Tarafsız Habercilik

FT: AKP’liler bu dönemde oy istemekten kaygılı

Financial Times, “Borç yükü ve enflasyon Erdoğan’ı zorluyor” başlıklı haberinde, AKP’li yetkililerin zayıf TL, artan fiyatlar ve ekonomik belirsizlik döneminde döneminde seçmenlerden oy istiyor olmaktan kaygı duyduklarını yazıyor.

Gazetenin Ankara Muhabiri Laura Pitel’in imzasını taşıyan haberde, “yıpranmış Türk Lirası’nın son iki haftadır görece bir istikrar yaşadığı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla arasında uzayan gerilimi tırmandırma politikasının ardından, Merkez Bankası’nın acil faiz artırımı ve üst düzey isimlerden gelen teskin edici açıklamaların sinirleri yatıştırmış gibi göründüğü” belirtiliyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre dün yayınlanan enflasyon rakamlarında büyük bir artışın görüldüğünü belirten gazete, bu tablo karşısında Merkez Bankası’nın Perşembe günü yapacağı toplantıda faizleri daha da arttıracağı beklentisiyle TL’nin değer kazandığını yazıyor.

Gazete, Türkiye’nin bunun dışında büyük bir cari açık ve şirket borçları yüküyle karşı karşıya olduğunu ve her ikisinin de değerli dolar ve ABD Hazine tahvillerindeki kâr artışıyla gelişmekte olan ülkelerden uzaklaşan dış yatırımlarla finanse edildiğini aktarıyor.

‘Türkiye kırılgan hale geldi’

Financial Times’a konuşan ABD Merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Finans Enstitüsü’nden Uğraş Ülkü “Büyük resim Türkiye’nin piyasa hassasiyetlerine karşı kırılgan bir hale gelmesi” diyor.

Türkiye’nin kırılganlığının Erdoğan’ın neredeyse bir buçuk yıl erkene aldığı parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece üç hafta ötede olmasıyla daha da arttığını söyleyen Financial Times şöyle devam ediyor:

“Son dönemde desteği yıpranan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden yetkililer TL’nin zayıf olduğu, fiyatların ve ekonomik belirsizliğin arttığı bir dönemde seçmenlerden oy istemekten kaygılı. Ama seçim kampanyası dönemindeyken sorunun asıl nedenleriyle başa çıkmaları da zor.”

Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimi uzmanı Prof. İlter Turan da “Herhangi bir hükümetin seçime girerken enflasyonla mücadele önlemleri alması neredeyse imkânsızdır. Enflasyonla mücadele kemer sıkmayı ve faiz oranlarında düzenlemeleri gerektirir” diyor.

Gazete bunun yerine hükümetin, seçmenleri yanında tutmak için vaatlerde bulunduğunu ve artan petrol fiyatlarını sübvanse etme sözü verdiğini kaydediyor.

‘Özel sektörün borcu kaygı yaratıyor’

Gazete sorunun Erdoğan’ın faiz oranlarına karşı söylediği sözler ve seçimden sonra ekonomideki kontrolünü daha da sıkılaştıracağı yönündeki sözlerinin yatırımcıları korkuttuğunu ve TL’nin düşüşünü hızlandırdığını belirtiyor.

Financial Times’a en büyük kaygılardan biri de bunun 295 milyar doları bulan özel sektör borçlarına etkisi.

“Yılbaşından bu yana yüzde 18 değer kaybeden liradaki değer kaybı, dolar ve euroyla borçlanan şirketlerin borçlarını çevirmesini daha da pahalılaştırıyor” diyen gazete geçen hafta Ankara merkezli Gama Holding’in 1 milyar dolarlık borcunu yeniden yapılandırmak isteyen son şirket olduğu yazıyor.

Gazete “Merkez Bankası yatırımcıların umutlarını karşılayıp faiz arttırmazsa, yeni bir TL satışı daha çok sayıda şirketin borç yeniden yapılandırması içlemesine yol açabilir” diyor.

‘Cari açık ve dış borç için yılda 200 milyar dolar gerekiyor’

Financial Times, çok sayıda uzmanın önümüzdeki aylarda ekonomide yavaşlama, hatta durgunluk beklediğini aktarıyor. Haberde görüşlerine yer verilen Hollanda bankası ABN Amro’nun gelişmekte olan piyasalar uzmanı Nora Neuteboom “Büyük olasılıkla zirveye ulaştık ve buradan sonra ekonomik büyüme sadece düşebilir. Bu da otomatik olarak enflasyonu ve cari açığı düşürür, dolayısıyla bir anlamda bu bir düzeltme mekanizması” diyor.

Ancak Neuteboom aynı zamanda en büyük kaygının Türkiye’nin dış yatırımlara bağımlılığı olduğnu da vurguluyor ve Türkiye’nin mevcut cari açığı ve büyüyen dış borcunu finanse etmek için yılda 200 milyar dolar bulmak zorunda olduğunu aktarıyor.

Neuteboom “Şu anda en büyük kaygı yatırımcıların faiz oranları istediklerinden düşük olduğunda bile bu eksiği kapatıp kapatmak istemeyecekleri. Türkiye’nin üzerinde dolaşan kara bulut bu” diyor.

Enflasyon-faiz ilişkisi

Türkiye ekonomisi yüksek faiz-yüksek kur ve yüksek enflasyon üçlüsü üzerindeki seyrine devam ediyor. Geçen günlerde mayıs ayı enflasyon verisinin açıklanmasıyla birlikte gelecek enflasyon beklentilerinde de daha fazla bozulma meydana geldi. Dolar kurunun ve faizin, enflasyondaki yükselişe eşlik etmesi, para piyasasındaki kontrolün sağlanamadığına işaret ediyor. Kontrolün ve yönetimin sağlanamaması ise tabloyu daha da karartıyor.

Önümüzdeki bu tabloya daha ayrıntılı bakalım;

»Enflasyon hız kesmeden yükselmeye devam ediyor. Tüketici fiyatlarındaki artış son altı ayın en yüksek seviyesi diyebileceğimiz yüzde 12,15’e çıktı. 2017 yılının Mayıs ayında enflasyon yüzde 11,72 idi. Yani her mayıs ayında daha yüksek bir enflasyonu konuşuyoruz. Alt kalemlerine baktığımızda ise enflasyona en büyük katkının ulaşım ve gıdadan kaynaklandığı gözüküyor. Ulaşım, yani benzin fiyatları ve gıda fiyatlarındaki artışın nedeni ise arz-talepten çok döviz kuru oynaklığından kaynaklanıyor. Her iki kalemde de dışa bağımlı olmamız, TL değer kaybettikçe bu ürünleri daha pahalıya dışarıdan ithal etmemize, tüketiciye de bu pahalılığı yansıtmamıza neden oluyor. Bu meseleyi daha net görmek için üretici fiyatlarına bakalım… Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) sanayi alanındaki üreticilerin yurtiçine sattıkları ürünlerin fiyat değişimini ifade ediyor. Dolayısıyla Yİ-ÜFE’deki artış aynı zamanda gelecekteki tüketici fiyatlarındaki artışın da habercisi oluyor. Yİ-ÜFE’deki artış ise mayıs ayında yüzde 20,16’ya çıkmış. 2017’nin aynı ayında ise yüzde 15’lerdeydi.

»Bu aralar enflasyon-faiz ilişkisi çok tartışılıyor, hatta AKP tarafından faizi enflasyonun asıl nedeni olarak gösteren açıklamalar yapılıyor, hatta bir de teorilerle süslenmeye çalışılıyor. Bu açıklamalardan ancak ‘caps’ olur. Çünkü ne teori ne de pratik deneyimler, bu açıklamaların yakınından bile geçmiyor. Sayelerinde hepimiz Econ101 derslerine geri döndük. Haydi bir daha yazalım; genel olarak enflasyon iki nedenden dolayı artar, ya talep fazlasından ya da üretim maliyetlerinin artmasından kaynaklanır. Bugün ise üretimde dışa bağımlılığın bir sonucu olarak üretim maliyetleri artmaktır. Türkiye, temel gıda ürünlerini bile dışarıdan ithal etmeye başladığı için ithal ürünlerin fiyatı aynı kalsa bile TL değer kaybettikçe bu ürünleri daha pahalı almaya başlıyor. Bugün konuştuğumuz mevzu bu.

»Peki, enflasyon konuşurken faizi nereye koyuyoruz? Önce faizin tanımını yapalım; faiz, borç verilen veya alınan paranın fiyatıdır. Bir yatırım harcamasında kullanılıyorsa da, sermayenin getiri oranıdır. Burada borç ilişkisi üzerinden gidersek, faiz, parayı ne kadar süreliğine kiraya verdiğinize yani borcun vadesine, kime borç verdiğinize göre değişir. Örneğin bir ülkede ekonomik çarpıklıklar kontrol edilemez çatlaklara dönüşmüşse, ülke dış borçlarını finanse etmek için herkesten daha yüksek maliyetle borçlanmak zorunda kalır. Diğer bir ifadeyle bu ülkede geçinebilecek kaynak bırakılmadıysa, işsizilik yüksek ve eğitim yapısı geri ise, gelecekte gelir kalemlerinin daha da bozulacağı beklentisi oluşur ve ekonomik risk yatırım ve tüketim harcamalarındaki iştahı kaçırır. Tüm bu faktörler faizin nedenleri arasındadır.

»Borç verenler de -uluslararası fonlar diyelim- bu faizi incelerken elbette ülkedeki enflasyona da bakarlar. Reel faize yani enflasyondan arındırılmış faize bakarlar. Fakat bu, faizi enflasyonun nedeni yapmaz. Hatta bir IMF programı olan ve Merkez Bankalarınca uygulanan enflasyon hedeflemesi uygulamasında, eğer enflasyon hedefinden sapılmışsa faizler yükseltilir. Bu sıkı para politikası sonucu enflasyon beklentileri de düşmüş olur. Pratikte de araç olarak kullanıldığında faiz, ortaya atılan iddiaya tam zıt bir mekanizmayla işler. Tabi Türkiye gibi yüksek dış borçlu ülkeler için bu pratik işlememektedir. Nedeni ise yapısal özelliklerdir.

»Türkiye’de ise durum şöyle: Türkiye dış borç yükünden dolayı sıcak para çekmeye mecbur bir ülke. Bunun için faizleri yükseltiyor, çeşitli kısa vadeli çözümler vergi, varlık barışı vb çözümler getiriyor. İşe yarıyor mu? Hayır. Yahut şöyle soralım, Faizlerin dolar kurunu düşürmede neredeyse etkisiz kalması, faizi enflasyonun nedeni yapar mı? Kurdaki yükselişin fiyatlara yansımasında, ne kadar faizi yükseltirseniz yükseltin, faiz etkisinin son derece sınırlı kalması, “yüksek faiz, yüksek enflasyona neden oluyor” diye iktisadi bir sonuç çıkartmaz.

»Sonuç olarak ülkede ekonomi sürdürülemez hale gelmişse risk yükselir. Demokrasiyi rafa kaldırır, hukuk devletini yok sayarsanız risk yükselir. Ekonominin yapısal meselelerini çözemez daha da derinleştirirseniz risk yükselir. Döviz kuru da bu risklerle birlikte yükselir. Sonuç olarak elimizde bugün olduğu gibi yüksek döviz kuru-yüksek faiz ve yüksek enflasyon kalır. Oysa bu riskleri yok etmeye dönük gösterilecek her çaba sonuçta döviz kurunu aşağı çeker, üretim maliyetlerini geriletir ve yüksek faiz vermeye de gerek kalmaz. Yani Türkiye’nin sorunu yapısaldır. Çözümü de yapısaldır.

Memura ve emekliye zam açıklaması

Maliye Bakanı Naci Ağbal, Temmuz ayında memur ve memur emeklilerine normal yüzde 3.5’lik zammın yanı sıra enflasyon farkı zammı da yapılacağını söyledi. Ağbal, haziran enflasyonunun sıfır çıkması durumunda dahi ek yüzde 2.39’luk zam yapılacağını ve bu durumda en düşük memur maaşının 2 bin 839 liradan 3 bin 50 liraya çıkacağını söyledi. En düşük memur emekli maaşı da 1978 liradan 2 bin 94 liraya çıkacak. Haziran’da enflasyon ne kadar çıkarsa, bu rakamların üzerine eklenecek.

NTV’nin yayınında gündemi değerlendiren Ağbal, enflasyon farkı ile birlikte en düşük memur ve maaşlarının ne kadar olacağını açıkladı.

İlk 5 ayda yüzde 2.39 oranında enflasyon farkı oluştuğunu kaydeden Ağbal, Haziran ayındaki enflasyonun da bunun üzerine konulup memur ve emeklilere zam yapılacağını söyledi. Ağbal, haziranda enflasyon sıfır dahi çıksa yüzde 2.39 oranında ek zam yapılacağını ifade etti.

Haziran enflasyonu sıfır olarak düşünüldüğünde temmuzda yapılacak yüzde 3.5 toplu sözleşme zammı ile en düşük memur maaşının 2 bin 839 liradan 3 bin 50 liraya çıkacağını söyleyen Ağbal, en düşük emekli maaşının da 1978 liradan 2 bin 94 liraya çıkacağını kaydeti.

Ağbal’ın verdiği bilgiye göre, enflasyon kadar zam alan en düşük SSK emekli maaşı 1570 liradan 1670 liraya, en düşük Bağkurlu emeklisi maaşı da 1405 liradan 1495 liraya yükselecek.

Haziran ayında çıkacak enflasyon hem memur ve emeklilerine hem de SSK ve Bağkur emekli maaşlarına ilave edilecek.

Merkez bugün toplanıyor: Bitmeyen faiz artışı beklentisi yine masada

Ekonominin yapısal problemlerinin üzerine eklenen erken seçim belirsizliği Türk Lirası’nda sert değer kaybına yol açarken, gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bugün yapacağı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. Liranın ateşini düşürmek için iktidarın talimatıyla son 45 günde faizleri yüzde 3,75 artıran TCMB’nin, enflasyon görünümündeki yüksek seyir nedeniyle yeniden faiz artışına gitmesi bekleniyor. Ocak 2017’de yüzde 8 olan politika faizi son yapılan toplantıda yüzde 16,5’e kadar yükseltilmiş, böylece faizde artış oranı yüzde 100’ü geçmişti. Buna karşın faizlerin hâlâ düşük olduğunu savunan piyasanın beklentisi faizin 50 ile 100 baz puan artırılacağı yönünde. Böylece tahminlere göre faizin yüzde 17’yi de aşması olasılığı yüksek.

Neden herkes faiz artışı bekliyor?
Piyasanın sürekli faiz artışı beklemesinde, yapılan faiz artışlarının liradaki değer kaybını engellememesi önemli yer tutuyor. Ayrıca yüksek risk nedeniyle Türkiye’ye uğramayan sıcak paranın ancak reel faizlerin yukarı çekilmesiyle birlikte yeniden girişinin mümkün olabileceği görüşü hâkim. Mayıs ayı enflasyonunun yüksek çıkmasıyla birlikte TCMB’nin ve hükümet üyelerinin öngörüsü de enflasyonun yükseleceği yönünde. Ayrıca uluslararası kuruluşlar da Türkiye’de enflasyonun yılın ikinci yarısında daha da tırmanacağı görüşünü savunuyor. Önceki gün Merkez Bankası tarafından yapılan enflasyon değerlendirmesinde maliyet artışlarınIN fiyatları yükselttiği ve yükselişin tüm mal gruplarına yayıldığı ifade edilmişti. Çekirdek enflasyonun yükseliş eğilimini sürdürdüğüne de yine değerlendirmede yer verilmişti. Dün ise konuya ilişkin Maliye Bakanı Naci Ağbal’dan da bir değerlendirme geldi. Katıldığı bir televizyon programında konuşan Ağbal, enflasyondaki hızlanmanın önümüzdeki aylarda devam etmeye hazırlandığını, buna karşın vergi indirimleriyle fiyatlardaki yükselişin önüne geçmeye çalışacaklarını ifade etti.

Gerçek enflasyon bu değil!
Enflasyona ilişkin uluslararası camiadan da Türkiye’ye ilişkin yorumlar ve uyarılar yapılıyor. Uluslararası Finans Enstitüsü uzmanları tarafından yapılan değerlendirmede, enflasyonun önümüzdeki altı ay içinde sert bir şekilde yükselmesinin beklendiğine işaret edildi. Geçen hafta ise Financial Times’te yapılan bir analizde Satınalma Gücü Paritesi baz alınarak yapılan hesaplamaya göre Türkiye’de enflasyonun yüzde 39 olduğu, dolayısıyla halihazırdaki yüzde 16,50’lik faiz oranının da sıcak parayı çekmeye yetmeyeceği ifade edilmişti.

Denize düşen Londra’ya sarıldı
Öte yandan yıllardır faize karşı olduğunu ifade eden iktidarın faiz artışlarına hız kazandırması da dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Londra ziyaretinde yatırımcılara sunduğu ekonomi ‘teorilerinin’ kabul görmemesi üzerine lirada yaşanan rekor kayıp, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in hasarı onarmak için yeniden Londra’ya gitmesine yol açmıştı. Şimşek burada yatırımcılara Merkez Bankası’nın bağımsız kalacağını ve piyasa beklentileri hususunda faiz artışları dahil gereken adımların atılacağı sinyalini verdi. Ardından gelen faiz artışları, önüne üretim ve istihdam artışını koyamayan Türkiye ekonomisinde dışa bağımlılığın daha da artacağını gösterdi.

İki senaryo
İktidardan faiz artışları için onay alan ‘bağımsız’ Merkez’in bugün hangi kararı alırsa alsın, siyasi bir baskı yaşamayacak. Faiz artışına gitmesi halinde çarpık da olsa ekonomik büyümeye bir darbe daha vurulmuş olacak. Faiz artırmaması halinde ise kaderini emanet ettiği küresel sermayenin karara sert bir reaksiyon göstermesi muhtemel. Ekonomi Servisi

***

Kredi notuna bir darbe daha

Türkiye’nin çarpık büyümesinin yarattığı büyük dış açık ülkenin kredi notunun günden güne zarar görmesine yol açıyor. Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, Türkiye’nin kredi notununun görünümünü negatife indirerek not indirim sinyali verdi. Açıklamada, ülkedeki politik risklere dikkat çekilerek bu durumun finans piyasalarındaki oynaklığı daha da kırılgan hale getirebileceği ifade edildi. 24 Haziran seçimlerinden sonra yeni başkanın duruşunun dikkatle izleneceğini ifade eden kuruluş, yabancı para cinsinden kredi notunu ise BB+ olarak teyit etti.

FT’den ‘lira’ analizi: Türk bir yetkili, ‘Danışmanları, bir grup gerizekalı ve dalkavuktan oluşuyor’ dedi

Finans piyasalarının yakından takip ettiği Financial Times (FT) gazetesi, dolar kurunun lira karşısında rekor kırmasını “Liradaki düşüş Türkiye’yi faiz artırımına zorladı” başlığıyla sürmanşetinden verdi ve konuyla ilgili hem bir haber/analiz hem de başyazı yayınladı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre FT, “Akıllı bir otokrat, neyi kontrol edemeyeceğini bilir” başlıklı başyazısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın piyasaların faiz artırım talebine karşılık vererek doğrusunu yaptığını belirtti ve şu ifadelere yer verdi:

“Erdoğan, küresel finansın seyrinin ne derse ona göre hareket etmeyeceğini öğreniyor. Akıllı bir yönetici, politikalarını da değiştirmeyi bilmelidir.

“Faizlerin yükseltilmesi doğru bir karardı. Başka benzer adımlar atmak durumunda da kalabilir.”

ABD’de faiz artırım beklentilerinin doları güçlendirmesi ve Türkiye’de de Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik kaygılar liranın son günlerde ciddi değer kaybına uğramasına neden oldu. Dolar/TL kuru, dün 4.92’nin üzerine çıkarak tüm zamanların en yüksek düzeyini gördü.

Lira, yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 20 değer kaybederek, dolar karşısında en fazla gerileyen gelişmekte olan ülke para birimleri arasında yer aldı.

FT, başyazısında, liradaki düşüşün önlenememesi halinde 2001 yılındaki kriz öncesi görülen “eski kötü günlerin” yeniden yaşanabileceği uyarısında bulundu:

“Söylemeye dahi gerek yok, Erdoğan’ın otokratik yönetimi altında Merkez Bankası’nın bağımsızlığı düşüncesi de çok uzun bir zamandır geçerliliğini kaybediyor. Hassas konularda karar verme gücü yalnızca kendisinde.

“Uzun bir zamandır, para birimindeki değer kaybına verilecek en bariz yanıt olan sert bir faiz artırımı seçeneğini hayata geçirmekten kaçınıyordu.

“Bu direnç, kısmen ideolojik nedenlerden kaynaklanıyor. Erdoğan, faizi ‘tüm kötülüklerin anası ve babası’ olarak tanımlıyor.

“Ancak bu direncin siyasi nedenleri de var. Gücünü pekiştirme planlarının başarıya ulaşması, Kasım 2019’da olması gerekirken 24 Haziran 2018 tarihine çektiği cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin her ikisini birden kazanabilmesine bağlı.

“Bu siyasi kumar, liradaki düşüşün hızlanmasıyla birlikte giderek riskli bir hal alıyor.”

“Esas soru artırımın yeterli olup olmayacağı”

FT yazıda, Türkiye’deki yüksek enflasyon, cari açığın finansmanı için yabancı sermaye girişine duyulan ihtiyaç ve kurdaki yükselişin döviz borcu olan şirketler üzerine yarattığı baskılar gibi ekonomiye yönelik bir dizi ciddi riskin sürdüğüne dikkat çekti:

“Tüm bu risklerin ışığında harekete geçilmesi şarttı. Esas soru Merkez Bankası’nın ‘geç likidite penceresinde’ yaptığı 300 baz puanlık faiz artımının yeterli olup olmayacağı.

“Bunun alternatifleri döviz rezervlerini kullanmak ve sermaye kontrollerine başvurmak olur. Sermaye kontrollerine başvurmak ülkeye fon girişini azaltır.

“Türkiye’nin döviz rezervleri Nisan ayı sonu itibariyle 85 milyar dolar olduğundan dolayı ilk seçeneğe başvurmak mümkün görünüyor. Ancak Ağustos 2016’dan bu yana rezervler 17 milyar dolar azaldı. Rezerv kullanımının da bir sınırı var.

“Para biriminin zayıflığı, Erdoğan’ın Türkiye’nin finans piyasalarının güvenini kaybetmesine neden olan alışılmadık görüşleri ve dengesiz politikalarına yönelik yüksek sesli bir uyarı oldu.

“Finans piyasaları, hapse attığı bahtsız gazeteciler gibi değildir. Beğensin ya da beğenmesin, piyasaların olumlu düşünmesine ihtiyacı var. Bunu geri kazanabilmesinin yolu da gerçekçi ve aklı başında politika yapmaktan geçiyor.”

Bir Türk yetkili: Erdoğan’ın danışmanları bir grup gerizekalı ve dalkavuk

FT, başyazısının yanı sıra liradaki değer kaybıyla ilgili “Döviz krizi, Erdoğan’ın kuşatma altında olduğu düşüncesini derinleştiriyor” başlıklı bir de haber/analize sayfalarında yer verdi.

Gazetenin Ankara muhabiri Laura Pitel imzasıyla yayınlanan yazıda, Erdoğan’ın ekonomi kurmayları arasında “az sayıda kalan piyasa dostu” isimlerin liradaki düşüş karşısında dikkat çekici derecede sessiz kaldıkları belirtildi.

Haberde, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın liradaki düşüşün “yurt dışı kaynaklı bir operasyon” olduğuna dair sözlerine yer verildi ve şöyle devam edildi:

“Albayrak’ın son yıllarda cumhurbaşkanının en yakın kurmaylarından birine dönüşmesi, cumhurbaşkanlığı sarayındaki kuşatılma hissinin giderek arttığının da bir sembolü oldu.

“Analistler ve yetkililer, Türk siyasetine ağırlığını koyduğu 15 yıllık süre boyunca karşı karşıya geldiği hem gerçek hem de hayali tehditlerin, Erdoğan’ı kendisine yalnızca duymak istediklerini söyleyen kapalı bir grup insanın içine çekilmek zorunda bıraktığını söylüyor.

“Türk bir yetkili, ‘Danışmanları, bir grup gerizekalı ve dalkavuktan oluşuyor’ dedi ve ‘Artık aklıbaşında tavsiyeleri dinlemez oldu’ diye ekledi.”

Haberde, “hükümetin en kıdemli ekonomi yetkilisi” olarak tanımlanan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in liradaki sert düşüşün ardından yalnızca sağduyulu politikaların galip geleceğini “umduğunu ve buna inandığını” söylediği İngilizce bir Twitter mesajı attığı ve bundan sonra da Merkez Bankası devreye girene kadar “hayvan videosu ve Galatasaray’ı tebrik eden bir mesaj haricinde lira hakkında tek kelime dahi etmediği” ifade edildi.

Haberde, Şimşek’in sesinin “cumhurbaşkanının ekonomi ekibinin içindeki daha eksantrik kişiler” tarafından bastırıldığı belirtildi. Bu isimlerden birinin Yiğit Bulut olduğu vurgulandı.

Yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Piyasalar, erken seçim ilan edilmesinin ardından 24 Haziran’daki seçimlerin siyasi belirsizliği bitireceği ve çok ihtiyaç duyulan reformların hayata geçirilmesini sağlayacağı beklentisiyle yükselişe geçti.

“Ancak, Erdoğan, bu ay içerisinde Londra’ya yaptığı bir ziyaret sırasında faiz oranlarının yükseltilmesinin zararları hakkında yatırımcılara nutuk çekti ve ekonomi politikalarını daha fazla kontrol edeceğini söyledi.

“Londra merkezli bir danışmanlık şirketinden bir analist, ‘Bu, gerçek bir dönüm noktası oldu… Yatırımcılar uzun yıllardır bu hükümetin iş dünyası yanlısı olduğuna inanıyordu. Ama şimdi bana, (Erdoğan’ın) bu söylediklerine gerçekten inanıp inanmadığını sormaya başladılar’ dedi.

“Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, cumhurbaşkanının seçimlerde oylarını artırmak için ulusal bir kriz varmış duygusu yaratmak adına bilinçli bir şekilde liradaki değer kaybına izin verdiğini öne sürdü.

“Nedeni ne olursa olsun, ekonomistler cumhurbaşkanının ülkeyi resesyonun eşiğine sürüklediğini düşünüyorlar.”

TÜSİAD Başkanı Bilecik’ten dolar açıklaması

Türk Sanayi ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik Yüksek İstişare Kurulu sonrası flaş açıklamalarda bulundu. İşte Erol Bilecik’in açıklamalarından önemli satır başları:

“Siyasal istikrar ve güven ortamıyla ekonomik istikrar at başı gibi gider. Ülkemiz son derece zorlu bir süreçten geçiyor. Bundan en çok etkilenen şüphesiz ülkemizin ekonomisidir.

Bugün sizlerle ağırlıklı olarak ekonomi hakkında konuşmayı daha çok tercih ediyorum. Ekonomimizin geldiği durum geçmişe bakarak nerelerde hatalar yaptığımızı ve bunları nasıl düzelteceğimizi düşünmemiz gerektiriyor.

Özellikle seçim öncelerinde TÜSİAD siyasete karışır denir. İlkelerimiz gereği hiç bir zaman siyasete karışmayız. Biz Türkiye’yi dünyada daha güçlü yapacak analizler yapar bunları kamuoyu ve devletimizle paylaşırız.

“Hakikati eğip bükemezsiniz”

Bizler iş insanlarıyız hedefimiz her zaman ülkemizin küresel gücüne ve refahına katkı sağlamaktır. Ekonomide mucizeler yoktur, gerçekler vardır, hakikati istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz.

Küresel ekonomi küresel rekabet demektir. Bu rekabette ayakta kalmak için rakiplerden bir adım önde olmalıyız. Tutarlı küresel ve ulusal verilere dayalı rasyonel ekonomi politikalarının uygulandığını görmeye özellikle bugünlerde çok ihtiyacımız var. Tedbirler bıçak kemiğe dayanmadan alınmalı.

“Patinaj yapıyoruz! Endüstri 4.0 olmazsa dolar 4 olur demiştik”

Sorunlarınızı zora girdikten sonra çözmeye kalkarsanız çok daha maliyetli olur. Ekonominin temelinde bir süredir zayıflamalar görülüyordu.

Bir an önce ekonomide duyulan güveni tahsis etmeliyiz. Aksi taktirde ekonomimiz sert bir düzeltmeyle karşı karşıya kalacaktır.

Yüksek büyüme ile ekonomimizin tekerlekleri hızlı dönüyor ancak yüksek cari açık ve enflasyon nedeniyle patinaj yapıyoruz ilerleyemiyoruz.

Sanayi 4.0 olmazsa dolar 4.0 olur demiştik maalesef 4 lirayı geçti.

“Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz”

Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz önce cetvelin düzgün olması gerekir. Hukuk şüphesiz her şeyin üzerinde olmalıdır. Kuvvetler ayrılığı entellektüel bir tartışma konusu değildir. Hepimizin yaşamak istediği bir devletin olmazsa olmasıdır.

Seçimlere sayılı günler kaldı. Ancak halen yeni sistem hakkında tüm bilgilere sahip değiliz. Bu seçimlerde ittifaklar yoluyla her kesimden düşüncenin meclise girecek olmasından son derece memnunuz.

Demokratik devletin temeli özgürlüktür. Demokrasi olmadan reform reform olmadan ilerleme olmaz. Demokratikleşmek için korkularımızı yenmemiz gerekir. Bizim gibi olmayandan bizim gibi düşünmeyenden korkmayı bırakmalıyız. İnsanlar geçmişe değil geleceğe bakarlar.”

Şimşek: OHAL, yatırım gelişini etkiliyor

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) doların 5 liraya yaklaşmasının ardından aldığı faiz kararının geç bir adım olduğunu belirtti. Şimşek, bu kararın ‘güçlü’ olduğunu da söyledi. Şimşek, ‘Türkiye’nin piyasalarla inatlaşmayacağını’ da söyledi.

NTV’de soruları yanıtlayan Şimşek, ABD’de Halkbank’a yüksek miktarda bir ceza kesildiği iddiasının tamamen yalan olduğunu söylerken “Yalan atılır ama bu kadar da olmaz” dedi.

Şimşek’in ifadelerinden satırbaşları şöyle:

Merkez Bankası geç de olsa güçlü bir adım attı ve etkili oldu. Bazen hemen akabinde piyasaların normalleşmesi bekleniyor ama öyle olmuyor. Patikaya oturması zaman alıyor. Etkisi sınırlayan dün birkaç etken oldu. Bunlardan biri Halkbank’a ilişkin asılsız iddialar. Halkbank bunu yalanladı. Halkbank’a ilişkin bir karar yok. Bunlar uydurma. Halkbank’a 49 milyar dolar ceza verileceği uydurma bir haberdi. Yalan atılır ama bu kadar da olmaz. Merkez Bankası’nın spekülatif saldırılara karşı eli kolu bağlı değildir. Merkez Bankası ne gerekiyorsa yapacaktır.

‘PARA POLİTİKASININ TEPKİSİ ZAMAN ALDI’

Sanki gelişmekte olan ülkelerde sorun yok da Türkiye’de sorun var gibi gösterildiğini de görüyoruz. ABD’de uzun vadeli faizler hızla artarak yüzde 3’ü aştı. Yüzde 3 kritik bir eşiktir. Bunun etkisi oluyor. ABD doları tüm para birimlerine karşı değer kazanıyor. Bu trendler Türkiye’ye özgü değildir. Türkiye’yi olumsuz anlamda ayrışmasına sebep olan gelişmeler var. Seçim arifesindeyiz. Maliye politikasına ilişkin endişeler var. Mali disiplin konusundaki tereddütler yersizdir. Para politikasının tepkisi zaman aldı. Bunlar da güven kaybında etkili oldu. Merkez Bankası güçlü bir tepkiyle aslında bağımsız olduğunu gerektiğinde gerekeni yapacağını ortaya koymuştur.

‘OHAL YATIRIM GELİŞİNİ ETKİLİYOR’

‘OHAL olmasaydı, lira bu kadar değer kaybetmezdi’ diyorlar. OHAL, yatırım gelişini etkiliyor doğru ama OHAL niye geldi? Bir mecburiyetten dolayı geldi. Türkiye çok karmaşık bir darbe girişimine sahne oldu ve terör örgütü hendek siyaseti ile işi çok yeni bir boyuta taşıdı. O dönemde DEAŞ’ın bölücü terör örgütünün saldırıları var. Parti olarak biz OHAL istemeyiz. Türkiye OHAL’le terörün nefesini kısmıştır. Bu söylemlerde işi bağlamında tutmak lazım. 2002’den sonra hemen OHAL’e son veren iktidarız. Türkiye terörle mücadelede eli rahatladığı an bir gün dahi OHAL devam etmeyecek.

‘VERGİLERİ ARTIRMADAN VERGİ TABANINI GENİŞLETECEK REFORM MECLİS’TE’

Türkiye bir seçime gidiyor. Biz gereken tepkiyi verdik. Ne gerekiyorsa vereceğiz. İlave endişelerin giderilmesi lazım. Kamu maliyesine ilişkin. Türkiye seçim sonrasında bu atılan adımları telafi edecek düzenleme kabiliyetine sahip. Vergileri artırmadan vergi tabanını genişletecek reform Meclis’te. Kamunun borç sorunu yok.

‘FİRMALARIMIZA DESTEK VERECEĞİZ, KAYITSIZ DEĞİLİZ’

Gerektiğinde firmalarımıza yapılandırma konusunda güçlü destek vereceğiz, kayıtsız değiliz. Firmalarımız döviz ile borçlanacak ama geri ödeme kapasitesi olan borçlanacak, KOBİ’lere ilişkin kısım devreye girdi. Aynı şeyi büyük firmalara da yapacağız. Bu reform ortalık yatışınca başlı başına Türkiye’nin notunu iyileştirmeye ve kırılganlığı azaltmaya yeterlidir.

‘ENDİŞELERİ GİDERMEK İÇİN YATIRIMCILARLA DİYALOĞA GİRECEĞİZ’

Bankacılık sektörü sağlam olmaya devam ediyor. Karlılık devam ediyor. Bankacılık sektörü aşırı borçlu mu, o da değil. Türkiye 15 yıl öncesine göre istihdamda üretimde sanayide ihracatta her alanda daha ileri. Liranın efektif olarak geride kalması gerçeklikten kopuşu ifade ediyor. Adımı attıktan sonra iletişim daha kolay. Merkez bankamız çok güçlü bir tepki vermiştir, gerekirse ilave tepki verecektir. Endişeleri gidermek için de yatırımcılarla diyaloğa gireceğiz. 1-2 hafta içinde bunun da güçlü yansımasını göreceğiz.

‘BÖYLE SÖYLEMLER TÜRKİYE’YE BÜYÜK ZARAR VERİYOR’

Yapısal reformlar konusunda da çok önemli mesafeler kat ettik. Önümüzdeki dönemde enflasyonu aşağı çekme konusunda maliye politikası uygulamaya girecek. Enflasyon ve cari açığı düşürme konusunda güçlü adımlar atılacak. Dün Cumhurbaşkanımız beyanname açıkladı. Kur rejimi değişmeyecek. Bunlar ekonomiye zarar veren, endişeleri artıran söylemlerdir. Kur rejiminde hiçbir zaman değişiklik ne konuşulmuş, ne tartışılmıştır. Ne de olacaktır. Dalgalı kur rejimi bu şokları absorbe etmemizde yararlı. Ne Merkez Bankası bağımsızlığından ne piyasa ekonomisinden geri adım atılması söz konusu değil. Bunlar içeride de dışarıda da etkili oluyor. Böyle dışa açık ekonomide bu türden söylemler siyaseten kendilerine alan kazandırıyormuş gibi görünebilir ama Türkiye’ye büyük zarar veriyor.

‘MERKEZ BANKASI’NIN BAĞIMSIZLIĞI SON DERECE ÖNEMLİ’

  • Merkez Bankası’nın ne zaman ne yapması gerektiği konusunda fikir beyan etmedim. Merkez’in bağımsızlığı son derece önemlidir, hükümet olarak buna önem veriyoruz. Para politikası önemli bir alandır.
  • Piyasaların, yatırımcıların endişelerini anlıyoruz. Gerekli adımları attık, atmaya devam edeceğiz. İletişim kurmaya devam edeceğiz.
  • Vatandaşın 1000 milyar dolar mevduatı var, olumsuzluk yok.

ÇETİNKAYA İLE TEKRAR LONDRA

TCMB Başkanı Murat Çetinkaya ile yatırımcılarla Londra’da yapacağı görüşmeye ilişkin soruyu yanıtlayan Şimşek, yatırımcılara “Para politikasında normalleşme sadeleşme süreci devam edecek. Mali disiplin devam edecek. Gündemde yeni vergi artışı ya da vergi yok” mesajlarının verileceğini bildirdi.

‘ABD’NİN BİZE KARŞI POLİTİKALARI YANLIŞ, ÖNÜNDE SONUNDA GÖRECEKLER’

Şimşek, şöyle devam etti:

ABD’nin bize karşı politikasının yanlış olduğunu, ABD’nin önünde sonunda göreğine inanıyorum. AB ile ilişkiler en önemli gündemimiz olmaya devam edecek. Para politikasında sadeleşme dahil gerekirse ilave adımlar gelir. Türkiye ‘nin dinamiklerini doğru politika adımları ile desteklendiğinde hikayesinin güçlü olduğunu anlatmaya gideceğiz.

‘SEÇİM SONRASI SPEKÜLATİF ATAKLAR AZALACAK’

Kurul reel sektör bilançolarıında bir yıl vadeye kadar etkisi sınırlı. Orta vadede etkisi önemli. Bu trendi bizim geri çevirmemiz atacağımız adımlarla tahribat sınırlanır. Hanehalkına bakınca, vatandaşın döviz borcu yok. Dövizle borçlanma yasağı getirdik. Hanehalkının döviz mevduatı var mı, 100 milyar dolardan fazla mevduat var. Altın bir tasarruf aracı bundan olumsuz etkilenmiyorlar. Burada etkilenen reel sektördür. Biz buna kayıtsız değiliz, reel sektörümüzün yanındayız. Gerekirse ilave çalışmalarımız da olur. Kamu yükümlülükleri konusunda elimizden gelen desteği vereceğiz. Reel sektörün de döviz geliri olmayanların dövizle borçlanmaması esasını oturtaracağız. Döviz geliriniz varsa dövizle borçlanın dedik. Biz bunu KOBİ’ler için mayıs başından itibaren kurala dönüştürdük. Yılın ikinci yarısında büyük şirketler için uygulamaya koyacağız. Döviz talebimin hemen hemen büyük kısmı dün yerli firmalar ve dedikodulardan dolayı vatandaşlardan geliyor. Firmalara sesleniyorum, endişe etmelerine gerek yok, yardımcı olacağız. Seçim sonrasında spekülatif atakların azalacağına inanıyorum.

REFORM İSTEYEN TÜSİAD’A: ORTALIK TOZ DUMAN

TÜSİAD’la ilişkilerimiz iyi… Ama ortalık toz duman… Bu ülkede çok ciddi reformlar yapıldı. Ar-Ge reformunu yaptık. Çalışma hayatında esnekliği arttıracak reformunu yaptık. Bir çok reform yaptık… En önemlisi Dünya Bankası’yla çok kapsamlı bir reform yaptık tabii ki bunlar yetmez reform süreklilik gerektirir. Türkiye’nin en zor dönemi olan 2016 da çok önemli reformlar yapılmıştır. Türkiye yapısal sorunları var ama kalkındı ve gelişti. Piyasadaki bu oynaklığa bakıp bu türde reform yapılmadı algısı çok yanlış.

Prof. Dr. Korkut Boratav: Türkiye ya kurallara uyacak ya da cezalandırılacak

Prof. Dr. Korkut Boratav, Türkiye ekonomisinde yaşananları ve döviz kurlarında yaşanan rekor artışı değerlendirdi. Boratav, “Kurallara uymaya razı olursanız, teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır” dedi.

Cumhuriyet’e konuşan Prof. Boratav’ın değerlendirmeleri şöyle:

Şu anda dünyaya hâkim olan finans kuralları şunlar:

1- Merkez Bankası’nın kesin bağımsızlığı.

2- Enflasyon üzerinde faiz oranını belirleyen sıkı para politikası.

3- Döviz fiyatları dalgalanmaya bırakılacak, Merkez Bankası müdahale etmeyecek.

4- Hepsinin temeli olan ana kural sermaye hareketleri serbest bırakılacak.

Şimdi bu kurallar finans kapitalin hakimiyetini sağlayan kurallardır. Bununla baştan kavga etmeniz mümkün. Yani ‘sermaye hereketlerini kontrol edeceğim’ diyerek meydan okuyabilirsiniz. Türkiye bundan 1989’da vazgeçti. Serbest bıraktı. İkincisi döviz kurunu kontrol edebilirsiniz. Türkiye bundan da Kemal Derviş döneminde 2001’de vazgeçti. 2002 sonunda iktidara gelen AKP de aynı kuralları kabul etti. Şimdi buna ya uyacaksınız ya da cezalandırılacaksınız.

Nedir cezalandırma? Fon girişleri durur. Krediler pahalılaşır ya da ana parayı tahsil etmeye başlar bankalar. Bu da döviz krizine sürükler. Sonuç, kurallara uymaya razı olursanız, teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır.

Cumhurbaşkanı bu kurallara uyma niyetinde olmadığını çeşitli vesilelerle söylüyor. Fakat söylem ortalığı karıştırıyor. Ne söylüyor: ‘Yurtdışına para kaçıranlara vergi uygulanacak. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak Merkez Bankası bağımsızlığına tabi olmak zorunda değildir. Son olarak da faiz bütün kötülüklerin anasıdır, düşürmek lazım.’

Bunlar kurallara itiraz anlamına geliyor ama temel kural korundukça yani sermaye hareketlerinin korunması halinde mümkün değil. Cezalandırılırsınız.

Alman basını: Türkiye IMF’ye başvurmak zorunda kalabilir

Türk Lirası’nın hızla değer kaybetmesine Alman basının haber ve yorumlarında geniş yer veriliyor. Haberlerde lira düşerken enflasyonun fırlamasının Türkiye ekonomisi için felaket anlamına geldiği, kur dalgalanmalarının Erdoğan’ın seçimi kaybetmesine yol açabileceği ve Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kapısını çalmak zorunda kalabileceği dile getiriliyor. Lira krizi karşısında Erdoğan’ın çaresiz kaldığını yazan Die Welt gazetesinde şu satırlara yer veriliyor:

“Türk Lirası yılbaşından bu yana dolar karşısında yüzde 22 oranında geriledi. Pesosu yüzde 24 oranında eriyen Arjantin Uluslararası Para Fonu’ndan yardım istemek zorunda kalmıştı. Arjantin gibi Türkiye de düşen liranın enflasyonu kızıştırması kadar kredi itibarını zedelemesinden de muzdarip. Türk şirketlerinin dolarla borçlanmış olması da ek bir dezavantaj. Dolar pahalandıkça özel borçlar kabarıyor ve Türkiye ekonomisi mahvoluyor. Uzmanlara bakılırsa Türkiye de sonunda Para Fonu’na sığınmak zorunda kalacak.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (FAZ) Lira kriziyle ilgili haberinde derecelendirme şirketi Fitch’in “sermaye kaçışının merkez bankasının bağımsızlığını kaybetme tehlikesiyle bağlantılı olduğu” şeklindeki uyarısına yer veriliyor. Haber şöyle devam ediyor: “Merkez bankası sıkı para politikasında ısrar ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faizlerin düşeceğini açıklaması yatırımcıyı paniğe sevk etti. Analiz uzmanları faiz – enflasyon dengesi açısından merkez bankası faizinin 7 Haziran’dan önce 4 puan arttırılması gerektiğini ve ekonomi politikalarına güvenirlik kazandırabilmesi için Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na başvurmasının gerekebileceğini belirtiyorlar. Türkiye’nin yüksek büyüme hızını teşvik ve kredilerle finanse etmesinin aşırı ısınmaya yol açtığı da aktarılan görüşler arasında.”

Erdoğan, AKP’nin seçim beyannamesini açıkladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Seçim Beyannamesi toplantısında konuşuyor.

Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Kardeşlerim sizler 24 Haziran’daki seçimler AK Parti’nin adayları olarak bu kutlu yola çıktınız. Ülkemize hizmet için çıktığımız bu yolculuğu inşallah menziline ulaştıracağız. AK Parti her seçimden birinci çıkmış bir partidir, ama bu yeterli değildir. Meclis’te yeterli çoğunluğa ulaşmak için de mücadele ediyoruz.

2007’de oyumuzu yüzde 47’ye çıkardık, tek başımıza iktidar olduk. 7 Haziran’da ilk kez çoğunluğu sağlayamadığımız bir seçim oldu. 1 Kasım’da seçimleri yeniledik ve yüzde 49,5 ile iktidara geldik. Ayrıca 10 Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 52 oy oranına ulaştık.

Yaşanan tüm saldırıların üstesinden milli iradeye bağlılığımız ile üstesinden geldik. Bizler vakit Türkiye vakti diyerek yola çıkıyoruz. 24 Haziran’da cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 50’nin çok üzerinde bir oy ile kazanmayı istiyoruz. Meclis’te güçlü bir grup kurmamız gerekiyor. Milletimizle gönül bağımızı güçlü tutmamız gerekiyor. Her iki seçimden de inşallah yüzümüzün akı ile çıkacağız. Kardeşlerim, bu heyecan, bu coşku, bize beklenen neticeyi getirecek. Elazığ, 5-0 reis diyor. 24 Haziran akşamı inşallah bu heyecanı göreceğiz. Biz milletimizin karşısına hiçbir zaman eli boş çıkmadık. Öncek hükümetlerimiz döneminde yaptıklarımız ile bir sonraki seçimde yapacaklarımız ile çıktık.

6 Mayıs’ta seçim manifestomuzu açıkladık, bugün ‘Güçlü Meclis, Güçlü Hükümet, Güçlü Türkiye’ başlığı ile hazırladığımız beyannamemizi ‘Yaparsa Yine AK Parti yapar’ diyerek milletimize sunuyoruz. Gelecek vizyonunu özetle paylaşmak istiyorum.

“DİJİTAL TÜRKİYE’NİN ZAMANININ GELDİĞİNE İNANIYORUZ”

Tüm dünyada baş döndürücü bir dönüşüm yaşanıyor. Teknolojik dönüşüm yaşanırken, kültürel alanda bir değişim görülüyor. Değişim sürecinde geri kalanlar eskisinden daha fazla bedeller ödüyor. Biz dünyada oluşan şekilleri analiz ederek bir yol haritası ortaya koyuyoruz. Dijitalleşmeye özel bir önem veriyor, dijital Türkiye’nin zamanının geldiğine inanıyoruz. 2023 vizyonmuzu ortaya koymuştuk, yeni yönetim sistemi ile bunu daha da güçlendirerek, küresel dünyada daha söz sahibi olduğumuz bir hale çevireceğiz.

“KADINLARIN İŞ GÜCÜNE KATILIMINI YÜZDE 40’IN ÜZERİNE ÇIKARACAĞIZ”

Korumacılık eğiliminin küresel düzeyde yükseldiği bir ortamda geçici rüzgara kapılmayıp dışarı açık, serbest piyasayı baz alıp güçlenmeye devam edeceğiz. Ülkemizi küresel düzeyde bilgi üreten, bilgi katma değer üreten bir güç haline dönüştüreceğiz. Bunun içinde bilgiye dayalı eğitim büyümemizin gücü olacaktır. En büyük gücümüz dinamik nüfus ve genç nüfusumuzdur. Birlikte yürüyeceğimiz gençlerimizle yeni başarı hikayeleri yazacağız. Kadınlarımızın aktif katılım sürecini desteklemeye devam edeceğiz. Kadın girişimciliğini güçlendirirken, kadınların iş gücüne katılımını yüzde 40’ın üzerine çıkaracağız.

“ÖZEL SEKTÖRÜN ROLÜNÜ YÜKSELTECEĞİZ”

Alt orta gelir grubunda olan ülkemizi üst orta gelir grubuna yükselttik. Ekonominin nimetlerini daha adaletli bir şekilde tüm toplumsal kesimlere dağıtacağız. Gelirini daha adil palaşan, hakkaniyeti salamış bir ülke haline geleceğiz. Demokratik standartları yüksek bir ülke olma yolunda kararlılıkla ilerleyeceğiz. Milli gelirden, araştırma ve geliştirmeye ayırdığımız bütçeyi yüzde 2’ye çıkararacağız. Bilginin üretiminde katma değer oluşturacak şekilde kullanımında özel sektörün rolünü yükselteceğiz. Oluşturacağımız özgün projelerle küresel ölçekte tanınan çok sayıda girişimcisi ve markası olan bir ülke haline dönüşeceğiz. Kurumsal kaliteyi artırmış bir Türkiye hedefliyoruz. Mega projelerimizi hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Ülkemizi, her alanda yerli ve milli üretimde söz sahibi olan güçlü bir ülke haline dönüştüreceğiz.

“AKILLI VE YEŞİL PROJELERİNİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”

Özellikle savunma sanayinde tükiye sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak önemli ihracatçıları arasında yer alacaktır. Ülkemizde vazgeçilmez olan gıda ve enerji alanında en üst düzey tedbiri hayata geçireceğiz. Bu bağlamda akıllı ve yeşil şehir projelerimizle şehirlerimizi daha yaşanır bir hale getireceğiz.

“İLİŞKİLERİMİZİ DAHA DA GÜÇLENDİRECEĞİZ”

AB başta olmak üzere farklı bölgesel yapılarla ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi daha da güçlendireceğiz. Dünyadaki dost ve kardeş ülkelerin daha fazla refaha kavşmasını istiyoruz. Küresel düzeyde kapsayıcı ve adaletli bir düzeyin inşasına öncülük yapacağız. Demokrasi ve adaleti tüm insanlık için istemeye devam edeceğiz. Dünya 5ten büyüktür çağrımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Girişimci ve yenilikçi anlayışın tüm kesime yayıldığı, refahını adaletle paylaşan güçlü ve büyük Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Vakit Türkiye vakti.

İkinci kısmı yeni yönetim modeli oluşturuyor. 24 Haziran seçimleri yeni yönetim sistemini ilk defa hayata geçireceğimiz seçim olacak. Milletimiz bir sandıkta cumhurbaşkanını bir sandıkta vekilleri seçecek. Yeni dönemi Güçlü Meclis, Güçlü Hükümet, Güçlü Türkiye olarak ifade ediyoruz. Milletimiz bir sandıkta cumhurbaşkanını bir sandıkta vekilleri seçecek. İnşallah bağımsız ve güçlü bir yargı ile de tarafsız yargı ile de demokrasiyi sağlam temeller üstüne oturtuyoruz. Meclis ile cumhurbaşkanı ne kadar ahenk içinde çalışırsa Türkiye kazanacaktır.

Cumhurbaşkanlığını kazanamak kadar Meclis’te çoğunluğu elde etmeyi de önemli görüyoruz. 27 Nisan e-muhtırasından 15 Temmuz’a kadar demokrasimize tüm saldırılara karşı dimdik duran TBMM adına yakışır bir konuma gelmiştir. Yeni dönemde Meclis’i daha güçlü bir konuma getirmekte kararlıyız. Kanun yapma yetkisini vekillere vererek Meclis’i gerçek gücüne biz kavuşturduk. Cumhurbaşkanı tarafından kurulacak hükümet ise kararname ve düzenleyici işlemlerle tamamen milletimize odaklanacaktır. Yeni sistem zaman maliyeti olan sıkıntıları ortadan kaldırılacaktır. Kamu yönetimi tepeden aşağıya doğru yenilenecektir.

“YARGININ BAĞIMSIZLIĞI İÇİN ADIMLAR ATMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Yargının tarafsız ve bağımsızlığı da önem verdiğimiz bir başka husustur. 15 Temmuz sonrası yargıdaki darbe ve vesayet kalıntılarını ortadan kaldırmak için gerekli adımları attık. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını güçlendirecek adımları atmaya devam edeceğiz. Demokrasi ile kalkınmayı birbirinin tamamlayıcısı olarak gördük. AK Parti iktidara geldiğinden beri standartlarını sürekli yükselten partidir. Önümüzdeki engeller ne olursa olsun hak ve özgürlüklerden taviz vermedik. Hak ve özgürlükler konusunda yaptıklarımnızı saysak önümüze çok uzun bir liste çıkar. Devletin adli düzeninin temel haklar baz alınacak şekilde düzenlenmesini sağlayacağız. Yasaklarla ve yasakçı zihniyetle mücadelemizi sürdüreceğiz. Cemevlerine hukuki statü tanıyacağız. Biz iktidara yürürken milletimize şunu söyledik; 3Y demiştik. Yeni dönemde de bununla mücadeleyi sürdüreceğiz.

MUHALEFETE OHAL ELEŞTİRİSİ

Ana muhalefetin OHAL’i diline dolaması utanç vericidir. Dünyanın bizi darbeler ve terör karşısında dik duruşumuzu takdir ettiği bir dönemde anamuhalefetin tavrını millşetimiz unutmayacaktır. Kendi partimizden başlayarak devletin her kademesinde istişareyi üst düzeye çıkarmak için çalıştık, çalışıyoruz. Özellikle sivil toplum alanının sağlıklı işleyebilmesi için devletin düzenleyeci rolünü artırmak istiyoruz. Mali kaynaklara kadar tüm işlemleri hesap verir bir yapıya kavuşturacağız.

Yargı süreçlerini basitleştirme çalışmalarına hız vereceğiz. Mahalle ve semt bekçilerini yaygınlaştırarak tüm sokaklarımızı huzurlu hale getireceğiz. Güvenlik politikalarımızı hiçbir istisna olmaksızın uygulayacağız. Terör örgütleri ile mücadelemizi inlerine kadar girmek sureti ile kesintisiz bir şekilde devam ettireceğiz.

‘TAM GÜN EĞİTİM MODELİ VE EĞİTİMDE KALİTE SEFERBERLİĞİ’

4. başlığı insan ve toplum olarak belirledik. AK Parti insanı yaşat ki devlet yaşasın diyerek iktidara gelmiştir. Önümüzdeki yıldan itibaren okullarımız tam gün eğitime geçebilecek hale gelecektir. Hedefimizi tarihsel toplumsal kültürel gerçekliğimzin ortaya çıkacağı yerelden evrensel bir eğitim modelini inşa edebilmektir. Eğitimde kalite seferberliği başlatıyoruz. Üniversitelerimizi dünya çağpında markalar çıkaracak kadar yenileyeceğiz. Kültür sanat faaliyetlerine daha fazla kaynak ayıracağız. Ülkemizi daha ileriye taşıyacağız. Kültürümüzün dünyaya tanıtımında önemli yeri olan sinema ve dizilere özel önem vereceğiz. Şu anda cumhurbaşkanlığı külliyesinde 5 milyon kapasiteli kütüphanemiz 24 saat öğrencilerimize açık olacak. Nüfusu 5 binin üzerindeki her yerin kütüphaneye kavuşmasını sağlayacağız. Ülkemizde kültür merkezi olmayan il kalmayacak.

‘SAĞLIK HİZMETİ ARTIRILACAK’

Sağlık hizmetlerinin artırılmasına devam ettireceğiz. Aile hekimliğini daha da yaygınlaştıracağız. Şehir hastanelerimiz meyvelerini vermeye başladı. Ülkemize kazandıracağımız 40 bin yatak kapasiteli şehir hastanelerimiz standartı bir üst seviyeye yükseltecektir. Sağlığın her alanında milletimize daha iyi hizmet vermek için çalışacağız. Sağlık sektöründe de yerlileşme oranını yükselteceğiz.

‘GENÇ KUŞAKLARA YATIRIM’

Gençlerimize sadece güvenmekle kalmıyor, onlara her alanda en iyi geleceğe hazırlamaya çalışıyoruz. Gençlerimizin kariyer sahibi olmasını da önemsiyoruz. Eğitim programlarını artırarak, bilgi birikimlerini aktaracak bir kuşak yetiştirmeye çalışıyoruz. Üniversite ve yurt konusundaki taçlandıracak adımları hayata geçireceğiz. Siyasette gençlerin önünü açan biz olduk, biz. Seçilme yaşını önce 25, şimdi 18’e düşürerek gençlerin enerjisini siyasete daha da yansıtmasını sağlıyoruz.

Kadınlarımızı hayatın her alanında hak ettikleri yere getirme noktasında çok önemli yol katettik. Kadına şiddetten, çocuk yaştaki evliliğe kadar mağduriyet yaratan konularla mücadeleyi sürdüreceğiz. Çocuklarımızın insani ve ahlaki değerlere sahip, bilinçli ve iyi eğitimli fertler olarak yetişmesini sağlayacağız. Yoksulluk ile mücadele en başarılı olduğumuz alanlardan biridir. Günlük 4,3 doların altında harcamanın altında kimsenin kalmamasını sağlamaya çalışacağız. Nitelikli iş gücünü ülkemize çekmek için yeni politikalar geliştireceğiz. Türkiye dünyanın en gelişmiş Sosyal Güvenlik sistemine sahip ülkelerdendir.

“ENFLASYONU ORTADAN KALDIRMAKTA KARARLIYIZ”

İstikrarlı ve güçlü ekonomi 5. başlığımızdır. Yeni dönemde de güven ve istikrarı sağlamaya çalışacağız. Mali disiplinden en küçük taviz vermeyeceğiz. Yüksek büyüme ekonomimizin lokomotifidir. Yüksek katma değerli sektörlerin ekonomideki payını artırarak ekonomideki gücümüzü artıracağız. Sermaye piyasalarımızı yeni alanlarla geliştirerek, daha etkin kullanımı sağlayacağız. Epeyce gerilettiğimiz, son dönemde bir parça yukarı hareketlenen enflasyon sorununu ortadan kaldırmakta kararlıyız. Türkiye Cumhuriyeti dijital dönüşümünü tamamlamış olarak 100 yılına girecek. Cari açığı kalıcı bir şekilde azaltacağız.

6. başlığımız stratejik meslekler. Araştırmacı yetişirmeden, AR-Ge desteklerine kadar yeni bir çok programı devreye alacağız. Antartika’da Türk bilim üssünü önümüzdeki yıl faaliyete açıyoruz. Kamunun ihtiyaç duyduğu ürünlerin ülkemizde üretileceği etkin bir mekanizma kuracağız. 6 endüstri bölgesine 15 tane daha ilave edeceğiz. Öncelikli alanlarda teknolojik ürün yatırımını etkin bir şekilde destekleyeceğiz. Otomobil projesini hızla hayata geçireceğiz.

SAVUNMA SANAYİ

Savunma sanayinde güçlü olmadan hedeflerimize ulaşamacağımız görülmektedir. Silahlı ve silahsız insansız hava araçları konsundaki konu bize moral vermiştir. Afrin’de, Cerablus’ta ve iç güvenlikte bunu yaşıyoruz. Teşvik sistemini bunları kapsayacak kadar genişletiyoruz. Altay milli tankı seri üretim aşamasına geldi. İnsansız savaş uçakları konusunda Ar-Ge çalışmaları başlatacağız. Hava savunma sistemleri projelerinde önemli mesafeler kat ettik. Uzay ajansımızı bu yıl kuruyoruz. Doğalgaz kullanmayan ilimiz ve büyük ilçemiz kalmayacak. Yerli kömürü elektrik üretiminde değerlendireceğiz. Bor başta olmak üzere, ülkemizin sahip olduğu ham maddeleri etkin şekilde kullanma çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

“TARIMSAL MİLLİ GELİRİMİZİ 150 MİLYAR DOLARA ÇIKARACAĞIZ”

Hedefimiz 2023 yılında tarımsal milli gelirimizi 150 milyar dolara, ithalatımızı da 50 milyar dolara çıkarmaktır. Yüksek teknolojili seracılık gibi teknikleri yaygınlaştıracağız. Sudan’da kiralanan 780 bin hektar tarım arazisini yatırım yapmaları için girişimciler açacağız. Kırmızı et tüketiminde kendimize yeter ülke haline geleceğiz. Özellikle doğu anadoluda hayvancılığa destek vereceğiz. Otoyol ağımızı 2 katına çıkaracağız. Havacılık ve denizcilik sektöründe ülkemizi en önemli transit geçiş noktası haline getireceğiz. İstanbu ile birlikte 9 havalimanını kullanıma açacağız. 2 yeni uyduyu daha uzaya göndererek bu alandaki başarımızı da perçinleyeceğiz. Ülkemizin her ferdi ve bölgesi kapsayacak vizyonu hayata geçireceğiz.

***

BEYANNAMENİN DETAYLARI

AKP’nin 24 Haziran seçimlerine için hazırladığı seçim beyannamesinde ‘Güçlü Türkiye, Güçlü Hükümet, Güçlü Meclis’ vurgusu öne çıkıyor.

Beyanname 360 sayfadan oluşuyor. Beyannamenin ilk bölümünde yeni yönetim modeli anlatılıyor.

Beyannamede dış politikaya ilişkin hedefler şöyle sıralandı:

“Türkiye’nin AB hedefini stratejik bir hedef olarak görüyoruz, Türkiye AB katılım hedefini sürdürmektedir.”

“ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz; ABD ile yakın işbirliğinin korunması esastır.”

Önümüzdeki dönemde Rusya ile enerji ve ticaret başta olmak üzere ikili ilişkilerimizi geliştirmeye çalışacağız.”

“Suriye ihtilafının nihai bir siyasi çözümle neticelenmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız, arzumuz yeni Suriye ile komşuluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi yeniden tesis etmek.”

EKONOMİDE NELER YAPILACAK?

Beyannamede “İstikrarlı ve Güçlü Ekonomi” başlığı altında yer alan bölümde neler yapılacağına ilişkin şu ifadelere yer verildi:

“Merkez Bankası’nın (TCMB) fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirlemesi esas olmaya devam edecek. Enflasyon hedeflemesi rejimine devam edilecek, dalgalı döviz kuru rejimi sürdürülecek.”

“Döviz piyasaları yakından takip edilecek, gerektiğinde dengeleyici döviz likiditesi araçları kullanılmaya devam edilecek.”

“Firmaların döviz kuru riskini daha etkin bir şekilde yönetebilmeleri için gerekli mekanizma ve teşvikler oluşturulacak.”

“Maliye politikası fiyat istikrarının sağlanmasında destekleyici olacak.”

“Önümüzdeki dönemde faizlerin oluşturduğu maliyet baskısını azaltacak tedbirleri hayata geçireceğiz.”