Tarafsız Habercilik

Hepimiz aynı çuvalda

PELİN TEMUR

Bilimkurgu her tür dünyada ve her tür gelişmişlik düzeyinde işleri elimize yüzümüze nasıl bulaştırdığımızı anlatır. Hiçbir hayal, hiçbir kurtuluş umudu kurtulamaz onun metalik dişleri arasında parçalanmaktan. Bu, bir tür korku yaratır insanda; işlerin asla ‘başka’ türlü olmayacağına dair bir umutsuzluk. Artık ışıktan hızlı hareket edebiliyor ve başka gezegenlerde koloniler kurabiliyor olsak da, o en eski baştan çıkarmayla ‘dünyayı ele geçirmek’ isteyen -tabii artık ‘dünyaları’- birileri mutlaka çıkar ve sıradan insanların acı çekmesi, dünyanın yok olması pahasına arzusunun peşinde koşar. Biz de küçük yaşamlarımızın Moloch’un ellerinde nasıl parçalandığını çaresizce izleriz. Sonrasında ilk yapay zekâmız Arabistanlı Sophia’nın gözlerini süzerek espriler yapması korkudan saçlarımızı diken diken edebilir.

Ama Ernst Bloch’un Umut İlkesi’nde anlattığı gibi korku ve umut ikiz kardeştir. İkisi de geleceğe dair bir hayal içerir. İşte, bilimkurgu, bu en karanlık umutsuzluğun içinde kökten bir umut verir, tuhaf bir biçimde. Başka dünyalar, başka türlü varoluşlar olduğunu görmek, onları biçimleyen, bizimkinden farklı olmasına neden olan teknik, ekonomik, sosyal belirleyenleri görmek, halihazırdaki dünyamızın da belirlenmiş bir dünya olduğunu anlamamızı sağlar. “Kendiliğinden böyle olduğunu sandığım dünyamı biçimleyen şeyler neler?” Bu, dönüştürücü, devrimci bir sorudur. Hem insan dünyasını anlamamızı sağlar hem de başka türlüsünün mümkün olduğu bilgisini verir.

Kadın bilimkurgusu tüm bunların yanında farklı bir şeyle daha ilgilenir: Bu ‘sistem’ dediğim şey bana ne yapıyor? Ruhumda hangi karanlık hayaletleri canlandırıyor? Neleri öldürüyor? Neden öldürüyor? Onu değiştirmeye çalışırken kendimde neyi değiştireceğim? “…Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir.” (Le Guin/ Mülksüzler)

Elbette bunu yapan erkek yazarlar da var ve bunu yapmadığı halde çok iyi yazan başka kadınlar ve erkekler de. O yüzden yazıyı cinsiyetler yarışına çevirmektense kadın yazarlarda tipik olduğunu düşündüğüm özelliklerden söz edeceğim. Alanın genişliği nedeniyle kadın yazarları Mary Shelley, Margaret Atwood, Connie Willis ve kalbimin beyaz saçlı kocakarısı Ursula Le Guin’le sınırlıyorum.

Ursula Le Guin, bilimkurgunun fantastiğin modern bir eyaleti olduğunu söyler. Fantastikse arketipseldir; ruhsal çelişkilerimizi anlatır. Bu temel ve kadim çelişkilerimizi, çelişikliklerine zarar vermeden, çözmüşüz gibi yapmadan anlatmanın tek yolu fantastik kurgudur, der Le Guin. Masallardan bilimkurgu edebiyatına kadar geniş bir edebi evren, başka türlü anlatamayacağımız ruhun karanlık bölgelerine bakıştır. Ya bilim? Kadın bilimkurgusunda bilim nerede?

Kadın bilimkurgularında vurgu bilimde değildir. Hatta neredeyse bilimkurgu değillermiş gibi dururlar. Erkek bilimkurgusunda görülen kavgacı ton yoktur kadın bilimkurgusunda. Sadece hikâyedeki kavgadan söz etmiyorum. Erkek yazar parlak bilimsel buluşlarını yazarken biraz da zamanla, şimdi’yle, okuyanla kavga eder. Hayal gücünün yüceliği ve kurduğu yeni toplumsal yapıyı kavrayışındaki zekâ ile bizi cezbetmek ister. Cezbeder de. Kadın bilimkurgusundaysa biraz perişan olmuş hissederiz kendimizi. Tam anlıyor gibiyken elimizden kaçıverir; tam tarafımı seçecekken kafamız karışıverir. Le Guin’in Anlatış kitabı mesela. Ana kahramanımla birlikte daha ‘inanç öncelikli’ diyebileceğim toplum biçimine tam hayranlık duyacak ve onu bir tür ütopya olarak kabul edecekken bu gücün ipleri eline aldığında neye dönüştüğünü anlatır yazar. Bunları okuyup tam bilimin ışığıyla aydınlanmış, saf akılcı bir toplum düşlemeye başlayacakken aynı şeyi ona da yapar. Rahatlayacak, kısa ve net bir cevap bulacak, rahatça taraf seçecek bir alan bırakmaz bize. Çünkü yapmaya çalıştığı şey akıl ve inanç arasındaki bu çelişkiyi, tam da çelişikliği içinde, göstermektir. Beni yapan, insan olarak beni, o ya da öteki değildir çünkü; ikisinin arasında devam eden çelişkidir. Kıyamet Kitabı’nda (Connie Willis) 21. yüzyıldan Ortaçağ’a gitmiş genç bir kızın vebanın tanrının cezası olmadığını, sadece bir hastalık olduğunu bir Ortaçağ rahibine kavratabildiğini ancak hastalığın korkunçluğu karşısında kendisinin bu konuda şüpheye düştüğünü görürüz mesela.

Kadın bilimkurgu öykülerinde büyük kötüler yoktur. Dünyayı ele geçirmeye çalışan zalim diktatörler, kötücül kahkahalar atan çılgın biliminsanları yoktur. Kötüler vardır ama; küçük kötüler; hiç de kötü olduklarını düşünmeyen kötüler. Kadınlar bin yılların ‘öteki’si olarak bilir ki, hayatımızın üzerine çöken asıl kabusu yaratan o küçük kötülerdir. Bağırıp çağıran diktatörler değil, onların söylediklerine inanarak ya da çok da inanmadan bir sebeple bağlanarak hatta bazen onların söylediklerinden tamamen bağımsız olarak hayatımızı cehenneme çeviren o küçük kötüler. Komşumuz, kocamız, patronumuz, mesai arkadaşımız… ‘Toplumsal yapı’ dediğimiz şey onların küçük davranışlarının, küçük onaylama ve reddedişlerinin çevresinde belirlenir. Onları belirleyen koşulları da kavrarız az çok. Her zaman sempati duymamızı sağlayan bir kavrayış olmaz tabii bu. Ama söz ettiğim yazarlarda hiç kimse yaradılıştan kötü değildir. Bu, elbette iyi yazarlığın alamet-i farikalarından da sayılabilir. Meseleyi kaba ve açıklamasız bir iyi-kötü çatışmasına kilitlemek,(sembolik düzeyde işleyen fantastik kurguyu bir yana koyuyorum elbette) en hafif deyişle, kolaycılık sayılabilir her tür kurgu eserde. Ama yine de kadın yazarlarda, neredeyse çatışmasızlık diyebileceğimiz, zaman zaman anlatının ritmini bile riske sokan bir yayılmışlık içinde anlatılır öykü. Kötülükler de yayılmıştır, onları belirleyen nedenler de. Tıpkı günlük hayatımızda olduğu gibi, hiçbir davranışı salt ‘kötülük’le açıklayamayız. Ve tabii salt ‘iyilik’le de. Kadın bilimkurgu öykülerinde sempati duymamız, özdeşim kurmamız beklenen kişinin temel özelliği ‘iyi’ olması değildir; başka türlü bakmayı becerebilmesidir. Sorular, belirlenimler karşısında, o dünyaya tamamen yabancı olan bizim gibi şaşkınlık duymasıdır. Eğer ‘kurban’sa kurbanlığı, anlıyor olmasından gelir; sihirli ‘neden’ sorusunu soruyor olmasından. Çoğu zaman nutuklar atan bir üst akıl gibi de değil; oldukça sezgisel bir şekilde anlamışlardır. Zalimliğiyse anlamıyor oluşundandır. Doktor Frankestein iyi ya da kötü değildir; sadece anlamaz. Yaratığın yalnızlığını, yarattığına karşı sorumluluğunun ne olduğunu anlamaz. Yaratıksa daha zeki olduğu için değil, öteki’liğin verdiği kendiliğinden bilinçle anlar.

Kadın bilimkurguları karakterle uğraşır daha çok. Toplumsal yapıyı bile karaktere yansıyışıyla kavrarız. Hiçbir zaman tam ve bütüncül bir tarifi verilmez bize. Damızlık Kızın Öyküsü’nde şehri ancak Fred’inkinin iki tarafı kapalı başlığından gördüğü kadarıyla görürüz. Öykü, şehir veya yeni toplumsal düzen hakkında değildir; Fred’inki hakkındadır. Onun dolayımıyla anlarız yeni toplumsal yapıyı. Söylemem gerek ki, bu kitapta denge karaktere doğru biraz fazla bozulmuştur. Onun melankolisine fazla kapılırız.

Söz Atwood’dan açılmışken, kendisinin bilimkurgu yazarı olarak adlandırılmayı ısrarla reddettiğini söylemeliyim. “Gerçekte olmamış hiçbir şey yazmadım ben” der. Yazdıklarının bilimkurgu değil, ‘varsayımsal kurgu’ olduğunu söyler. Damızlık Kızın Öyküsü’nde kurduğu dünya ise bir distopya değil ‘üstopya’dır. Bu kavram da Atwood’a ait. Çünkü, der, her ütopyanın içinde distopya ve her distopyanın içinde ütopya vardır; ikisinin de saf halini üretmek mümkün değildir.

Buradaki diyalektik kavrayış tüm kadın bilimkurgu eserlerinde görülür. Kategorik, modern erkek aklının işleyişini devralmaz kadın yazarlar. Çünkü Le Guin’in Lillian Smith’ten aktardığı gibi “Kadın uygarlıktan değil, uygarlığa sadakatten yoksundur.” Kategorik akıl şeyleri öncelikle birbirinden farklarıyla tanımlar; diyalektik akılsa farkları kadar benzerlikleriyle de. Belki bu yüzden bir kadın bilimkurgu eserinde ne kadar yabancı bir evrende olursanız olun size yabancı gelmez orası; ya da sadece içinde yaşadığınız kadar yabancıdır.

Yine aynı nedenle çözüm aramaz kadın bilimkurgusu. Yargılayıp iyiler – kötüler dökümleri yapmaz. Taraf tutmanızı beklemez. Anlamanızı ister. Hatta sadece üzerine düşünmenizi. Marks’ın dediği gibi “Radikal olmak, şeyleri kökünden kavramak demektir. Fakat insan için kök, insanın kendisidir.”

İnsanın teknolojik gelişimi silahla başlatılır. İlk kullandığımız alet taştan yontulmuş kesmeye, kırmaya, parçalamaya yarayan silahlardır, denir. Peki ya, ilk aletimiz her şeyi bir arada tutmaya ve oradan oraya taşımaya yarayan bir kap, bir çuvalsa? Evet, Le Guin’in aktardığı, Elizabeth Fisher’in ‘Çuval Kuramı’ bu. Kılıcını çıkarıp düğümleri kesmek fatihlerin işi. Ben Le Guin’i Gordion’un düğümünün başında kımıltısız oturmuş ona bakarken görebiliyorum. Ben de onunla birlikte bakıyorum. İktidarına düğümler vuran hükümdarları, düğümü devralmaya çalışan ötekileri ve kesmeyi çözmek sanan diğerlerini anlamaya çalışarak; kendimle düğümler arasında gerilmiş ipi hem o yandan bu yana hem bu yandan o yana, el yordamıyla takip edip kendi ruhumdaki düğümlerle iktidar düğümleri arasındaki ilişkiselliği anlamaya çalışarak… Ne şanslıyım ki elinde kılıç değil, hikâyelerle dolu bir çuval olan kadın yazarlarım var. Bana ipleri anlatıyorlar.

İnce Cerrahpaşa’da: Gelecek bizimdir, umutlarınızı yeşertin

Cumhuriyet Halk Partisi‘nin (CHP) Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni ziyaret etti. Öğrencilere seslenen İnce, “Umutlarınızı yitirmeyin tazeleyin yeşertin. Gelecek bizimdir kazanacağız” dedi.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, hükümetin İstanbul Üniversitesi’nden ayrılmasına karar verdiği Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni ziyareti sonrası açıklama yaptı.

İnce şu ifadeleri kullandı:

“Cerrrahpaşa’dan onlarca öğrencim doktor oldu. Size fizik anlatmayacağım ama Cumhurbaşkanı olarak meydanlarda gelecek anlatacağım uzay madenciliğini anlatacağım. Ufkunuzu gelecek yüzyıla dikmeniz gerektiğini meydanlarda tezek demeden gelecek demek için. Gençler evlatlarım kardeşlerim öğrencilerim ben size güveniyorum bunu birlikte başaracağız. Diyorum ki umutlarınızı yitirmeyin tazeleyin yeşertin. Gelecek bizimdir kazanacağız.”

ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467325-1.ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467326-1.ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467327-1.ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467328-1.

ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467321-1.ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467322-1.ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467323-1.ince-cerrahpasa-da-gelecek-bizimdir-umutlarinizi-yesertin-467324-1.

Muharrem İnce: Çay toplayan, düğme ilikleyen yargı istemiyorum

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, annesinin memleketi Rize’deki mitingi öncesinde Trabzon’da basın toplantısı düzenledi. İnce’nin konakladığı oteldeki toplantıya muhtarlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve gazeteciler katıldı. İzmir Marşı’yla salona giren İnce büyük bir coşkuyla karşılandı. “Ülkemizi karanlıktan aydınlığa ulaştıracak Cumhurbaşkanı” anonsuyla kürsüye davet edilen İnce, basın toplantısında sorulan soruları cevapladı.

Erdoğan’ı yargılayıp yargılamayacağı sorusuna İnce, “Hayır benim öyle görevim yok. Yargının görevi o. Ben bağımsız tarasız adil bir yargı düzeni kurarım. O da sonra beni yargılayabilir, Erdoğanı da…Ben Cumhurbaşkanı olduğumda, bir toplantıya gittiğimde ayağa kalkmayan yargıçlar istiyorum. Çay toplayan, düğme ilikleyen yargı istemiyorum. ” diye cevap verdi.

‘ONA DA OY VERMEYİN KURTULUN’

İnce, Erdoğan’ın “Bana oy verip AKP’ye oy vermeyenler münafık” sözlerini “münafık olacağınıza ona da oy vermeyin kurtulun” diye değerlendirdi.

Muharrem İnce, konuşmasının ardından, salondaki STK temsilcilerinden sorular almaya başladı. Saray’da kalıp kalmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi: “Anam beni saraylarda değil tütün tarlalarında doğurdu. Sarayda değil evimde oturacağım. Orayı eğitim yuvası yapacağım…”

İnce daha sonra sözlerine şöyle devam etti:

‘BU DOKTOR BİZİ HASTA ETTİ, DOKTORU DEĞİŞTİRELİM’

16 senedir aynı doktor var. Şekeri tansiyonu düzeltemedi. Bu doktoru değiştireceğiz yoksa hasta ölecek! Ekonomi düzgünse, işler iyiye gidiyorsa, çocuklarımızın iş bulması gerekmez mi? Daha rahat geçinmemiz gerekmez mi? Maalesef hiçbiri olmuyor. Büyüme 7.4 diye açıkladılar. 2012’den beri yüzde 2’lerde gezen büyüme nasıl oldu da büyüme 7’ye çıktı? Bir tek sebebi var. Ekonomiye doping yapıldı. Doping nedir? Doğal olmayan bir şeydir. Ata yaptığınızda atın yarışı iptal edilir. Futbolcuya yapılırsa o yarışı kazansa dahi yarış iptal edilir. Doping doğal olmayandır zaralıdır yan etkileri vardır. Bir an için başarıya götürüyor gibi olsa da sağlığınızı bozar. Kredi Garanti Fonu dopingin kendisi. Bazı mallarda öte indirimi yaptılar. İnşaat yatırımlarını pompaladılar. Ama dopingin yan etkileri başladı enflasyon, cari açık, kurlar bozuldu. Artan bütçe açığı oluştu. Büyümeyi 7 yapacağız diye doktor hastaya doping ilaçlarını verdi ama kalp krizi kapıda bekliyor. Hastayı kalp krizi, ekonomimizi de kriz kapıda bekliyor. Böyle yönetim olmaz. Çağdaş ülkeler gibi yöneteceğiz.

‘BÜROKRAT ATARKEN SİYASİ GÖRÜŞÜNE DEĞİL İŞİNİN EHLİ Mİ ONA BAKACAĞIZ’

Hukuk devleti kuracağız, 2 öngörülebilir ve güvenilir yatırım ortamı yaratacağız. 3. ekonomiye yön veren kurum ve kurulların bağımsızlığını sağlayacağız. 4. ideolojik saplantılarımızdan uzak olacağız. Liyakatı esas alacağız. Bankacılık, ekonomiyle ilgili bürokratı atarken CHP’li mi diye bakmayacağız. İşinin ehli mi değil mi ona bakacağız. Sadakati değil liyakatı esas alacağız. 5. üretim ekonomisini yaratacağız. İsraf değil insaf diyeceğiz. Mazeret değil marifet diyeceğiz. Gemi batıyor hala ampulden vazgeçmiyorsunuz. Bu doktor sizi hasta yaptı. Bu doktoru hep birlikte değiştirelim.

Malvarlığımı açıkladım. Buyum var dedim. Önce sen zenginleşeceksin sonra ben sevgili vatandaş. Senden önce zenginleşirsem hesap sor. Her yıl açıklayacağım. Siyasetçi bunu yapmalı. Siyasetçilere utanma duygusunu yeniden hatırlatacağız.

Damga vergisi var. Neye damga basıyorsunuz? Çocuk sınava giriyor 300-400 lira masraf ödüyor. Koca Türkiye bu sınavları bedava yapamıyorsa yazıklar olsun. Her eve iş, her aileye bir ev. Sloganımız bu.

‘HER YIL 10 BİN GENCİ YURTDIŞINA YOLLAYACAĞIM’

Bu ülkenin gençlerini her yıl 10 bin gencini yurtdışına göndereceğim. Atatürk’ün yaptığı gibi. O yıllarda bin kişiydi. Her yıl 10 bin kişi yapacağım ben. Kindar nesil değil uzman gençler yetiştireceğiz. Enerjimizi nükleerden değil doğamızdan güneşimizden kullanarak Türkiye’nin geleceğini temin edeceğiz.

Osmanlı matbaayı 250 sene geç aldı. 2011’de Almanya’da başlayan 4.0 endüstri devrimi başladı. Önümüzdeki 5 yılda bunu kavrayamazsak gelecek 100 yıl köle olacağız. Önümüzdeki 5 yıl içinde Türkiye’nin gençleri barışmazsa, geleceği okuyamazsa, 100 yıl geri kalacağız.

‘ABİ BANA GAZ VERME’

Cumhuriyet’in haberine göre salondakilerden biri “Hırsızdan milli olur mu?” deyince İnce de gülerek şöyle yanıt verdi: “Abi bana gaz verme. Zaten yeterince gaz var başımda çok dava var. Rahmetli Ecevit’inki gibi, 70’lerdeki gibi bir rüzgar esiyor.”

HDP’li Beştaş: Profesör kardeşimi, ‘kardeşim’ diye ihraç ettiler

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis Genel Kurulu’nda, “Bunu söylemek istemezdim ama söylemek zorundayım, bu dönem bitiyor. Benim öz kardeşim profesör ve doktor, nefrolog ihraç edildi. Dosyasına bizzat AKP’lilerin eliyle ulaştım. Yanında tek bir not var ‘HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın kardeşi'” açıklamasında bulundu.

Duvar’ın aktardığı habere göre, HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, OHAL KHK’larıyla ilgili partisinin grup önerisi üzerine yaptığı konuşmada öz kardeşinin “HDP milletvekilinin kardeşidir” notuyla ihraç edildiğini söyledi.

Meclis Genel Kurulu’nda konuşan Beştaş, OHAL sürecinde ortaya çıkan “iltisak” kavramı ile herkesin ihraç edilebilecek bir aşamaya getirildiğini belirterek şunları söyledi:

‘BEN MİLLETVEKİLİYİM, BİR SUÇLU DEĞİLİM’

“Ben size bugüne kadar hiç söylemek istemediğim somut bir örnek vereyim. Bunu söylemek istemezdim ama söylemek zorundayım, bu dönem bitiyor. Benim kardeşim, öz kardeşim profesör ve doktor, nefrolog ihraç edildi üçüncü kararnamede ve dosyasına bizzat AKP’lilerin eliyle ulaştım. Yanında tek bir not var ‘HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın kardeşi’ diye. Birçok başvuru yaptık ve benim kardeşim idealist bir doktor olarak, bugüne kadar yaşamını sadece tıpa adamış biri olarak ‘iltisaklı’ diye kabul edildi. Hakkında ne bir soruşturma var ne bir kovuşturma var ne bir disiplin cezası var ne bir disiplin araştırması var ve yaptığımız bütün başvurulara rağmen hâlâ işe iade edilmedi. Buna kendimden örnek vermek istemezdim ama bunun gibi binlerce insan şu anda gerçekten ihraç edildi. Bunun adı zorbalıktır. Bunun adı faşizmdir. Ben milletvekiliyim, ben bir suçlu değilim.”

‘HÜKÜMET BU ZULMÜN ARKASINDA DURUYOR’

Halkoyuyla seçilen bir milletvekili olduğunu hatırlatan Beştaş, “Sayın Başkan, ben bir milletvekiliyim ve halkoyuyla seçildim. ‘HDP milletvekilinin kardeşidir’ diye bir milletvekilinin kardeşi bir profesör bile ihraç ediliyorsa diğer vatandaşlara yapılanların sınırını zaten tartışmaya gerek yoktur. OHAL Komisyonu da sadece işe iade etmemek için, zaman kazanmak için kurulan bir mekanizmadır, başvuru yollarını kapatmıştır. Hükûmet, seçime giderken bu zulmü, bu zorbalığı durdurmak yerine hâlâ arkasında duruyor. Gerçekten, bu konuda kendilerini binlerce kere daha düşünmeye davet ediyorum” dedi.

Maltepe Belediyesi’nden yurttaşlara ücretsiz sağlık hizmeti

Maltepe Belediyesi’ne bağlı olarak faaliyetlerine sürdüren Küçükyalı Tıp Merkezi, 2018 yılında doktor ve poliklinik sayısını arttırarak, çalışmalarına hız verdi. Çalışmalar kapsamında 2018’in ilk 4 ayında, 37 bin hastaya ücretsiz sağlık hizmeti sunuldu.

Maltepe’de, belediye tarafından hizmete açılan Küçükyalı Tıp Merkezi, başarılı ve ücretsiz çalışmalarını, doktor ve poliklinik sayısını arttırarak sürdürüyor. Tam donanımlı olma noktasında hızla ilerleyen tıp merkezi, 2018’in ilk 4 ayında dahiliye, genel cerrahi, lokal cerrahi, kadın, çocuk, göz ve göğüs hastalıkları, ağız ve diş sağlığı, uzman aile hekimliği, pratisyen hekim ve psikolojik danışmanlık hizmeti alanlarında toplamda 37 bin hastaya sağlık hizmeti sundu. Ağız ve diş sağlığı polikliniğinde 826 kişiye hizmet veren tıp merkezi, radyoloji ve biyokimya hizmetleri alanında da 11 bin 379 vatandaşa laboratuvar hizmeti verdi. 2018’in ilk çeyreğinde 774’ü evlilik raporu, 35’i kan tahlili, 935’i sağlık raporu olmak üzere toplamda bin 752 kişiye ulaşılırken; kan alma, kan şekeri ölçümü, serum takılması, EKG, müşahede, pansuman, tansiyon ölçümü, enjeksiyon ve dikiş alımı gibi hemşirelik hizmetlerindeyse, 12 bin 648 vatandaşının derdine deva olundu.

“DOKTOR SAYIMIZ ARTACAK”

Hastane Müdürlüğü’ne bağlı Küçükyalı Tıp Merkezi’nin çalışmalarıyla ilgili olarak Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, şunları söyledi:

“Bu merkezi, tam da Türkiye’de hemen hemen neredeyse tüm sağlık hizmetleri ücreti hale getirilirken, vatandaşlarımıza yönelik, özellikle temel sağlık ihtiyaçlarının ücretsiz olduğunu kabul eden bir sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmete açmıştık. Geçen aylar, bu kararımızın ne denli isabetli olduğunu gösteriyor. 2018’in ilk yarısında 37 bin kişiye ücretsiz sağlık hizmeti sunduk. Yine sene sona ermeden hem doktor, hem hemşire, hem tıbbi malzeme, hem de poliklinik sayımızı arttırarak, daha donanımlı hizmetleri sunmaya devam edeceğiz.”

ABD’li profesörden ‘Selahattin Eyyubi’nin ölüm nedeni tifo’

Pensilvanya Üniversitesi’nde tıp profesörü olan Stephen Gluckman 12. yüzyılda yaşayan Selahaddin Eyyubi’nin ölümü için en olası sebebin tifo olduğunu öne sürdü.

Doktor Gluckman bakteriyel bir hastalık olan tifonun bölgede çok yaygın olduğunu belirtiyor.

Eyyubi’nin modern antibiyotikler ile kurtulabileceğine dikkat çeken ABD’li doktor, 12. yüzyılda bu ilaçların henüz keşfedilmediğini söylüyor.

Salmonella türü bakterinin sebep olduğu tifo genellikle kirli içme suyu ve yiyeceklerle bulaşıyor. Bakteri vücuda girdikten 1-2 hafta sonra hastalık ortaya çıkıyor.

ABD’li doktor teşhisini Maryland Üniversitesi’nde düzenlenen 25. yıllık tarihsel klinik patoloji konferansında duyurdu.

Tarihi isimlerin yakalandığı hastalıkların incelendiği konferansta daha önce Lenin, Darwin ve Abraham Lincoln gibi önemli isimlerin hastalıkları araştırılmıştı.

Selahaddin Eyyubi 2 Ekim 1187 tarihinde Kudüs’ü Haçlılar’ın elinden almıştı.

Eyyubi’nin ölümü, 800 yıldır çözülemeyen bir gizem halini aldı. 1193’te 56 yaşındayken aniden hastalanan Eyyubi iki hafta içinde vefat etmişti.

Doktor Mehmet Öz, Trump’ın danışma konseyine girdi

ABD’nin en ünlü doktorlarından biri olan Mehmet Öz, ABD Başkanı Donald Trump’ın kurmayları arasına girdi. Öz, Trump’un spor, sağlık ve beslenmeden sorumlu danışma konseyine dahil edildi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Trump, Dr. Öz ve ekibinin 2 yıl boyunca Amerika halkının düzenli egzersiz yapmasını ve iyi beslenmesine destek vereceğini söyledi.

ABD basını ise gelişmeye büyük ilgi gösterirken, Dr. Öz konuyla ilgili bir tweet attı.

turk-doktor-mehmet-oz-trump-in-danisma-konseyine-girdi-459868-1.

Trump’ın konsey adaylığını kabul ettiğini söyleyen Dr. Öz, “Gençlerimizin yaşam tarzını geliştirmek için çalışmaya sabırsızlanıyorum” mesajını yazdı.

(DHA)