Tarafsız Habercilik

Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni: Sen Avrupa, korkuyorsun bizden, Erdoğan’dan…

AKP’ye olan yakınlığıyla ve gerici haberleriyle biline Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, dünya düzenin, tarihin ve milletlerin değiştiğini ancak Avrupa’nın kibirli tutumunun değişmediği iddia etti. Karagül, Avrupa’ya “sen” diye seslenerek, “Bizden, milletimizden, Erdoğan’dan, Türkiye’nin seçtiği yeni yoldan, büyük hesaplara girişmesinden, büyük iddialarla öne çıkmasından korkuyorsun” diye yazdı.

Karagül’ün “Erdoğan ‘kapağı’ için size kim, ne kadar para ödedi? Korkuyorsun Avrupa, daha çok korkacaksın!” başlığıyla bugün yayımlanan yazısının ilgili bölümü şöyle:

“…Sen Avrupa! Kibrinle batacaksın. Başka milletlere saygısızlığınla batacaksın. Başka ülkelere yaptığın kötülükle batacaksın.

Senin diktatör dediğini dünya seviyor, senin iyi dediğinden bütün dünya kuşku duyuyor. Senin doğru dediğinin yanlış, yanlış dediğinin doğru olduğuna inanıyor herkes.

Tarih değişti, milletler değişti. Dünya düzeni değişti, sen hala aynı kibirli, aynı ihtişam hayallerinle dünyada bir şeyleri değiştireceğini sanıyorsun.

Sen Avrupa, korkuyorsun. Bizden, milletimizden, Erdoğan’dan, Türkiye’nin seçtiği yeni yoldan, büyük hesaplara girişmesinden, büyük iddialarla öne çıkmasından korkuyorsun. Sana “Erdoğan diktatör” dedirten şey, demokrasi değil, özgürlük değil, insan hakları değil. Sen onları umursamazsın bile. Sen onları sadece satarsın. Seni bu hale getiren korku Avrupa…”

Bir “mimik gazeteciliğimiz” eksikti

Profesyonel iş yaşamımın ilk yıllarında müşteri toplantılarında beni çok geren bir durum vardı. Bir fikri ya da stratejiyi satmak için sunum yapar ve müşterinin yorumlarını dinlemeye başlardık. Müşteri, “çok güzel olmuş” diyerek işimizi onaylar ve beğendiği yönleri sıralamaya başlarsa iş kolaydı. Maaşa zam, iyi bir prim veya tatil hayalleri mimik olarak teker teker yüze yerleşir, fonda “We are the champions” şarkısı çalmaya başlardı. Ancak, müşteri beğenmiyor ve eleştirilerini sıralamaya başlıyorsa iş değişirdi. Çünkü müşteriyi dinlerken öyle bir yüz ifadesine sahip olmalıydınız ki işi tamamen satma ihtimaliniz ortadan kalkmasın. İlk zamanlar bunu beceremez, müşterinin söylediklerini onaylar gibi kafamı sallar ve yüzümdeki şimdi b.ku yedik ifadesini toparlayamazdım. Bu durum doğal olarak yöneticilerimi çıldırtırdı.

Mesleğim oyunculuk olmadığı için günün birinde mimik çalışmam gerekeceğini o güne dek hiç düşünmemiştim. Poker Face kavramını o dönem bir daha unutmamacasına öğrendim. Yüzüm, kimi durumlarda tıpkı bir poker oyuncusu gibi elimi açık etmeyecek kadar nötr olmalıydı. O yıllarda Lady Gaga’nın kavramı geniş kitlelere öğretecek Poker Face şarkısı henüz ortada yoktu.

Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin geçen hafta CnnTürk’te katıldığı programda karşısına dizilen gazetecilerin yoğun mimik arzı bana iş hayatımın bu sıkıntılı ilk yıllarını anımsattı. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda “mimik gazeteciliği” isimli bu yeni alanı tartışmak istiyorum.

Bir gazeteci niye gerilir?
Gazeteci, kamuoyu önünde soran ve halk adına yanıt talep eden kişidir. İşin doğası gereği, gerilmesi beklenen gazeteci değil konuğudur. Yani eğer çok kendinden eminse konuk da gerilmez ama gazetecinin gerilmesi çok görülmüş bir şey değildir. Ancak Muharrem İnce’nin katıldığı programda nedense karşısındaki üç gazeteci gizleyemeyecek kadar gergindiler. Capslere konu olan kimi mimikler, telaşlı araya girme çabaları, panikle telefon karıştırmalar vs. Sanki Muharrem İnce, Türkiye medyasını sözlüye kaldırmış gibi görüntü yaratan bu gerginliğin üç nedeni olabilir: Birincisi; içten içe Türkiye’deki muhalif kesimlere (ki Türkiye’nin en az yarısını oluşturuyorlar) karşı suçluluk hissetmek, ikincisi; Muharrem İnce’nin işine yarayacak bir program akışı yaratıp birilerinin tepkisini çekmemek, üçüncüsü; mazallah yanlışlıkla Muharrem İnce’ye katılır bir mimik vermemek. Sosyal medyada sıkça telefonla talimat alıyorlar tahminleri yapılsa da bunları ancak dedikodu mahiyetinde ele alabiliriz. Yüz ifadelerine kadar yansıyan bu gerginlik bence beden dili uzmanlarınca ayrıca incelenmeli.

Açık oturumda sanma yanılgısı
Her seçim dönemi sosyal medyada dönen birkaç video var. 1991 genel seçimleri veya daha öncesi, seçime katılan tüm siyasi liderler bir stüdyoda oturmuş tartışıyorlar. Kimilerinin özlemle, kimilerinin “vay be eskiden nasıl ülkeymişiz?” şaşkınlığıyla paylaştığı bu kültür, Batı’da halen sürüyor. Hatta Amerika’da seçimin en önemli geleneklerinden biri. Bu kültür, 16 yıldır süren son iktidarla birlikte demokrasi kültürümüzden uzaklaşan şeylerden biri oldu. Anaakım medya bir tekel niteliği kazandığı için de bir muhalefet liderinin karşısına geçen gazeteciler, kendilerini bir açık oturumda karşı kutbun bir temsilcisi olarak görüyor olabilirler. Gerginliğin ve mimik gazeteciliği diye ifade edebileceğimiz durumun oluşmasının en muhtemel sebeplerinden biri bu. Bir yandan tartışmanın bir tarafı gibi olacaksınız ama bir yandan da gazeteci gibi tarafsız durmaya çalışacaksınız, zor iş. İster istemez gerilir insan. Bir ara NTV’de zor meslekleri ele alan bir program vardı. Eğer devam ediyorsa “dişli bir muhalif lider karşısında yandaş gazeteci olma” işi, o programda konu edilmeli.

Tepkilerden gazetecilik de nasibini alıyor
Muharrem İnce’nin CnnTürk’te katıldığı programa sosyal medyadan yükselen tepkilerin çoğunluğuna hak vermemek elde değil. Sonuçta medyanın durumu ortada. Bu kadar büyük haksızlığın ortasında gazetecilerin her yaptıkları göze battı. İlgili gazetecilerin niyetini sorguladığım için onlara haksızlık yapılmasıyla ilgilenmiyorum ama tepki gösterenler bence biraz gazeteciliğe de haksızlık yaptı. Çünkü sosyal medyada tepki gösterilen bazı sorular, bir gazetecinin zaten sahip olması gereken şüpheci karakterin göstergesiydi ama onlar da tepkilerden nasibini aldı. Tabii bunun sebepleri var. Birincisi; muhalefet neredeyse hiç ekranlarda yok. Nadiren olunca da insafsızca yüklenmek ister istemez rahatsız ediyor. İkincisi; aynı şüphecilik iktidar temsilcileri karşısında asla gösterilmiyor. Yanlış anlaşılmasın, sorulan her soru doğal gazetecilik sorusudur demiyorum. Örneğin; üç kafadardan birinin Muharrem İnce’ye Cumhurbaşkanlığının giderleriyle ilgili bilgileri nereden bulduğunu sorması tam bir skandaldı, sosyal medyada ifade ettiğim üzere “bir berberin müşterisine usturayı nasıl kullanacağım?” diye sorması gibi bir şeydi ama sorulan her soru da haksız değildi.

Medya okuryazarlığında mimik eşiği
Programı izledikten sonra biraz da ironik bir ifadeyle attığım bir tweetle, iletişim fakültelerinde yandaş gazetecilik eğitimi verilecekse, mimik ve beden dili dersi zorunlu olsun gibi bir talepte bulundum. Başlangıçta bir espri olarak düşündüğüm bu talep, sonradan mantıklı gelmeye başladı. İletişim fakültelerinde zaten beden dili dersi var ama bu hassasiyetle verildiğinden emin değilim. Elimizdeki örnekte, ironik bir şekilde bari yandaşlıklarını “mimik ve beden dili” olarak gizlemeyi başarmalarından söz ediyorum ama bir gazeteci zaten kendi düşüncesini her şartta gizlemeyi başarabilmeli. Yoksa medya okur yazarlığı pratiğine bir de gazetecinin mimiklerinden eğilimini okuma eşiği eklenir ki, bu yazıda ele aldığımız tv programında bu gayet açıktı.

Türkiye’nin son 16 yıllık macerasında gazeteciliğin ardına arkasına bir sürü sıfat eklendi. Medyadaki son el değiştirmelerden sonra bunlara bir de mimik gazeteciliğini eklemeliyiz. Bu mimikler elbette bir yerlere mesaj olarak gidiyor. Muharrem İnce’nin karşısına dizilen o gazetecilerin tek derdi bu mimikli mesajın gittiği yer olsa da, izleyici de bir mesaj veriyor ve bir muhalefet adayının katıldığı o programı ratinglerde birinci yapıyor. Programın arasına hiç almadıkları kadar reklam almaları da cabası. Bakalım, izleyiciyi ve onun taleplerini daha ne kadar görmezden gelmeye devam edecekler. Bakalım bunun izleyici için, “vurur yüze ifadesi, bitti gazetecilik hikâyesi” demek olduğunu daha ne kadar göz ardı edecekler? Mimik gazeteciliğimiz hayırlı olsun.

TÜSİAD Başkanı Bilecik’ten dolar açıklaması

Türk Sanayi ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik Yüksek İstişare Kurulu sonrası flaş açıklamalarda bulundu. İşte Erol Bilecik’in açıklamalarından önemli satır başları:

“Siyasal istikrar ve güven ortamıyla ekonomik istikrar at başı gibi gider. Ülkemiz son derece zorlu bir süreçten geçiyor. Bundan en çok etkilenen şüphesiz ülkemizin ekonomisidir.

Bugün sizlerle ağırlıklı olarak ekonomi hakkında konuşmayı daha çok tercih ediyorum. Ekonomimizin geldiği durum geçmişe bakarak nerelerde hatalar yaptığımızı ve bunları nasıl düzelteceğimizi düşünmemiz gerektiriyor.

Özellikle seçim öncelerinde TÜSİAD siyasete karışır denir. İlkelerimiz gereği hiç bir zaman siyasete karışmayız. Biz Türkiye’yi dünyada daha güçlü yapacak analizler yapar bunları kamuoyu ve devletimizle paylaşırız.

“Hakikati eğip bükemezsiniz”

Bizler iş insanlarıyız hedefimiz her zaman ülkemizin küresel gücüne ve refahına katkı sağlamaktır. Ekonomide mucizeler yoktur, gerçekler vardır, hakikati istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz.

Küresel ekonomi küresel rekabet demektir. Bu rekabette ayakta kalmak için rakiplerden bir adım önde olmalıyız. Tutarlı küresel ve ulusal verilere dayalı rasyonel ekonomi politikalarının uygulandığını görmeye özellikle bugünlerde çok ihtiyacımız var. Tedbirler bıçak kemiğe dayanmadan alınmalı.

“Patinaj yapıyoruz! Endüstri 4.0 olmazsa dolar 4 olur demiştik”

Sorunlarınızı zora girdikten sonra çözmeye kalkarsanız çok daha maliyetli olur. Ekonominin temelinde bir süredir zayıflamalar görülüyordu.

Bir an önce ekonomide duyulan güveni tahsis etmeliyiz. Aksi taktirde ekonomimiz sert bir düzeltmeyle karşı karşıya kalacaktır.

Yüksek büyüme ile ekonomimizin tekerlekleri hızlı dönüyor ancak yüksek cari açık ve enflasyon nedeniyle patinaj yapıyoruz ilerleyemiyoruz.

Sanayi 4.0 olmazsa dolar 4.0 olur demiştik maalesef 4 lirayı geçti.

“Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz”

Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz önce cetvelin düzgün olması gerekir. Hukuk şüphesiz her şeyin üzerinde olmalıdır. Kuvvetler ayrılığı entellektüel bir tartışma konusu değildir. Hepimizin yaşamak istediği bir devletin olmazsa olmasıdır.

Seçimlere sayılı günler kaldı. Ancak halen yeni sistem hakkında tüm bilgilere sahip değiliz. Bu seçimlerde ittifaklar yoluyla her kesimden düşüncenin meclise girecek olmasından son derece memnunuz.

Demokratik devletin temeli özgürlüktür. Demokrasi olmadan reform reform olmadan ilerleme olmaz. Demokratikleşmek için korkularımızı yenmemiz gerekir. Bizim gibi olmayandan bizim gibi düşünmeyenden korkmayı bırakmalıyız. İnsanlar geçmişe değil geleceğe bakarlar.”

AP: 24 Haziran’a temsilci göndermeyeceğiz

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye’de 24 Haziran’da gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için gözlemci göndermeyeceği açıklandı.

AP’nin Demokrasi Destek ve Seçim Koordinasyonu Grubu Eş Başkanları David McAllister ve Linda McAvan yaptıkları ortak açıklamada, “AP, Türkiye’de yapılacak (24 Haziran) seçim sürecini denetlemeyecek, süreç ve seçim sonuçları hakkında yorum yapmayacak” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, bir AP üyesinin referanduma ilişkin yapacağı herhangi bir açıklamanın hiçbir şekilde AP’nin görüşünü yansıtmayacağı da kaydedildi.

Turkey: @Europarl_EN will not observe snap presidential and parliamentary elections, which will take place on 24 June. Read a full statement https://t.co/[email protected]@LindaMcAvanMEP

— AFET Committee Press (@EP_ForeignAff) 23 Mayıs 2018

CHP’den yazarkasalı eylem: On binlerce esnafın korkudan çıkaramadığı sesiyiz!

Manisa’da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yunusemre İlçe Başkanı Serdar Bozyaka, dolardaki yükselişe tepki göstererek Manisa Valiliği önüne yazarkasa fırlattı.

İlçe Başkanı Serdar Bozyaka ve beraberindeki partililer, 2001 krizinde bir yurttaşın ekonomik krizi protesto eden eylemin benzerini yaparak elindeki yazarkasayı valiliğin merdivenlerine fırlatarak tepkisini ortaya koydu.

Eylem sonrası valilik önünde ülkede yaşanan doların önlenemez yükselişi ve ekonomik krize ilişkin açıklamalarda bulunan Bozyaka, dolardaki önlenemez yükselişe tepkisiz kalan iktidar ve ekonomi kurmaylarına da tepki gösterdi. CHP Yunusemre İlçe Başkanı Serdar Bozyaka, “Bugün buraya gelirken dolar 4 lira 80 kuruştu. Şimdi 4 lira 90 kuruşa çıktı. Her dakika artıyor. Euro 5 lira 60 kuruş. Mazot 5 lira 70 kuruş; seçim öncesinde ÖTV indirimi yapıldı. Benzin şu anda 6 lira 20 kuruş. Ve bütün vatandaşlarımız bu durumdan şikayetçi. Türkiye’de hiçbir şey yolunda gitmiyor” diyerek tepkisini ortaya koydu.

2001 yılındaki ekonomik krizi de hatırlatan Bozyaka, “Bu devalüasyonda Türk lirası % 30 değer kaybetti. 20 Temmuz saray darbesinden bu yana yani OHAL döneminde Türk lirası yüzde 60 değer kaybetti. Türkiye’de hukuku yok ederlerse, özgürlükler engellenirse,demokrasi askıya alınırsa ekonominin çökeceğinin kendilerine yıllardır söylüyoruz. Tek adam rejimi kurarsan merkez bankası da benim faizi de ben belirlerim dersen ekonomi dibe vurur diye uyarıyoruz. Ancak lafımızı dinletemiyoruz” biçiminde konuştu.

Bozyaka açıklamalarının devamımda;

“Şu an yaşanan krizin bir yönetim krizidir,kriz tamamen tek adam krizidir. Tek adam gitmeden Türkiye’de normalleşme beklemememiz de mümkün değildir. Bu tek adam krizinin faturaları var. Faturaları kim ödüyor. Dolarla borçlanan şirketler 250 milyar lira zararda.

Bu iktidar, faiz lobisine fena halde yakayı kaptırmış durumda.Bu iktidar,15 yıldır İngiltere’deki bir takım tefecilere 150 milyar dolar ödüyor.Daha 17 ay görev süresi varken ve erken seçimi istemek vatana ihanettir derlerken neden erken seçim istendiğinin 2 ay sonraya neden baskın seçim kurulduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.Yıllardan beridir söylüyoruz. Türkiye’yi iyi yönetirseniz üreten bir ekonomiye geçerseniz sizin ekonominizde hiçbir dış güç uğraşamaz diye uyarıyoruz” ifadelerini kullandı.

Ülkenin bir yangın yerine döndüğünü ve iktidarın yurttaşları düşünmediğini dile getiren Bozyaka açıklamasının son bölümünde “ Türkiye’de adalet yok, hak yok, hukuk yok, özgürlük yok. Korku imparatorluğu yarattılar. Ve bu korku imparatorluğunun eseri ekonomik krizdir. Türkiye 2001 krizinden daha kötü durumdadır. Hiçimse Türkiye’nin vatandaşlarından ekonomik krizi gizleyemez. Bu ülkede işçi düşünülmüyor. Bu ülke de emekçi düşünülmüyor. İsyanımız buna” dedi.

24 Haziran: Halk neyi oylayacak?-1

Parti grup toplantılarında 17 Nisan günü birbirine karşıt konuşmalar yapan iki genel başkan, 24 saat sonra 24 Haziran’da buluştu. İki zıt kutup, mutabakat sağladı sağlamasına; ancak, toplumu tam anlamıyla ikiye bölerek, bir tür Türkiye zıtlaşmasına yol açtı. Ne pahasına?

Önce, söz konusu mutabakat nelere rağmen sağlandı?

»24 Haziran günü üniversiteye giriş sınavına rağmen,

»İlk kez yapılacak çifte seçimi, Yüksek Seçim Kurulu’nun iki ay gibi fazla kısa zaman dilimine sıkıştırma güçlüğüne rağmen,

»Seçimi öne alma kararı TBMM’ye ait olduğu halde, kesin karar tarihini açıkladıkları için TBMM’ye rağmen,

»Uyum yasaları çıkarma gereği yerine getirilmeden seçim beyanında bulundukları için, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen.

Kısacası, üniversite sınavına girecek milyonu aşkın öğrenci, seçimlerin düzenlenmesi konusunda tam yetkili YSK, seçim kararı vermekle yetkili TBMM, bütün devlet kurumları ve herkes için bağlayıcı olan Anayasa yok sayılarak 24 Haziran tarihi iki kişi tarafından belirlendi.

Bunların, “halk neyi oylayacak?” sorusu ile ilgisi ne?

Şöyle; 18 Nisan 2018 kararı, 16 Nisan 2017 metninin sonucu…

Geleceğe yönelik olarak da; eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 25 Haziran ve/ya 9 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin nasıl yönetileceğinin işareti…

Şu halde halk neyi oylayacak?

24 Haziran’a kadar bu köşede yanıtını arayacağım soru bu olacağı için, genel yaklaşımdan somut öğelere gitmek uygun düşer. Zaman süreci olarak üç ana halka: 16 Nisan metni, 18 Nisan kararı ve çifte seçimden sonra ortaya çıkacak tablo.

Neden 16 Nisan?

Çünkü, 24 Haziran seçimleri 16 Nisan ürünü. (16 Nisan ise, 15 Temmuz’un ürünü idi).

Aslında, 24 Haziran’da 16 Nisan metni yeniden oylanacak: eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 16 Nisan metni teyit edilecek. Buna karşılık, eğer muhalefet partileri kazanırsa, yeni anayasal seçenek gündeme gelecek…

Şu halde, çifte seçim, daha çok bir anayasa seçimi olacak:

»‘Millet ittifakı’ ve HDP’ye oy veren seçmenler, aynı zamanda ‘anayasal demokrasi’ umudunu tercih etmiş olacak.

»Buna karşılık, hem CB hem TBMM için ‘Cumhur İttifakı’na oy verirse, 16 Nisan Anayasa değişikliğini sürekli kılma iradesi öne çıkmış olacak.

Ya 18 Nisan?

18 Nisan’da verilen ‘baskın seçim”’ kararı, seçmenler karşısında açık bir ikilem koymuş bulunuyor:

»Anayasal kurallar ve kurumların işletilmesi mi, yoksa kişi tercihleri mi?

»Halkın iradesini serbestçe ortaya koymasına elverişli ortam ve koşullar mı, yoksa muktedirlerin iktidarını ömür boyu sürdürme ihtirası mı?

24 Haziran ve 8 Temmuz sonrası

TBMM seçimleri sonuçlanacak; ama CB seçimi sonuçlanmayabilir. Sonuçlar üzerine altı ihtimal ortaya çıkabilir:

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: Hem CB hem TBMM çoğunluğu.

»‘Cumhur İttifakı’: Hem CB hem de TBMM çoğunluğu.

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: TBMM çoğunluğunu kazanması, ama CB’yi kaybetmesi (veya tersi).

»‘Cumhur İttifakı’: Cumhurbaşkanlığını kazanması ama TBMM’de azınlıkta kalması (veya tersi).

Bir de, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. tura kalma olasılığı, altı seçenekli tabloyu zaman açısından farklılaştırıyor.

Bu altı ihtimal bile, 16 Nisan düzenlemesinin ne denli sorunlu ve sürdürülemez olduğunun açık göstergesi.

Sürdürülemezlik: Üçüncü güçlü neden?

TBMM seçimleri için hazırlanan aday listeleri ve hazırlama biçimi, TBMM’yi sahiplenme iradesini teyit etti. Anayasa değişikliği ile, TBMM yetkileri Kanun-i Esasi’den bu yana ilk kez bu denli budanmış olmasına karşın, siyasal partiler TBMM’yi öne çıkardı.

Şu halde; hiçbir haklı nedeni yok iken baskın seçim kararı ve sıralanan ihtimaller, Anayasa değişikliğinin sürdürülemez özelliğini ortaya koyduğu gibi, adaylık süreci de, TBMM’yi dışlayan bir metnin sürdürülebilir olmadığının belirgin halkası.

Ana karşıtlıklar neler?

Genel bakışı sürdürür isek, şu karşıtlıklar aynı zamanda tercih eksenleri:

»Devamlılık ve kopuş: Türkiye toplumunun kazanımlarına sahip çıkan seçmenler, ‘Millet İttifakı’ ve muhalefete evet diyecek; ‘Cumhur İttifakı’nı tercih ile, kazanımlar yok sayılacak.

»Umut ve statüko: ‘Millet İttifakı’ ve muhalefet, anayasal demokrasi umudunu; ‘Cumhur İttifakı’ ise, 16 Nisan’da OHAL ortam ve koşullarında oylatılan metnin korunması (statüko) anlamına gelecek.

»İktidarın el değiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi: Muhalefetin kazanması, siyasal iktidarın 16 yıl sonra el değiştirmesi anlamında demokrasi zaferi ile; statükonun sürmesi ise, iktidar zehirlenmesi ile sonuçlanacak. (Demokrasi ve monokrasi arasındaki tercih).

»Hukuk ve OHAL: Muhalefet tercihi, olağan hukuk düzenine geçiş; iktidar tercihi ise, OHAL’in sürmesi anlamına gelecek.

»Hukuk devleti ve kişi devleti: Muhalefete oy, hukuk devleti umudunu yeşertecek; iktidara oy ise, ‘kişi devleti’ anlamında fiili durumun sürekliliğini.

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı: Muhalefete oy, toplumsal barış umudunu beraberinde getirecek; iktidara ise, bugünkü kutuplaşmayı çok daha derinleştirecek.

Muharrem İnce’nin seçim manifestosu: Gelecek bildirgesi

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim manifestosunu 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı’nda Samsun’da açıkladı.

İnce’nin manifestosundan bazı başlıklar şöyle:

-İktidarın kutuplaştırıcı dili her gün daha da artarak zehrini akıtıyor. Dış politikada bozgun dönemi yaşanıyor. Pasaportumunz Edirne’den öteye değeri yok. Uluslararası ilişkilerimizin kaderi saray koridorlarının keyfiliğine terk edilmiştir. Ortadoğu batağına saplandık. Ülkemiz 5 milyona yaklaşan bir göçmen sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

-Dini her şeyi alet eden bir ekibin tahakkümü altındayız. Tek adamla aynı düşünmeyen herkes hain. Olağanüstü hal uygulaması olağanlaşmıştır. En temel hakkı olan yaşam hakkı tehlikededir. Karanlık bir tablo ve bunalmış bir millet var. Karanlık bir yola girmek üzereyiz.

-İzlenen enerji politikaları milli olmaktan çıkmış, dışa bağımlı hale getirilmiştir. Madenlerimiz yandaşlara peşkeş çekilmiştir. Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak dışında düşündükleri başka bir şey yok. Rakamlara baktığımızda ekonomik tablo tam bir felakettir.

-Bu dönemde hak ve güç arasındaki bağ koparıldı. Adalet sadece mülkün değil, hukuk başta olmak üzere bütün unsurların temelidir. Kamu yöneticileri tek adamın temsilcisi haline geldi. Devlet, ayaküstü kararlarla idare edilir hale geldi. Hesap verme ile utanma arasındaki bağ koparıldı. “Yanıldık, kandırıldık, affedin” demek adet edinildi.

-Ülkeyi içinde bulunduğu duruma düşürenlerin kurtarması beklenemez. Memeleketin yaralarını sarmak hefediyle onarım politikalarımız 5 ana sutuna dayanakcaktır. Bu sütunlar; hukuk sütunu, demokrasi sütunu, ekonomi sütunu, dış politika sütunu ve eğitim sütunudur. Bu sütunların çatısını parlamenter sistem oluşturacaktır.

-Hukuk; hukuk devleti kavramını standart hale getireceğiz. Hukuk devleti için ilk adım olağanüstü halin kaldırılması olacaktır. Hakim ve savcıların talimatla hareket etmelerine son verilecektir. Etkin ve gecikmeyen bir yargı düzeni kurulacaktır. Yargı üyelerinin göreve başlaması siyasi erkin dışında olacaktır. Özel hayatın gizliliği en önemli önceliklerimizdendir.

-Demokrasi; güçlü bir parlamenter rejim oluşturulacaktır. Yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır. Her türlü ayrımcılığa son verilecektir.

-Ekonomi; tüketim, israf borçlanma sarmalına bağlı ekonomik model terk edilecek, refah ekonomisine geçilecektir. “Her şeyi ithal edebiliriz” anlayışı gidecektir. Yaratıcılık ve girişimcilik teşvik edilecektir. Merkez Bankası para politikasını bağımsız bir şekilde uygulayacaktır. Hedefimiz Türkiye ekonomisini her yıl en az yüzde 7 büyümesidir. Enflasyon yüzde 5’e düşürülecektir. İşsizlik oranları 5 yıl içerisinde yüzde 5’e düşürülecektir. Yüksek teknoloji bölgeleri kurulacaktır. İhracatımız 5 yıl içerisinde 2 katına çıkarılacaktır. İthal kömüre dayalı termik santral yapımına kısıtlama getirilecektir.

-Dış politika; Uluslararası politikata ilkemiz “Her zaman yurtta barış, her zaman dünyada barış “olacaktır. Batı ülkeleri ve Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizi normalleştireceğiz, sonuna kadar müzakere edeceğiz. Kıbrıs’ta adil ve hızlı bir çözüme ulaşmak hedefimizdir.

-Eğitim; akıl, bilim ve çağdaş standantlara dayalı olarak yapılandırılacaktır. Eğitim kalitesinin mevcut durumu ülkemizin en temel sorunlarından biri haline gelmiştir. 2 aşamalı bir çözüm planı uygulanacaktır. Devlet üniversiteleri özerkleştirilecektir. Üniversitelerin bölünmesi engellenecektir. Yurt sorunları tamamen çözülecektir. Her 19 Mayıs ve 29 Ekim’de 500 TL burs verilecektir. Bilgisayar mühendisi sayısı 100 bine çıkarılacaktır. Okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilecek, 2’li eğitim kaldırılacaktır. Proje okul uygulaması kaldırılacaktır. Hiçbir sınavdan giriş ücreti alınmayacaktır. Öğretmenlere her 24 kasımda bir maaş ikramiye verielcektir, sözleşmeli öğretmenlik kaldırılacaktır.

-Sağlık; sağlık hakkı bütünüyle piyasa koşullarına bırakılamayacak temel bir haktır. Devlet bu alanda halkın yararına olan gerekli bütün düzenlemeleri ve müdahaleleri yapacaktır. 18 yaşına kadar herkes nüfus cüzdanıyla bütün sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacaktır.

-Tarım; çiftçinin ezilnmesine izin verilmeyecektir. Türkiye’yi kendi kendine yeter haline getireceğiz. Tarıma dayalı sanayi önceliğimizdir. Çiftçiye mazotu 3 liradan vereceğiz. Şeker fabrikalarını özelleştirme kararlarını iptal edeceğiz.

-Asgari ücret 2.200 lira olacaktır. Pozitif ayrımcılık desteklenecektir. Kadına ve çocuklara yönelik şiddetle etkin bir şekilde mücadele edilecektir.

-Kültür ve sanat; yaşam kalitasi kültürel boyutuyla da yükseltilecektir. Sanatçıların örgütlenmeleri sağlanacaktır.

-Spor; sporun siyasallaşması engellenecektir. Başta atletizm olmak üzere bütün spor dalları özendirilecektir. Passolig uygulaması kaldırılacaktır.

MANİFESTONUN TAMAMI:

Türkiye Cumhuriyeti uygarlık rotasından çıkarılmıştır.

16 yıldır iktidarda bulunanların, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka sorunu ile karşı karşıya kaldığını itiraf ettikleri bir durumdayız.

Türkiye artık, demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından, özgürlüklerden söz edilemeyen bir ülke olmuştur.

Halkın, yargı başta olmak üzere devlet kurumlarına inancı kalmamıştır. Yargı bağımlı hale getirilmiş, hukuk devleti ortadan kaldırılmıştır.

İnsanlar ürkek ve sindirilmiş durumdadır. Hiç kimsenin yarın ne olacağına dair bir fikri ve inancı yoktur.

Bizzat Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından Anayasa’sı rafa kaldırılmış, olağan hukuk sistemi emir komuta hukukuna dönüşmüş ve kurumları Kanun Hükmünde Kararnamelerle işlemez hale getirilmiştir.

Hep birlikte yaşadığımız, hep birlikte şahit olduğumuz kaygı verici, varlığımızı tehdit eden bir dönemin içinden geçiyoruz.

Uygulanan siyaset ve yönetim biçimiyle ülkede ve zihinlerde derin tahribatlar yapıldı. Milletimizi bir arada tutan bütün değerleri örselediler.

İçine savrulduğu karmaşadan bunalmış insanlarımız bir damla huzur arıyor, bir çıkış yolu arıyor.

Sadece sözün bittiği yerde değiliz, bir adım sonrası özgürlüğün tamamen sona erdiği yerdir, hakkın hukukun tamamen yok edildiği yerdir.

Ekonomik sıkıntılar ve işsizlik can yakıyor. Sattığı aldığını karşılamayan, sanayisinden, tarımsal üretimine kadar dışa bağımlı, üretmekten çok ithal eden bir ülke konumuna getirildik.

Ekonomi yönetilemez hale gelmiş, işsizlik ve yoksulluk artmış, ülke ve insanlar borç batağına batmış durumdadır. Hiç kimse artık geleceğini öngöremiyor.

Rekabet, şeffaflık ve piyasa mekanizması doğrultusunda çalışması gereken ekonomik sistem terkedilmiş, yandaşlık ve keyfilik esas hale getirilmiştir.

Yürütülen yanlış tarım ve hayvancılık politikaları sonucunda Türkiye kendini besleyemez duruma düşürülmüştür.

Düzenleyici ve denetleyici olması gereken kurumlar bağımlı hale getirilmiş, Devlet yöneticileri ihale takipçisi ve kaynak dağıtıcısı olmuştur.

Basının hali ortada… Birkaç kanal ve birkaç gazete dışında halka doğru bilgi verilmiyor.

Basın özgürlüğü diye bir kavram kalmamış, gazete manşetleri tek merkezden atılır hale gelmiştir.

Gerçekler perdeleniyor. Basın, sansürlenmenin ötesinde, korkudan kendini sansürlüyor. Gerçek gazeteciler delilsiz ve mesnetsiz olarak suçlanıyorlar, hukuksuz biçimde cezalara çarptırılıyorlar.

Yandaş basın ve televizyon kanalları her fırsatta iktidarın borazanlığını yapıyor, besledikleri sosyal medya trolleri 24 saat yalan üretmek ve yaymakla meşguller.

Birbirini dinlemeyen, birbirine güvenmeyen ve birlikte yaşama isteğini kaybeden insanların sayısı gittikçe artıyor. İktidarın kutuplaştırıcı dili her gün daha da artarak zehrini akıtıyor. Barışımızdan, huzurumuzdan ve kardeşliğimizden her gün bir parça daha kopartılıyor.

Yüzyıllardır beraber barış ve huzur içerisinde yaşayan insanlarımız, inanç, mezhep, etnik köken, yaşam biçimi eksenlerinde kutuplaştırılmış ve birbirine tahammül edemez hale getirilmiştir.

En acısı ise, geleceğimizin sahibi olan gençlerimizin çok büyük bir çoğunluğunun bu ülkeden kaçmak için yollar aramasıdır. Geleceğine güvenle bakamayan ve ilk fırsatta kendini yurt dışına atmanın yollarını arayan bir gençlik tablosu, aslında felaketin tablosudur. Üstelik yalnız gençler değil, imkânı olanlar da yurdumuzu terk etmek istiyor.

Yanlış eğitim ve kültür politikaları sonucunda Türkiye uluslararası değerlendirmelerde en alt sıralara düşürülmüştür. İdeolojik saplantılarla durmadan değiştirilen eğitim sistemi nedeniyle, kaliteli eğitim veremeyen okulların ülkesi olduk.

Dış politikada topyekûn bir bozgun dönemi yaşanıyor. Yüz yıllık barışçı ekseninden koparılan dış politika, milli menfaatlerimizi tehlikeye atacak hayallerle ve yalanlarla idare edilmeye çalışılıyor.

Pasaportumuzun Edirne’den öteye değeri yok. Yılların diplomasi geleneği devre dışına çıkarılmış, uluslararası ilişkilerimiz saray koridorlarının heveslerine ve keyfiliğine terkedilmiştir.

Orta-Doğu batağına dibine kadar saplandık. Kendi çocukları bedelli askerlik yaparken Anadolu’nun fakir evlatları vatan mücadelesi veriyor.

Ülkemiz kontrolden çıkmış bir göç politikası sonucunda, gelişmiş ülkelerin dahi kaldıramayacağı 5 milyona yaklaşan bir göçmen sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Uluslararası toplumun artık mizah konusu yaptığı bir “sözde dünya lideri”, her gün, her fırsatta ve her kanalda bağıra çağıra dünyayı tehdit ediyor.

Türkiye herkesle kavga eden bir devlet haline getirilmiş ve yalnızlaştırılmıştır.

Tek partinin, daha doğrusu tek bir adamın kaderiyle özdeş hale getirilmiş bir ülkenin, ne kadar kolay yönlendirileceğini bilen uluslararası güçler, adeta keyifle ellerini ovuşturuyor.

Sömürge ülkelerin özgürlük savaşlarına öncü ve örnek olmuş, “tam bağımsızlık” ilkesiyle yoluna yürümeyi tercih etmiş bir devlet yok artık… Kıtalar ve medeniyetler arasındaki “birleştirici bir köprü” rolü oynayan ülke yok artık…

Türkiye niteliksiz mültecilerin depolandığı “tampon bir ülke” rolüne razı oldu. İtibarı sıfırlanmış, duvarlarla çevrili bir devlete dönüştük ve bunu da “değerli yalnızlık” diye halka yutturmaya çalışıyorlar.

Demokrasiyle hiçbir alakası olmayan çarpık bir bilinçle karşı karşıyayız. Dini her şeye alet eden bir ekibin tahakkümü altındayız. ‘’Hayatta en gerçek yol gösterici’’ olan akıl ve bilimle yollarını ayırmış çarpık bir zihniyet ufkumuzu karartmaktadır.

Düşünce hürriyeti rafa kaldırılmış, tek adamla aynı düşünmeyen herkes hain, terörist veya kökü dışarda diye yaftalanarak, ya tutuklanmakta ya da korkutulup sindirilmektedir. Olağanüstü hal uygulaması olağanlaşmıştır.

Kadınlarımızı perde gerisine iten bir hayat algısı dayatılmaya çalışılıyor.

Sivil toplum kavramını çarpıtarak yeniden dirilttikleri çağdışı anlayışları ve bu anlayışların ürünü olan her türlü sapkınlığı besleyen bir yönetim var.

İnsanımızın huzur içinde yaşama, bugününe ve geleceğine güvenle bakma hakkı elinden alınmaktadır. En temel hakkı olan “yaşam hakkı” tehlikededir. En önemli görevi asayişi ve güvenliği, yani halkın yaşam hakkını korumak olan devlet, artık bu görevini yerine getirememektedir.

Sözün kısası karanlık bir tablo, iç karartıcı bir ülke ve bunalmış bir millet var.

Sonu bilinmeyen karanlık bir yola girmek üzereyiz. Toplum olarak yaşama sevincimizi yitirme noktasına geldik.

Felakete doğru doludizgin giden ülkeyi yönetenler, görülmemiş bir aymazlıkla her şeyi istiyorlar. Geçmişimizi ve birikimlerimizi satmakta, bugünümüzü ve geleceğimizi ipotek altına almaktalar.

Kendilerine ve yandaşlarına rant elde etmek için, her gün yapılan imar düzenlemeleri ile şehirlerimizi, kültürel mirasımızı ve doğal çevremizi tahrip etmekteler.

Sürdürülebilir çevre anlayışı tamamen ortadan kaldırılmış, şehirler beton yığını haline getirilmiş, halkın nefes alabileceği yeşil alanlar talan edilmiştir. Ardından, sanki bir erdemmiş gibi şehirleri yaşanmaz hale getirdiklerini itiraf etmektedirler.

İzlenen enerji politikaları milli olmaktan çıkmış, dengeli uluslararası politikamıza aykırı biçimde ve kaynak çeşitliliği yaratılmadan dışa bağımlı hale getirilmiştir. Çevreyi yok sayan ithal kömüre dayalı termik santral anlaşmaları hiç bir gelecek kaygısı taşımadan devreye sokulmuştur.

Madenlerimiz yandaşlara peşkeş çekilmekte, her türlü şeffaflıktan uzak ve hukuksuz yöntemlerle tahsis edilmektedir.

Üstelik yaptıkları yolsuzlukların hesabını hiç vermeyecekleri sürekli bir iktidar peşindeler.

Biat etmeye, verilene razı olmaya, kanmaya ve kandırılmaya alıştırılan bir toplum yaratmayı arzu ediyorlar.

Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak dışında düşündükleri hiçbir şey yok.

Bu dönemde, gerçeklik ile uygulanan politikalar arasındaki bağ koparıldı. Ekonomik, siyasal, iç ya da dış her türlü politika, gerçeklikten uzaklaştırıldı.

Başta ekonomi olmak üzere, gerçeği yüzümüze vuran rakamlara baktığımızda ufkumuzun ne kadar karartıldığını görmekteyiz. Yandaş medya marifetiyle gizlemeye çalıştıkları, vatandaşa tam tersini yutturmaya uğraştıkları ekonomik tablo tam bir felakettir.

Bu dönemde, vicdan ve din arasındaki bağ koparıldı. Vicdansız ve gücün emrine girmiş bir din anlayışı, bizim Müslümanlık anlayışımızla bağdaşamaz.

Bu dönemde, hak ve güç arasındaki bağ koparıldı. Hakkın sürekli ayaklar altına alındığı bir ülkede, hiçbir şey değerli kalamaz. Haklının başının sürekli eğik olduğu bir ülkede, hiçbir şey dik duramaz.

Bu dönemde, adalet ve hukuk arasındaki bağ koparıldı. Adil olmayan bir hukuk dayatılmaktadır. Yargı tayinleri partizanca yapılmakta ve güç karşısında önünü ilikleyen yargı mensupları gittikçe militanlaşmaktadır.

Adalet sadece mülkün değil, başta hukuk olmak üzere, toplumsal düzeni sağlayan bütün unsurların temelidir. Adil olmayan hukuk, adil olmayan devlet demektir. Adalete güvenmeyen bir toplumun güveneceği hiçbir şey kalmamış demektir.

Bu dönemde, liyakat ve ehliyetle, makam ve görevler arasındaki bağ koparıldı. Partili olmak ve kayıtsız olarak biat etmek, her görev için “şart” haline getirildi. Liyakat bir kenara atıldı.

Devletin bütün kurumları bir tek kişinin tahakkümü altına sokuldu. Kamu yöneticileri büyük oranda devletin değil, tek adamın temsilcisi haline getirildi.

Ortak akılla, bilimle ve tarih bilinciyle yönetilmesi gereken Devlet, ayaküstü kararlarla ve günübirlik politikalarla idare edilir hale geldi.

Bu dönemde, hesap verme ile utanma arasındaki bağ koparıldı. Sorumluluk taşıyan görevlerdeki insanlardan sıradan görevlilere kadar, her kademedeki siyasi ya da bürokratik görevli, hesap vermek yerine “yanıldık, kandırıldık, affedin” demeyi adet edindi.

Değerli Vatandaşlarım,

Yukarda genel çerçevesini çizdiğimiz, ülkenin içinde bulunduğu vahim manzaranın bilincinde olarak,

Aziz Milletimizin bütün güçlükleri alt eden dirayetine ve tarihsel birikimine güvenerek ve,

Her türlü zorluğu, meşakkati ve saldırıyı göze alarak yola çıkmış bulunuyoruz.

Ülkeyi içinde bulunduğu duruma düşürenlerin, ülkeyi bu durumdan kurtarmaları beklenemez. 16 yıldır iktidarda değilmişler gibi, yeniden kurtarıcı rollerine soyunarak, halkın aklıyla dalga geçilmesine ve halkın daha fazla aşağılanmasına izin vermeyeceğiz.

Memleketin yaralarını sarmak ve milletimizin dertlerine derman olmak hedefiyle, Cumhuriyetimizin örselenen değerlerini yeniden tesis etmeyi amaçlayan onarım politikalarımız, esas olarak, beş ana sütuna dayalı olacaktır.

Cumhuriyet değerleri ve milletin kayıtsız şartsız egemenliği ilkesi üzerinde yükselecek olan bu sütunlar:

Hukukun Üstünlüğü ilkesine dayalı, “Hukuk” Sütunu,

Temel hak ve özgürlükler, toplumsal barış, çoğulculuk, katılımcılık ve özgür basın anlayışına dayalı, “Demokrasi” Sütunu,

Üretime ve adil paylaşım anlayışına dayalı, “Ekonomi” Sütunu,

Barış ve Güvenlik odaklı politikalara dayalı, “Dış Politika” Sütunu,

Ülkemizi muasır medeniyetin üzerine çıkarma hedefine dayalı ‘’ Eğitim’’ Sütunudur.

Bu sütunlar üstünde yükselen onarım projemizin çatısını “kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter rejim” oluşturacaktır.

Bu politikaları uygularken çağdaş siyasetin ve çağdaş yönetimin vazgeçilmezleri olan katılım, adil ve sürdürülebilir kalkınma, yerellik, hesap verme, açıklık ve kalite ilkelerini sürekli göz önünde bulunduracağız.

Temel hedefimiz halkımızın huzur, barış ve refah içinde yaşamasını sağlamaktır.

Bu hedefimize ulaşmak için uygulayacağımız politikalar ana başlıklar olarak şunlardır:

Hukuk

Hukuk devleti kavramını Türkiye için ütopya olmaktan çıkaracak, asgari bir standart haline getireceğiz. Hukuk devleti yoksa hiç bir şey yoktur.

Hukukun üstünlüğünü egemen kılmak için, yargının bağımsızlığını yeniden tesis edeceğiz. Bütün hukuki düzenlemeleri evrensel hukuk ilkelerine uygun hale getireceğiz.

Hukuk devleti için ilk adım OHAL’in kaldırılması olacaktır.

Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere devlet kurumlarının, tarafsız, çağdaş ve demokratik denetim yapma yetkisini kullanabilmesi için gerekli düzenleme ve reformlar derhal yapılacaktır.

Yetkin ve tarafsız yargıçların seçilmişleri denetlemesi imkânı sağlanacaktır.

Hâkim ve savcıların talimatla hareket etmelerine son verilecektir. Önünü iliklemeyen hâkim ve savcılar görev yapacaktır.

Bağımsız, etkin ve gecikmeyen bir yargı düzeni kurulacaktır.

Hâkim ve Savcılar Kurulu yeniden yapılandırılacak, Adalet Bakanı ve Müsteşarı HSK’da yer almayacaktır.

Yargıdaki siyasallaşma mutlaka önlenecektir. Yargı üyelerinin göreve başlaması siyasi erkin dışında olacaktır. Yargıç güvencesini sağlamak için gerekli bütün adımlar atılacaktır.

Hak arama özgürlüğünü güvence altına alan düzenlemeler yapılacaktır.

Özel hayatın gizliliği en önemli ilkelerimizden biridir. Telefon dinlemeleri başta olmak üzere devletin, vatandaşın hayatına müdahale edecek hukuksuz uygulamaları engellenecektir.

Demokrasi

Yeni ve çağdaş bir Anayasa yapılarak, kuvvetler ayrılığına dayalı güçlü bir parlamenter rejim oluşturulacaktır.

Demokrasiyi bütün kurum ve kurullarıyla kesintisiz biçimde işletmek vazgeçilmez hedefimizdir.

Temel hak ve özgürlükler, kanun önünde eşitlik, çoğulculuk ve özgür basın anlayışı esastır.

Katılımcılık, birlikte yönetim ve çoğulcu demokrasi ilkeleri doğrultusunda yükseltilecek olan demokratik toplum yapımızda yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır.

Yerel yönetimler güçlendirilecektir. Merkezde toplanmış ve verimsizliğe yol açan idari yetkiler bu yönetimlere devredilecektir

Medya siyasetin ve sermayenin güç devşirme aracı olmaktan çıkarılacaktır. Tarafsız ve sorumlu yayımcılık anlayışına uygun düzenlemeler ivedilikle yapılacaktır.

Demokrasimizi, milli bütünlüğümüzü ve güvenliğimizi tehdit eden FETÖ, PKK, İŞİD ve benzeri bütün terör örgütlerine karşı tavizsiz mücadele edilecektir.

Kamu yönetimi

Kamu yöneticilerinin hukuka, bilime, kamu yararına uygun ve tarafsız biçimde görev yapmaları esas olacaktır.

Kamu yöneticilerinin seçiminde ve yükseltilmelerinde liyakat ve ehliyet ana ilkemiz olacak, her tür ayırımcılığa son verilecektir.

Kamu yönetimi denetlenebilen ve hesap verebilen bir hale getirilecektir.

Kamu düzeninde devlet ve yurttaş arasındaki ilişkiler karşılıklı güven esasına dayandırılacaktır.

Kamu güvenliğini korumakla görevli polislerin koruma ya da özel güvenlik elemanı gibi kullanılmasına izin verilmeyecektir. Polisimizin özlük hakları iyileştirilecek; sendikal haklar, ek mesai ve 3600 ek gösterge verilecektir.

Ekonomi

Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan ekonomi politikalarına son vereceğiz.

Tüketim, israf, borçlanma sarmalına dayalı ve iflaslar doğuran ekonomik model terk edilecektir.

Üretime dayalı, gelirin hakça bölüşüldüğü refah ekonomisine geçilecektir.

Her ailenin bir evi, her evin bir maaşı olacaktır.

Her şeyi ithal edebiliriz anlayışı gidecek, biz yaparız, biz üretiriz anlayışı gelecektir. Yaratıcılık ve girişimcilik teşvik edilecektir.

Ekonomiyi düzenleyen temel kurulların özerkliği yeniden tesis edilecektir.

Merkez bankası para politikasını bağımsız bir şekilde uygulayacaktır.

Kamu bankaları siyasetin etkisinden çıkarılacaktır.

Finansal sistemimizin standartları ve finansal yatırımların güvenliği esastır.

Hedefimiz Türkiye ekonomisinin her yıl en az 7% büyümesidir. Başta dış yatırımcılar olmak üzere her türlü yatırımcı için şart olan öngörülebilir ve güvenilir yatırım ortamı oluşturulacaktır.

Kaynaklar, israf ve talan ekonomisine değil üretim ekonomisine yönlendirilecektir.

Kişi başına düşen milli gelirimizi ilk etapta 15,000 dolar düzeyine çıkartarak orta gelir tuzağından kurtulacağız.

Kamu kaynaklarının etkin kullanımıyla bütçe dengesi makul hale gelecek, üretim ekonomisiyle ihracat artacak ve dış ticaret açığı sürdürülebilir düzeylere düşecektir.

Kontrolsüz kamu harcamalarıyla bozulmuş olan bütçe dengesinden kaynaklanan enflasyon %5’ e, faiz %7’ ye düşürülecektir. Cari açık hedefimiz %3’ tür.

5 Yıl içerisinde en az 5 yerli markayı dünya markası haline dönüştürmeyi hedefleyen AR-GE ve teşvik politikaları uygulanacaktır.

Üretime dayalı ve küresel ölçekte rekabet edebilir ekonomik model sayesinde işsizlik oranları 5 yıl içinde %5 e düşürülecektir.

Ekonomik vizyonumuz, tasarım ve katma değeri yüksek üretim odaklı olacaktır. Girişimcilik merkezleri oluşturulacaktır.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde neredeyse 10 yıldır devreye girmeye başlayan “dördüncü kuşak endüstrinin”, yani Endüstri 4.0’ın gerektirdiği üretim yapısı ve teknolojisi geciktirilmeden ülkemize kazandırılacaktır

Bilişim ve gelecek teknolojileri öncelikli yatırım alanları olacaktır. Yüksek teknoloji bölgeleri kurulacaktır. Bilişim alanında hizmet ihraç eden ülke haline geleceğiz.

İhracatımız 5 Yıl içerisinde iki katına çıkarılacaktır.

Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörünü, 100 milyar dolarlık iş hacmine ulaşması için destekleyeceğiz.

Bölgesel gelişmişlik farklarını azaltacak ve gelişmeyi bütün ülkeye yayacak politikalar uygulanacaktır.

Jeopolitik konumumuzu da kullanarak Türkiye’yiF lojistik üs haline getireceğiz.

Enerji politikalarında akılcı olmayan uygulamalar gözden geçirilecek, ithal kömüre dayalı termik santral yapımına kısıtlama getirilecek, yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilecektir.

Bütün gelişmiş ekonomilerin yoğun biçimde kullandığı demiryolu taşımacılığı modern yöntemlerle Türkiye genelinde geliştirilecektir. “Demiryolu ve Otoyollar Entegre Projesinin” ilk etabında Samsun – Mersin Demiryolu ve otoyolu projesi başlatılacaktır.

Ulaşım altyapısı geliştirilirken önceliklerimiz, ihtiyaç ve kaynak dengesine göre belirlenecektir.

Dış politika

Barış ve güvenlik ilkelerinden ayrılmayacak politikalar geliştirilecektir.

Uluslararası politikada vazgeçilmez ilkemiz, yeniden ve “Her Zaman Yurtta Barış, Her Zaman Dünyada Barış” olacaktır.

Herkesle kavga eden bir devlet görüntüsünden hızla çıkılacak ve başta komşularımız olmak üzere, milli çıkarlarımız doğrultusunda bütün dünya ülkeleri ile sağlıklı ilişkiler kurulacaktır.

Cumhuriyetle birlikte yüzümüzü kesin olarak döndüğümüz, muasır medeniyeti yakalayıp geçme mücadelemizi devam ettireceğiz.

Batı ülkeleri ve Avrupa Birliği ile ilişkimizi ulusal çıkarlarımız doğrultusunda normalleştireceğiz. Avrupa Birliği ile sonuna kadar müzakere edeceğiz ve bu sürecin kesintiye uğramasına izin vermeyeceğiz. Avrupa’nın da Türkiye ye ihtiyacı olduğu bilinci içerisinde olacağız.

Kıbrıs’ta adil ve iki taraflı hızlı bir çözüme ulaşmak hedefimizdir.

İşleyen demokrasisi ve çağdaş yaşam koşullarıyla Türkiye yeniden İslam ülkelerine örnek ülke olacaktır.

Bugün devre dışı bırakılan diplomasi, Devletimize ve geleneklerimize yakışır şekilde yeniden tesis edilecektir.

Uluslararası ilişkiler dostluk ilişkisi değil karşılıklı çıkarlar ilişkileridir. Devletin diplomasi geleneğini yok sayarak yaratılan tahribatın onarımı için gerekli adımlar ivedilikle atılacaktır.

Ülkemizin, kontrolden çıkmış bir göç politikası sonucunda ortaya çıkan ve 5 milyona yaklaşan göçmen sorunu, insani bir yaklaşımla ve milli çıkarlarımız doğrultusunda acilen çözülecektir.

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerdeki sorunlarına çözüm geliştirmeye yönelik etkin politikalar izlenecektir.

Eğitim

Eğitim; akıl, bilim ve çağdaş standartlara dayalı ve öğrenci odaklı olarak yapılandırılacak ve siyasetin toplum mühendisliği aracı olarak kullanılmayacaktır.

Eğitim kalitesinin mevcut durumu ülkemizin en temel sorunlarından biri haline gelmiştir. Üniversitelerden başlayarak temel eğitime yayılan bu sorunlara kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki aşamalı bir çözüm planı uygulanacaktır.

Yükseköğrenimde idari reform yapılacak, Devlet üniversiteleri özerkleşecektir. Üniversitelerin bilim yapar hale gelmesinin önü açılacaktır.

Üniversitelerin bölünmesi engellenecektir.

Yükseköğrenim öğrencilerimizin yurt sorunları tamamen çözülecektir.

Yükseköğrenim gören öğrencilerimize, her 19 Mayıs’ta 500 TL gençlik bursu ve her 29 Ekim’de 500 TL Cumhuriyet bursu verilecektir.

Üniversite öğrencilerine verilen burslar, mezuniyetten sonra iş buluncaya kadar iki yıl süreyle ödenmeye devam edecektir.

Her sene 10,000 üniversite mezunu dünyanın değişik ülkelerinin en iyi okullarına yüksek lisans ve doktora yapmak üzere gönderilecektir. Bu gençlerimizin, yurda döndüklerinde, ülkemizin üniversitelerinde, sanayisinde, kültür ve sanat hayatında etkin rol oynamaları sağlanacaktır.

Ülkemizdeki bilgisayar mühendisi sayısı 100.000’e çıkarılacaktır. Türkiye bilişimde teknoloji üreten ve ihraç eden bir ülke konumuna getirilecektir.

Bütün çocuklarımıza kaliteli eğitim imkânı sunulacaktır. Okul Öncesi Eğitim zorunlu hale getirilecektir.

İkili eğitim tümüyle kaldırılacak, tam gün eğitim sistemine geçilecektir.

Taşımalı eğitim ve birleştirilmiş sınıf uygulaması sona erdirilecektir.

Çocuklarımız istemediği okul türüne yönlendirilmeyecektir. Proje okul uygulaması kaldırılacaktır.

Okullar için zorunlu bağış alınması engellenecektir. Hiç bir sınavdan giriş ücreti alınmayacaktır.

Engelli çocuklarımız için özel eğitim programları geliştirilecek, devlet bu evlatlarımızın hayat boyu güvencesi olacaktır.

Başta ekonomik hakları olmak üzere öğretmenliğin statüsünü güçlendireceğiz. Öğretmenlere 3600 ek gösterge verilecektir.

Öğretmenlere, Eğitim-Öğretim yılı açılışında verilen ikramiyeden bağımsız olarak, her 24 Kasım’da bir maaş ek ödeme yapılacaktır.

Sözleşmeli öğretmenlik kaldırılacak, öğretmenlere çalışma güvencesi sağlanacaktır.

Öğretmen alımında mülakat sistemi kaldırılacaktır.

Öğretmene akademik kariyer yapma imkânı verilecektir.

Sağlık

Sağlık yatırımlarının yanı sıra, kaliteli ve herkesin erişebileceği sağlık sistemini oluşturmak temel önceliğimizdir.

Sağlık hakkı bütünüyle piyasa koşullarına bırakılamayacak temel bir haktır. Devlet bu alanda halkın yararına olan gerekli bütün düzenlemeleri ve müdahaleleri yapacaktır.

18 yaşına kadar herkes, sahip olduğu nüfus cüzdanından başka hiçbir belgeye ve işleme ihtiyaç duymaksızın, bütün sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacaktır.

Vatandaşlarımızın her türlü ilaca erişmesini temin etmek için gereken düzenlemeler yapılacaktır.

Çevre

Temiz ve doğal ortamda yaşamak herkesin hakkıdır.

Bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin haklarını da gözeten, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir politikalar geliştirilecektir.

Şehirleşmede, imar planlamasında, yerüstü ve yeraltı doğal kaynakların kullanımında, ulaştırma ve enerji projelerinde, çevrenin ve doğal hayatın korunması temel hedefimizdir.

Ekoloji- Ekonomi dengesini gözeten, çevreye saygılı bir sanayi kurulacaktır.

Çevrenin kirlenmesine izin vermeyeceğiz, kirletene bedelini mutlaka ödeteceğiz.

Yerel yönetimlerin çevreyi ve doğayı korumalarına ilişkin sorumluluklarını arttıracağız. Yerel halkın çevre konusundaki karar alma süreçlerine gerçekçi ve etkin katılımı sağlanacaktır.

Doğal yaşamın korunması ve hayvan haklarının gözetilmesi konusundaki uygulamalarımız, ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürütülecektir.

Tarım

Çiftçinin piyasa koşullarının altında ezilmesine izin verilmeyecektir.

Türkiye’yi tarım ve hayvancılıkta ithalatçı olmaktan çıkarıp, kendi kendine yeter ve ihracat yapar hale getireceğiz.

Türkiye’yi Avrupa’nın organik tarım ve hayvancılık merkezi yapacağız. Tarıma dayalı sanayi önceliğimizdir.

Başta mazot ve gübre olmak üzere tarımda girdi fiyatları makul düzeyde tutulacaktır, çiftçiye mazot 3 TL’ den verilecektir.

Tohum Enstitüsü kurulacak ve çiftçimize toprağa en uygun tohumlar tedarik edilecektir.

Şeker fabrikalarının özelleştirme kararlarını iptal edeceğiz.

Meraların köyün ortak malı olarak kalmasını sağlayacağız.

Devletin modern tarım ve hayvancılığa yol göstermesi, bilgi ve teknoloji üretmesi amacıyla bölgesel merkezler kurulacaktır.

Yıllardır bir türlü bitirilemeyen GAP Projesi tamamlanacaktır.

Çalışma hayatı

Çalışanların örgütlenmesinin ve hak arayışlarının önündeki engelleri kaldıracağız. İşçilerin sendikal hakları ile grev hakkını kullanılamaz hale getiren yasal hükümleri kaldıracağız.

Herkese iş ana hedefimizdir. Küresel rekabete uygun yeni istihdam alanları yaratmayı teşvik edeceğiz.

Kayıt dışı çalışma engellenecektir.

Asgari ücret 2,200 TL olacaktır.

Aile sigortası uygulaması hayata geçirilecektir.

Kadın

Kadınlarımız, çalışma hayatından siyasete kadar hayatın her alanında hakları olan yeri alacak ve toplumsal yaşantımızı zenginleştireceklerdir.

Kadınların, özellikle siyasal yaşama katılmalarının ve yönetimde üst makamlara yükselmelerinin önü açılacak, pozitif ayrımcılık desteklenecektir.

Kadınların, şu anda %32 olan istihdama katılım oranı 50%’ye çıkarılacaktır.

Kadına ve çocuklara yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilecektir.

Kültür ve sanat

Kültür politikalarımızın hedefi, toplumun ve bireyin, düşünsel, estetik ve manevi yaşamını zenginleştirmek ve yüceltmektir.

Özgür düşünceyi ve sanatsal yaratıcılığı teşvik edeceğiz.

Toplumun, estetik duyarlılıktaki eserler ve fiziki çevre ortamında gelişmesi sağlanarak yaşam kalitesi kültürel boyutuyla da yükseltilecektir.

Toplumun ve bireyin nitelikli kültür ve sanat faaliyetlerine kolaylıkla ulaşılabilmesi sağlanacaktır.

Sanat faaliyetleri desteklenecek ve sanatçıların örgütlenmeleri sağlanacaktır.

Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin kültür yatırımlarına daha fazla kaynak ayırması sağlanacaktır.

Spor

Sporun siyasallaşması engellenecektir. Spor yönetiminin özerkliği yeniden tesis edilecektir.

Başta atletizm olmak üzere bütün spor dalları özendirilecektir.

Spor altyapısı güçlendirilip çağın gereklerine uygun hale getirilecektir.

Üstün yetenekli gençler için özel yetiştirme projeleri geliştirilecektir.

Passolig uygulaması kaldırılacaktır.

Turizm

Turizm çeşitlendirilerek 12 aya yayılacak, yabancı turist sayısı 60 milyona, turizm gelirlerimiz 60 milyar dolara çıkarılacaktır.

Kültür, doğa, sağlık alanlarındaki turizm yatırımları teşvikler yoluyla desteklenecek, turizm bölgelerinin alt yapı yatırımları gerçekleştirilecektir.

Türkiye’nin turizm tanıtımı kamu ve özel sektör ortaklığında kurulacak özerk bir kurum tarafından etkin bir şekilde yürütülecektir.

Turizm, iki merkeze bağımlı olmaktan kurtarılarak, ülke sathına yayılacaktır. İlk etapta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu odaklı “Van Gölü ve Çevresi” ve Orta Anadolu odaklı “Kapadokya ve Çevresi” Turizm Entegre Projeleri başlatılacaktır.

Yalnız Turizmin değil, doğal yaşamın korunması kaygılarının ön plana alındığı, “Karadeniz’in Doğal Değerlerini Koruma Programı”, bütün Karadeniz’i kapsar biçimde uygulanacaktır.

Turizmde istihdam politikası sürdürülebilir hale getirilecek, yaz-kış istihdam dengesinin sağlanması için kış aylarında istihdam teşviki uygulanacaktır.

Değerli Vatandaşlarım,

Yeni dönemde yerine getirmek zorunda olduğumuz bir başka hayati görevimiz, birbirlerine düşmanlaştırılan insanlarımızı barıştırmaktır.

Ayrışmanın, bölünmenin ve kamplaşmanın bu ülkede yaşayan hiç kimseye fayda sağlamayacağı gerçeğini anlatacağız.

Saygın bir ülke olmanın ve uluslararası toplumda kaybettiğimiz güçlü konuma yeniden ulaşmanın yolunun, içerde sağlayacağımız birlik ve bütünlükten geçtiğini her zaman göz önünde bulunduracağız.

Bu nedenle, kardeşlik, barış, huzur, refah ve sevgi yol gösterici değerlerimiz olacaktır.

Siyasette hakka, hukuka ve milletin tümüne saygılı bir üslup yerleştireceğiz.

Türkiye’nin geleceği için ortak kaygıları paylaşan, Cumhuriyetin geleceği için ortak bir mücadele vermek isteyen herkesle birlikte yürüyeceğiz.

Yolumuzu aydınlatan ışık Milletimizin gücüdür. Büyük Atatürk ve arkadaşlarının kutlu uğraşlarında en büyük dayanakları olan bu milletin gücüne güveniyoruz.

Milletimizin karşısına, çocuklarımızın aydınlık geleceğini geri almayı hedeflemiş bir bilinç ve kararlılıkla çıkıyoruz.

Cumhurbaşkanlığını kazanacağız, meclis çoğunluğunu alacağız.

Hemen ardından, “onarım politikalarımızı” uygulamaya başlayacağız.

Anayasal rejimi canlandıracağız,

Hukukun üstünlüğü ilkesini hâkim kılacağız,

Ekonomiyi güçlendireceğiz,

Parlamenter demokrasiyi tekrar bütün kurumlarıyla hayata geçireceğiz

ve toplumda yaratılan düşmanlıkları ortadan kaldıracağız.

Cumhuriyetimizi, çıkardıkları rotasına yeniden oturtacağız.

Halkın geleceğe olan güvenini yeniden ve güçlü biçimde tesis edeceğiz.

Aydınlığa ve refaha doğru olan yolculuğumuzu yeniden ve büyük bir şevkle başlatacağız.

2023’de, Cumhuriyetimizin hak ettiği yüzüncü yıl sevincini, bütün yurttaşlarımızla birlikte huzur ve barış içerisinde kutlayacağız.

Gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz onarım döneminde, Türk milletinin Cumhuriyete inanmış her ferdiyle birlikte yürümek azmindeyiz.

Büyük Milletimizin her ferdini bu Gelecek Bildirgesine ortak olmaya davet ediyoruz.

‘’Birbirimizle Barışacağız’’, ‘’Birlikte Büyüyeceğiz’’ ve ‘’Hakça Bölüşeceğiz’’.

Milletimize inanıyoruz, kendimize güveniyoruz, biz kazanacağız, Cumhuriyet kazanacak.

Demirtaş, seçilirse gerçekleştireceği ilk icraatını açıkladı

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı ve eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevinden Alman kamu yayıncılık kuruluşu WDR’in sorularını yanıtladı. Cezaevinde kampanya yürütme imkanlarının yok denecek kadar az olduğunu, sadece avukatları aracılığıyla ve posta yoluyla dışarıya mesaj gönderebildiğini belirten Demirtaş, “Bu müthiş adaletsiz ve eşitsizlik durumu nedeniyle daha çok da seçmenlerim adına üzgünüm. Ama kişisel olarak moralli ve güçlüyüm” dedi.

‘HDP’SİZ ZAFER MÜMKÜN DEĞİL’

Demirtaş, “Mevcut durumda HDP’siz muhalefet ittifakının Erdoğan karşısında zaferi mümkün mü?” sorusunu, “HDP’siz hiç kimsenin zaferi mümkün değil. Anketler de, meydanlar da bunu gösteriyor” diye yanıtladı.

Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması durumunda “daha katılımcı, çoğulcu bir demokrasi için çabalayacağını, yeni bir anayasa ile birlikte demokratik parlamenter sisteme, özgürlükçü bir yönetim anlayışına geçiş yapacaklarını” belirten Demirtaş, “OHAL’i kaldırıp AB sürecinde müzakerelere yeniden başlayacağız. Dış politikada daha barışçıl bir pozisyon alıp, içeride de Kürt sorununu barışçıl yolla çözeceğiz. Bütün bunlar ekonomiye de nefes aldıracak. Enflasyonu, işsizliği, cari açığı düşürecek şekilde yerli üretime dayalı bir kalkınma modelini hayata geçirebileceğiz” dedi.

İLK İCRAATI NE OLACAK?

Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda ilk icraatının ne olacağı şeklindeki soruyu ise “Çatışmalarda evladını yitirmiş bir Türk anne ile bir Kürt anneyi buluşturup, ikisinin de ellerinden öpüp barışı sağlayabilmem için desteklerini ve dualarını isteyeceğim” diye yanıtladı. (Kaynak: Deutsche Welle Türkçe)

Fener Rum Patriği Bartholomeos Gökçeada’da

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde 1946-1952 yılları arasında öğrenim gördüğü Rum İlkokulunda, kendisinin tasvir edildiği heykelin açılış törenine katıldı.

Bir dizi ziyaret ve tören için özel uçakla memleketi Gökçeada’ya gelen Bartholomeos, doğduğu köy olan Zeytinliköy’de düzenlenen törene katıldı.

Patrik Bartholomeos burada, 1946-1952 yılları arasında ilkokul eğitimi aldığı Rum İlkokulunda Mimar Fulin Muslubaş Güzeldere ve Helkeltraş Pınar Cauoki tarafından hazırlanan ve kendisinin öğrencilik yıllarındaki halinin tasvir edildiği heykel ve patrikliğinin 25. yılını simgeleyen madalyonun açılışını gerçekleştirdi.

Törende konuşma yapan Bartholomeos, Gökçeadalı olduğunu ve buranın gönlünde eşsiz bir yeri bulunduğunu dile getirdi.

Bartholomeos, şunları söyledi:

“Değerli Güzeldere ve Cauoki, memleketimiz Gökçeada’ya kazandırdığınız eserler bizleri duygulandırmaktadır. Önce eski günlerin güzelliğini hatırlatan çeşmeyi yaptırdınız, şimdi de okulumuzun önünde bizlerin çocukluk yaşlarındaki halini tasvir eden bu güzel heykeli. Kitaplar o yaşlardan itibaren en iyi dostumuz olmuş ve bu alışkanlık bu yaşımızda bile aynen devam etmektedir. Biz bu köyden çıktık, bu okulda okuduk. Ve dünyanın engin sularına burada bu mütevazi eğitim kurumunda edindiğimiz bilgilerle açıldık. Heykelimizin okuduğumuz ilkokulun önüne yerleştirilmesini çok anlamlı bulmaktayız. Dileğimiz bu güzel eserin çocuklarımıza her zaman okumanın ve önemini işaret ederek insanlığa faydalı gençlerin yetişmesine katkı sunmasıdır. Çok çok teşekkür ederiz.”

Patrik, tören sonunda katılımcılar ile sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.

Törene, Yunanistan’ın Türkiye Büyükelçisi Petros Mavroidis, Yunanistan’ın Yeni Demokrasi Partisi Başkanı Kyriakos Mitsotakis’in eşi Mareva Grobovski Mitsotakis, Selanik İmrozluları Derneği Başkanı Pavlos Stavrotidis, Atina İmrozlular Derneği Başkanı Stelios Pulados, Avusturya Metropoliti Arsenios, Gökçeada Metropoliti Krilyos Dragonis ile çok sayıda davetli katıldı.

Medyada değişen bir şey yok: 24 Haziran seçimleri için

Seçimler yaklaşırken TRT hangi siyasi partiye ne kadar süre ayırdı? Seçimler yaklaşırken TRT hangi siyasi partiye ne kadar süre ayırdı?

24 Haziran seçimlerine haftalar kala Erdoğan dışındaki cumhurbaşkanı adaylarının başta TRT olmak üzere ana akım medyada kendine yer bulamaması, muhalif kesimlerde giderek artan bir rahatsızlığa neden oluyor.

Türkiye ana akım medyasındaki tek seslilik, 24 Haziran’daki kritik seçim öncesinde kamuoyunda giderek daha fazla hissediliyor. 16 Nisan 2017’deki Anayasa değişikliği referandumu öncesinde olduğu gibi, 24 Haziran seçimlerine gidilen bugünlerde de Türkiye’de ana akım medyanın Erdoğan dışındaki cumhurbaşkanı adaylarına olması gerekenden çok daha az yer vermesi büyük eleştiri konusu.

Mart 2017 döneminde 17 ulusal kanalın yayınlarını inceleyen Demokrasi İçin Birlik girişimi, televizyon kanallarında “hayır” kampanyası yürüten partilere eşit süre ayrılmadığını ortaya koymuştu. Radyo Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) alınan bilgilerle yapılan araştırmada, 1-20 Mart 2017 arası canlı yayınlarda Cumhurbaşkanlığına 169, AKP’ye 301,5 saat ayrılırken, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 45,5 saat, MHP’ye 15,5 saat ayrıldığı, HDP’ye ise hiç yer verilmediği ifade edilmişti.

İnce: TRT’nin önünde miting yaparım

Benzer bir tablo şimdi 24 Haziran seçimleri öncesinde de yaşanıyor. Erdoğan dışındaki adayların yaptığı miting ve konuşmalar ana akım medyada kendine yer bulamadı. İlk mitingini memleketi Yalova’da yapan CHP’nin adayı Muharrem İnce’nin konuşması televizyonlarda canlı yayınlanmazken, Erdoğan’ın mitinglerine ise canlı bağlantı yapıldı. Bununla birlikte geçtiğimiz haftalarda iktidara yakınlığı ile bilinen Demirören Grubu’na satılan Hürriyet Gazetesi’nden bir muhabirin Muharrem İnce ile yapacağı röportajın iptal edildiğine dair internet sitelerinde haberler yayınlandı. İnce ise haftasonu Balıkesir mitinginde TRT’yi sert sözlerle eleştirdi ve yaptığı mitinglerin TRT’de yayınlanmaması halinde 130 milletvekiliyle TRT önünde miting yapacağı iddiasında bulundu.

HDP’den medya ambargosu raporu

Medyada en fazla sansüre uğrayan siyasi parti olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) de 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana “medyada maruz kaldıkları ambargo” hakkında basın kuruluşlarının yayınlarını tarayarak rapor hazırladı. Raporda Selahattin Demirtaş’ın Erdoğan’a yönelik olarak “Seni başkan yaptırmayacağız” sözlerini söylediği 17 Mart 2015 tarihli grup toplantısının HDP’nin NTV, CNN Türk ve Habertürk televizyonlarında canlı yayınlanan son grup toplantısı olduğu belrtildi. Raporda 28 Mart 2018 tarihi itibariyle NTV’nin 830 gün, CNN Türk’ün 650 gün, Habertürk’ün ise 751 gündür ekranlarına HDP’li hiçbir ismi konuk etmediği belirtildi.

24 Haziran’daki seçim yarışı başladıktan sonra da HDP’liler seçim propagandası yapmak için ana akımda kendilerine yer bulmuyor. Cumhurbaşkanları adayları Demirtaş da zaten cezaevinde olduğu için seçim etkinliklerine katılamıyor. Mesajlarını sadece avukatı aracılığı ile sosyal medya hedef kitlesine ulaştırıyor. DW Türkçe