” dedi. Söz konusu şiirin, anayasanın sanat tanımına uyup uymadığı konusunda şüpheleri olduğunu söyleyen hâkim, Erdoğan hükümetine yönelik eleştirinin, hatta ağır eleştirinin kabul edilebilir olduğunu ve Erdoğan’ın bu eleştirilere katlanmak zorunda olduğunu belirtti. Alt mahkeme de Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı kimliği ve muhaliflerine yönelik politikaları nedeniyle, diğer bölümlere tahammül etmek zorunda olduğuna hükmetmişti.

“Gerçek bir bağlantı yok”

Şiirin bazı bölümlerinin tekrarlanmaması yönündeki yasağın sürdüğüne dair üst mahkeme kararında, bu bölümlerin cinsel içerikli, küçük düşürücü ifadeler barındırdığı ve bu ifadeler ile davacı arasında gerçek bir bağlantı olmadığı kaydedildi.

Almanya ile Türkiye arasında krize neden olan şiir

Böhmermann’ın 31 Mart 2016 tarihinde Alman televizyon kanalı ZDF’deki Neo Magazin Royale programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili okuduğu şiir sonrasında Erdoğan’ın avukatları komedyen hakkında dava açmıştı. Avukatlar şiiri “içerikten yoksun” ve “insan onurunu aşağılayıcı” bir karalama olarak nitelendirirken, Böhmermann şiiriyle Almanya’da izin verilen hiciv ile yasaklı hakaret arasındaki farkı göstermek istediğini söylemiş, konu Almanya ile Türkiye arasında diplomatik gerginliğe yol açmıştı. DW Türkçe

TTB’den Sağlık Bakanlığı’na çağrı: Zorunlu aşı için gerekli

Türkiye’de son 7 yılda çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı 183’ten 23 bine çıktı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, “Aşı Candır Hayat Kurtarır” kampanyası doğrultusunda Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaparak, “Zorunlu Aşı Yasası”nın bir an önce çıkarılmasını talep etti. Tükel, “Aşı yapılması kişinin ya da ebeveynin bilimsellikten uzak, kanıtlanmamış bilgiler ve yanlış inançlar doğrultusunda keyfi kararlara bırakılmamalıdır. Aşılama konusunda yasal düzenleme ivedilikle yapılmalıdır” dedi.

Kamu sağlığı tehdit altında

Kampanya ile ilgili TTB genel merkez binasında dün düzenlenen basın açıklamasına Merkez Konseyi üyeleri ve CHP milletvekilleri Dr. Ali Şeker, Dr. Niyazi Nefi Kara ve Dr. Behçet Yıldırım da katıldı. Tükel, aşıların son derece etkin ve güvenilir olduklarına vurgu yaparak, şunları söyledi:

“Aşılarla ilgili kanıtlanmış hiçbir ciddi yan etki olmadı. Aşı, sadece aşı yapılan çocuğu korumakla kalmayıp hastalık etkeninin toplumdaki dolaşımını engelleyerek, toplumdaki riskli kişileri de korumaktadır. Aşılama oranının düşük düzeyde kalması, kanser tedavisi gören ya da doğuştan bağışıklık sistemi zayıf olan ya da hastalığı bulunan çocukları risk altında bırakmaktadır. Aşı olmayı reddetmek, bireysel özgürlük değil kamu sağlığını tehdit eden bir davranıştır.”

Yasa teklifi kabul edilmeli

Sağlıklı toplum için, sağlıklı çocuklar için ve sağlıklı bir gelecek için TTB tarafından bir yasa taslağı hazırlandığını belirten Tükel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anayasa Mahkemesi 26 Ekim 2016 yılında aşıyla ilgili önemli bir karar almış ve mevcut yasalar doğrultusunda çocuk felci dışındaki aşıların zorunlu tutulamayacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı, aşılama konusunda yasal bir düzenleme yapılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dava konusu olan pek çok olayda aşılama konusunda yasal düzenleme yapılması gerektiği mahkemelerce hükmedildiği halde, Bakanlığın ısrarla gerekli düzenlemeyi yapmaması dikkat çekicidir. Aşılama konusunda mevzuattaki belirsizliklerin sona erdirilmesi için, yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması için Sağlık Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz.”

Hep beraber başaracağız

İnsanoğlunun yeryüzünde ilk kez medeniyet kurduğu verimli topraklardayız. İmparatorlukların, devletlerin, hükümdarların gelip geçtiği, uğruna savaştığı yerdeyiz. Barış yıllarında bilim, sanat, felsefe, mimari, spor ve edebiyatın filizlendiği yerdeyiz. Bir umudum var: Trakya’da, Anadolu’da, Mezopotamya’da insanlığın kurtuluş reçetesi saklı. O reçeteyi hayata geçirdiğimiz güne erişmeyi umut ediyorum.

Bir karar verip demokrasiden, insan haklarından, farklılıkların bir arada ve farklılıklarıyla, aynı çatı altında yaşamasından yana tavır koyacağız. Kimseye yaşam tarzı dayatılmayan, kimsenin yönelimlerinden, tercihlerinden, inançlarından, varoluşsal hiçbir durumundan dolayı kendini öteki hissetmediği kocaman, mutlu ve güçlü bir ülke hayal ediyorum.

Çocukların yatağa aç girmediği, kimsenin karnını doyurmak için kula kulluk etmediği, zenginliğin hakça paylaşıldığı, üretenin yöneten olduğu, kadınların yönetimde tüm ağırlığını ortaya koyduğu, sosyal hayatın içinde kadın ve erkeğin yan yana, omuz omuza bulunduğu, eşit sağlık ve eğitim şartlarının her doğan çocuk için sağlanabildiği, toplumun korkutularak değil tartışılarak yönetildiği bir ülke istiyorum.

Yüzyılların birikimini, elindeki küçük konforu kaybetmekten korktuğu için sesini çıkarmayanların korkaklığına kurban edemeyiz. Aklın ve bilimin yol göstericiliğinden vazgeçip hurafelerin, hamasetin, yalanların düzenine teslim olamayız. Bizi birbirimize düşman ederek kendi dünyalığını yapanlara, kendinden başkasına saygısı olmayana, kendine benzemeyeni düşman ilan edene, demokratik mücadeleyi düşmanlık, eleştiriyi ihanet, sorgulamayı günah ilan edene ‘yeter artık’ diyeceğiz.

Adalet, toplumsal barışın teminatıdır. Adaletin terazisi şaşınca, haklının değil güçlünün borusu ötünce, zalimin sesi zulüm görenlerin sesini bastırır. Zalimin değil zulüm görenlerin yanında taraf olmak, insanlığın gereğidir. Eziyet edilene, kim olduğu, kimlerden olduğu sorulmaz, yanında durulur. Hiçbir dava insan canından kıymetli değildir. Tek bir çocuğun hayatına mal olmuş zafer, zafer değildir. Acılar, onu yaşayanlar için yıkıcıdır. Başkalarının acıları üzerine inşa edilecek hiçbir gelecek tasarımı, mutluluk getirmeyecektir.

Güvenlik için silahlanmaya milyar dolarların harcanmadığı, akıl, vicdan, cesaret, vizyon, bilgi ve donanımın ön planda olduğu, ordunun siyasete alet edilmediği, siyasetin bir bayrak yarışı olduğunun unutulmadığı, egoların, hırsların, bitmek bilmeyen koltuk kavgalarının sona erdiği, gençlerin en önemli makamlara gelebildiği, tecrübe sahibi yaşlıların, emeklilerin dünya turuna çıkacak maddi imkanlarının olacağı bir geleceğe erişebilmeyi umut ediyorum…

Engellilerin engelleriyle yaşama karışabildiği, hayatın her alanında ortak akılla engellerin ortadan kaldırıldığı, şiddetten arınmış, her yeni güne gülümseyerek başlayan bir ülke hayal ediyorum. Kimsenin kılığına kıyafetine karışılmayan, çocukların her türlü istismarının önlendiği, yetişkinlerin özgür iradeleriyle ortaya koyduğu ve kendilerine ya da başkalarına zarar vermeyen her türlü davranışının saygıyla karşılandığı, namusun bacak arasında aranmadığı, hırsızlığın, rüşvetin, adam kayırmanın, torpilin, yalan söylemenin namussuzluk sayıldığı bir ülke hayal ediyorum.

Bu topraklar, dünyaya yön verdi, insanlığa akıl mirası bıraktı. Şimdi bize düşen uzun ve zorlu bu yolculukta cesareti toplayıp kim olduğumuzun farkına varıp beklenmeyene ulaşmak. Bunu birleşe birleşe başaracağız. Mustafa Kemal Atatürk’ün medeniyet ve barış projesine sahip çıkacağız. Eksiklerimizi tamamlayacağız. Kimseyi yolun dışında bırakmadan mutlu insanların ülkesini el ele kuracağız. Bunu kendimiz için yapacağız, sevdiklerimiz için yapacağız, çocuklarımız için yapacağız, dünya için, insanlık için başaracağız. Aydınlık yarınlara hep beraber ulaşacak, bunun için bir yol açacak, hayallerimizi gerçeğe dönüştüreceğiz…

Sorun adalet, çözüm özgür basın

Duruşma başladığında dokuz aydır tutukluydular. Gazetecilikleri; “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla yargılandı. Bir dokuz ay daha bu utanç verici müsamereyi izledik. Siyasi bir davada siyasi savunma yaptıkları için ifadeleri engellendi. Süreç, farkında olan ya da olmayan, herkes için öyle utanç verici bir yere gitti ki, öfke sonunda küfür olup aktı.

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve çalışanlarının yargılandığı dava önceki gün karara bağlandı. Cumhuriyetçiler 2 ila 7 yıl arası değişen hapis cezalarına çarptırıldı. Artık baştan ayağa karaya bulanmış ülkemizde, tam da cezaların kamyonla dağıtıldığı sırada, Anayasa Mahkemesi’nin 56. Kuruluş Yıl Dönümü Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin, her alanda olduğu gibi adalet konusunda da çok daha iyi bir döneme girdiğinden bahsediyordu.

•••

Yine aynı konuşmanın seçim vaatleri bölümünde, 16 yıldır ülkeyi tek başına yöneten iktidar partisinin genel başkanı ve cumhurbaşkanı olarak Erdoğan, 24 Haziran’da yapılacak seçimi kazanması durumunda yürütmesi daha güçlü, yasaması daha itibarlı, yargısı daha bağımsız bir ülke hedeflediğini anlatıyordu. “İnşallah Türkiye her alanda olduğu gibi adalet konusunda da çok daha iyi bir döneme giriyor”, “bu tarihi değişime birikimleriyle, yol göstermeleriyle, içtihatlarıyla destek olan yargı mensuplarımıza şükranlarımızı sunuyorum” diye seslendiği mahkeme heyetlerinden biri Cumhuriyet çalışanlarına ceza yağdırarak görevini yerine getiriyordu. Üstelik bu karar, halka, halkın haber alma hürriyetine karşı yapılmıyormuş gibi, “Türk milleti adına” diyerek veriliyordu.

•••

İçi boş bir iddianame ve ipe sapa gelmeyen suçlamalarla insanların hayatından yıllar çalındı. Ahmet Şık, her dönemin sakıncalısı olarak tarihe geçti! Ergenekoncu oldu hapse atıldı, FETÖ’cü oldu hapse atıldı. PKK, Devrimci Karargah derken iliştirilmediği örgüt kalmadı. Ahlaklı, vicdanlı, gerçekten yana olanlar için kendini aksine karşı savunmak zorunda kalmak, suçsuzken suçluymuş gibi yaftalanmak hiç ama hiç kolay bir şey değildir. Öte yandan, tarih boyunca hakikatten yana olmanın verdiği onur, güç ve cesaret bu yalan düzenin devamı karşısındaki en büyük engel olageldi. Bundan sonra da cesaretle gazetecilik yapacağını söyleyen Murat Sabuncu ve haklı olanı susturma savaşını tarihte hiçbir diktatörlüğün kazanmadığını söyleyen Ahmet Şık, bu kumpas düzenini kuranların bütün korktuklarını bir kez daha açık etti, ediyor.

•••

Bu dava Türkiye yargısının yeni kara lekesi olarak tarihe geçecek. Ahmet Şık dün, iktidarın beraber yürüdük biz bu yollarda diye şarkılar söylediği ortağının emniyete nasıl sızdığını anlattığı kitabından dolayı FETÖ kumpasıyla yargılanıp Ergenekoncu ilan edilirken, bugün FETÖ ile mücadele ettiğini iddia eden iktidarın, vaktinde Gülen’e hakaret ettiği için Cumhuriyet gazetesine dava açan savcısı tarafından FETÖ’cü olmakla suçlandı ve 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Kariyerleri Gülen Cemaati’nin nasıl bir çete olduğunu anlatmakla geçen Kadri Gürsel ve Hikmet Çetinkaya FETÖ’ye destek olmaktan ceza alırken, Erdoğan AYM’nin kuruluş günü kutlamasında “bir ülkede sık sık adaletten bahsediliyorsa orada zulüm vardır” diye açıklama yapıyordu. Şüphesiz burada yargılanan bir suç değil, aksine gazetecilik ve halkın haber alma özgürlüğü olduğu için günün sonunda kesilen her ceza beraat hükmünde. Ahmet’in dediği gibi; çünkü haklı olanı susturma savaşını kazanabilmiş kimse yok bu yeryüzünde.

•••

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün her yıl yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye bu yıl da gerileyerek 180 ülke arasında 157’inci sıraya düştü. Önümüzde 24 Haziran’da yapılacak baskın bir seçim var ve demokratik gelişmişlik ile adaletin en önemli göstergesi olan basın özgürlüğü konusundaki sicilimiz de unutulmaz örnekleriyle ortada. Demokrasi ve adalet üzerine bir vaatte bulunulacaksa bu iktidarlığı boyunca Türkiye’de en çok gazeteci hapseden AKP ve yöneticisinin değil, bu yarışa korku ve baskı düzenini yıkmak için girdiğini belirten muhalefetin halka vereceği bir söz olmalı. Adalet, Türkiye’nin en önemli sorunu, özgür basının yokluğu ise bu sorunun en birincil nedenidir.