Tarafsız Habercilik

Trakya buğdayını ‘kök hastalığı’ vurdu: ‘Verim yüzde 50 düşecek’

Türkiye’nin buğday ihtiyacının yüzde 20’sini karşılayan Trakya’da, önce aşırı yağışlar, ardından beklenen mevsimde yağışların düşmemesi sonucu meydana gelen kuraklık nedeniyle buğdayda ‘kök hastalığı’ meydana geldi. Bölgede 1 milyon 750 bin dekar alanın büyük bölümünde görülen hastalığın üründe yüzde 50’lere varan ürün kaybına neden olması bekleniyor. Edirne Ziraat Odası Başkanı Cengiz Yorulmaz, hastalık ve kuraklık nedeniyle buğdayda çok büyük verim kaybı beklediklerini belirterek, şöyle dedi:

“Edirne, eylül ayından mart ayına kadar metrekareye 800 kilogram yağış aldı. Bu yağışlardan dolayı gübre ve ilacı zamanında atamadık ve bundan dolayı Edirne ve civarında buğdayda çok büyük hastalık oldu. Bu hastalığı ‘kök hastalığı’ diyoruz. Mart ayından sonra istediğimiz yağışlar yağmayınca buğdayda bu kök hastalığı dediğimiz hastalık tetiklendi. Hem hastalık, hem kuraklık nedeniyle buğdayda çok büyük kaybımız olacak Edirne’de. Geçen yıla göre bu yıl Edirne ve civarında verim, yüzde 50 düşük olacak. Hem bu hem de verilen yüzde 11’lik zam bizleri tatmin etmemektedir. Trakyalı çiftçinin bu yıl morali bozuk olacak. Edirne’de 1.2 milyona yakın ekili buğday arazisinde benim beklentime göre, yüzde 50 verim kaybı olacak. Bu çok ciddi bir rakam bu da tabii ki maddi açıdan çiftçiyi zorlayacaktır.”

‘BİTKİ STRESE GİRDİ’

Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan, yağış almayan bitkinin strese girdiğini ifade ederek, “Buğdayın en suya ihtiyaç duyduğu dönemde yağmur yağmadığı için verim kaybı bekliyoruz. Kentte 200 bin dekar ekili alanda verim kaybı bekliyoruz. Bu da çiftçiyi maddi anlamda dönüşü olacak. Bitki strese girdiği için yeşil kaldı. Verim kaybı bekliyoruz” dedi. Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı İmdat Saygı, mahsulü zamanında ilaçlayamadıkları için az da olsa hastalık olduğunu belirterek, “Yağışlar biraz geç kaldı. Bu nedenle verim kaybı bekliyoruz. Geçen yıl aldığımız verimi beklemiyoruz. Kuraklıktan dolayı bu sene ilk yağışlar çok oldu. Nisan ayın içinde ve sonunda yağış olsaydı çok iyi olurdu” dedi.

trakya-bugdayini-kok-hastaligi-vurdu-verim-yuzde-50-dusecek-471915-1.

TARLALARDA ÇATLAKLAR OLUŞTU

Bölgede yavaş yavaş buğday hasadına başlayan üreticiler ise üzüntü yaşıyor ve borçlarının bir yıl ertelenmesi talebinde bulunuyor. Edirne’nin Musabeyli köyünde üreticilik yapan Erhan Mercan, dengesiz yağışlardan dolayı bu yıl buğdayda yarı yarıya verim kaybı yaşadıklarını belirterek, “Geçen yıl biçtiğimiz buğdayın bu sene yarısını biçmekteyiz. Yarıdan bile aşağı biçtiğimiz yerler var. Geçen sene dekarı 600 kilo biçerken bu yıl, 250-300 kilo arasında biçiyoruz. Maliyet hesabı yapıldığında kurtarmıyor. Bu yıl kötü bir yıl yaşıyoruz. Yağışların zamansız yağmasıyla, gübrelemeyi zamanında yapamadık. Dengesiz yağışlar buğdayda verimi düşürdü” dedi.

Üreticilerden Süleyman İsencik, zamanında yağış almayan toprakta büyük çatlaklar oluştuğunu belirterek, “Zamanında yağışın düşmemesinden dolayı bu sene verimler çok düşük. Fiyatlarda çok düşük. Masraflarımızı çıkaramayacağız. Normalde 1 metre olması gerekirken 50 santimde kaldı. Bu yıl devletten daha güzel fiyat bekliyoruz. Yoksa masrafları çıkaramayız. Bu yıl buğdaydan çok büyük zarar ettik. Kuraklığın en güzel göstergesi toprağın yarıklar şeklinde çatlaması. Yağış almayan toprak büyük yarıklar şeklinde çatlamaya başladı. Bu çatlaklara kolumuzu rahatlıkla sokabiliyoruz. Bu kuraklığın acı gerçeği” dedi.

‘SAMAN İTHALATI ARTACAK’

Üreticilerden Osman Küçükarda, tarlasına ektiği buğdayın boyunun kısa kaldığını belirterek, “Geçtiğimiz yıl ektiğimiz buğdayda, dönümünden 13-15 saman balyası çıkıyordu. Bu yıl 4’ü geçmiyor. Bu sene hayvan besicisinin işi çok zor. Samanda çok kriz yaşanacak. Devlet buna önlem almalı. Geçtiğimiz yıl 6-8 liradan giden saman balyası bu yıl,13 liraya çıkmasını bekliyoruz. Kışın saman bulmak çok zor” diye konuştu.

(DHA)

Muharrem İnce: Türkiye’nin kendi içinde barışmaya, ekonomisini büyütmeye ve adil bölüşmeye ihtiyacı var

Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, Yunanistan’ın Gümülcine ile Bulgaristan’ın Kırcaali kentlerini ziyaret etti. İnce, sabah saatlerinde beraberinde CHP milletvekilleri Engin Altay, Erdin Bircan, Mustafa Akaydın, Yaşar Tüzün, Emre Köprülü, Kamil Okyay Sındır, Namık Havutçu, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu, CHP’li Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli’nin bazı ilçe belediye başkanları ile İpsala Sınır Kapısı’ndan karayolu ile Yunanistan’a geçti. İnce beraberindeki heyet ülkeye girdikten sonra Yunan polisi tarafından sıkı güvenlik önlemleri alındı ve polis eskortları eşliğinde Gümülcine’ye ulaşıldı.

Muharrem İnce, Batı Trakyalı Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine’de önce Türklere ait bir eczaneye girerek, “Çok konuşuyorum, sesim kısılıyor. Sesime uygun bir ilaç var mı?” diyerek ilaç istedi. Eczacının, olmadığını söylemesi üzerine İnce, eczaneden ayrıldı.

muharrem-ince-turkiye-nin-kendi-icinde-barismaya-ekonomisini-buyutmeye-ve-adil-bolusmeye-ihtiyaci-var-469964-1.

İnce, kentte ilk ziyaretini Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosu Murat Ömeroğlu’na yaparak, basına kapalı bir süre görüştü. İnce, daha sonra yine Yunan polisinin sıkı güvenlik önlemleri altında Gümülcine Türk Gençler Birliği’ni ziyaret etti. Burada bulunan Türkler tarafından yoğun ilgiyle karşılanan İnce’ye, Gümülcine Türk Gençler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Taha Hüseyinoğlu, filografi sanatıyla yapılmış, birliği sembolize eden Arapça ‘Elif’ harfinin bulunduğu bir hediye verdi.

Batı Trakyalı Türklerle sohbet eden İnce, önce bir sandalyenin üzerine çıkarak, “Türkiye’den gelenler arka tarafa geçsin. Ben soydaşlarımla konuşacağım” dedi. Sandalyeden inen İnce, konuşmasında şöyle dedi:

“24 Haziran’da Türkiye’de bir seçim yaşayacağız. Bu önemli bir seçim. Ben Allah’ın izni milletin isteğiyle kazanacağıma inanıyorum. Görüntü öyle. Türkiye’de yaptığımız konuşmalarda söylediğimiz şu: İlkemiz; yurtta barış, dünyada barış. Türkiye’de barış, bölgede barış, dünyada barış. Zaten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarken dış politikasının temel prensibi oydu. Yani diyoruz ki, Türkiye kendi içerisinde barışsın, Türkiye komşularıyla barışsın, bölgesinde barışsın. Dünyada barış olsun. 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra Sadabat Paktı imzalandı, Balkan Paktı imzalandı. Bölgeyi bir barış denizine dönüştürmek istediler. Unutmayın 1934’te Atatürk, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Türkiye’nin ve bölgenin buna yeniden ihtiyacı var. Türkiye’nin kendi içinde de barışmaya, ekonomisini büyütmeye ve adil bölüşmeye ihtiyacı var. Sen niye buraya geldin diye bana soranlara sesleniyorum. Ben ailesi mübadeleyle Drama’dan Türkiye’ye gelen, kökeni Tanrı Dağı yörüklerinden olan bir ailenin çocuğuyum. Gönül bağımız var. Dertleşmek istedik, başka bir niyetimiz yok. Siz başka bir ülkenin vatandaşısınız, siz bu ülkeye vergi veriyorsunuz, kalkınması için çalışıyorsunuz. Hiçbir itirazımız yok buna. Kimliklerini korumak, savunmak hakkınız. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Sizlerin en büyük sorunlarından birinin Türkiye’de okuyan çocuklarınızın barınma sorunu olduğunu biliyorum. Ama benim Türkiye’de verdiğim bir söz var. İki yıl içerisinde Türkiye’de okuyan hiçbir çocuğun tarikat yurtlarına ihtiyacı kalmayacak. Türkiye Cumhuriyeti çocuklarını barındıracak güce sahiptir. Asla o çocuklar ortalıkta bırakılmayacak, asla öğrencilerimizi ne idüğü belirsiz insanların eline düşürmeyeceğiz.”

‘YUNANİSTAN’LA HER ŞEY KARŞILIKLI’

Yunan gazetecilerin Türkiye’de 2 Yunan askerinin tutuklanmasıyla ilgili sorusu üzerine İnce, “Türkiye’nin bir hukuk devleti olması için uğraşıyorum. Konuyu takip ederim ancak yargıya talimat verme noktasında birisi de değilim” yanıtını verdi. Ardından, “Askerler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özel isteğiyle mi tutuklu” şeklindeki soru üzerine İnce, “Öyle bir şey olduğuna inanmıyorum. İki ülke arasında bu gibi problemler var. Türkiye de kendi askerlerinin iadesini istiyor, Yunanistan iade etmiyor. Karşılıklı olarak bunlar yaşanıyor” dedi. İnce, adalarda yaşanan sorunlar ile sorulan soruya da, “Ege’nin iki yakası bir araya gelmeden, iki ülkenin iki yakası bir araya gelmez. Oturacağız, konuşacağız” karşılığını verdi.

İnce, Gümülcine’de Türk Öğretmenler Birliği, Çukurkahve, Batı Trakya Türk liderlerinden Sadık Ahmet’in mezarını da ziyaret etti.

muharrem-ince-turkiye-nin-kendi-icinde-barismaya-ekonomisini-buyutmeye-ve-adil-bolusmeye-ihtiyaci-var-469963-1.

BAZI GAZETECİ VE CHP’LİLER YUNANİSTAN’A ALINMADI

Bu arada CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Yunanistan’ın Gümülcine kentindeki temaslarını takip edecek gazetecilerden bazıları ile CHP’li milletvekili ve başkanlardan oluşan heyet ülkeye sokulmadı. İpsala Sınır Kapısı’ndan Yunanistan’ın Kipi Sınır Kapısı’na geçen gazetecilere, Yunan polisi, İnce’nin heyetinde geleceklerin Dışişleri Bakanlığı’na bildirilmesi gerektiğini, ancak bildirilmediğini belirterek, giriş izni vermedi. Sınır kapısında 2 saat bekleyen gazeteciler daha sonra İpsala Sınır Kapısı’na dönmek zorunda kaldı. Yunanistan’a giremeyen gazeteciler, Kapıkule Sınır Kapısı üzerinden, Bulgaristan’a geçerek, İnce’nin Kırcaali kentinde katılacağı iftar programına izlemek üzere bu ülkeye gitti.

İnce: Diyarbakır’da Demirtaş’ın ailesini ziyaret edeceğim

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce “İkinci turda Kürt seçmen size destek verir mi?” sorusuna cezaevinde ziyaret ettiği Selahattin Demirtaş’ın “Ben burada yan gelip yatıyorum, diğer Cumhurbaşkanı adayları çalışıp duruyor” esprisini hatırlatarak yanıt verdi. İnce, Diyarbakır’a gittiğinde Demirtaş’ın ailesini ziyaret edeceğini de söyledi.

İnce, önceki akşam AB ülkelerinin Ankara’daki Büyükelçileri ile akşam yemeğinde bir araya geldi.

“Çocuklara 3 dili öğreteceğiz”

Sözcü gazetesinden Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre, Muharrem İnce’ye Avrupalı Büyükelçiler özellikle “ana dilde eğitim” konusunda ne düşündüğünü sordular. İnce, Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde eğitimi çocuklara üç dil öğretecek şekilde düzenleyeceklerini belirterek, “Türkçe, çocuğun ana dili ve bir uluslararası dil öğreteceğiz” yanıtını verdi.

“Ülkelerin kurallarına saygılıyım”

Muharrem İnce’ye, yurtdışında miting yapıp yapmayacağı da soruldu. Yunanistan ve Bulgaristan’da miting olmasa da, oradaki Türk kökenli halkla buluşma planladığını anlatan İnce, isim vermeden referandum döneminde AK Partili bakanların “gelmeyin” denmesine rağmen hükümetlere haber vermeden Avrupa ülkelerinde seyahat etmelerine değinerek, “Ama eğer sorun yaratacaksa, gitmem. Ben ülkelerin kurallarına saygılıyım. Benim kuracağım hükümetten bir bakan, mesela Hollanda’ya gidecek olsa, Hollanda bunu uygun bulmasa, elbette Hollanda’nın kararına saygılı oluruz” diye konuştu.

“Başörtüsü insanların kişisel tercihi, karışmam”

İnce’ye başörtüsü de soruldu. “Bu konu,insanların kişisel tercihidir. Ben karışmam” diyen İnce, tüm insanların inançlarına saygılı olduğunu vurguladı.

“2. turda Kürtlerin oyunu alır mısınız?”

İnce’ye yemekte sorulan en ilginç sorulardan biri de, ikinci tura kalması halinde Türkiye’nin Kürt kökenli vatandaşlarının oyunu alıp alamayacağı idi. “Bu konuda hiçbir endişesi olmadığını” söyleyen Muharrem İnce, HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ı da Edirne Cezaevinde ziyaret ettiğini anlattı. İnce, seçim mitingi için Diyarbakır’a gittiğinde de Demirtaş’ın ailesini ziyaret edeceğini ifade etti. Yemekte Büyükelçilere, Demirtaş’ın kendisine “ortada bir haksızlık var; Ben burada yan gelip yatıyorum, diğer Cumhurbaşkanı adayları çalışıp duruyor” esprisini yaptığını, “tüm cumhurbaşkanı adayları birer hafta gelip benim yerime yatsın, ben de çalışayım” dediğini de anlattı ve “Ben de kendisine ben gelir bir hafta yatarım” dediğini aktardı.

“Yönümüz Batı’ mesajı

İnce, konuşmasında, “Osmanlı dönemlerini canlandırma hevesindeki zihniyete karşıyız” diyerek, Atatürk’ün başta “Yurtta barış, cihanda barış” olmak üzere pek çok sözüne atıf yaptı. Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarken yön olarak “muassır medeniyetleri” işaret ettiğini, bundan da Batı demokrasileri ile laikliği kast ettiğini vurgulayan İnce, seçilmesi halinde hemen atacağı adımları ise şöyle sıraladı;

* OHAL derhal kalkacak.
* Piyasa ekonomisi tüm kurallarıyla işleyecek, Merkez Bankası’na tam bağımsızlık sağlanacak.
* Hukukun üstünlüğü sağlanacak.
* Şeffaflık ve hesap verilebilirlik, bizim iktidarımızın ana ilkesi olacak.

Muharrem İnce’nin seçim manifestosu: Gelecek bildirgesi

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim manifestosunu 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı’nda Samsun’da açıkladı.

İnce’nin manifestosundan bazı başlıklar şöyle:

-İktidarın kutuplaştırıcı dili her gün daha da artarak zehrini akıtıyor. Dış politikada bozgun dönemi yaşanıyor. Pasaportumunz Edirne’den öteye değeri yok. Uluslararası ilişkilerimizin kaderi saray koridorlarının keyfiliğine terk edilmiştir. Ortadoğu batağına saplandık. Ülkemiz 5 milyona yaklaşan bir göçmen sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

-Dini her şeyi alet eden bir ekibin tahakkümü altındayız. Tek adamla aynı düşünmeyen herkes hain. Olağanüstü hal uygulaması olağanlaşmıştır. En temel hakkı olan yaşam hakkı tehlikededir. Karanlık bir tablo ve bunalmış bir millet var. Karanlık bir yola girmek üzereyiz.

-İzlenen enerji politikaları milli olmaktan çıkmış, dışa bağımlı hale getirilmiştir. Madenlerimiz yandaşlara peşkeş çekilmiştir. Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak dışında düşündükleri başka bir şey yok. Rakamlara baktığımızda ekonomik tablo tam bir felakettir.

-Bu dönemde hak ve güç arasındaki bağ koparıldı. Adalet sadece mülkün değil, hukuk başta olmak üzere bütün unsurların temelidir. Kamu yöneticileri tek adamın temsilcisi haline geldi. Devlet, ayaküstü kararlarla idare edilir hale geldi. Hesap verme ile utanma arasındaki bağ koparıldı. “Yanıldık, kandırıldık, affedin” demek adet edinildi.

-Ülkeyi içinde bulunduğu duruma düşürenlerin kurtarması beklenemez. Memeleketin yaralarını sarmak hefediyle onarım politikalarımız 5 ana sutuna dayanakcaktır. Bu sütunlar; hukuk sütunu, demokrasi sütunu, ekonomi sütunu, dış politika sütunu ve eğitim sütunudur. Bu sütunların çatısını parlamenter sistem oluşturacaktır.

-Hukuk; hukuk devleti kavramını standart hale getireceğiz. Hukuk devleti için ilk adım olağanüstü halin kaldırılması olacaktır. Hakim ve savcıların talimatla hareket etmelerine son verilecektir. Etkin ve gecikmeyen bir yargı düzeni kurulacaktır. Yargı üyelerinin göreve başlaması siyasi erkin dışında olacaktır. Özel hayatın gizliliği en önemli önceliklerimizdendir.

-Demokrasi; güçlü bir parlamenter rejim oluşturulacaktır. Yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır. Her türlü ayrımcılığa son verilecektir.

-Ekonomi; tüketim, israf borçlanma sarmalına bağlı ekonomik model terk edilecek, refah ekonomisine geçilecektir. “Her şeyi ithal edebiliriz” anlayışı gidecektir. Yaratıcılık ve girişimcilik teşvik edilecektir. Merkez Bankası para politikasını bağımsız bir şekilde uygulayacaktır. Hedefimiz Türkiye ekonomisini her yıl en az yüzde 7 büyümesidir. Enflasyon yüzde 5’e düşürülecektir. İşsizlik oranları 5 yıl içerisinde yüzde 5’e düşürülecektir. Yüksek teknoloji bölgeleri kurulacaktır. İhracatımız 5 yıl içerisinde 2 katına çıkarılacaktır. İthal kömüre dayalı termik santral yapımına kısıtlama getirilecektir.

-Dış politika; Uluslararası politikata ilkemiz “Her zaman yurtta barış, her zaman dünyada barış “olacaktır. Batı ülkeleri ve Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizi normalleştireceğiz, sonuna kadar müzakere edeceğiz. Kıbrıs’ta adil ve hızlı bir çözüme ulaşmak hedefimizdir.

-Eğitim; akıl, bilim ve çağdaş standantlara dayalı olarak yapılandırılacaktır. Eğitim kalitesinin mevcut durumu ülkemizin en temel sorunlarından biri haline gelmiştir. 2 aşamalı bir çözüm planı uygulanacaktır. Devlet üniversiteleri özerkleştirilecektir. Üniversitelerin bölünmesi engellenecektir. Yurt sorunları tamamen çözülecektir. Her 19 Mayıs ve 29 Ekim’de 500 TL burs verilecektir. Bilgisayar mühendisi sayısı 100 bine çıkarılacaktır. Okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilecek, 2’li eğitim kaldırılacaktır. Proje okul uygulaması kaldırılacaktır. Hiçbir sınavdan giriş ücreti alınmayacaktır. Öğretmenlere her 24 kasımda bir maaş ikramiye verielcektir, sözleşmeli öğretmenlik kaldırılacaktır.

-Sağlık; sağlık hakkı bütünüyle piyasa koşullarına bırakılamayacak temel bir haktır. Devlet bu alanda halkın yararına olan gerekli bütün düzenlemeleri ve müdahaleleri yapacaktır. 18 yaşına kadar herkes nüfus cüzdanıyla bütün sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacaktır.

-Tarım; çiftçinin ezilnmesine izin verilmeyecektir. Türkiye’yi kendi kendine yeter haline getireceğiz. Tarıma dayalı sanayi önceliğimizdir. Çiftçiye mazotu 3 liradan vereceğiz. Şeker fabrikalarını özelleştirme kararlarını iptal edeceğiz.

-Asgari ücret 2.200 lira olacaktır. Pozitif ayrımcılık desteklenecektir. Kadına ve çocuklara yönelik şiddetle etkin bir şekilde mücadele edilecektir.

-Kültür ve sanat; yaşam kalitasi kültürel boyutuyla da yükseltilecektir. Sanatçıların örgütlenmeleri sağlanacaktır.

-Spor; sporun siyasallaşması engellenecektir. Başta atletizm olmak üzere bütün spor dalları özendirilecektir. Passolig uygulaması kaldırılacaktır.

MANİFESTONUN TAMAMI:

Türkiye Cumhuriyeti uygarlık rotasından çıkarılmıştır.

16 yıldır iktidarda bulunanların, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka sorunu ile karşı karşıya kaldığını itiraf ettikleri bir durumdayız.

Türkiye artık, demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından, özgürlüklerden söz edilemeyen bir ülke olmuştur.

Halkın, yargı başta olmak üzere devlet kurumlarına inancı kalmamıştır. Yargı bağımlı hale getirilmiş, hukuk devleti ortadan kaldırılmıştır.

İnsanlar ürkek ve sindirilmiş durumdadır. Hiç kimsenin yarın ne olacağına dair bir fikri ve inancı yoktur.

Bizzat Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından Anayasa’sı rafa kaldırılmış, olağan hukuk sistemi emir komuta hukukuna dönüşmüş ve kurumları Kanun Hükmünde Kararnamelerle işlemez hale getirilmiştir.

Hep birlikte yaşadığımız, hep birlikte şahit olduğumuz kaygı verici, varlığımızı tehdit eden bir dönemin içinden geçiyoruz.

Uygulanan siyaset ve yönetim biçimiyle ülkede ve zihinlerde derin tahribatlar yapıldı. Milletimizi bir arada tutan bütün değerleri örselediler.

İçine savrulduğu karmaşadan bunalmış insanlarımız bir damla huzur arıyor, bir çıkış yolu arıyor.

Sadece sözün bittiği yerde değiliz, bir adım sonrası özgürlüğün tamamen sona erdiği yerdir, hakkın hukukun tamamen yok edildiği yerdir.

Ekonomik sıkıntılar ve işsizlik can yakıyor. Sattığı aldığını karşılamayan, sanayisinden, tarımsal üretimine kadar dışa bağımlı, üretmekten çok ithal eden bir ülke konumuna getirildik.

Ekonomi yönetilemez hale gelmiş, işsizlik ve yoksulluk artmış, ülke ve insanlar borç batağına batmış durumdadır. Hiç kimse artık geleceğini öngöremiyor.

Rekabet, şeffaflık ve piyasa mekanizması doğrultusunda çalışması gereken ekonomik sistem terkedilmiş, yandaşlık ve keyfilik esas hale getirilmiştir.

Yürütülen yanlış tarım ve hayvancılık politikaları sonucunda Türkiye kendini besleyemez duruma düşürülmüştür.

Düzenleyici ve denetleyici olması gereken kurumlar bağımlı hale getirilmiş, Devlet yöneticileri ihale takipçisi ve kaynak dağıtıcısı olmuştur.

Basının hali ortada… Birkaç kanal ve birkaç gazete dışında halka doğru bilgi verilmiyor.

Basın özgürlüğü diye bir kavram kalmamış, gazete manşetleri tek merkezden atılır hale gelmiştir.

Gerçekler perdeleniyor. Basın, sansürlenmenin ötesinde, korkudan kendini sansürlüyor. Gerçek gazeteciler delilsiz ve mesnetsiz olarak suçlanıyorlar, hukuksuz biçimde cezalara çarptırılıyorlar.

Yandaş basın ve televizyon kanalları her fırsatta iktidarın borazanlığını yapıyor, besledikleri sosyal medya trolleri 24 saat yalan üretmek ve yaymakla meşguller.

Birbirini dinlemeyen, birbirine güvenmeyen ve birlikte yaşama isteğini kaybeden insanların sayısı gittikçe artıyor. İktidarın kutuplaştırıcı dili her gün daha da artarak zehrini akıtıyor. Barışımızdan, huzurumuzdan ve kardeşliğimizden her gün bir parça daha kopartılıyor.

Yüzyıllardır beraber barış ve huzur içerisinde yaşayan insanlarımız, inanç, mezhep, etnik köken, yaşam biçimi eksenlerinde kutuplaştırılmış ve birbirine tahammül edemez hale getirilmiştir.

En acısı ise, geleceğimizin sahibi olan gençlerimizin çok büyük bir çoğunluğunun bu ülkeden kaçmak için yollar aramasıdır. Geleceğine güvenle bakamayan ve ilk fırsatta kendini yurt dışına atmanın yollarını arayan bir gençlik tablosu, aslında felaketin tablosudur. Üstelik yalnız gençler değil, imkânı olanlar da yurdumuzu terk etmek istiyor.

Yanlış eğitim ve kültür politikaları sonucunda Türkiye uluslararası değerlendirmelerde en alt sıralara düşürülmüştür. İdeolojik saplantılarla durmadan değiştirilen eğitim sistemi nedeniyle, kaliteli eğitim veremeyen okulların ülkesi olduk.

Dış politikada topyekûn bir bozgun dönemi yaşanıyor. Yüz yıllık barışçı ekseninden koparılan dış politika, milli menfaatlerimizi tehlikeye atacak hayallerle ve yalanlarla idare edilmeye çalışılıyor.

Pasaportumuzun Edirne’den öteye değeri yok. Yılların diplomasi geleneği devre dışına çıkarılmış, uluslararası ilişkilerimiz saray koridorlarının heveslerine ve keyfiliğine terkedilmiştir.

Orta-Doğu batağına dibine kadar saplandık. Kendi çocukları bedelli askerlik yaparken Anadolu’nun fakir evlatları vatan mücadelesi veriyor.

Ülkemiz kontrolden çıkmış bir göç politikası sonucunda, gelişmiş ülkelerin dahi kaldıramayacağı 5 milyona yaklaşan bir göçmen sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Uluslararası toplumun artık mizah konusu yaptığı bir “sözde dünya lideri”, her gün, her fırsatta ve her kanalda bağıra çağıra dünyayı tehdit ediyor.

Türkiye herkesle kavga eden bir devlet haline getirilmiş ve yalnızlaştırılmıştır.

Tek partinin, daha doğrusu tek bir adamın kaderiyle özdeş hale getirilmiş bir ülkenin, ne kadar kolay yönlendirileceğini bilen uluslararası güçler, adeta keyifle ellerini ovuşturuyor.

Sömürge ülkelerin özgürlük savaşlarına öncü ve örnek olmuş, “tam bağımsızlık” ilkesiyle yoluna yürümeyi tercih etmiş bir devlet yok artık… Kıtalar ve medeniyetler arasındaki “birleştirici bir köprü” rolü oynayan ülke yok artık…

Türkiye niteliksiz mültecilerin depolandığı “tampon bir ülke” rolüne razı oldu. İtibarı sıfırlanmış, duvarlarla çevrili bir devlete dönüştük ve bunu da “değerli yalnızlık” diye halka yutturmaya çalışıyorlar.

Demokrasiyle hiçbir alakası olmayan çarpık bir bilinçle karşı karşıyayız. Dini her şeye alet eden bir ekibin tahakkümü altındayız. ‘’Hayatta en gerçek yol gösterici’’ olan akıl ve bilimle yollarını ayırmış çarpık bir zihniyet ufkumuzu karartmaktadır.

Düşünce hürriyeti rafa kaldırılmış, tek adamla aynı düşünmeyen herkes hain, terörist veya kökü dışarda diye yaftalanarak, ya tutuklanmakta ya da korkutulup sindirilmektedir. Olağanüstü hal uygulaması olağanlaşmıştır.

Kadınlarımızı perde gerisine iten bir hayat algısı dayatılmaya çalışılıyor.

Sivil toplum kavramını çarpıtarak yeniden dirilttikleri çağdışı anlayışları ve bu anlayışların ürünü olan her türlü sapkınlığı besleyen bir yönetim var.

İnsanımızın huzur içinde yaşama, bugününe ve geleceğine güvenle bakma hakkı elinden alınmaktadır. En temel hakkı olan “yaşam hakkı” tehlikededir. En önemli görevi asayişi ve güvenliği, yani halkın yaşam hakkını korumak olan devlet, artık bu görevini yerine getirememektedir.

Sözün kısası karanlık bir tablo, iç karartıcı bir ülke ve bunalmış bir millet var.

Sonu bilinmeyen karanlık bir yola girmek üzereyiz. Toplum olarak yaşama sevincimizi yitirme noktasına geldik.

Felakete doğru doludizgin giden ülkeyi yönetenler, görülmemiş bir aymazlıkla her şeyi istiyorlar. Geçmişimizi ve birikimlerimizi satmakta, bugünümüzü ve geleceğimizi ipotek altına almaktalar.

Kendilerine ve yandaşlarına rant elde etmek için, her gün yapılan imar düzenlemeleri ile şehirlerimizi, kültürel mirasımızı ve doğal çevremizi tahrip etmekteler.

Sürdürülebilir çevre anlayışı tamamen ortadan kaldırılmış, şehirler beton yığını haline getirilmiş, halkın nefes alabileceği yeşil alanlar talan edilmiştir. Ardından, sanki bir erdemmiş gibi şehirleri yaşanmaz hale getirdiklerini itiraf etmektedirler.

İzlenen enerji politikaları milli olmaktan çıkmış, dengeli uluslararası politikamıza aykırı biçimde ve kaynak çeşitliliği yaratılmadan dışa bağımlı hale getirilmiştir. Çevreyi yok sayan ithal kömüre dayalı termik santral anlaşmaları hiç bir gelecek kaygısı taşımadan devreye sokulmuştur.

Madenlerimiz yandaşlara peşkeş çekilmekte, her türlü şeffaflıktan uzak ve hukuksuz yöntemlerle tahsis edilmektedir.

Üstelik yaptıkları yolsuzlukların hesabını hiç vermeyecekleri sürekli bir iktidar peşindeler.

Biat etmeye, verilene razı olmaya, kanmaya ve kandırılmaya alıştırılan bir toplum yaratmayı arzu ediyorlar.

Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak dışında düşündükleri hiçbir şey yok.

Bu dönemde, gerçeklik ile uygulanan politikalar arasındaki bağ koparıldı. Ekonomik, siyasal, iç ya da dış her türlü politika, gerçeklikten uzaklaştırıldı.

Başta ekonomi olmak üzere, gerçeği yüzümüze vuran rakamlara baktığımızda ufkumuzun ne kadar karartıldığını görmekteyiz. Yandaş medya marifetiyle gizlemeye çalıştıkları, vatandaşa tam tersini yutturmaya uğraştıkları ekonomik tablo tam bir felakettir.

Bu dönemde, vicdan ve din arasındaki bağ koparıldı. Vicdansız ve gücün emrine girmiş bir din anlayışı, bizim Müslümanlık anlayışımızla bağdaşamaz.

Bu dönemde, hak ve güç arasındaki bağ koparıldı. Hakkın sürekli ayaklar altına alındığı bir ülkede, hiçbir şey değerli kalamaz. Haklının başının sürekli eğik olduğu bir ülkede, hiçbir şey dik duramaz.

Bu dönemde, adalet ve hukuk arasındaki bağ koparıldı. Adil olmayan bir hukuk dayatılmaktadır. Yargı tayinleri partizanca yapılmakta ve güç karşısında önünü ilikleyen yargı mensupları gittikçe militanlaşmaktadır.

Adalet sadece mülkün değil, başta hukuk olmak üzere, toplumsal düzeni sağlayan bütün unsurların temelidir. Adil olmayan hukuk, adil olmayan devlet demektir. Adalete güvenmeyen bir toplumun güveneceği hiçbir şey kalmamış demektir.

Bu dönemde, liyakat ve ehliyetle, makam ve görevler arasındaki bağ koparıldı. Partili olmak ve kayıtsız olarak biat etmek, her görev için “şart” haline getirildi. Liyakat bir kenara atıldı.

Devletin bütün kurumları bir tek kişinin tahakkümü altına sokuldu. Kamu yöneticileri büyük oranda devletin değil, tek adamın temsilcisi haline getirildi.

Ortak akılla, bilimle ve tarih bilinciyle yönetilmesi gereken Devlet, ayaküstü kararlarla ve günübirlik politikalarla idare edilir hale geldi.

Bu dönemde, hesap verme ile utanma arasındaki bağ koparıldı. Sorumluluk taşıyan görevlerdeki insanlardan sıradan görevlilere kadar, her kademedeki siyasi ya da bürokratik görevli, hesap vermek yerine “yanıldık, kandırıldık, affedin” demeyi adet edindi.

Değerli Vatandaşlarım,

Yukarda genel çerçevesini çizdiğimiz, ülkenin içinde bulunduğu vahim manzaranın bilincinde olarak,

Aziz Milletimizin bütün güçlükleri alt eden dirayetine ve tarihsel birikimine güvenerek ve,

Her türlü zorluğu, meşakkati ve saldırıyı göze alarak yola çıkmış bulunuyoruz.

Ülkeyi içinde bulunduğu duruma düşürenlerin, ülkeyi bu durumdan kurtarmaları beklenemez. 16 yıldır iktidarda değilmişler gibi, yeniden kurtarıcı rollerine soyunarak, halkın aklıyla dalga geçilmesine ve halkın daha fazla aşağılanmasına izin vermeyeceğiz.

Memleketin yaralarını sarmak ve milletimizin dertlerine derman olmak hedefiyle, Cumhuriyetimizin örselenen değerlerini yeniden tesis etmeyi amaçlayan onarım politikalarımız, esas olarak, beş ana sütuna dayalı olacaktır.

Cumhuriyet değerleri ve milletin kayıtsız şartsız egemenliği ilkesi üzerinde yükselecek olan bu sütunlar:

Hukukun Üstünlüğü ilkesine dayalı, “Hukuk” Sütunu,

Temel hak ve özgürlükler, toplumsal barış, çoğulculuk, katılımcılık ve özgür basın anlayışına dayalı, “Demokrasi” Sütunu,

Üretime ve adil paylaşım anlayışına dayalı, “Ekonomi” Sütunu,

Barış ve Güvenlik odaklı politikalara dayalı, “Dış Politika” Sütunu,

Ülkemizi muasır medeniyetin üzerine çıkarma hedefine dayalı ‘’ Eğitim’’ Sütunudur.

Bu sütunlar üstünde yükselen onarım projemizin çatısını “kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter rejim” oluşturacaktır.

Bu politikaları uygularken çağdaş siyasetin ve çağdaş yönetimin vazgeçilmezleri olan katılım, adil ve sürdürülebilir kalkınma, yerellik, hesap verme, açıklık ve kalite ilkelerini sürekli göz önünde bulunduracağız.

Temel hedefimiz halkımızın huzur, barış ve refah içinde yaşamasını sağlamaktır.

Bu hedefimize ulaşmak için uygulayacağımız politikalar ana başlıklar olarak şunlardır:

Hukuk

Hukuk devleti kavramını Türkiye için ütopya olmaktan çıkaracak, asgari bir standart haline getireceğiz. Hukuk devleti yoksa hiç bir şey yoktur.

Hukukun üstünlüğünü egemen kılmak için, yargının bağımsızlığını yeniden tesis edeceğiz. Bütün hukuki düzenlemeleri evrensel hukuk ilkelerine uygun hale getireceğiz.

Hukuk devleti için ilk adım OHAL’in kaldırılması olacaktır.

Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere devlet kurumlarının, tarafsız, çağdaş ve demokratik denetim yapma yetkisini kullanabilmesi için gerekli düzenleme ve reformlar derhal yapılacaktır.

Yetkin ve tarafsız yargıçların seçilmişleri denetlemesi imkânı sağlanacaktır.

Hâkim ve savcıların talimatla hareket etmelerine son verilecektir. Önünü iliklemeyen hâkim ve savcılar görev yapacaktır.

Bağımsız, etkin ve gecikmeyen bir yargı düzeni kurulacaktır.

Hâkim ve Savcılar Kurulu yeniden yapılandırılacak, Adalet Bakanı ve Müsteşarı HSK’da yer almayacaktır.

Yargıdaki siyasallaşma mutlaka önlenecektir. Yargı üyelerinin göreve başlaması siyasi erkin dışında olacaktır. Yargıç güvencesini sağlamak için gerekli bütün adımlar atılacaktır.

Hak arama özgürlüğünü güvence altına alan düzenlemeler yapılacaktır.

Özel hayatın gizliliği en önemli ilkelerimizden biridir. Telefon dinlemeleri başta olmak üzere devletin, vatandaşın hayatına müdahale edecek hukuksuz uygulamaları engellenecektir.

Demokrasi

Yeni ve çağdaş bir Anayasa yapılarak, kuvvetler ayrılığına dayalı güçlü bir parlamenter rejim oluşturulacaktır.

Demokrasiyi bütün kurum ve kurullarıyla kesintisiz biçimde işletmek vazgeçilmez hedefimizdir.

Temel hak ve özgürlükler, kanun önünde eşitlik, çoğulculuk ve özgür basın anlayışı esastır.

Katılımcılık, birlikte yönetim ve çoğulcu demokrasi ilkeleri doğrultusunda yükseltilecek olan demokratik toplum yapımızda yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır.

Yerel yönetimler güçlendirilecektir. Merkezde toplanmış ve verimsizliğe yol açan idari yetkiler bu yönetimlere devredilecektir

Medya siyasetin ve sermayenin güç devşirme aracı olmaktan çıkarılacaktır. Tarafsız ve sorumlu yayımcılık anlayışına uygun düzenlemeler ivedilikle yapılacaktır.

Demokrasimizi, milli bütünlüğümüzü ve güvenliğimizi tehdit eden FETÖ, PKK, İŞİD ve benzeri bütün terör örgütlerine karşı tavizsiz mücadele edilecektir.

Kamu yönetimi

Kamu yöneticilerinin hukuka, bilime, kamu yararına uygun ve tarafsız biçimde görev yapmaları esas olacaktır.

Kamu yöneticilerinin seçiminde ve yükseltilmelerinde liyakat ve ehliyet ana ilkemiz olacak, her tür ayırımcılığa son verilecektir.

Kamu yönetimi denetlenebilen ve hesap verebilen bir hale getirilecektir.

Kamu düzeninde devlet ve yurttaş arasındaki ilişkiler karşılıklı güven esasına dayandırılacaktır.

Kamu güvenliğini korumakla görevli polislerin koruma ya da özel güvenlik elemanı gibi kullanılmasına izin verilmeyecektir. Polisimizin özlük hakları iyileştirilecek; sendikal haklar, ek mesai ve 3600 ek gösterge verilecektir.

Ekonomi

Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan ekonomi politikalarına son vereceğiz.

Tüketim, israf, borçlanma sarmalına dayalı ve iflaslar doğuran ekonomik model terk edilecektir.

Üretime dayalı, gelirin hakça bölüşüldüğü refah ekonomisine geçilecektir.

Her ailenin bir evi, her evin bir maaşı olacaktır.

Her şeyi ithal edebiliriz anlayışı gidecek, biz yaparız, biz üretiriz anlayışı gelecektir. Yaratıcılık ve girişimcilik teşvik edilecektir.

Ekonomiyi düzenleyen temel kurulların özerkliği yeniden tesis edilecektir.

Merkez bankası para politikasını bağımsız bir şekilde uygulayacaktır.

Kamu bankaları siyasetin etkisinden çıkarılacaktır.

Finansal sistemimizin standartları ve finansal yatırımların güvenliği esastır.

Hedefimiz Türkiye ekonomisinin her yıl en az 7% büyümesidir. Başta dış yatırımcılar olmak üzere her türlü yatırımcı için şart olan öngörülebilir ve güvenilir yatırım ortamı oluşturulacaktır.

Kaynaklar, israf ve talan ekonomisine değil üretim ekonomisine yönlendirilecektir.

Kişi başına düşen milli gelirimizi ilk etapta 15,000 dolar düzeyine çıkartarak orta gelir tuzağından kurtulacağız.

Kamu kaynaklarının etkin kullanımıyla bütçe dengesi makul hale gelecek, üretim ekonomisiyle ihracat artacak ve dış ticaret açığı sürdürülebilir düzeylere düşecektir.

Kontrolsüz kamu harcamalarıyla bozulmuş olan bütçe dengesinden kaynaklanan enflasyon %5’ e, faiz %7’ ye düşürülecektir. Cari açık hedefimiz %3’ tür.

5 Yıl içerisinde en az 5 yerli markayı dünya markası haline dönüştürmeyi hedefleyen AR-GE ve teşvik politikaları uygulanacaktır.

Üretime dayalı ve küresel ölçekte rekabet edebilir ekonomik model sayesinde işsizlik oranları 5 yıl içinde %5 e düşürülecektir.

Ekonomik vizyonumuz, tasarım ve katma değeri yüksek üretim odaklı olacaktır. Girişimcilik merkezleri oluşturulacaktır.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde neredeyse 10 yıldır devreye girmeye başlayan “dördüncü kuşak endüstrinin”, yani Endüstri 4.0’ın gerektirdiği üretim yapısı ve teknolojisi geciktirilmeden ülkemize kazandırılacaktır

Bilişim ve gelecek teknolojileri öncelikli yatırım alanları olacaktır. Yüksek teknoloji bölgeleri kurulacaktır. Bilişim alanında hizmet ihraç eden ülke haline geleceğiz.

İhracatımız 5 Yıl içerisinde iki katına çıkarılacaktır.

Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörünü, 100 milyar dolarlık iş hacmine ulaşması için destekleyeceğiz.

Bölgesel gelişmişlik farklarını azaltacak ve gelişmeyi bütün ülkeye yayacak politikalar uygulanacaktır.

Jeopolitik konumumuzu da kullanarak Türkiye’yiF lojistik üs haline getireceğiz.

Enerji politikalarında akılcı olmayan uygulamalar gözden geçirilecek, ithal kömüre dayalı termik santral yapımına kısıtlama getirilecek, yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilecektir.

Bütün gelişmiş ekonomilerin yoğun biçimde kullandığı demiryolu taşımacılığı modern yöntemlerle Türkiye genelinde geliştirilecektir. “Demiryolu ve Otoyollar Entegre Projesinin” ilk etabında Samsun – Mersin Demiryolu ve otoyolu projesi başlatılacaktır.

Ulaşım altyapısı geliştirilirken önceliklerimiz, ihtiyaç ve kaynak dengesine göre belirlenecektir.

Dış politika

Barış ve güvenlik ilkelerinden ayrılmayacak politikalar geliştirilecektir.

Uluslararası politikada vazgeçilmez ilkemiz, yeniden ve “Her Zaman Yurtta Barış, Her Zaman Dünyada Barış” olacaktır.

Herkesle kavga eden bir devlet görüntüsünden hızla çıkılacak ve başta komşularımız olmak üzere, milli çıkarlarımız doğrultusunda bütün dünya ülkeleri ile sağlıklı ilişkiler kurulacaktır.

Cumhuriyetle birlikte yüzümüzü kesin olarak döndüğümüz, muasır medeniyeti yakalayıp geçme mücadelemizi devam ettireceğiz.

Batı ülkeleri ve Avrupa Birliği ile ilişkimizi ulusal çıkarlarımız doğrultusunda normalleştireceğiz. Avrupa Birliği ile sonuna kadar müzakere edeceğiz ve bu sürecin kesintiye uğramasına izin vermeyeceğiz. Avrupa’nın da Türkiye ye ihtiyacı olduğu bilinci içerisinde olacağız.

Kıbrıs’ta adil ve iki taraflı hızlı bir çözüme ulaşmak hedefimizdir.

İşleyen demokrasisi ve çağdaş yaşam koşullarıyla Türkiye yeniden İslam ülkelerine örnek ülke olacaktır.

Bugün devre dışı bırakılan diplomasi, Devletimize ve geleneklerimize yakışır şekilde yeniden tesis edilecektir.

Uluslararası ilişkiler dostluk ilişkisi değil karşılıklı çıkarlar ilişkileridir. Devletin diplomasi geleneğini yok sayarak yaratılan tahribatın onarımı için gerekli adımlar ivedilikle atılacaktır.

Ülkemizin, kontrolden çıkmış bir göç politikası sonucunda ortaya çıkan ve 5 milyona yaklaşan göçmen sorunu, insani bir yaklaşımla ve milli çıkarlarımız doğrultusunda acilen çözülecektir.

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerdeki sorunlarına çözüm geliştirmeye yönelik etkin politikalar izlenecektir.

Eğitim

Eğitim; akıl, bilim ve çağdaş standartlara dayalı ve öğrenci odaklı olarak yapılandırılacak ve siyasetin toplum mühendisliği aracı olarak kullanılmayacaktır.

Eğitim kalitesinin mevcut durumu ülkemizin en temel sorunlarından biri haline gelmiştir. Üniversitelerden başlayarak temel eğitime yayılan bu sorunlara kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki aşamalı bir çözüm planı uygulanacaktır.

Yükseköğrenimde idari reform yapılacak, Devlet üniversiteleri özerkleşecektir. Üniversitelerin bilim yapar hale gelmesinin önü açılacaktır.

Üniversitelerin bölünmesi engellenecektir.

Yükseköğrenim öğrencilerimizin yurt sorunları tamamen çözülecektir.

Yükseköğrenim gören öğrencilerimize, her 19 Mayıs’ta 500 TL gençlik bursu ve her 29 Ekim’de 500 TL Cumhuriyet bursu verilecektir.

Üniversite öğrencilerine verilen burslar, mezuniyetten sonra iş buluncaya kadar iki yıl süreyle ödenmeye devam edecektir.

Her sene 10,000 üniversite mezunu dünyanın değişik ülkelerinin en iyi okullarına yüksek lisans ve doktora yapmak üzere gönderilecektir. Bu gençlerimizin, yurda döndüklerinde, ülkemizin üniversitelerinde, sanayisinde, kültür ve sanat hayatında etkin rol oynamaları sağlanacaktır.

Ülkemizdeki bilgisayar mühendisi sayısı 100.000’e çıkarılacaktır. Türkiye bilişimde teknoloji üreten ve ihraç eden bir ülke konumuna getirilecektir.

Bütün çocuklarımıza kaliteli eğitim imkânı sunulacaktır. Okul Öncesi Eğitim zorunlu hale getirilecektir.

İkili eğitim tümüyle kaldırılacak, tam gün eğitim sistemine geçilecektir.

Taşımalı eğitim ve birleştirilmiş sınıf uygulaması sona erdirilecektir.

Çocuklarımız istemediği okul türüne yönlendirilmeyecektir. Proje okul uygulaması kaldırılacaktır.

Okullar için zorunlu bağış alınması engellenecektir. Hiç bir sınavdan giriş ücreti alınmayacaktır.

Engelli çocuklarımız için özel eğitim programları geliştirilecek, devlet bu evlatlarımızın hayat boyu güvencesi olacaktır.

Başta ekonomik hakları olmak üzere öğretmenliğin statüsünü güçlendireceğiz. Öğretmenlere 3600 ek gösterge verilecektir.

Öğretmenlere, Eğitim-Öğretim yılı açılışında verilen ikramiyeden bağımsız olarak, her 24 Kasım’da bir maaş ek ödeme yapılacaktır.

Sözleşmeli öğretmenlik kaldırılacak, öğretmenlere çalışma güvencesi sağlanacaktır.

Öğretmen alımında mülakat sistemi kaldırılacaktır.

Öğretmene akademik kariyer yapma imkânı verilecektir.

Sağlık

Sağlık yatırımlarının yanı sıra, kaliteli ve herkesin erişebileceği sağlık sistemini oluşturmak temel önceliğimizdir.

Sağlık hakkı bütünüyle piyasa koşullarına bırakılamayacak temel bir haktır. Devlet bu alanda halkın yararına olan gerekli bütün düzenlemeleri ve müdahaleleri yapacaktır.

18 yaşına kadar herkes, sahip olduğu nüfus cüzdanından başka hiçbir belgeye ve işleme ihtiyaç duymaksızın, bütün sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacaktır.

Vatandaşlarımızın her türlü ilaca erişmesini temin etmek için gereken düzenlemeler yapılacaktır.

Çevre

Temiz ve doğal ortamda yaşamak herkesin hakkıdır.

Bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin haklarını da gözeten, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir politikalar geliştirilecektir.

Şehirleşmede, imar planlamasında, yerüstü ve yeraltı doğal kaynakların kullanımında, ulaştırma ve enerji projelerinde, çevrenin ve doğal hayatın korunması temel hedefimizdir.

Ekoloji- Ekonomi dengesini gözeten, çevreye saygılı bir sanayi kurulacaktır.

Çevrenin kirlenmesine izin vermeyeceğiz, kirletene bedelini mutlaka ödeteceğiz.

Yerel yönetimlerin çevreyi ve doğayı korumalarına ilişkin sorumluluklarını arttıracağız. Yerel halkın çevre konusundaki karar alma süreçlerine gerçekçi ve etkin katılımı sağlanacaktır.

Doğal yaşamın korunması ve hayvan haklarının gözetilmesi konusundaki uygulamalarımız, ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürütülecektir.

Tarım

Çiftçinin piyasa koşullarının altında ezilmesine izin verilmeyecektir.

Türkiye’yi tarım ve hayvancılıkta ithalatçı olmaktan çıkarıp, kendi kendine yeter ve ihracat yapar hale getireceğiz.

Türkiye’yi Avrupa’nın organik tarım ve hayvancılık merkezi yapacağız. Tarıma dayalı sanayi önceliğimizdir.

Başta mazot ve gübre olmak üzere tarımda girdi fiyatları makul düzeyde tutulacaktır, çiftçiye mazot 3 TL’ den verilecektir.

Tohum Enstitüsü kurulacak ve çiftçimize toprağa en uygun tohumlar tedarik edilecektir.

Şeker fabrikalarının özelleştirme kararlarını iptal edeceğiz.

Meraların köyün ortak malı olarak kalmasını sağlayacağız.

Devletin modern tarım ve hayvancılığa yol göstermesi, bilgi ve teknoloji üretmesi amacıyla bölgesel merkezler kurulacaktır.

Yıllardır bir türlü bitirilemeyen GAP Projesi tamamlanacaktır.

Çalışma hayatı

Çalışanların örgütlenmesinin ve hak arayışlarının önündeki engelleri kaldıracağız. İşçilerin sendikal hakları ile grev hakkını kullanılamaz hale getiren yasal hükümleri kaldıracağız.

Herkese iş ana hedefimizdir. Küresel rekabete uygun yeni istihdam alanları yaratmayı teşvik edeceğiz.

Kayıt dışı çalışma engellenecektir.

Asgari ücret 2,200 TL olacaktır.

Aile sigortası uygulaması hayata geçirilecektir.

Kadın

Kadınlarımız, çalışma hayatından siyasete kadar hayatın her alanında hakları olan yeri alacak ve toplumsal yaşantımızı zenginleştireceklerdir.

Kadınların, özellikle siyasal yaşama katılmalarının ve yönetimde üst makamlara yükselmelerinin önü açılacak, pozitif ayrımcılık desteklenecektir.

Kadınların, şu anda %32 olan istihdama katılım oranı 50%’ye çıkarılacaktır.

Kadına ve çocuklara yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilecektir.

Kültür ve sanat

Kültür politikalarımızın hedefi, toplumun ve bireyin, düşünsel, estetik ve manevi yaşamını zenginleştirmek ve yüceltmektir.

Özgür düşünceyi ve sanatsal yaratıcılığı teşvik edeceğiz.

Toplumun, estetik duyarlılıktaki eserler ve fiziki çevre ortamında gelişmesi sağlanarak yaşam kalitesi kültürel boyutuyla da yükseltilecektir.

Toplumun ve bireyin nitelikli kültür ve sanat faaliyetlerine kolaylıkla ulaşılabilmesi sağlanacaktır.

Sanat faaliyetleri desteklenecek ve sanatçıların örgütlenmeleri sağlanacaktır.

Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin kültür yatırımlarına daha fazla kaynak ayırması sağlanacaktır.

Spor

Sporun siyasallaşması engellenecektir. Spor yönetiminin özerkliği yeniden tesis edilecektir.

Başta atletizm olmak üzere bütün spor dalları özendirilecektir.

Spor altyapısı güçlendirilip çağın gereklerine uygun hale getirilecektir.

Üstün yetenekli gençler için özel yetiştirme projeleri geliştirilecektir.

Passolig uygulaması kaldırılacaktır.

Turizm

Turizm çeşitlendirilerek 12 aya yayılacak, yabancı turist sayısı 60 milyona, turizm gelirlerimiz 60 milyar dolara çıkarılacaktır.

Kültür, doğa, sağlık alanlarındaki turizm yatırımları teşvikler yoluyla desteklenecek, turizm bölgelerinin alt yapı yatırımları gerçekleştirilecektir.

Türkiye’nin turizm tanıtımı kamu ve özel sektör ortaklığında kurulacak özerk bir kurum tarafından etkin bir şekilde yürütülecektir.

Turizm, iki merkeze bağımlı olmaktan kurtarılarak, ülke sathına yayılacaktır. İlk etapta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu odaklı “Van Gölü ve Çevresi” ve Orta Anadolu odaklı “Kapadokya ve Çevresi” Turizm Entegre Projeleri başlatılacaktır.

Yalnız Turizmin değil, doğal yaşamın korunması kaygılarının ön plana alındığı, “Karadeniz’in Doğal Değerlerini Koruma Programı”, bütün Karadeniz’i kapsar biçimde uygulanacaktır.

Turizmde istihdam politikası sürdürülebilir hale getirilecek, yaz-kış istihdam dengesinin sağlanması için kış aylarında istihdam teşviki uygulanacaktır.

Değerli Vatandaşlarım,

Yeni dönemde yerine getirmek zorunda olduğumuz bir başka hayati görevimiz, birbirlerine düşmanlaştırılan insanlarımızı barıştırmaktır.

Ayrışmanın, bölünmenin ve kamplaşmanın bu ülkede yaşayan hiç kimseye fayda sağlamayacağı gerçeğini anlatacağız.

Saygın bir ülke olmanın ve uluslararası toplumda kaybettiğimiz güçlü konuma yeniden ulaşmanın yolunun, içerde sağlayacağımız birlik ve bütünlükten geçtiğini her zaman göz önünde bulunduracağız.

Bu nedenle, kardeşlik, barış, huzur, refah ve sevgi yol gösterici değerlerimiz olacaktır.

Siyasette hakka, hukuka ve milletin tümüne saygılı bir üslup yerleştireceğiz.

Türkiye’nin geleceği için ortak kaygıları paylaşan, Cumhuriyetin geleceği için ortak bir mücadele vermek isteyen herkesle birlikte yürüyeceğiz.

Yolumuzu aydınlatan ışık Milletimizin gücüdür. Büyük Atatürk ve arkadaşlarının kutlu uğraşlarında en büyük dayanakları olan bu milletin gücüne güveniyoruz.

Milletimizin karşısına, çocuklarımızın aydınlık geleceğini geri almayı hedeflemiş bir bilinç ve kararlılıkla çıkıyoruz.

Cumhurbaşkanlığını kazanacağız, meclis çoğunluğunu alacağız.

Hemen ardından, “onarım politikalarımızı” uygulamaya başlayacağız.

Anayasal rejimi canlandıracağız,

Hukukun üstünlüğü ilkesini hâkim kılacağız,

Ekonomiyi güçlendireceğiz,

Parlamenter demokrasiyi tekrar bütün kurumlarıyla hayata geçireceğiz

ve toplumda yaratılan düşmanlıkları ortadan kaldıracağız.

Cumhuriyetimizi, çıkardıkları rotasına yeniden oturtacağız.

Halkın geleceğe olan güvenini yeniden ve güçlü biçimde tesis edeceğiz.

Aydınlığa ve refaha doğru olan yolculuğumuzu yeniden ve büyük bir şevkle başlatacağız.

2023’de, Cumhuriyetimizin hak ettiği yüzüncü yıl sevincini, bütün yurttaşlarımızla birlikte huzur ve barış içerisinde kutlayacağız.

Gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz onarım döneminde, Türk milletinin Cumhuriyete inanmış her ferdiyle birlikte yürümek azmindeyiz.

Büyük Milletimizin her ferdini bu Gelecek Bildirgesine ortak olmaya davet ediyoruz.

‘’Birbirimizle Barışacağız’’, ‘’Birlikte Büyüyeceğiz’’ ve ‘’Hakça Bölüşeceğiz’’.

Milletimize inanıyoruz, kendimize güveniyoruz, biz kazanacağız, Cumhuriyet kazanacak.

Muharrem İnce 15 günde 13 il mitingi yaptı

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını 4 Mayıs 2018 tarihinde Birinci Meclis önünden başlatan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, 15 günde 13 il mitingi gerçekleştirdi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından 4 Mayıs’ta CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan İnce’nin mitingleri sürüyor.

Seçim kampanyasını, Ulus’taki Birinci Meclis önünden başlatan İnce, ilk büyük mitingini memleketi Yalova’da yaptı.

Daha sonra sırasıyla Edirne, Hakkari, Rize, Denizli, Manisa, Konya, Niğde, Aksaray, Çorum ve Amasya’ giden İnce, 18 Mayıs’ı ise Trakya’ya ayırdı. Dün Kırklareli ve Tekirdağ’da halkla buluşan Muharrem İnce, Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan bugün de Samsun’da olacak.

Bugün ayrıca Sinop’ta halka seslenmesi beklenen İnce, yarın ise Osmaniye ve Adana’da miting yapacak.

Toplamda 50 il mitingi

Gittiği illerdeki bazı büyük ilçeleri de ziyaret eden Muharrem İnce’nin, 24 Haziran’a kadar 50 ilde miting yapması planlanıyor.

Muharrem İnce, 21 Mayıs Pazartesi günü Bartın ve Zonguldak’ta, 22 Mayıs Salı günü Düzce ve Bolu’da, 23 Mayıs Çarşamba günü ise Erzincan ve Sivas’ta olacak.

İnce, 25 Mayıs Cuma günü ise Uşak ve Afyonkarahisar’da miting düzenleyecek.

Liste yarın netleşecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun üzerinde çalışmaları devam ederken, milletvekili aday listesi, yarın akşam toplanacak Parti Meclisi’nin (PM) onayına sunulacak. Yarın ilk olarak Merkez Yönetim Kurulunu toplayacak Kılıçdaroğlu, akşam 19.00’da ise PM’ye başkanlık edecek. CHP’de tüzük gereği milletvekili adayları il il PM’nin onayına sunulacak.

Kılıçdaroğlu’nun İzmir ya da İstanbul’dan milletvekili adayı olacağı, Deniz Baykal’ın ise Antalya 1. sıradan aday gösterileceği belirtildi.

Grup kurabilmesi için Saadet Partisi’nden 5-6 ismin CHP’nin listelerinden aday olması beklenirken, ayrıca Abdüllatif Şener, Kani Beko, İbrahim Kaboğlu gibi isimlere CHP listesinde yer verileceği öğrenildi.

CHP’de yarın yapılacak MYK ve PM toplantıları nedeniyle parti genel merkezinde ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Bildirge 24 Mayıs Perşembe açıklanacak

Partinin yazım çalışmaları devam eden seçim bildirgesi ise 24 Mayıs Perşembe günü kamuoyuna açıklanacak.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun onayının ardından bildirge, 24 Mayıs Perşembe günü ATO Congresium’da kamuoyuna açıklanacak. Toplantıda ayrıca CHP’nin milletvekili adayları da tanıtılacak.

CHP bildirgesinde asgari ücretin en az 2 bin lira olması, taşerona şartsız kadro, “Aile Sigortası” gibi sosyal devletin güçlendirilmesine yönelik vaatler yer alacak. Bildirgede, emeklilere dini bayramlarda birer maaş ikramiye verilmesi, OHAL’in kaldırılması ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin bir üretim üssü olmasını içeren “Merkez Türkiye” projesine vurgu yapılacak.

Daha çok salon toplantılarına katılması beklenen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise Muharrem İnce’ye destek ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için partisine oy istemek amacıyla İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerde sınırlı sayıda miting yapacağı belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun, İnce ile bazı mitinglere katılması da bekleniyor.

Demirtaş’ın kendi röportajını okuması ‘sakıncalı’ bulundu

HÜSEYİN ŞİMŞEK

HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’a annesinin demeci ve fotoğrafları bulunduğu gerekçesiyle Cumhuriyet gazetesinin Pazar ekinin verilmemesinin ardından bir sansür de BirGün gazetesine geldi. BirGün gazetesi, yazılı sorularına verdiği yanıtlardan oluşan röportaj gerekçe gösterilerek cezaevi yönetimi tarafından alıkonuldu.

Seçim çalışmasının zorluğunu anlattı
4 Kasım 2016’dan bu yana Edirne Cezaevi’ne tutuklu bulunan Demirtaş, geçen pazar günü BirGün’ün yazılı sorularına verdiği yanıtlarda, tutukluluk koşullarında seçim çalışması yapmanın zorluğuna değindi. Partisinin Cumhurbaşkanı Adayı olarak cezaevinden çalışmalarının tamamını yapamadığını dile getiren Demirtaş, seçmenlerinin seçim çalışmasına katkıda bulunmasını istedi.

Skandal gerekçe
Demirtaş’a gazetelerin verilmemesinden bir gün sonra Edirne Cezaevi Eğitim Kurulu’nun yaptığı 14 Mayıs 2018 tarihli toplantıda alınan kararda, BirGün gazetesinde Demirtaş’ın söyleşisinin bulunduğu sayfaya atıfta bulunuldu ve “Kurum çalışanları hakkında yalan ve karalayıcı haber yaparak kurum çalışanlarının töhmet altında bırakıldığı” belirtildi.

‘Cezaevi güvenliği tehlikeye düşer’
Kararda, ceza infaz kurumlarında bulundurulabilecek eşyalar hakkındaki yönetmelik hükümleri anımsatılarak, “Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez” ifadelerinin kullanılması dikkati çekti.

Kararda, Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’ne de değinilerek, “Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararı ile tespit edilen hiçbir yayının kuruma kabul edilmeyeceği” hükmü doğrultusunda BirGün gazetesinin Demirtaş’a verilmeyerek alıkonulmasına karar verildi.

Bir gün sonra ‘güvenlik sağlandı’
Eğitim Kurulu, daha sonra yaptığı incelemede, kurum güvenliğinin tehlikeye düşürülmediği veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumların bulunmadığı tespit edildiği için Cumhuriyet Pazar ekinin ‘sakıncalı’ olmadığına karar verdi. Edinilen bilgiye göre yapılan itiraz üzerine Demirtaş’a, BirGün gazetesi de ertesi gün verildi.

Demirtaş, seçilirse gerçekleştireceği ilk icraatını açıkladı

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı ve eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevinden Alman kamu yayıncılık kuruluşu WDR’in sorularını yanıtladı. Cezaevinde kampanya yürütme imkanlarının yok denecek kadar az olduğunu, sadece avukatları aracılığıyla ve posta yoluyla dışarıya mesaj gönderebildiğini belirten Demirtaş, “Bu müthiş adaletsiz ve eşitsizlik durumu nedeniyle daha çok da seçmenlerim adına üzgünüm. Ama kişisel olarak moralli ve güçlüyüm” dedi.

‘HDP’SİZ ZAFER MÜMKÜN DEĞİL’

Demirtaş, “Mevcut durumda HDP’siz muhalefet ittifakının Erdoğan karşısında zaferi mümkün mü?” sorusunu, “HDP’siz hiç kimsenin zaferi mümkün değil. Anketler de, meydanlar da bunu gösteriyor” diye yanıtladı.

Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması durumunda “daha katılımcı, çoğulcu bir demokrasi için çabalayacağını, yeni bir anayasa ile birlikte demokratik parlamenter sisteme, özgürlükçü bir yönetim anlayışına geçiş yapacaklarını” belirten Demirtaş, “OHAL’i kaldırıp AB sürecinde müzakerelere yeniden başlayacağız. Dış politikada daha barışçıl bir pozisyon alıp, içeride de Kürt sorununu barışçıl yolla çözeceğiz. Bütün bunlar ekonomiye de nefes aldıracak. Enflasyonu, işsizliği, cari açığı düşürecek şekilde yerli üretime dayalı bir kalkınma modelini hayata geçirebileceğiz” dedi.

İLK İCRAATI NE OLACAK?

Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda ilk icraatının ne olacağı şeklindeki soruyu ise “Çatışmalarda evladını yitirmiş bir Türk anne ile bir Kürt anneyi buluşturup, ikisinin de ellerinden öpüp barışı sağlayabilmem için desteklerini ve dualarını isteyeceğim” diye yanıtladı. (Kaynak: Deutsche Welle Türkçe)

Edirne’de Hıdrellez coşkusu

Türkiye’nin birçok bölgesinde çeşitli etkinliklerle kutlanan baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez, Edirne’de de renkli görüntülere sahne oldu. Tunca Nehri üzerinde bulunan Fatih Köprüsü’ne çıkan bir genç, herkesin gözü önünde kendisini nehrin serin sularına bıraktı.

Edirne Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yapıldığı Sarayiçi Er Meydanı alanında Tunca Nehri kenarında başta Edirneli romanlar olmak üzere toplanan binlerce yerli ve yabancı turist, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez’i karşıladı.

edirne-de-hidrellez-coskusu-460220-1.

Edirne Belediyesi tarafından hazırlanan platformda, roman halk dansları topluluğun gösterileri ve davul zurna eşliğinde binlerce roman dans etti, göbek attı.

Bin yıllık roman gelenekleri sürdürüldü

Tunca Nehri kenarında Hıdrellez Şenlik kutlamaları için gelen çok sayıda yerli ve yabancı turist, bölgede binlerce yıldır süregelen dilek tutma rutiellerini gerçekleştirdi. Romanlar ve turistler, inanışları gereği ‘sağlık, arınma ve bereket’ için Tunca Nehri’nde özel eşyalarını yıkadı, dileklerini yazılı olduğu kağıtları attı ve nehre dilek tutarak mum bıraktı.

Türkiye’nin birçok bölgesinde çeşitli etkinliklerle kutlanan baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez, Edirne’de de renkli görüntülere sahne oldu. Tunca Nehri üzerinde bulunan Fatih Köprüsü duvarına çıkan bir genç, bir anda köprüden atlayarak, kendisini Tunca Nehri’nin serin sularına bıraktı. Festival alanında kısa süreli panik yaşansa da suya atlayan genç, birkaç metre sonra kıyıya ulaştı.

edirne-de-hidrellez-coskusu-460221-1.

“Barış, mutluluk ve bereket dileklerimizle çelengimizi Tunca Nehri’ne bıraktık”

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, “Bin 400 yıllık bir Roman geleneğini tekrar yaşatıyoruz her yıl yeniden. 2018 yılında Kakava ve Hıdrellez etkinlikleri, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Bu yıl ilk kez UNESCO kapsamında da etkinliklerimizi düzenledik. Dün Edirne’den tüm dünyaya, güzel ülkemize barış, huzur, sağlık, mutluluk ve bereket getirmesi için ateşimizi yapmıştık. Bu günde bereketli Tunca Nehri’nin ve bereketli Edirne topraklarının, Osmanlı Sarayı’nın olduğu bölgede yine barış, huzur, mutluluk ve bereket dileklerimizle çelengimizi Tunca Nehri’ne bıraktık” dedi. (İHA)

edirne-de-hidrellez-coskusu-460222-1.

Mahkemeden tutuklu avukata: Adli kontrol şartının devamına!

Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları ile birlikte artan baskıdan, süren operasyonlardan, sokakta, karakolda ve cezaevinide rutin hale gelen işkenceden avukat da payına düşeni alıyor. ‘Avukata bunu yapan yurttaşa ne yapmaz’ sorusu akla takılıyor

Hukuk ihlalleriyle ilgili önemli dosyaların bilinmesini ve sahiplenilmesini sağlayan ‘halkın avukatlarının’ tutukluluk hali devam ederken, seslerinin topluma yeterince ulaşamaması düşündürücü. İktidar tarafından terörize edilen toplum ve medyanın en somut halini tecrit ya da cezaevi sürgününde olan avukatlar üzerinden görmek mümkün.

17 Ekim 2017 tarihinde, 5 gün gözaltında tutulduktan sonra, ‘örgüt üyesi olmak’ iddiasıyla tutuklanmasına karar verilen Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı cezaevine giderken şunları söylüyordu: “Bu Soma’nın, Suruç’un, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın bedelidir öderiz.”

Türkiye’de özellikle iki mesleğin; avukatlık ile gazeteciliğin, gün geçtikçe daha riskli hale gelmesi ve nedenleri Kozağaçlı’nın sözleri üzerinden okunabilir. İktidar karanlığını yayarken, ışığı açıp biraz olsun etrafı aydınlatmak isteyenlere tahammül edemiyor. Bizzat kendisine ait suçları deşifre edenlere karşı, ‘haklı olarak’ tavır alıyor.

Bütün dairelerin kaplılarını kırıyorlar
Türkiye’de 600’e yakın tutuklu avukat var. ‘Neden’ sorusu ile birlikte savunmaya yönelik baskının ‘nasıl’ ve ‘ne şekilde’ arttığı, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ile Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarına karşı süren keyfi operasyonlar üzerinden görülebilir. HHB, son 8 ayda 3 kez basıldı. 12 Eylül ve 18 Aralık 2017 tarihinde, müvekkiller ve stajyerler bürodayken operasyon yapıldı. Binadaki tüm daireler de bu operasyonlardan payını aldı. Diğer evler de arandı, evde olmayanların kapıları kırıldı. Böylece avukatların, çevre tarafından provakasyonuna yönelik bir zemin hazırlandı, terörize edilip, yalnızlaştırılmaları hedeflendi.

“Keyfimiz böyle istiyor”
Avukat Ezgi Çakır, keyfi uygulamalara ve ‘tuhaf polis operasyonlarına şöyle dikkat çekiyor: “Polisler arasında koordinasyon yok. Sanki büronun nerede olduğundan haberleri yok gibi davranıyorlar. Çatılara, damlara çıkıyorlar, film çeviriyor gibi bir halleri var. Anlaşılmaz bir durum ve keyfilik söz konusu. Mesela ilk baskında Avukat Yaprak Türkmen ofisteydi ancak onu 3 ay sonra bir operasyon daha düzenleyip gözaltına aldılar. Dosyada suç yok, isnat yok. Tamamen keyfi baskın, gözaltı ve tutuklamalar bunlar. ‘Kuvvetli şüphe ne?’ diye sorsak cevaplayamayacak duruma geldi sorgu hakimlikleri. Son olarak geçen ay, 20 Nisan’da gerçekleşen operasyon da aynı şekilde keyfiydi.”

Kimi tecritte, kimi sürgün cezaevinde
Avukatlardan Selçuk Kozağaçlı ve Yaprak Türkmen Silivri Cezaevi’nde tecritte. Diğer 15 avukat ise farklı hapishanelerde sürgünde. Avukatların talepleri Silivri’de bir arada kalabilmek. Herbiri ayrı ayrı dilekçe yazarak, bu talebin karşılanmasını istiyor. Ancak dilekçeleri okuyan yok.

SEGBİS dayatması
Sürgün cezaevilerinde bulunan avukatlar, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile yargılanıyor. Bu adil yargılama hakkı ve yüz yüzelik ilkesinin açık ihlali olarak değerlendiriliyor.

Cezaevindeki avukata adli kontrol!
Avukat Çakır; “Mahkeme heyeti dosyaları okumuyor” diyerek aktarıyor: “Dosyada hakkında hiçbir delil niteliğinde belge, bilgi olmayan avukatlar var. Heyet dosyalardan öylesine bir haber ki skandallara imza atıyor. Mesela mahkeme tarafından, tensipte, Edirne F Tipi’nde tutuklu avukat meslektaşımız Ahmet Mandacı için adli kontrol kararının devamına denmiş. Verdiğimiz tahliye dilekçelerinin incelenmediği de açığa çıkmış oluyor böylece.”

Avukata bunu yapan halka ne yapmaz
Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları ile birlikte, sokakta, karakolda ve cezaevinide rutin hale gelen işkence avukata da uygulanıyor. Avukatlardan Süleyman Gökten ve Engin Gökoğlu’nun savunmaya ilişkin kitapları verilmiyor. Hemen hemen tüm avukatlar, haberleşme ve görüş cezaları alıyor. Yine avukat Engin Gökoğlu’nun gardiyanlar tarafından işkence ile kırılan kolunun uzun süre alçı da kaldığı biliniyor. Gökoğlu, 3 aydır fiziki tedaviye götürülmüyor, devamlı olarak bir bahane ile oyalanıyor. ‘Cezaevinde avukata bunu yapan vatandaşa ne yapmaz?’ sorusu akla takılıyor.

Ailelere de ceza: Gezi’yi unutamıyorlar
Avukat Ezgi Çakır; “Hakimler ve savcılar iktidarın güdümünde öç alma duygusu ile hareket ediyorlar” derken bir kez daha Kozağaçlı’nın sözleri önem kazanıyor: “Bu Soma’nın, Suruç’un, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın bedelidir…” Ancak öç alma duygusu daha eski dosyalar üzerinden de sürüyor. Gezi Direnişi’ni unutamıyorlar. Savunmaya yönelik iktidar baskısı, onların ailelerini de hedef alıyor. Avukat Şükriye Erden’in kızı Merve Erden, geçtiğimiz günlerde 2013 Gezi dosyası üzerinden tutuklandı.

Keşan’da ormanlık alanda yangın

Edirne’nin Keşan ilçesinde ormanlık alanda çıkan örtü yangınında 1 hektarlık alan zarar gördü.

Yangın, Keşan’a bağlı Radyolink Yolu üzerindeki Bayraktepe mevkiinde meydana geldi. İddiaya göre, piknikçilerin söndürmeden bıraktığı ateşten sıçrayan kıvılcımlar yangın çıkardı. Alevler rüzgarın da etkisiyle kısa sürede yayıldı. İhbar üzerine, olay yerine Keşan Orman İşletme Müdürlüğü ve Keşan Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’ne bağlı ekipler sevk edildi.

Yangın, yaklaşık 1 saatlik müdahale sonucu kontrol altına alınarak, söndürüldü. Keşan Orman İşletme Müdürü Mustafa Sümbül ve Keşan Belediyesi İtfaiye Müdürü Göksel Başaran da olay yerine gelerek, ekiplerden bilgi aldı. Yangında 1 hektarlık orman örtüsü yanarak, zarar gördü.

Yangının, söndürülmeden bırakılan piknik ateşinden çıktığı tahmin edilirken, orman işletme ve jandarma ekipleri olayla ilgili soruşturma başlattı.

(DHA)