Tarafsız Habercilik

Dış politikadaki başarısız tablo: ‘Libya’da ne işimiz var’dan Libya’ya NATO ile saldırmaya

MUSTAFA K. ERDEMOL [email protected]

Türkiye’nin Ortadoğu’da söz sahibi olma iddiası, “Komşularla Sıfır Sorun” politikası “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreçle bitti. Suriye’ye daha sonra değineceğim ama öncelikle Türkiye’nin bu süreçte Mısır’la ilişkilerinin nasıl bozulduğuna bakalım.

Mısır’da halk hareketinin rüzgarıyla, ama ABD’nin de açık desteğiyle Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden sonra yapılan ilk serbest seçimde Cumhurbaşkanı olan Müslüman Kardeşler mensubu Muhammed Mursi halkta büyük tepki uyandırdı. Mursi’nin gerici İslamcı politikaları nedeniyle, yine bir halk hareketiyle devrilmek üzereyken ordu müdahalesiyle görevden uzaklaştırılması İslamcı AKP iktidarının tepkisini çekti. Bu tepki aslında iktidarın Ortadoğu politikasının tıkanmasına yol açan nedenlerden biri oldu.

Çünkü Mısır’da Mursi’nin görevden alınmasını iç siyasette malzeme olarak kullandı Erdoğan. Erdoğan ile arkadaşlarının tepkisi “İslamcı ideolojilerine” uygun bir tepkiydi ama geleneksel Türkiye dış politikasında örneği daha önce görülmeyen bir tutumdu. Mısır Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Avni Botsalı’dan ülkeyi terk etmesini istedi. Türkiye’yle ilişkilerin derecesini düşürme kararı alan Mısır ayrıca Ankara Büyükelçisi’ni de geri çağırdı. Ankara’nın cevabı gecikmedi. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abderahman Salaheldin de, Türkiye tarafından persona non-grata (istenmeyen adam) ilan edildi.

Mısır, Türkiye Büyükelçisi’ni kovma gerekçesini “Ankara sürekli içişlerimize karışıyor” sözleriyle duyurdu. Zamanlaması berbat bir gelişmeydi bu. 2014 Eylül’ünde BM toplantısında iki ülke dışişleri bakanlarının görüşmesi planlanmıştı, ama Erdoğan’ın Abdülfettah Sisi’yi eleştirmesi bu toplantının iptaline yol açtı. Mısır’la ilişkilerin bozulması başka sorunlara da yol açtı. Türkiye İsrail ile de bozuşunca Doğu Akdeniz’de de etkisini yitirmeye başladı. İsrail, Yunanistan ve Rum Yönetimi ile ilişkilerini geliştirdi. ABD-Türkiye – İsrail ortak tatbikatına artık Türkiye değil Yunanistan alındı İsrail’in önerisiyle. Mısır da işte bu İsrail – Yunanistan – Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ortaklığa dahil oldu. Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi dışişleri bakanları Kahire’de bir araya gelerek Kahire Deklarasyonu’nu imzaladılar ve Kıbrıs Rum Yönetimi sınırlarından çıkarılacak gazın Mısır üzerinden satılması konusunda anlaşmaya vardılar.

Mısır’a alınan tavır İslamcı ve mezhepçi tutumun bir göstergesiydi. Bu tutumu daha sonra da defalarca sergiledi AKP iktidarı. Bangladeş’te ülkenin Pakistan’dan ayrıldığı dönemde ülkeye ihanet ettikleri gerekçesiyle bazı Sünni İslamcı liderlerin idam edilmesini kınadığını açıklayan Erdoğan, Suudi Arabistan’da arkadaşlarıyla beraber idam edilen Şii din adamı Şeyh Nimr El-Nimr’in idamı konusunda ne düşündüğü sorulduğunda “Bu Suudi Arabistan’ın iç işidir” demişti.
O kadar esip gürlemesine rağmen Erdoğan, yine her zaman yaptığı gibi Mısır’la ilişkileri düzeltmenin yollarını aradı gizli kapaklı bir biçimde. İlişkilerin düzelmesinde yardım istediği ülke ise yıllardır bir hanedanın diktatörlüğüyle yönetilen, Sisi’ye yönelik sözleriyle tepkisini çektiği Suudi Arabistan’dı.

Hamas, malum Filistinli İslamcı bir örgüt. Erdoğan’ın bu örgüt ile lideri. Hamas’tan yana tutum alıp liberal laik El Fetih ağırlıklı resmi Filistin yönetimine karşı olduğu biliniyor Erdoğan’ın.

Ama Erdoğan’ın kavgalı olduğu Sisi ile hep destek verdiği Hamas arasındaki ilişkiler bakın hangi boyuta geldi. Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı İsmail Heniyye, hareketinin Mısır’la ilişkilerinde yeni bir sayfa açtığını belirtti. Heniyye, Katar’ın desteğiyle Gazze Şeridi’nin güneyinde inşa edilen evlerin dağıtım töreninde yaptığı konuşmada, “Mısır’la ilişkilerimizde yeni bir sayfa açtık” dedi.

Konuşmasında Mısır’a yaptığı ziyarete de değinen Heniyye, “Mısır’daki kardeşlerimizle siyasi durum, ikili ilişkiler, Gazze’nin ihtiyaçları ve ablukanın kaldırılması meselelerini görüştük. Temaslarımız kapsamında güvenlik konusuyla ilgili endişeleri de ele aldık. Sınırda ticaretin geliştirilmesi yönünde görüşmeler var “ ifadelerini kullandı.

İlk anda Hamas’ın Erdoğan’ı Mısır konusunda yalnız bıraktığı sanısına yol açacak bir durumdu bu. Ancak, öyle olmadığı, İsrail’le geliştirdikleri “iyi ilişkiler” nedeniyle hem Türkiye’nin hem de Mısır’ın, Katar’ın da katkısıyla tabii, Hamas’a yeni bir “siyasi hat” çizildiği ortaya çıktı. Hamas, açıkladığı yeni “siyaset belgesi”yle “Filistin’in kurtuluşu” mücadelesinden (!) ciddi bir geri dönüş yaptı.

Recep Tayyip Erdoğan İslamcı hezeyanlarla Davos’ta “one minute” şovunu sergilerken İsrail’in batı için ne ifade ettiğini hesaplayamadı. Neden sonra ilişkileri düzeltmek için çabaladı. Çünkü tüm Batı, Ortadoğu’daki cihatçılara karşı İsrail’in önemli bir güç olduğunu kabul ediyor, güçlü istihbarat ağından yararlanıyordu. Türkiye de İsrail’le istihbarat paylaşımları yapan bir ülkeydi. İkinci olarak enerji konusu belirleyiciydi. Erdoğan “terörist devlet” dediği İsrail’le ilişkilerin düzelme yoluna girmesinden sonra bambaşka bir üslup kullandı. Gazze’ye insani yardım götürmek üzere yola çıkan ancak İsrail askerlerinin saldırısı sonucu 10 kişinin yaşamını yitirdiği Mavi Marmara gemisine yönelik saldırıya ilişkin, bir iftar yemeğinde aynen şunları söyledi:

“Bana mı sordunuz?”
“Değerli kardeşlerim, Türkiye olarak biz hangi adımı atıyorsak atalım bu adım bilinmelidir ki her zaman karşılıklı milletlerin kazanımına dayalı bir adımdır. Hiçbir zaman hiçbir adımı tek taraflı düşünmedik. Kazan kazan esasına dayalı olarak bu adımları atmışızdır. Türkiye de kazanmalı Rusya da kazanmalı, İsrail de kazanmalı. Hassasiyetimiz olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. Fakat İsrail ile ilgili olayları bazıları farklı şekilde kaşıyorlar. Biz ilişkilerimizi niye kesmiştik. Peki, duruşumuzda o günden bu güne herhangi bir değişiklik oldu mu olmadı. Şimdi Obama’nın araya girmesiyle başlayan yeni süreç 3 başlık talebimiz vardı, özürdü bir tanesi, özür olayını bizzat Obama’nın yanında İsrail Başbakanı ifade ettiler. O günden bugüne üç yıl içerisinde İsrail tarafıyla görüşmeler oldu. Niye anlatıyorum bunları?

Hedef saptıranlar var. Duymayıp uyduranlar var. Vatandaşlarımız bunları bilsin istiyorum, olayı yaşayan benim. Sen neyi duydun, neyi gördün, neyi bildin? Söylemediğim şeyleri söylemiş gibi gösterenler var, akşam başka sabah başka konuşur çünkü bunlar. İkinci madde neydi? Dedik ki tazminat. Görüşmeler yapıldı, 20 milyon dolar 10 şehidimiz için tazminat belirlendi. Siz daha fazlasına layıksınız diyorlar, kanın rakamı olur mu? Böyle bir tazminata karar verilmiş, alır veya almaz biz burada uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz? Biz zaten yardımı yaptık, yapıyoruz. Bunları da yaparken, gövde gösterisi olsun diye mi yapıyoruz? Edebi adabı içinde yaptık yapıyoruz”.

***

dis-politikadaki-basarisiz-tablo-libya-da-ne-isimiz-var-dan-libya-ya-nato-ile-saldirmaya-472545-1.

Arap Baharı’nın felakete sürüklediği Libya konusunda da Türkiye ikiyüzlü bir politika izledi. Libya’ya bir NATO müdahalesinin konuşulduğu dönemde Türkiye, “Bizim Libya’da ne işimiz var?”, “NATO Libya’ya müdahale edemez’ demesine rağmen konuyla ilgili olarak çıkan BM Güvenlik Konseyi kararından sonra NATO askeri planlamasına Türk savaş uçaklarıyla, gemileri de alındı.

O dönem Başbakan olan Erdoğan, “BM kararının derhal uygulamaya konulmasını, ateşkesin sağlanmasını” istedi. Yani Libya’ya askeri bir operasyonu destekleyeceğini ilan etmiş oldu.

Yeni Osmanlıcı politikaların, eskiden Osmanlı egemenliğinde olan bölgelerde hâlâ itibar göreceğine kendilerini nasıl inandırdıkları incelenmeye değer. Davutoğlu/Erdoğan ikilisi çağdaş siyasetin gerçeklerinin farkına varamamış, “nostalji hastalığı”na tutulmuş figürler. Bunlarda mevcut bulunan, gittikçe hastalıklı hale gelen “ecdat tapınması” ülkeyi bugüne kadar yaşamadığı sorunların içine attı oysa. Topladıkları kalabalıkların hoşuna gidecek gerçeklikten kopuk söylemleri dış politikada karşılık bulamamış söylemler.

İki güne sığdırılamayacak dış politika felaketleri bunlar. Okurlarımız dilerlerse yazmış olduğum Dış Politikada İflasın Arka Planı (BirGün Yayınları) adlı kitabı okuyabilirler.

AB’de havacılıkta güvenlik için yeni dönem

Avrupa Birliği Konseyi havayolu taşımacılığında güvenliğin sağlanması için önerilen kurallara ilişkin olarak yeni bir yaklaşım kabul ettiğini duyurdu.

Konsey’e göre öneriler, AB’de etkin olarak görev alan AB ve diğer ülkelere ait hava yolu araçları arasında adil yarışmayı benimsemeyi hedeflerken, aynı zamanda AB genelinde birbirine bağlı koşulları korumayı amaçlıyor.

Bulgaristan Taşımacılık, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Bakanı Ivaylo Moskovski, AB kararını şöyle değerlendirdi:

“Hava ulaşımı teknolojik gelişmelere fırsat sağlaması, hem AB içinde, hem de dışında vatandaşlar için daha fazla istihdam ve bağlantı sağlaması yönleriyle AB ekonomisinin çok önemli bir parçasıdır.

“Karar uygulanmaya başlanınca, ticari aktivitelerin bulunduğu bölgelerdeki uluslararası düzeyin bir benzerini Avrupa havacılık sektöründe mümkün kılacaktır.” DHA

BMGK’nin yeni üyeleri belli oldu

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) 2019-2020 yıllarında görev yapacak beş geçici üye için BM Genel Kurulu’nda seçim yapıldı.

Almanya, Belçika, Güney Afrika, Dominik Cumhuriyeti ve Endonezya BMGK’nın yeni geçici üyeleri oldu.

Konseye seçilen yeni 5 üye ülke, 1 Ocak 2019’dan itibaren BMGK’de 2 yıl boyunca geçici üye olarak yer alacak.

Toplam 15 üye ülkenin bulunduğu BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa’dan oluşuyor.

Kalan 10 üye ise BM’nin beş coğrafi grubu arasından iki yıllık süre için BM Genel Kurulu’nda seçiliyor. Geçici üyelerden her yıl beşi yenileniyor.

ABD Savunma Bakanı Mattis: Çin ile gerekirse aktif şekilde rekabet ederiz

ABD Savunma Bakanı James Mattis, Çin’in statüsü tartışmalı Güney Çin Denizi’nde füzeler konuşlandırarak komşularını yıldırmaya ve baskı altında tutmaya çalıştığını söyledi. Trump yönetiminin Çin ile yapıcı bir ilişki kurmak istediğini belirten Mattis, “Bununla birlikte Çin ile gerekirse aktif şekilde rekabet ederiz” dedi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Singapur’da düzenlenen bir güvenlik zirvesinde konuşan Mattis, Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi’ndeki askeri varlığını artırdığına dikkat çekti.

Çin’in bölgede füzeler konuşlandırdığını ve çevreyi sinyal kesme cihazlarıyla donattığını belirten Mattis, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çin’in aksi yöndeki iddialarına karşın, tüm bu silah sistemlerinin bölgede konuşlandırılması, askeri açıdan yıldırma ve baskı amaçlı bir politikaya işaret ediyor” dedi.

Stratejik ve ticari önemi yüksek Güney Çin Denizi’nde Çin’in yanı sıra Vietnam, Filipinler, Tayvan ve Malezya da hak iddia ediyor

Trudeau: Kanada, ABD Başkanının kum torbası değil

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, ABD yönetiminin ithal çelik ve alüminyuma yönelik yeni gümrük vergisi uygulamasına Kanada’yı da dahil etmesine tepki gösterdi.

Trudeau, Kanada Belediyeler Federasyonunun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, ABD’nin yeni gümrük vergisi uygulamasına Kanada’yı da dahil etmesini tepkiyle karşılayarak, “Kanada ABD Başkanının kum torbası değil.” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, kararına gerekçe olarak ulusal güvenlik önlemlerini gösterdiğini ifade eden Justin Trudeau, ‘’Kanada’nın çelik endüstrisinin ABD’ye yönelik ulusal bir güvenlik riski oluşturduğunu söylemek bize hakarettir.” diye konuştu.

Amerikalıların ve özellikle de Trump’ın taraftarlarının, Kanada’ya yönelik yeni vergi uygulamasından mali sıkıntı ve acı hissedeceklerini söyleyen Trudeau, ‘’Trump’ın tarifeleri ortadan kaldırmak için Kanada’dan ne istediğini bilmiyorum. Ancak bildiğim şey, ABD’yle omuz omuza savaşan Kanadalı askerlerin ve Kanada’nın ABD’ye güvenlik tehdidi oluşturduğunu söylemek zor ve kabul edilemez.’’ ifadelerini kullandı.

Trudeau, ABD’nin, Kanada ile çelik ticaretinde 2 milyar dolarlık bir fazlaya sahip olduğunu ve Çin’den gelen aşırı arzın giderilmesi söz konusu olduğunda her iki ülkenin de aynı sayfada yer aldığını belirterek, ‘’Başkanın G7 liderlerinin Quebec’teki zirvesine beklendiği gibi katılması halinde gelecek hafta Trump ile buluşacağız. Mesajımız kibar olacak. Kanada, ABD Başkanının kum torbası değil’’ dedi.

“Misilleme listesi uzayabilir”

Öte yandan, Kanada Dışişleri Bakanı Chrystia Freeland de yaptığı açıklamada, ABD’nin gümrük tarifeleri uygulamasına karşı oluşturdukları misilleme listesinin yeni eklemelerle uzatılabileceğini söyledi. Freeland, Kanada Ulusal Günü olan 1 Temmuz’da yürürlüğe girecek 16,6 milyar dolarlık önlemler listesini 15 Haziran’da tamamlamayı planladıkları istişareler sonunda son halini vereceklerini kaydederek, bunun için tüm sektörlerin temsilcileri ile görüşerek fikir aldıklarını ifade etti.

Kanada 1 Haziran’da yürürlüğe girecek uygulamayla başta Amerikan demir-çelik ürünlerine yüzde 25 ve alüminyum ürünlerine de yüzde 10 tarife uygulayacak. Kanada’nın misilleme listesinde, sabundan tuvalet kağıdına, viskiden uyku tulumuna, çikolatadan hazır gıda ve giyime kadar yüzlerce ürün bulunuyor.

TTB: “TAMAM” diyoruz

BirGün/Ankara

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 24 Haziran seçimleri öncesinde “Aydınlık Bir Gelecek İçin Sağlık Alanına İlişkin Taleplerimiz” başlığıyla bir açıklama yaparak, yeni dönemde sağlık alanında gerçekleştirilmesini bekledikleri taleplerini açıkladı.

TTB Merkez Konseyi üyelerinin de katıldığı toplantıda konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın (SDP) uygulamaya başlanmasından bu yana geçen 15 yılda ve buna ek olarak 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL ile birlikte sağlık alanında yaşanan sorunları özetledi. SDP’nin Türkiye sağlık ortamını olumsuz etkilediğini, birçok yeni soruna yol açtığını, Genel Sağlık Sigortası Sistemi’nin (GSS) gençleri ve işsizleri sağlıkta yoksun bıraktığını, daha çok hasta görme, daha fazla işlem yapma üzerine kurulan performans sisteminin sağlık hizmetlerinde niteliği düşürdüğünü ve sağlık çalışanlarını tükenme noktasına getirdiğini anlatan Tükel, OHAL ile birlikte bunlara ihraç edilen ve güvenlik soruşturmaları nedeniyle atanamayan hekimlerin sorunlarının eklendiğini kaydetti.

Tüm olumsuzluklara son verilmeli

“OHAL altında, emekçilere düşük ücretin, ağır çalışma koşullarının dayatıldığı, işçi kıyımlarının gerçekleştiği, taşeronlaşmanın, esnek ve güvencesiz çalışmanın hâkim hale getirildiği, hekimlik değerlerinin yok sayıldığı, halkın sağlık hakkının gasp edildiği bir dönemde seçimlere gidiyoruz” diyen Tükel, TTB olarak yeni seçilecek hükümetten karşılanmasını bekledikleri sağlık alanına ilişkin taleplerini sıraladı.

Performans, döner sermaye, GSS ve şehir hastanelerinden vazgeçilmesi gerektiğini belirten Tükel, yeni tıp fakültesi açılmaması, asgari standart ve koşulları sağlamayan tıp fakültelerinin tıp eğitimi verme yetkisinin kaldırılması gerektiğini kaydetti. Tükel, OHAL’in kaldırılması ve OHAL ile birlikte sağlık alanında yaşanan tüm olumsuzluklara son verilmesi gerektiğini vurguladı.

“TAMAM” diyoruz

TTB tarafından hazırlanan, fiili hizmet zammı, sağlık alanında şiddetin önlenmesi ve hiçbir bilimsel dayanağı bulunmayan aşı reddinin önlenmesi için hazırlanan yasa değişikliği önerilerinin altını çizen Tükel, bölünen üniversitelerin birleştirilmesini, “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması dolayısıyla TTB Merkez Konseyi üyelerine açılan soruşturmaların geri çekilmesini istedi. Tükel, sözlerini şöyle tamamladı: “Sağlıklı bir toplum için, barışın egemen olduğu, özgür, demokratik ve laik bir ülke için, işçilerin, emekçilerin ve tüm halkımızın, kendilerini ilgilendiren her konuda söz, yetki ve karar hakkının olduğu bir geleceğe TAMAM diyoruz. Oyumuza sahip çıkacağız, oyumuzu demokrasiden, emekten, barıştan, özgürlüklerden yana kullanacağız.”

Ukrayna’da göçmenlerin çalıştığı pazara saldırı

Ukrayna Kiev’de Kafkas kökenli göçmenlerin dükkanlarının yer aldığı bir pazara saldıran bir grubun, olaya müdahale eden polisle de çatışması sonucu 10’dan fazla kişi gözaltına alındı.

Kiev’deki Lesnaya Pazarı’nda emekli bir askerin göçmenler tarafından dövüldüğü videonun internette yayılmasının ardından pazara saldırı düzenlendi.

Videoda emekli bir vatandaşın pazarcılarla tartışma yaşadığı, yediği yumruğun etkisiyle yere yıkıldığı görülürken, emekli asker olduğu belirtilen kişinin, pazarcıların kaba davrandığı bir kadını savunduğu ve bunun üzerine tartışma çıktığı iddia edildi.

Olayı haber alan onlarca kişinin ertesi gün pazara giderek, Kafkas kökenli oldukları belirtilen göçmenlerin dükkanlarına saldırıda bulundukları bildirildi.

Saldırganların olaya müdahale eden polislere de taş atarak karşılık verdikleri, üç güvenlik görevlisinin yaralandığı açıklandı.

Sosyal medyada konuyla ilgili tepkilerin büyümesi üzerine açıklama yapan milletvekili Anton Geraşçenko, Gürcü göçmenlere yönelik nefret söylemli ve etnik gerginliği körükleyen mesajların paylaşılmaması çağrısında bulundu.

Saldırganların “C14” adlı radikal milliyetçi grubun üyeleri oldukları iddia edilirken, daha sonra bu oluşumun sosyal medya hesabından konuyla ilgili yalanlama geldi.

Rusya’dan NATO’nun genişlemesine tepki

Kremlin Basın Sözcüsü Dmitriy Peskov, NATO’nun Rusya sınırında genişlemesinin güvenlik ve istikrara katkıda bulunmayacağını söyledi.

Peskov, gazetecilere yaptığı açıklamada, Polonya’da ABD üssünün kurulması iddialarına ilişkin değerlendirmede bulundu. Böyle bir kararı her egemen devletin alabileceğini hatırlatan Peskov, “Fakat kıtadaki genel güvenlik atmosferinin sonuçları elbette ortadadır” ifadelerini kullandı.

NATO’nun Rusya sınırlarında kademeli olarak alt yapısını genişletmesinin güvenlik ve istikrara katkı sağlamayacağını belirten Peskov, “Tam tersine bu yayılmacı eylem Rusya tarafından karşı eyleme yol açar” dedi.

Polonya Savunma Bakanlığının gelecek ay Brüksel’de düzenlenecek olan NATO zirvesi öncesi, Washington’a Polonya’da kalıcı askeri üs kurması için 1,5-2 milyar dolar teklif ettiği belirtilmişti.

Polonya, mart ayında patriot hava ve füze savunma sistemi için ABD ile 4 milyar 750 milyon dolarlık sözleşme imzalamıştı.

Polonya, ABD’ye ‘2 milyar vereyim üs kur’ demiş

Polonya’nın, ülkede kalıcı askeri üs kurması için ABD’ye 2 milyar dolar teklif sunduğu iddia edildi. Polonya haber sitesi Onet’in haberine göre, gelecek ay Brüksel’de düzenlenecek olan NATO zirvesi öncesi Polonya Savunma Bakanlığı, Washington’a Polonya’da kalıcı askeri üs kurması için 1,5-2 milyar dolarlık teklif etti.

Polonya Savunma Bakanlığı tarafından 2018 yılında, “Polonya’da kalıcı ABD askeri üssü için teklif” ismiyle hazırlandığı ileri sürülen teklife göre, ABD’nin Polonya topraklarında zırhlı tümen bulundurmasının “ihtiyaç” olduğu belirtildi. Haberde Polonya’nın, Rusya ile Ukrayna arasındaki kriz nedeniyle “güvenlik endişesi” yaşadığı ifade edildi. Polonya, mart ayında patriot hava ve füze savunma sistemi için ABD ile 4 milyar 750 milyon dolarlık sözleşme imzalamıştı.

Sandık oyunları bitmiyor: Bu kez de liste karıştırma

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

Doğu ve Güneydoğu illerinin valileri ve il seçim kurulları, Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) sandık birleştirme ve taşımanın yanı sıra bazı seçim bölgelerinde seçmen listelerinin adres esas alınmadan karma yapılması isteminde de bulunmaya başladı. CHP ve HDP’nin YSK temsilcileri, listelerin karma yapılması durumunun tehlikesine dikkat çekti.

Önceki seçimlerde YSK’nin yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle sandık birleştirme ve taşıma taleplerinin büyük bölümünü reddetmesi nedeniyle mart ayında TBMM’den geçirilen yasayla bir düzenleme yapıldı. Buna göre, seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda YSK, vali veya il seçim kurulu başkanının en geç bugün saat 17.00’ye kadar talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine karar verebilecek. Mülki idare amirlerinin, seçimlere müdahalesine yol açacağı gerekçesiyle eleştirilen bu düzenlemeye muhalefet, “seçim güvenliğinin ortadan kalkacağı, seçmen listelerinin karma yapılmasının denetimi engelleyeceği” gerekçesiyle tepki gösterdi.

Seçim güvenliği uyarısı
CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu, sandık birleştirme, taşıma ve listelerin karma yapılması talepleri ile ilgili başvuruları YSK’nin bugünden sonra gündeme alacağını bildirdi. Sandık taşıma, birleştirme ve listelerin karıştırılmasının tehlikeli sonuçları olabileceğini belirten Yakupoğlu, “YSK’nin bunu dikkate alarak prensiplerini ortaya koymasını bekliyoruz” dedi.

HDP temsilcisi Mehmet Tiryaki de listelerin karıştırılmasının sahte ve mükerrer oy kullanımının kontrolünü güçleştireceği uyarısında bulundu. Bu yöndeki bir düzenlemenin tüm Türkiye’de yapılması durumunda karşı çıkılmayabileceğini belirten Tiryaki, “Sandıklardan çıkan sonuçlara göre seçmenin cezalandırıldığını defalarca gördük, iktidar temsilcileri bunu çekinmeden dillendiriyorlar. Listelerin karıştırılmasının bunu engelleme açısından katkısı olabileceği söylenebilir ancak bu düzenlemelerin özünde HDP’nin yüksek oy aldığı, belediye başkanlarının, milletvekillerinin tümünü kazandığı yerleri hedef aldığını biliyoruz” dedi.

Jandarmaya ret
Bu arada, Bitlis’in Adilcevaz ve Güroymak ilçeleri jandarma komutanlıklarından güvenlik gerekçesiyle yapılan sandık taşıma ve birleştirme istemleri, “başvurma yetkisi olmadığı” gerekçesiyle reddedildi.

53 mahalle ve 126 köyü bulunan Hakkari’de aralarında merkez mahallelerin de bulunduğu toplam 134 köy ve mahalledeki sandığın 38 yerde birleştirilmesi istemi de YSK’de görüşülmeyi bekliyor. Yaklaşık 100 bin seçmenin bulunduğu yerden başka bir yere taşınmasını gerektirecek bu istemi YSK kısa süre içinde gündemine alarak sonuçlandıracak.