Tarafsız Habercilik

Seyircilikten oyunculuğa terfi ettiler

KADİR İNCESU

Ataşehir Belediyesi kurulduğu 2009 yılından beri kültür ve sanata verdiği önem ile dikkat çekiyor.

Mustafa Saffet Kültür Merkezi, Neşet Ertaş Kültürevi, Düştepe Oyun Müzesi, Ahmet Telli Çocuk ve Halk Kütüphanesi, Ferhatpaşa Gençlik Merkezi, Cemal Süreya Etkinlik Merkezi, İçerenköy Sanat Eğitim Merkezi, Yenisahra ATAMEM, ATAMEM, Zübeyde Hanım Eğitim ve Kültürevi ile Ferhatpaşa Bilim ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlikler, kurslar, atölyeler ve gösterilere Ataşehirliler yoğun ilgi gösteriyor.

seyircilikten-oyunculuga-terfi-ettiler-472728-1.

Ataşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün “Sanat Eğitimini Mahallenize Getiriyoruz” projesi kapsamında gerçekleştirilen tiyatro kursları da sanatseverlerin ilgi odağı oldu. MSKM Tiyatro Grubu, Neşet Ertaş Kültürevi Tiyatro Grubu, Neşet Ertaş Kültürevi Kadın Tiyatro Grubu ve ATAMEM Tiyatro Grubu kursiyerleri iki yıl süresince aldıkları eğitimin meyvelerini vermeye başladılar.

İki yıllık eğitim sürecinde diksiyon, ses, nefes, oyunculuk, rol, mimik ve doğaçlama eğitimi gören kursiyerler MSKM’de sahne aldılar. Çeşitli meslek ve yaş gruplarından olan kursiyerler 2 yıllık çalışma süreci sonunda çıktıkları sahnede, gösterdikleri performans ile büyük beğeni topladılar. Öyle ki; Ataşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü T. Volkan Aslan tiyatronun yanı sıra perküsyon, dans, bale, halk oyunları, gitar, piyano ve keman eğitimlerine katılan bütün kursiyerlerin azminden, dolayısıyla da başarılarından gurur duyduklarını belirterek, “MSKM’de sahnelenen oyunların belediyemizin gerçekleştirdiği tiyatro festivallerinde sahnelenmesini sağlayacağız. Gerçekten bütün oyuncularımız çok başarılı… Oyuncularımızı, eğitmenlerimizi yürekten kutluyoruz. Ataşehir Belediyesi olarak bu alandaki çalışmalarımızı devam ettireceğiz” dedi.

seyircilikten-oyunculuga-terfi-ettiler-472729-1.
Müge ve Tolga Hercihan çifti

ATAMEM Tiyatro Grubu da etkinlikler kapsamında Aziz Nesin’in yazdığı “Aziz Nesin Vapuru” adlı oyun ile MSKM’de sahne aldı. Akın Acar, Arzu Kahveci, Burak Daşdemir, Didem Küçükdoğan, Engin Tüyel, Hacer Kızılhan, Hakan Coşkun, Müge Mor Hercihan, Münevver Öztürk, Nadiye Karahan, Naz Atasoy, Rüya İçten ve Tolga Hercihan’dan oluşan ekip oyun sonunda uzun uzun alkışlandı.

Müge Mor Hercihan ve Tolga Hercihan da grubun başarılı iki ismi olarak dikkat çekti. Oyun sonrası görüştüğümüz Müge ve Tolga Hercihan çifti tiyatronun hayatlarını zenginleştirdiğini ifade etti. Anaokulu öğretmeni olan Müge Mor Hercihan, bir velisi aracılığıyla Ataşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği tiyatro kurslarından haberdar olduğunu belirterek; “10 yıldır anaokulu öğretmeni olarak çalışıyorum. Okul öncesi öğretmeni olduğum için tiyatro ve drama ilgi alanıma giriyor zaten… Çocukluğundan beri tiyatroya ilgim vardı. Çocukluğumun geçtiği yerin imkanları pek de uygun değildi. Üniversite yıllarında mesleğim gereği çeşitli çalışmalarım oldu. Animatörlük ve çocuk tiyatrolarıyla ilgilendim,” dedi.

Evliliklerinin ilk aylarında önlerine gelen fırsatı değerlendirerek ATAMEM’de çalışmalara başladıklarını ifade eden Müge Mor Hercihan şöyle konuştu: “Tiyatro bizim için bir tutku, fırsat buldukça tiyatroya gidiyoruz. Özellikle Ataşehir Belediyesi’nin düzenlediği tiyatro festivalindeki oyunları fırsat buldukça izledik. Ancak çalışmalara başladığımız güne kadar kendimiz için bu anlamda bir çabamız olmamıştı. Eşim de benim isteğimi kırmayarak kaydını yaptırdı. Çalışmaları hiç aksatmadık. İlk yıl doğaçlama tiyatro üzerine çalıştık. Bizim için bir keyif, eğlence olmuştu. Günlük hayatta olamayacağımız karakterlere bürünmek bize çok şey kattı. Tiyatro bizim için terapi oldu. Tiyatro bize mutluluk ve pozitif enerji veriyordu. Bu durum da bütün yaşamımıza olumlu etki yaptı. Yakın çevremizden, eşimle çalışmalardan aldığımız keyfi görenler de tiyatroya ilgi göstermeye başladılar.”

Bir sene boyunca hazırlandıkları “Aziz Nesin Vapuru” adlı oyunda sahne sırası kendisine geldiğinde çok heyecanlandığını söyleyen Müge Mor Hercihan, “Herhangi bir oyunu izlerken içinize bir ateş düşüyor, neden ben yapmıyorum diyorsunuz. Çekinerek başlıyor ve başarıyorsunuz, bu mutluluğun tarifi yok. Oyun başlayana kadar hiç heyecanlı değildik. Sıram geldiği anda inanılmaz bir heyecan yaşadım. Başladım ve bitirdim. Sanki yılların oyuncusu gibi hissettim kendimi” şeklinde konuştu.

seyircilikten-oyunculuga-terfi-ettiler-472731-1.

2 yıl süresince eşi Müge Mor Hercihan ile birlikte çalışmalara katılan ve sahnede gösterdiği performans ile beğeni toplayan Tolga Hercihan da oldukça heyecanlıydı.

Eşinin tiyatro çalışmalarına birlikte katılma önerisinin kendisini biraz şaşırttığını belirterek, “Çünkü geçmişimde tiyatro yoktu. Hayır dedim. Sonuçta çalışan bir insanım, fırsat bulamam diye düşündüm. Israrları karşısında eşimi kıramayarak çalışmalara katıldım. İyi ki de katılmışım. İyi ki Ataşehir Belediyesi bu kursu düzenlemiş. Tiyatro konusunda kabiliyetim olmadığı düşüncesindeydim. İlk bir ay tanışma ve kaynaşma dönemiydi. Sonrası ise harikaydı. Çok güzel bir ortam oluştu. Her işimizi erteledik fakat çalışmalarımızın olduğu Perşembe günleri için hiçbir plan yapmadık” şeklinde konuştu.

2 yıllık çalışma süreci içerisinde kazandığı tecrübenin olumlu yansımalarını iş hayatında da gördüğünü belirten Tolga Bey oyun öncesi yaşadıklarını da anlattı: “Ölmeden önce yapılması gereken 50 şey diye bir kitap okumuştum. Bir tanesi de buydu. Gerçekleşti. Ulaşması zor bir hedefti. Çok çalıştık, başardık. Oyun öncesi çok heyecanlıydım. Dışarı çıktım, arkadaşlarımla zaman geçirdim. Arkadaşlarım beni arayıp bulamamışlar. Kendimi düğünden kaçan damat gibi hissettim. Ekibimiz amatör olmasına karşın çok iyiydi. Motivasyon üst düzeydeydi. Oyun sonrası selam kısmında eşimle, kendimle, ekip arkadaşlarımla çok gururlandım. Yapamıyorum diye bir şey olmadığını düşündüm.

Son sözü Müge ve Tolga çifti birlikte söyledi: “Oyun bittiğinde bir kez daha sahneye çıkmamız gerektiğini düşündük. Ataşehir Belediyesi’ne hocalarımız A. Ercan Tulunay ve Yöntem Tican’a teşekkür ederiz. Bizi tiyatro seyirciliğinden oyunculuğa terfi ettirdiler.”

İyi polisiye iyi edebiyattır

MELİKE UZUN

Her İşte Bir Hayır Vardır, Ekin Açıkgöz’ün Ayizi Yayınları’ndan 2015’te yayımlanan polisiye romanı. Hikâyenin çatısını botulinum toksin deneyleri yapmak üzere evinin üst katında bir laboratuvar kuran Metin’le işini kaybetmemek için çırpınan ama başına gelen terslikleri bir türlü engelleyemeyen beyaz yakalı Demet’in yollarının kesişme süreci oluşturuyor. Ekin Açıkgöz bu süreci anlatırken okuyucunun merakını uyanık tutmayı başardığı gibi arka planda dönem özelliklerini, kahramanların ruh hallerini oldukça güçlü bir şekilde çiziyor. Ekin Açıkgöz’le romanı ve edebiyatla ilgili konuştuk.

»Polisiye yazma düşüncesi sizde nasıl oluştu? Yazmaya karar vermeden önce tereddüt yaşadınız mı?

Kendimi bildim bileli oyunlara, bulmacalara meraklıydım. Her şeyin kurgusu olsun, çözmeye çalışalım, sonu bir yere bağlansın isterim. Müzik kliplerinin bile hikâyeli olanını severim. Okumaya ve yazmaya da düşkünümdür. Bulmaca çözme merakı ile edebiyat merakının ideal bileşimi polisiye olduğu için, polisiyeye yönelmem kaçınılmazdı sanırım. İlk gençlik yıllarımdan beri polisiyeyle ilgileniyorum: Okuyorum, yazıyorum, polisiye sevgisinin yaygınlaşması için çaba gösteriyorum.

Yazmak doğal bir dürtü. İçinizde varsa, düşünmeden alıyorsunuz kalemi elinize. Fakat bir işe başlamaktan ziyade, o işe devam edecek kararlılığı göstermek fark yaratıyor. Bu noktada tereddüt yaşadım. Yazdıklarının basılıp basılmayacağını, okunup okunmayacağını bilemiyor insan. Motivasyonu canlı tutmak, koca bir romanı bitirecek disipline sahip olmak zor. Ucunda ışık görünmeyen bir tünelde ilerlemek gibi; sağa sola yalpalıyorsunuz. Yapılacak tek şey, karanlığa aldırmadan yola devam etmek.

»Romanınızda bir gizin izini sürdüğümüz kadar bir fikrin de izini sürüyoruz. Erkek şiddeti üzerine, kadın düşmanlığı üzerine düşünüyoruz. Bu sizin için bilinçli bir tercih mi, yoksa bu romanınızda kendiliğinden mi yerini buldu?

Derler ki; kitabın ne verdiğinden ziyade, okurun ne aldığı önemlidir. Çok doğru. Aynı metin için yüz farklı okuma yapılabilir, her birisinden farklı mesaj çıkar. Örneğin, siz bu hikâyede kadın düşmanlığı hissetmişsiniz. Hâlbuki ben bu mesajı verdiğimin farkında değilim. Şiddet öğeleri kullandığım doğrudur; ama bunları kadına yöneltme çabam olmadı. Demek ki bazı subliminal öğeler var size bu hissi veren… Benim yazma sürecim açısından da subliminal olabilir bunlar.

»Demet’in başına gelenleri dinlerken iş yaşamındaki vahşi rekabeti, Anya’nın yaşadıklarına tanık olurken Sovyetler’in çöküş sancısını da hissediyoruz. Erkek karakterlerde sosyal siyasal koşulların etkisi hissedilmiyor. Kadınlar toplumdaki sarsıntılardan, olumsuzluklardan daha fazla mı etkileniyor?

Kültürel önyargılar nedeniyle kadınlar toplumda erkeklerden daha az yer buluyor; bu doğru. Ancak ben, insanı insan yapan özellikler bakımından kadınlarla erkeklerin eşit olduğuna yürekten inanıyorum. Erkeklerin duyguları daha az veya daha yüzeysel yaşadığı savını bir kadın olarak kabul etmiyorum. Bu açıdan bakınca; toplumsal olumsuzlukların kadın, erkek, çocuk, herkese acı verdiğini düşünüyorum.

Günümüz kurumsal iş hayatı, kadınlar kadar erkekler için de yıpratıcı. Sovyetlerin belli dönemlerinde yaşananlar, Sovyet erkeklerini de çok yaraladı. Aytmatov romanlarındaki kadar kuvvetli örnekler veremesem de; Aleksey’i yazdım mesela. Bana göre Anya ve Aleksey’in bu bakımdan farkı yok. Demet ve Anya, öyküdeki sosyal arka planların nesnesi oldular. Kadındılar. Ama Demir ve Anton olsalardı da onlara benzer acıları çektirirdim.

»Botulinum toksin üzerinden kurduğunuz kurgu hayranlık uyandırıcı. Mesleğinizi merak etmekten kendimi alamadım. Bir de kitap sonunda verdiğiniz kaynakçaya bakarak yazmadan önce hazırlık yaptığınızı söyleyebiliriz. Bu süreçte hangi yöntemleri izlediniz ve süreç ne kadar sürdü?

Bana, “Sen kimya şirketinde çalışmıyor muydun?” gibi sorular soruyorlar. Sizi hayal kırıklığına uğratmak istemem ama istatistikçiyim ben. Üzerine de Türk Dili ve Edebiyatı okudum.

Pozitif bilimlere hep merak duymuşumdur. Çocukken dedemle Bilim Teknik okurduk. Şimdi de akademik tıp dergilerindeki makaleleri okuyorum. Başkalarına sıkıcı gelebilir, ama benim ilgimi çekiyorlar.

Bir yazı yazmadan önce aklımda kurguya dair sadece bir siluet oluyor. Bu siluetin şekillenmesi için iyi görebilmem lazım. Daha fazla veri elde etmek için daha çok okuyorum. İster roman, ister öykü, ister köşe yazısı olsun… Ben araştırma yapmadan hiçbir şey yazamam. Belki de hayal gücüm yeterince zengin olmadığı içindir.

Diğer taraftan; bilim ve teknoloji tarihi, devletlerin güç savaşı, silah teknolojilerinin gelişimi, benim diyen hayalperestin fantezi dünyasını zorlayacak tuhaflıklarla dolu. Her türlü garipliğin yaşanabildiği bir dünyadayız. Okudukça hayretim artıyor; daha çok okumak istiyorum. Ve daha çok yazmak…

Herhangi bir yazıya ayırdığım toplam sürenin yarısına yakınını kaynak taramaya ayırdığımı söylersem abartmış olmam. Kendimce bazı basit sistemlerim var: Öncelikle araştıracağım konunun alt başlıklarını çıkarırım, bu başlıklarla ilgili kaynakları derlerim. Sonra oturup elime fosforlu kalemimi alırım…

»’Düşünen hayatta kalır’ Metin’in mottosu. Siz romanın adını ‘Her İşte Bir Hayır Vardır’ derken bu mottoyo antitez geliştirmiş gibisiniz. Ne dersiniz?

Bu roman Metin’in ve düşündüklerinin romanı. Çünkü Metin dünya tarihinde iz bırakacak vizyona sahip bir karakter.

Ama yaşamda iyi şeylerin olacağına, yanlışların eninde sonunda iyiye vesile olacağına inanmamız gerekiyor. Yoksa hayat çekilmez bir hâl alır. Kadercilik de burada devreye giriyor. ‘Her İşte Bir Hayır Vardır’ olumlu önermesini doğrulayan bir kurgu hayal ettiğim için yazdım bu romanı. Tesadüflerin kaderi şekillendirdiği bir hikâye ortaya çıktı. Tesadüflerin ve olasılıkların hikâyesi. İstatistikçi olmam burada devreye girmiş olabilir… Üniversiteden mezuniyetimiz sırasında yaptığı konuşmasında kıdemli bir hocamız, “Yaşamınız boyunca her baktığınız yerde istatistik görebilmenizi istiyoruz” demişti. Mezuniyeti nerede kutlayacağımızdan başka gündemimizin olmadığı o yaşta çok anlamsız gelmişti bu söylediği. Ancak şimdi ne demek istediğini idrak edebiliyorum. Nur içinde yatsın Ömer Hoca.

»Romanınızın diğer bir özelliği tatlı bir ironinin elden bırakılmamış olması. Demet’in karakter olduğu bir romanda bu kaçınılmaz mıydı?

Kitaptaki en prototip karakter aslında Demet. Yüksek bir kariyer beklentisiyle yola çıkıp yolda telef olacak, yirmi yıl sonra emekliliğine gün sayar hale gelecek ve orta düzey koltuğunu bir yıl daha korumayı beceri sanacak, standart bir beyaz yakalı. Bugün pek çoğumuz bu döngüsel hayatı yaşıyoruz. Ben de dâhilim bu güruha…

Bu hayatın dışına çıkıp belli bir mesafeden bakabilsek, ne kadar absürt olduğunu daha iyi görürüz. Bu acınası halimiz aslında epeyce komik. Yazdığım ilk bitmiş metin, ‘Sıkıntı’ adında bir öyküydü. Kurumu tarafından kişisel gelişim eğitimine gönderilen genç bir kadının bir gününü anlatıyordu. İroniyi asıl orada görecektiniz!

»Has edebiyatla polisiyenin kesiştiği ya da ayrıldığı yönler olduğunu düşünüyor musunuz?

Polisiye edebiyat has edebiyat değil midir ki kesişsinler?

Tüm türlerin edebî açıdan zengin örneklerinin yanı sıra baştan savma yazılmış, ticari kaygılarla üretilmiş örnekleri var. Polisiye de bu açıdan farklı değil.

Hele bir de edebî değeri, metnin içerdiği ideolojik alt mesajlara endeksleyen bir akım var ki; külliyen karşıyım.

Polisiye, bilimkurgu, fantezi türlerinin edebiyat elitleri tarafından hâkir görülmesine yönelik mücadelemiz sürüyor, sürecek. İyi polisiye iyi edebiyattır.

» Polisiye türünde Türkiye ve dünya edebiyatında okuduğunuz kadın yazarlar kimlerdir?

Polisiyenin her janrını okumaya gayret ediyorum. Polisiye dünyası çokuluslu ve çok renkli. Kuzeyden Karin Alvtegen, Ada’dan Minette Walters, güncel Amerikan tarzından Kathy Reichs tavsiye edeyim ilgilenenlere. Elbette altın çağın taçsız kraliçelerini, Agatha Christie, Dorothy L. Sayers ve çağdaşlarını okuduğunuzu düşünüyorum.

Türk polisiyesinde de çok kuvvetli kadın kalemler var. Nihan Taştekin’in dilinden ziyadesiyle hoşlanıyorum. Son dönemdeki favorim ise, ‘police procedural’ türünü Türkiye’de harika şekilde uygulayan Nuray Atacık. Fener Balığı’nı mutlaka okuyun. Bizim altın çağ kraliçemiz Zuhal Kuyaş da yeniden basıldı. Okuyalım.

»Yeni bir çalışmanız var mı?

Ben de fikir çok… Fakat önceki cevaplarımda da söylediğim gibi, disiplin ve sıkı çalışma olmadıktan sonra fikrin bini bir para. Maalesef çok hızlı ilerlediğimi iddia edemem. İkinci roman üzerinde çalışmaya başladığımı söyleyebilirim sadece… Oyun sevgisine övgü niteliğinde bir polisiye olacak bu roman.

221B Polisiye Kültür Dergisi’nde ‘Polisiyelerin Ölümsüz Silahları’ diye bir köşeye başladım. Her sayıda polisiyelerde öne çıkan başka bir silahı inceliyorum.

İlaveten cinairoman.com sitesinde de yazılar yazıyorum. Sitemiz yepyeni görüntüsüyle sevenlerine kavuşacak çok yakın zamanda. Bol okuma, bol araştırma, daha çok polisiye…

‘Sevgileri yarınlara bırakmayalım’

BURAK ABATAY @abatayburak

İrem Candar ikinci solo albümü Gül ile Akide’yi yayımladı. Garaj Müzik etiketiyle yayımlanan albümde 9 şarkı var. Sevmeye Geldik şarkısında ise Candar’a Fırat Tanış eşlik ediyor. Alper Yamak’ın yönetmenliğinde de Beni Bana Bırakıp şarkısını kliplendiren Candar, Gül ile Akide’de sevgiyi ve özlemi özgürce işliyor. Birçoğumuz onu Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı şiirinin bestesiyle ve Teoman düetleriyle tanıyoruz. Candar ile Beşiktaş’ta buluştuk, albümünü ve müziğini konuştuk.

  • 5 yıl sonra gelen bir albüm oldu? Neden beklediniz bu kadar?

5 yıl boyunca kendimi araştırdım. İnsanın en önce öğrenmesi gereken şey kendisi. O yüzden bu yolda biraz emek harcadım aslında. O yüzden yaşadıklarımı yazdım. Şiirler yazdım. Besteler yaptım. Boş durmadım.

  • Bu süreç nasıl yansıdı albüme?

İlk olarak samimi bir albüm yaratmaya çalıştım. Yaşadıklarımdan yazdığım şiirlerden şarkıları oluşturdum. Bir klasik olmasını amaçladım. Çünkü yıllar sonrasında bile insanların dinleyebileceği tüketilmemiş bir müzik oluşturmaya çalıştım. Daha doğrusu şarkıların önemine odaklandım. Günümüzdeki albümlere ya da ‘Top 10’ listelerine bakınca birbirinin benzeri müzikleri görüyoruz. Bu yüzden de bir süre sonra sönüp gidiyorlar. Ben bunun olmaması için belli modalara uymayan, kendine has ve kalıcı bir şey yaratmaya çalıştım.

sevgileri-yarinlara-birakmayalim-473339-1.

  • Erik Ağacı daha sert bir albümken bu daha dingin ve sakin. Bu ne türden bir değişim?

O zamanki ben ile şimdiki ben çok daha farklı. O zaman bir adım atayım da ne olursa olsun şeklinde bakıyordum. Tabii ki çok emek vardı ama Gül ile Akide’nin yanında solda sıfır kalıyor. Deneyim oluştuktan sonra ortaya çıkan şeyler çok daha farklı oluyor diye düşünüyorum.

  • Dediğiniz gibi çok fazla albüm ya da müzisyen birbirine benziyor. Dinleyen sizde daha farklı ne bulabilir?

Bu albüm biraz var olduktan sonra insanların hayatlarında iz bırakacak şarkılara sahip olduklarını düşünüyorum. Gün gelecek kimisi flört ederken sevdiğine yollayacak. Kimisi ayrılırken dinleyip teselli bulacak. İçten ve gönülden yazılmış şarkılar olduğu için bir modaya uyması için değil, kalıcı olması için oluşturuldu. İnsanlara iyi geleceğini düşünüyorum. Mesela ‘Sevmeye Geldik’ şarkısında bence küs insanlar birbirlerini arayacak. Birbirlerini sevdiklerini söyleyecek ve sevginin ne kadar gerçek olduğunu dinleyip, bu gerçeğin hücrelerine işleyeceğini düşünüyorum.

  • Şarkı sözlerinde karamsarlık ve iyimserlik arasında bir yer var…

Her meselede bir denge olması gerekir ya; karanlığın içinde beyaz, beyazın içinde de karanlık var. Hayatın her alanında bir denge içerisindeyiz. Kötü bir durum varsa içinde iyi bir şey de olması gerekir onu var etmesi için. Tabii ki karamsar olan parçaların içine mutlaka umut aşıladım. Umudun zaten her zaman yanı başımızda olduğunu insanların hatırlaması için.

  • Albümde düzenlemeler dikkat çekiyor. Nasıl anlatıyorsun müziğini?

Kendi müziğimi bir forma veya kalıba oturtmak için yapmıyorum. Piyanonun başına geçip bestelediğim parçalar. Sound’ları kendiliğinden ortaya çıkmış şarkılar. Bir şarkı sözünü yazıp oturup onu bestelediğim zaman piyanoda, bittikten sonra enstrümanlarını duyabiliyorum. Bu şarkılar da aynen bu şekilde giydirildi. Hak ettikleri enstrümanlarla bezendiler. O yüzden sound’u ile ilgili net bir şey söyleyemem. Alternatif kategorisine giriyor. Herkesin dinleyip kendinden bir şeyler bulmasını istedim. Bu yüzden ‘popüler’ sayılabilecek şarkılar da var. Bencillik yapmak istemedim. Tutan şarkılar diye de bir şey var. Hit şarkılar. Yanyana koyduğunuzda birbirine benziyor. Bir moda var ve gelip geçiyor. Öyle bir gaye gütmediği için benim müziğimin alternatif olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda sözleriyle de iyi geldiğine dair geri dönüşler de alıyorum. Madem albüm yapmak istiyorum, ki yapabileceğim en güzel şeydi bu insanlara bir şeyler verebilmek için, onun için de en güzel ve en keyifli şekilde süslemek istedim.

  • Birçok kişi gibi ben de sizi Göğe Bakma Durağı şiirinin bestesiyle tanıdım. Ve Teoman düetleri…

Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı şiirini besteledim, evet. Ve daha sonra o şarkı kendini internette buluverdi. Mix’i bile olmamıştı. Hiçbir reklamı yapılmadan organik bir şekilde çok fazla insana ulaştı. Bu da içindeki niyetten sanırım. İnsanlara iyi geleceğini düşündüğüm için temiz bir niyetle söylemiştim. Gezi ile ilgili çekilecek bir belgesel için bestelemiştim. O esnada insanlar tarafından da çok sevildi. Gitmek istediği yere gitti.

sevgileri-yarinlara-birakmayalim-473340-1.

  • İkinci Yeni şiirininde iyiden iyiye popülerleştiği bir zamana denk geldi.

Bir hamle değildi bu. Gezi ile ilgili bir belgeseli tamamlayacak bir şekilde yapmıştım. Bir anda ortaya çıkmış bir birlik duygusunun nasıl temiz olduğunu anlatmaya çalışmıştım bestelerken. Bu yüzden de bir şekilde insanlara ulaştı.

  • Teoman’la tanışıklığınız nasıl oldu?

2005 yılıydı yanılmıyorsam, ortak arkadaşlarımız vesilesiyle tanışmıştık. Benim şarkı söylediğimi biliyordu. Cumartesi akşamları Kemancı’da çıkardım. Doğum gününe gittiğimde orada özellikle istedi. ‘Bir albüm yapıyorum. Beraber bir şarkı söyleyelim mi?’ diye. Ben de ‘olur’ dedim. İlk tanışıklığımız öyle başladı.

  • O nasıl buldu bu albümü?

Teoman kolay kolay bir şeyleri beğenen bir insan değil. Bir şeyleri beğenmesi zordur ve zaman alır. Dinledi ve beğendi bu albümü.

  • Kimler var bu albümde? Bir Fırat Tanış düeti dinliyoruz.

Levent Özer, ‘Bir Gün Parlamışsın’ parçasının aranjmanını yaptı. Aynı sözlerinde de ufak bir katkısı var. Ali Güven ile ‘Gitme Kal’ adlı parçayı birlikte oluşturmuştuk. Harika insanlarla çalıştık. Beni anlayan insanlarla birlikteydik. Fırat Tanış ise sevmeyi bilen birisi. O yüzden onunla bu parçada söylemek istedim ve kırmadı.

sevgileri-yarinlara-birakmayalim-473341-1.

  • Müzikte çok güzel üretimler var. Yeni bir nesil çok güzel yerleşti. Bu değişimi nasıl izliyorsun?

Bir kere hepimizin kalbinde ve yüreğinde değişim gelmeden önce kendini haberdar etmişti ilk başladığı zaman itibariyle. Hiçbir değişim engellenemez. Kişinin niyeti çok önemli. O kadar pırıl pırıl bir gençlik var ki, onlar yaşamaya devam ediyorlar. Onların da çocukları olacak ve bu nesil dünyaya yayılacak. Karanlık bir dönemden de geçsek tünelin ucunda ışık olacak. Olmak da zorunda. Keyfimiz ve sağlığımız yerinde olsun gerisi önemli değil. Tek istediğim sevgileri yarınlara bırakmamak.

Kenya’da yolsuzluğa karşı ‘yalan makinesi’ hamlesi

Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta, yolsuzlukla mücadele için ülkede satın alma ve muhasebeden sorumlu tüm üst düzey yetkililerin yalan makinesi testine sokulacağını açıkladı.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Uhuru Kenyatta, bu testin, görevlilerin dürüst olup olmadığını belirlemeye yardımcı olacağını, testi geçemeyenlerin açığa alınacağını söyledi.

Gençlere mesleki eğitim verilen Kenya Ulusal Gençlik Dairesi’nde sahte ve mükerrer faturalarla 78 milyon dolar çalındığının ortaya çıkmasından sonra yolsuzluk ülkenin yeniden gündemine oturdu.

2013’te göreve gelen Kenyatta ise yolsuzlukla mücadeleyi önceliği olarak görüyor.

‘Yolsuzluk bizi yok etmeden biz yolsuzluğu yok edeceğiz’

Kenya’nın 55’inci bağımsızlık yıldönümü törenlerinde konuşan Kenyatta, “Yolsuzluk ülkemizi ve çocuklarımızın geleceğini tamamen yok etmeden önce biz yolsuzluğu yok etmek zorundayız” dedi.

Kenyatta, yeni önlemler kapsamında tüm devlet daireleri ve bağlı kurumlarda satın alma ve finans birimlerinin müdürlerinin sicillerinin yeniden inceleneceğini belirtti.

Ulusal Gençlik Dairesi’ndeki skandal, bazı tedarikçilerin kuruma sağladıkları mal ve hizmet karşılığında para alamadıkları yolundaki şikayeti üzerine ortaya çıkmıştı.

Sahte faturalarla bu kişilere ödeme yapılmış gibi gösterildiği iddiaları üzerine kurumun başkanı ve 40 çalışanı hakkında soruşturma açılmıştı.

Bakanlar Kurulu sil baştan: 7 bakanlık kapatılacak; sayı 14’e iniyor

AKP; Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yapılandıracağı Bakanlar Kurulu ile ilgili taslağı hazırladı. Taslağa göre, mevcut 21 icracı bakanlık sayısı 14’e indiriliyor. AB Bakanlığı dahil 7 bakanlık kapatılıyor. Taslağa, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a sunulduktan sonra son şekli verilecek.

Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre, 21 mevcut bakanlıktan Avrupa Birliği (AB) Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı kapatılacak. Ekonomi başta olmak üzere birçok bakanlığın yetki ve sorumlulukları artacak.

YAPILAR DEĞİŞECEK

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yeni adı Sanayi ve Bilim Bakanlığı olarak değiştirilecek. Bu bakanlık aynı görevi üstlenecek. Çalışma Bakanlığı’nın adı İş Hayatı ve Güvenliği olarak değiştirilecek. Bu bakanlığın çalışma alanı da aynı kalacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sadece Şehircilik Bakanlığı olarak anılacak. Ancak bu bakanlığın yapısında hem çevre faaliyetleri hem de su işleri olacak. Kapatılan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın görevlerinin yarısını bu bakanlık üstlenecek. Kapatılan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın orman alanlarıyla ilgili tüm faaliyetleri Tarım Bakanlığı’na verilecek. Bu bakanlığın adı Orman Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın adı Enerji ve Doğal Kaynaklar olarak değiştirilecek ancak yapısı değişmeyecek.

İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı yapısını aynen koruyacak. Lağvedilen Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kültür bölümü Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanacak ve bu bakanlık, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı olarak anılacak.

EN AZ 4 YARDIMCI

Hazırlanan yeni yapıda cumhurbaşkanı yardımcılıklarının sayısı da birden fazla olacak. En az 4 yardımcının planlandığı, bunlara verilecek görevlerle birlikte yeni bakanlar kurulunun 18-20 kişiden oluşacağı yorumları yapılıyor. Bu çalışma lağvedilen ve mevcut bakanlıkların ilgili kurumlarının dağıtılması ve uygun bir çatının oluşturulması aşamasına kadar bazı değişikliklerden geçebilecek. Ancak parti kurmayları genel yaklaşımın bu çerçevede olacağını ve seçimlerden sonraki yeni hükümet kurulmadan yeni yapının hazır hale getirileceğini belirtiyorlar.

EKONOMİYE TEK ÇATI

En büyük operasyon ekonomiden sorumlu bakanlıklarda gerçekleştirilecek. Maliye, Ekonomi ve Kalkınma bakanlıkları tek çatıda toplanacak. Bu bakanlığın bünyesine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile turizmin de alınması tartışılıyor. Ekonominin tek elde toplanmasının amaçlanmasına karşın son aşamada karar alma güçlüğü nedeniyle bu yapının ikiye bölünebileceği veya turizmin ayrı bir bakanlık olabileceği de ifade ediliyor.

GENÇLİK VE AİLE BİR ARADA

Taslağa göre, Adalet Bakanlığı aynen kalacak. Aile Bakanlığı’nın adı Aile ve Toplum Bakanlığı olarak değiştirilecek. Bu bakanlık yine kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk ve engellilerle ilgili politika geliştirecek. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın görevlerinin büyük bölümünü bu bakanlık üstlenecek. Ancak spor konusunda henüz karar verilmedi. Dışişleri Bakanlığı, AB Bakanlığı’nın tüm görevlerini üstlenecek. Ayrıca TİKA ve Yurt Dışı Türkler Başkanlığı gibi başbakan yardımcılıklarında olan kurumlar da bu bakanlıkla ilişkilendirilecek. İstenirse AB konusunda bir cumhurbaşkanı yardımcısı da görevlendirilebilecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Bosna Hersek’e gitti

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, resmi ziyaretlerde bulunmak ve Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) 6’ıncı Genel Kurulu’na katılmak üzere Ankara Esenboğa Havalimanı’nda Bosna Hersek’e gitti.

Erdoğan’a ziyaretinde eşi Emine Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ile Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş eşlik etti.

Erdoğan, ziyareti kapsamında, Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Bakir İzzetbegoviç ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerde bulunacak.

Yine Avrupalı Türk Demokratlar Birliğinin (UETD) 6. Olağan Genel Kuruluna katılacak olan Erdoğan, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi tarafından kendisine tevdi edilecek fahri doktora için düzenlenecek törene katılacak.

Atatürk anıtındaki CHP ve HDP çelenglerine saldırdı

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle Atatürk anıtında düzenlenen programın ardından bir kadın, HDP çelengini parçaladı, CHP çelengini de devirdi.

Çorlu ilçesinde 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Atatürk Meydanı’nda kutlandı. Programa Kaymakam Levent Kılıç, Çorlu Belediye Başkanı Ahmet Sarıkurt, Çorlu Cumhuriyet Başsavcısı Murat Yiğiter, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Üzgün, siyasi parti temsilcileri, gaziler ve öğrenciler katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Atatürk Anıtı’na Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürlüğü, CHP ve Ak Parti çelenkleri bırakıldı. HDP Tekirdağ İl Başkanlığı üyeleri ise resmi programın ardından Atatürk anıtına çelenk bıraktı. Oluşturulan yürüyüş korteji, çelenk programının ardından Cumhuriyet Parkı’na kadar yürüdü.

ÇELENKLERİ YERE ATTI

Kutlama programından bir süre sonra elinde Türk bayrağı ile Atatürk Meydanı’na gelen ve henüz kimliği tespit edilemeyen bir kadın, üzerinde HDP Tekirdağ İl Örgütü yazılı çelengi yere atıp parçaladı. Çelengin üzerinde zıplayan kadın daha sonra CHP’nin çelengini de yere atarak, “Ne işi var bunun, burada. Türkiye’mize göz koyuyorlar, vatanımıza göz koyuyorlar. Ne işleri var burada. Bir sahip çıkmıyorlar Türkiye’mize, düşmanlarla beraber oluyorlar. Benim torunlarım çocuklarım nasıl büyüyecek burada. Ne biçim iş bu be?” diyerek anıttın uzaklaştı.

Polis, kadının kimliğinin belirlenip yakalanması için çalışma başlattı.

Taksim’deki 19 Mayıs töreninde bürokratlara protesto

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda tören düzenlendi.

CHP temsilcileri, İstanbul Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü temsilcilerinin, kendi çelenklerini bıraktıktan sonra tören alanından ayrılmalarını alkışlarla protesto etti.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle, Cumhuriyet Anıtı’nda tören düzenlendi. Törene, İstanbul Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü, CHP ve DSP temsilcileri ile yurttaşlar katıldı. Çevrede geniş güvenlik önlemi alan polis, tören alanına girenleri tek tek aradı. Etkinlik programının açıklanmasının ardından başlayan törende, ilk olarak, İstanbul Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü çelengi Cumhuriyet Anıtı önüne konuldu. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasından sonra Cemal Reşit Rey Konser Salonunda, İstanbul Valisi Vasip Şahin’in de katılımıyla bir etkinlik düzenleneceği anonsu yapıldı. Bunun ardından, İstanbul Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü temsilcileri, tören alanından ayrıldı.

CHP temsilcileri durumu alkışlarla protesto etti.

taksim-deki-19-mayis-toreninde-burokratlara-protesto-465385-1.

CHP Beyoğlu İlçe Başkanı Bekir Özcan, Atatürk’ün Samsun’a çıkmasının ardından 99 yıl geçtiğini hatırlatarak “Yani, bugün, parça parça bölünmüş Anadolu’nun biraraya getirildiği gündür. O yüzden, siz anıta çelengi bırakıp kaçamazsınız. O yüzden bu bayramlar halka mal olmuştur. Halkla beraber kutlanmalıdır” dedi. CHP ve DSP temsilcileri daha sonra, kendi çelenklerini anıta bıraktı. (DHA)

Fenerbahçe’den 60 bin bardakla Atatürk portresi

Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesindeki Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na özel dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir projeye imza attı.

60 bin adet renkli bardak ile 28 metreye 15 metre boyutlarında Atatürk portresinden oluşan bir görsel oluşturuldu.
Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’ndaki etkinlikte tüm çalışmayı başından sonuna kadar takip eden Başkan Aziz Yıldırım, son bardağı koyarak Atatürk portresini tamamladı.

60 bin renkli bardakla Gazi Mustafa Kemal Atatürk portesinden oluşan görselin bitiminde Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu birlikte marşlar ve şarkılar söyleyerek 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı.

60.000 Renkli Bardakla Dev Atatürk Portresi | https://t.co/mi56hUcmUVpic.twitter.com/gzwvNW9yqY

— Fenerbahçe SK (@Fenerbahce) May 17, 2018

CHP Gençlik Kolları Anıtkabir’e yürüdü

CHP Gençlik Kolları üyeleri, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Güvenpark’tan, Anıtkabir’e yürüdü.

Güvenpark’taki CHP Ankara İl Başkanlığı önünde toplanan gençler, ellerindeki Türk bayraklarıyla Gençlik Caddesi’ni takip ederek, Anıtkabir’e doğru yürüyüşe geçti.

CHP Ankara İl Başkanı Rıfkı Güvener, Gençlik Kolları Genel Başkanı Emre Yılmaz ve Ankara Gençlik Kolları Başkanı Deniz Bozkurt, Anıtkabir’in Gençlik Caddesi girişinde parti otobüsü üzerinden yürüyüşe katılanlara teşekkür etti.

Yürüyüşe katılanlar, daha sonra Anıtkabir’i ziyaret etti.