Tarafsız Habercilik

Her şey karşıtıyla var olur

SAİME BİRCAN SAK

Emel Kayın’ı öyküler, şiirler, denemeler, araştırma yazıları, belgesel metinlerle tanıyoruz. Yazarın 2008 yılında Kanguru Yayınları tarafından yayımlanan ve 2013 yılında ikinci baskısı yapılan ‘Mekân Hikâyeleri’ adlı kitabı, zaman, kent, ev, insan odaklı kısa, deneysel, imgesel öykülerle okura ulaştı. 1990’lı yıllardan beri uğraştığı kısa öykü türünde ustalaştığını ‘İyilik ve Kötülük İçin Mekânlar’ adlı son kitabında da görüyoruz. Mekân-insan ilişkisinde korku duygusunu ele alan ‘Mekân Hikâyeleri’ kitabına karşılık ‘İyilik ve Kötülük İçin Mekânlar’ kitabı iyilik ve kötülüğün döngüsel ilişkisine odaklanıyor. İnsan ruhunun karanlık derinliklerine bakmanın yanı sıra mitoslara göndermeler ile Gotik unsurlar taşıyan bu kitap, ‘Ev-Oda’, ‘Kent-Sokak’, ‘Hücre-Kuyu’, ‘Yol-Yeryüzü’ olmak üzere dört bölümden oluşuyor.

Kitabın yazar tarafından çekilmiş kapak fotoğrafındaki yeşil çayır ve at doğa özlemini, manzaranın insansızlığı da kötülüğün insan kaynaklı olduğunu düşündürüyor. Kitabın başında “Öyle iyiydi ki yeryüzünde o derece iyiliğin olduğuna inanmak istemeyen insanların inşa ettikleri eğrilerin ortasında bıraktıkları doğru, küçük, kuytu, kötü bir aralıkta yaşıyordu” ve “Öyle kötüydü ki yeryüzünde o derece kötülüğün olduğuna inanmak istemeyen insanların inşa ettikleri doğruların ortasında bıraktıkları eğri, küçük, kuytu, iyi bir aralıkta yaşıyordu” (s.9) cümleleriyle karşılaşılan zıtlıklar ve iyiyle kötünün iç içeliği ilerleyen sayfalarda okuru derinlemesine düşündürüyor; sarsıyor; içe döndürüyor. Satırlar boyunca “küçük-büyük, dar-geniş, cennet cehennem, gece-gündüz, hep-hiç, düş-gerçek, kalabalık-yalnızlık” gibi zıtlıklarla kurulan yaklaşım, her şeyin karşıtıyla var olduğu tezini anımsatıyor.

İyilik ve kötülüğün döngüsel ilişkisi

Yazar, iyilik ve kötülüğün döngüsel ilişkisini anlatırken yineleme tekniğine başvuruyor. ‘Hücre’ öyküsünde hem ölüme direniş hem de hiçlik duygusu yinelemeyle veriliyor: “Işık yok. Ses yok. Hayat yok. Zaman yok. Ölüm yok. Ölüm, ölüm, ölüm, ölüm, ölüm, ölüm, ölüm yok!” (s.61). ‘Büyük Bir Kızgınlık İçin Üç Büyük Neden’ öyküsünde “Hiç konuşmuyorlardı ama bana durmadan ‘İyi ol’ diyorlardı” cümlesiyle başlayan paragrafta ‘İyi ol’ on yedi kez yineleniyor (s. 84). Sözcüklerin seçimi, yan yana, alt alta dizilişi de anlamlı. Uzun uzun anlatmıyor yazar, doğru ve keskin yinelemelere başvuruyor. Emel Kayın, mimarlık ve şiirle de uğraşmasının etkisiyle her sözcüğü yerli yerinde kullanıyor. Kitabın tümü bir mimari biçemin parçaları gibi. Yazarın iki kitabına birlikte bakıldığında özgün bir biçem görülebiliyor.

Kitapta, sözcüklerin seçilişi, dizilişi, konuların seçimi ve kurgulanışı, yazarın insana, doğaya, yere, zamana, yaşam ve ölüme, hak ve özgürlüğe bakışını yansıtıyor. ‘Kötü Bir Adam İçin Bir Ev’ öyküsünde kente, insanlığa kötülük eden bir adam için korkunç bir ev tasarlarken kendi kendisini de sorgulayan bir mimarla, ‘Ucube Bir Ölümden Ucube Bir Hayata Geçiş’ öyküsünde içimizdeki katille, ‘Ölümcül Bir Issızlıktan Geriye Kalan’ öyküsünde annesini öldüren bir oğulla, ‘Evin ve Kentin Kokmasına İlişkin Kısa Bir Görüşme’ öyküsünde yatalak yaşlıların unutulduğu bir kentle karşılaşıyoruz. Kötülükler saymakla bitmiyor.

her-sey-karsitiyla-var-olur-472652-1.

Mitostan hakikate

Yazar, mitolojiye ve masallara dair unsurları öykülerine bir mimar ustalığıyla yerleştiriyor. Öykülerde üç, yedi, dokuz gibi mitik sayıları içerik-biçim kapsamında kullanması, Adem ve Havva, Yedi Uyuyanlar gibi anlatılara örtük göndermeler yapması ya da ‘Kurt Postundan Bir Düş’, ‘Fillerin Gecesi’, ‘Paslı Ay’, ‘Ay İle Kuyu’, ‘Cehennem ve Ayna’ gibi öykülerde kurt, fil, paslı ay, kuyu, orman, ayna gibi mitik öğelerin etrafında büyülü bir dünya kurgulamasında olduğu gibi. ‘Adına Ev Denilen Bir Araf’ öyküsü, Jean Paul Sartre’ın “Cehennem, başkalarıdır” sözünü anımsatıyor: “Bembeyaz kalabalık, adam ve kadın bir kapı gıcırtısı duymayı boşuna beklediler. Adamın cennetinin kapısı açılmadı, kadının cehenneminin kapısı da. İkisi de adına ev denilen bir arafta öylece kalakaldılar.” (s.27) ‘Yedi Yüz Yetmiş Yediler Uykusu’ öyküsünde, barışın, kardeşliğin, farkındalığın önemi, yaslanılan mitosla birlikte derinlikli bir anlatım ve yazarın kısa öykü ile uzun yıllar uğraşmış olmasından kaynaklı bir ustalıkla veriliyor: “Önce yedisi sonra yetmiş yedisi daha sonra da yedi yüz yetmiş yedisi uyudu. Uyandıklarında uykuya daldıkları gölgeli mağaralarını çevreleyen yemyeşil ormanı kan gölüne dönmüş halde buldular.” (s.78)

‘İyilik ve Kötülük İçin Mekânlar’ kitabında çağın boğucu yaşantısı sergileniyor. Günümüz insanlarının maskelerle dolaşmaları ‘Ipıslak Bir Hırsızlığın Kentsel Çeşitlemesi’ öyküsünde “Kentte bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu yine de dışarıda dolaşanların yüzlerine su değmiyordu. Bütün yüzler su geçirmez maskelerle kaplanmıştı” cümleleriyle veriliyor (s.52). ‘Tozlu Zaman’ öyküsünde her şey birbirinin aynı: “İnsanlar aynılıklardan oluşan mekânın içinde öylesine aynı düşünüyorlardı ki birisi çıkıp başka bir söz söylemeye yeltenecek olsa korkuyla üzerine yürüyeceklerdi.” (s.46) Bu satırlar çağımız toplumunu ve öteki gerçeğini düşündürüyor. Yazar, “Yitik zamanın içinde koşanlar yılmadılar. Aramayı sürdürdüler. Zamanı, boğucu aynılıklarıyla yükselen binaların ardında, üst üste yığılmış eşyaların, tozun, yıkıntıların arasında bitkin buldular” (s.47) derken puslu ortamlardan çıkış yollarını da gösteriyor; umudu yanından ayırmıyor.

‘İyilik ve Kötülük İçin Mekânlar’ kitabı, yeryüzündeki hayatın bütünselliğine dikkat çekiyor. ‘Köylülerle Kentlilerin Ölümcül Aynılığı’ öyküsünde köyde doğup yaşamış bir adamın kente, kentte doğup yaşamış bir adamın da köye yaptıkları yolculukta birbirleriyle karşılaşmadan benzer şeyler görmeleri konu ediliyor. Gördüklerine dayanamayan köylü de kentli de bir süre sonra ölüyor ama kimse nedenini anlayamıyor. Peki biz anlıyor muyuz? ‘İyilik ve Kötülük İçin Mekânlar’ kitabı, iyilik ve kötülüğün döngüsel ilişkisini düşündürürken yaşamı nasıl sorgulayıp doğaya nasıl ulaşacağımız, zaman ve mekânı nasıl kavrayıp değişimi nasıl yakalayacağımız konusunda ipuçları veriyor.

‘Sevgileri yarınlara bırakmayalım’

BURAK ABATAY @abatayburak

İrem Candar ikinci solo albümü Gül ile Akide’yi yayımladı. Garaj Müzik etiketiyle yayımlanan albümde 9 şarkı var. Sevmeye Geldik şarkısında ise Candar’a Fırat Tanış eşlik ediyor. Alper Yamak’ın yönetmenliğinde de Beni Bana Bırakıp şarkısını kliplendiren Candar, Gül ile Akide’de sevgiyi ve özlemi özgürce işliyor. Birçoğumuz onu Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı şiirinin bestesiyle ve Teoman düetleriyle tanıyoruz. Candar ile Beşiktaş’ta buluştuk, albümünü ve müziğini konuştuk.

  • 5 yıl sonra gelen bir albüm oldu? Neden beklediniz bu kadar?

5 yıl boyunca kendimi araştırdım. İnsanın en önce öğrenmesi gereken şey kendisi. O yüzden bu yolda biraz emek harcadım aslında. O yüzden yaşadıklarımı yazdım. Şiirler yazdım. Besteler yaptım. Boş durmadım.

  • Bu süreç nasıl yansıdı albüme?

İlk olarak samimi bir albüm yaratmaya çalıştım. Yaşadıklarımdan yazdığım şiirlerden şarkıları oluşturdum. Bir klasik olmasını amaçladım. Çünkü yıllar sonrasında bile insanların dinleyebileceği tüketilmemiş bir müzik oluşturmaya çalıştım. Daha doğrusu şarkıların önemine odaklandım. Günümüzdeki albümlere ya da ‘Top 10’ listelerine bakınca birbirinin benzeri müzikleri görüyoruz. Bu yüzden de bir süre sonra sönüp gidiyorlar. Ben bunun olmaması için belli modalara uymayan, kendine has ve kalıcı bir şey yaratmaya çalıştım.

sevgileri-yarinlara-birakmayalim-473339-1.

  • Erik Ağacı daha sert bir albümken bu daha dingin ve sakin. Bu ne türden bir değişim?

O zamanki ben ile şimdiki ben çok daha farklı. O zaman bir adım atayım da ne olursa olsun şeklinde bakıyordum. Tabii ki çok emek vardı ama Gül ile Akide’nin yanında solda sıfır kalıyor. Deneyim oluştuktan sonra ortaya çıkan şeyler çok daha farklı oluyor diye düşünüyorum.

  • Dediğiniz gibi çok fazla albüm ya da müzisyen birbirine benziyor. Dinleyen sizde daha farklı ne bulabilir?

Bu albüm biraz var olduktan sonra insanların hayatlarında iz bırakacak şarkılara sahip olduklarını düşünüyorum. Gün gelecek kimisi flört ederken sevdiğine yollayacak. Kimisi ayrılırken dinleyip teselli bulacak. İçten ve gönülden yazılmış şarkılar olduğu için bir modaya uyması için değil, kalıcı olması için oluşturuldu. İnsanlara iyi geleceğini düşünüyorum. Mesela ‘Sevmeye Geldik’ şarkısında bence küs insanlar birbirlerini arayacak. Birbirlerini sevdiklerini söyleyecek ve sevginin ne kadar gerçek olduğunu dinleyip, bu gerçeğin hücrelerine işleyeceğini düşünüyorum.

  • Şarkı sözlerinde karamsarlık ve iyimserlik arasında bir yer var…

Her meselede bir denge olması gerekir ya; karanlığın içinde beyaz, beyazın içinde de karanlık var. Hayatın her alanında bir denge içerisindeyiz. Kötü bir durum varsa içinde iyi bir şey de olması gerekir onu var etmesi için. Tabii ki karamsar olan parçaların içine mutlaka umut aşıladım. Umudun zaten her zaman yanı başımızda olduğunu insanların hatırlaması için.

  • Albümde düzenlemeler dikkat çekiyor. Nasıl anlatıyorsun müziğini?

Kendi müziğimi bir forma veya kalıba oturtmak için yapmıyorum. Piyanonun başına geçip bestelediğim parçalar. Sound’ları kendiliğinden ortaya çıkmış şarkılar. Bir şarkı sözünü yazıp oturup onu bestelediğim zaman piyanoda, bittikten sonra enstrümanlarını duyabiliyorum. Bu şarkılar da aynen bu şekilde giydirildi. Hak ettikleri enstrümanlarla bezendiler. O yüzden sound’u ile ilgili net bir şey söyleyemem. Alternatif kategorisine giriyor. Herkesin dinleyip kendinden bir şeyler bulmasını istedim. Bu yüzden ‘popüler’ sayılabilecek şarkılar da var. Bencillik yapmak istemedim. Tutan şarkılar diye de bir şey var. Hit şarkılar. Yanyana koyduğunuzda birbirine benziyor. Bir moda var ve gelip geçiyor. Öyle bir gaye gütmediği için benim müziğimin alternatif olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda sözleriyle de iyi geldiğine dair geri dönüşler de alıyorum. Madem albüm yapmak istiyorum, ki yapabileceğim en güzel şeydi bu insanlara bir şeyler verebilmek için, onun için de en güzel ve en keyifli şekilde süslemek istedim.

  • Birçok kişi gibi ben de sizi Göğe Bakma Durağı şiirinin bestesiyle tanıdım. Ve Teoman düetleri…

Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı şiirini besteledim, evet. Ve daha sonra o şarkı kendini internette buluverdi. Mix’i bile olmamıştı. Hiçbir reklamı yapılmadan organik bir şekilde çok fazla insana ulaştı. Bu da içindeki niyetten sanırım. İnsanlara iyi geleceğini düşündüğüm için temiz bir niyetle söylemiştim. Gezi ile ilgili çekilecek bir belgesel için bestelemiştim. O esnada insanlar tarafından da çok sevildi. Gitmek istediği yere gitti.

sevgileri-yarinlara-birakmayalim-473340-1.

  • İkinci Yeni şiirininde iyiden iyiye popülerleştiği bir zamana denk geldi.

Bir hamle değildi bu. Gezi ile ilgili bir belgeseli tamamlayacak bir şekilde yapmıştım. Bir anda ortaya çıkmış bir birlik duygusunun nasıl temiz olduğunu anlatmaya çalışmıştım bestelerken. Bu yüzden de bir şekilde insanlara ulaştı.

  • Teoman’la tanışıklığınız nasıl oldu?

2005 yılıydı yanılmıyorsam, ortak arkadaşlarımız vesilesiyle tanışmıştık. Benim şarkı söylediğimi biliyordu. Cumartesi akşamları Kemancı’da çıkardım. Doğum gününe gittiğimde orada özellikle istedi. ‘Bir albüm yapıyorum. Beraber bir şarkı söyleyelim mi?’ diye. Ben de ‘olur’ dedim. İlk tanışıklığımız öyle başladı.

  • O nasıl buldu bu albümü?

Teoman kolay kolay bir şeyleri beğenen bir insan değil. Bir şeyleri beğenmesi zordur ve zaman alır. Dinledi ve beğendi bu albümü.

  • Kimler var bu albümde? Bir Fırat Tanış düeti dinliyoruz.

Levent Özer, ‘Bir Gün Parlamışsın’ parçasının aranjmanını yaptı. Aynı sözlerinde de ufak bir katkısı var. Ali Güven ile ‘Gitme Kal’ adlı parçayı birlikte oluşturmuştuk. Harika insanlarla çalıştık. Beni anlayan insanlarla birlikteydik. Fırat Tanış ise sevmeyi bilen birisi. O yüzden onunla bu parçada söylemek istedim ve kırmadı.

sevgileri-yarinlara-birakmayalim-473341-1.

  • Müzikte çok güzel üretimler var. Yeni bir nesil çok güzel yerleşti. Bu değişimi nasıl izliyorsun?

Bir kere hepimizin kalbinde ve yüreğinde değişim gelmeden önce kendini haberdar etmişti ilk başladığı zaman itibariyle. Hiçbir değişim engellenemez. Kişinin niyeti çok önemli. O kadar pırıl pırıl bir gençlik var ki, onlar yaşamaya devam ediyorlar. Onların da çocukları olacak ve bu nesil dünyaya yayılacak. Karanlık bir dönemden de geçsek tünelin ucunda ışık olacak. Olmak da zorunda. Keyfimiz ve sağlığımız yerinde olsun gerisi önemli değil. Tek istediğim sevgileri yarınlara bırakmamak.

ABD Savunma Bakanı Mattis: Çin ile gerekirse aktif şekilde rekabet ederiz

ABD Savunma Bakanı James Mattis, Çin’in statüsü tartışmalı Güney Çin Denizi’nde füzeler konuşlandırarak komşularını yıldırmaya ve baskı altında tutmaya çalıştığını söyledi. Trump yönetiminin Çin ile yapıcı bir ilişki kurmak istediğini belirten Mattis, “Bununla birlikte Çin ile gerekirse aktif şekilde rekabet ederiz” dedi.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Singapur’da düzenlenen bir güvenlik zirvesinde konuşan Mattis, Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi’ndeki askeri varlığını artırdığına dikkat çekti.

Çin’in bölgede füzeler konuşlandırdığını ve çevreyi sinyal kesme cihazlarıyla donattığını belirten Mattis, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çin’in aksi yöndeki iddialarına karşın, tüm bu silah sistemlerinin bölgede konuşlandırılması, askeri açıdan yıldırma ve baskı amaçlı bir politikaya işaret ediyor” dedi.

Stratejik ve ticari önemi yüksek Güney Çin Denizi’nde Çin’in yanı sıra Vietnam, Filipinler, Tayvan ve Malezya da hak iddia ediyor

CHP’li Altıok’tan kitabını sansürleyen D&R’a tepki: Sansürü anlattığım kitabım sansüre uğradı

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk’ün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla, D&R mağazalarının Turkuvaz Grup’a satışından sonra aralarında Turan Dursun, İbrahim Kaboğlu, Orhan Gökdemir ve Zeynep Altıok’un kitaplarının raflardan kaldırıldığı ortaya çıktı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’tan konuyla ilgili tepki geldi.

Yaşanan sansürle ilgili yazılı basın açıklaması yapan Altıok, D&R mağazalarındaki uygulamanın açık bir şekilde ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu belirtti. Zeynep Altıok açıklamasında “sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu! Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır” dedi.

Turkuvaz'a satılan D&R'da sansür başladı Turkuvaz’a satılan D&R’da sansür başladı

Altıok’un açıklamalarında öne çıkanlar şu şekilde;

BU YASAK VE SANSÜR KİTABIMI TEYİT ETMİŞ OLDU

İçi Boşaltılan Laiklik ve Cumhuriyet kitabımın içeriği ile ilgili olarak “AKP’nin 16 yıllık iktidarında sosyal, siyasal ve kültürel hayatta laiklik ve aydınlanma değerlerine yönelik saldırılar eşi benzeri görülmemiş şekilde arttı. Bu organize saldırılar ile ilgili yaratılan algı; bu saldırıların bireysel olduğuydu. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Yavaş yavaş kuşatılan Cumhuriyetin çağdaş değerleri her gün organize bir şekilde törpüleniyor” demiş ve verilerle saldırının boyutlarını ortaya koymuştum. D&R mağazalarının yandaş bir guruba satılmasından hemen sonra uygulanan bu yasak ve örtülü sansür maalesef bizi bir kez daha teyit etmiş oldu. Yani sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu!

SANSÜR GERİCİ VE BASKICI İKTİDARLARIN EN SIK BAŞVURDUĞU YILDIRMA ARACI

Kitap ve sanat eserlerine yönelik yasaklama/sansür, tarih boyunca baskıcı ve gerici iktidarların en sık başvurduğu yıldırma ve vazgeçirme aracı olmuştur. Kendi düşüncesini/fikrini/ideolojisini/yaşam tarzını benimsemeyen herkese, her söyleme, her düşünceye, her sanat eserine kuşkuyla yaklaşan yasakçı zihniyetler; heykeli, resmi, sinemayı, tiyatroyu, gazeteyi, kitabı yasaklayıp kriminalize ederek gücünü devam ettirmek ister. Fakat yasakların, yok saymaların, baskıların, gizli ve açık sansürlerin fikir ve ideolojileri öldürmediği gibi bu uygulamaların da çözüm olmadığı tarihsel deneyimlerle mevcuttur. İnsanlık tarihi göstermiştir ki, düşünceler ancak başka bir düşünceyle yenilir.

BİLİM SANAT VE ÖZGÜR DÜŞÜNCE ÖNÜNDEKİ ENGELLER 25 HAZİRAN’DA SON BULACAK

16 yıldır “kültürel iktidarını” yaratamayan AKP iktidarı ve onun uzantıları, bunun önündeki en büyük engel olarak özgür düşünceyi, kültür ve sanatı görüyor. Geçen yıl Danimarka merkezli ifade özgürlüğü organizasyonu Freemuse tarafından açıklanan sanata ve sanatçılara yönelik sansür, saldırı ve hak ihlalleri raporuna göre Türkiye 7. sırada Kuveyt, Çin, Mısır, Hindistan, Rusya, Pakistan ve İran’la aynı ligde yer alıyor. Bu liste bile AKP Türkiye’sinde kültür ve sanata yönelik saldırıları açıklamak açısından yeterli. Sansür sadece yasalarla ve devlet/iktidar tarafından değil, farklı aktör ve farklı yöntemlerle de uygulanabilir. Bu anlamda D&R mağazalarındaki uygulama açık bir şekilde sansür ve aynı zamanda ifade özgürlüğü hakkının ihlalidir. Oysa ifade özgürlüğü, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve anayasamıza göre demokrasinin vazgeçilmez koşuludur. Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır. Sanata, kültüre, bilime ve özgür düşünceye olan inanç ve aydınlık Haziran umuduyla…

Bir “mimik gazeteciliğimiz” eksikti

Profesyonel iş yaşamımın ilk yıllarında müşteri toplantılarında beni çok geren bir durum vardı. Bir fikri ya da stratejiyi satmak için sunum yapar ve müşterinin yorumlarını dinlemeye başlardık. Müşteri, “çok güzel olmuş” diyerek işimizi onaylar ve beğendiği yönleri sıralamaya başlarsa iş kolaydı. Maaşa zam, iyi bir prim veya tatil hayalleri mimik olarak teker teker yüze yerleşir, fonda “We are the champions” şarkısı çalmaya başlardı. Ancak, müşteri beğenmiyor ve eleştirilerini sıralamaya başlıyorsa iş değişirdi. Çünkü müşteriyi dinlerken öyle bir yüz ifadesine sahip olmalıydınız ki işi tamamen satma ihtimaliniz ortadan kalkmasın. İlk zamanlar bunu beceremez, müşterinin söylediklerini onaylar gibi kafamı sallar ve yüzümdeki şimdi b.ku yedik ifadesini toparlayamazdım. Bu durum doğal olarak yöneticilerimi çıldırtırdı.

Mesleğim oyunculuk olmadığı için günün birinde mimik çalışmam gerekeceğini o güne dek hiç düşünmemiştim. Poker Face kavramını o dönem bir daha unutmamacasına öğrendim. Yüzüm, kimi durumlarda tıpkı bir poker oyuncusu gibi elimi açık etmeyecek kadar nötr olmalıydı. O yıllarda Lady Gaga’nın kavramı geniş kitlelere öğretecek Poker Face şarkısı henüz ortada yoktu.

Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin geçen hafta CnnTürk’te katıldığı programda karşısına dizilen gazetecilerin yoğun mimik arzı bana iş hayatımın bu sıkıntılı ilk yıllarını anımsattı. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda “mimik gazeteciliği” isimli bu yeni alanı tartışmak istiyorum.

Bir gazeteci niye gerilir?
Gazeteci, kamuoyu önünde soran ve halk adına yanıt talep eden kişidir. İşin doğası gereği, gerilmesi beklenen gazeteci değil konuğudur. Yani eğer çok kendinden eminse konuk da gerilmez ama gazetecinin gerilmesi çok görülmüş bir şey değildir. Ancak Muharrem İnce’nin katıldığı programda nedense karşısındaki üç gazeteci gizleyemeyecek kadar gergindiler. Capslere konu olan kimi mimikler, telaşlı araya girme çabaları, panikle telefon karıştırmalar vs. Sanki Muharrem İnce, Türkiye medyasını sözlüye kaldırmış gibi görüntü yaratan bu gerginliğin üç nedeni olabilir: Birincisi; içten içe Türkiye’deki muhalif kesimlere (ki Türkiye’nin en az yarısını oluşturuyorlar) karşı suçluluk hissetmek, ikincisi; Muharrem İnce’nin işine yarayacak bir program akışı yaratıp birilerinin tepkisini çekmemek, üçüncüsü; mazallah yanlışlıkla Muharrem İnce’ye katılır bir mimik vermemek. Sosyal medyada sıkça telefonla talimat alıyorlar tahminleri yapılsa da bunları ancak dedikodu mahiyetinde ele alabiliriz. Yüz ifadelerine kadar yansıyan bu gerginlik bence beden dili uzmanlarınca ayrıca incelenmeli.

Açık oturumda sanma yanılgısı
Her seçim dönemi sosyal medyada dönen birkaç video var. 1991 genel seçimleri veya daha öncesi, seçime katılan tüm siyasi liderler bir stüdyoda oturmuş tartışıyorlar. Kimilerinin özlemle, kimilerinin “vay be eskiden nasıl ülkeymişiz?” şaşkınlığıyla paylaştığı bu kültür, Batı’da halen sürüyor. Hatta Amerika’da seçimin en önemli geleneklerinden biri. Bu kültür, 16 yıldır süren son iktidarla birlikte demokrasi kültürümüzden uzaklaşan şeylerden biri oldu. Anaakım medya bir tekel niteliği kazandığı için de bir muhalefet liderinin karşısına geçen gazeteciler, kendilerini bir açık oturumda karşı kutbun bir temsilcisi olarak görüyor olabilirler. Gerginliğin ve mimik gazeteciliği diye ifade edebileceğimiz durumun oluşmasının en muhtemel sebeplerinden biri bu. Bir yandan tartışmanın bir tarafı gibi olacaksınız ama bir yandan da gazeteci gibi tarafsız durmaya çalışacaksınız, zor iş. İster istemez gerilir insan. Bir ara NTV’de zor meslekleri ele alan bir program vardı. Eğer devam ediyorsa “dişli bir muhalif lider karşısında yandaş gazeteci olma” işi, o programda konu edilmeli.

Tepkilerden gazetecilik de nasibini alıyor
Muharrem İnce’nin CnnTürk’te katıldığı programa sosyal medyadan yükselen tepkilerin çoğunluğuna hak vermemek elde değil. Sonuçta medyanın durumu ortada. Bu kadar büyük haksızlığın ortasında gazetecilerin her yaptıkları göze battı. İlgili gazetecilerin niyetini sorguladığım için onlara haksızlık yapılmasıyla ilgilenmiyorum ama tepki gösterenler bence biraz gazeteciliğe de haksızlık yaptı. Çünkü sosyal medyada tepki gösterilen bazı sorular, bir gazetecinin zaten sahip olması gereken şüpheci karakterin göstergesiydi ama onlar da tepkilerden nasibini aldı. Tabii bunun sebepleri var. Birincisi; muhalefet neredeyse hiç ekranlarda yok. Nadiren olunca da insafsızca yüklenmek ister istemez rahatsız ediyor. İkincisi; aynı şüphecilik iktidar temsilcileri karşısında asla gösterilmiyor. Yanlış anlaşılmasın, sorulan her soru doğal gazetecilik sorusudur demiyorum. Örneğin; üç kafadardan birinin Muharrem İnce’ye Cumhurbaşkanlığının giderleriyle ilgili bilgileri nereden bulduğunu sorması tam bir skandaldı, sosyal medyada ifade ettiğim üzere “bir berberin müşterisine usturayı nasıl kullanacağım?” diye sorması gibi bir şeydi ama sorulan her soru da haksız değildi.

Medya okuryazarlığında mimik eşiği
Programı izledikten sonra biraz da ironik bir ifadeyle attığım bir tweetle, iletişim fakültelerinde yandaş gazetecilik eğitimi verilecekse, mimik ve beden dili dersi zorunlu olsun gibi bir talepte bulundum. Başlangıçta bir espri olarak düşündüğüm bu talep, sonradan mantıklı gelmeye başladı. İletişim fakültelerinde zaten beden dili dersi var ama bu hassasiyetle verildiğinden emin değilim. Elimizdeki örnekte, ironik bir şekilde bari yandaşlıklarını “mimik ve beden dili” olarak gizlemeyi başarmalarından söz ediyorum ama bir gazeteci zaten kendi düşüncesini her şartta gizlemeyi başarabilmeli. Yoksa medya okur yazarlığı pratiğine bir de gazetecinin mimiklerinden eğilimini okuma eşiği eklenir ki, bu yazıda ele aldığımız tv programında bu gayet açıktı.

Türkiye’nin son 16 yıllık macerasında gazeteciliğin ardına arkasına bir sürü sıfat eklendi. Medyadaki son el değiştirmelerden sonra bunlara bir de mimik gazeteciliğini eklemeliyiz. Bu mimikler elbette bir yerlere mesaj olarak gidiyor. Muharrem İnce’nin karşısına dizilen o gazetecilerin tek derdi bu mimikli mesajın gittiği yer olsa da, izleyici de bir mesaj veriyor ve bir muhalefet adayının katıldığı o programı ratinglerde birinci yapıyor. Programın arasına hiç almadıkları kadar reklam almaları da cabası. Bakalım, izleyiciyi ve onun taleplerini daha ne kadar görmezden gelmeye devam edecekler. Bakalım bunun izleyici için, “vurur yüze ifadesi, bitti gazetecilik hikâyesi” demek olduğunu daha ne kadar göz ardı edecekler? Mimik gazeteciliğimiz hayırlı olsun.

Erdoğan, AKP’nin seçim beyannamesini açıkladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Seçim Beyannamesi toplantısında konuşuyor.

Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Kardeşlerim sizler 24 Haziran’daki seçimler AK Parti’nin adayları olarak bu kutlu yola çıktınız. Ülkemize hizmet için çıktığımız bu yolculuğu inşallah menziline ulaştıracağız. AK Parti her seçimden birinci çıkmış bir partidir, ama bu yeterli değildir. Meclis’te yeterli çoğunluğa ulaşmak için de mücadele ediyoruz.

2007’de oyumuzu yüzde 47’ye çıkardık, tek başımıza iktidar olduk. 7 Haziran’da ilk kez çoğunluğu sağlayamadığımız bir seçim oldu. 1 Kasım’da seçimleri yeniledik ve yüzde 49,5 ile iktidara geldik. Ayrıca 10 Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 52 oy oranına ulaştık.

Yaşanan tüm saldırıların üstesinden milli iradeye bağlılığımız ile üstesinden geldik. Bizler vakit Türkiye vakti diyerek yola çıkıyoruz. 24 Haziran’da cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 50’nin çok üzerinde bir oy ile kazanmayı istiyoruz. Meclis’te güçlü bir grup kurmamız gerekiyor. Milletimizle gönül bağımızı güçlü tutmamız gerekiyor. Her iki seçimden de inşallah yüzümüzün akı ile çıkacağız. Kardeşlerim, bu heyecan, bu coşku, bize beklenen neticeyi getirecek. Elazığ, 5-0 reis diyor. 24 Haziran akşamı inşallah bu heyecanı göreceğiz. Biz milletimizin karşısına hiçbir zaman eli boş çıkmadık. Öncek hükümetlerimiz döneminde yaptıklarımız ile bir sonraki seçimde yapacaklarımız ile çıktık.

6 Mayıs’ta seçim manifestomuzu açıkladık, bugün ‘Güçlü Meclis, Güçlü Hükümet, Güçlü Türkiye’ başlığı ile hazırladığımız beyannamemizi ‘Yaparsa Yine AK Parti yapar’ diyerek milletimize sunuyoruz. Gelecek vizyonunu özetle paylaşmak istiyorum.

“DİJİTAL TÜRKİYE’NİN ZAMANININ GELDİĞİNE İNANIYORUZ”

Tüm dünyada baş döndürücü bir dönüşüm yaşanıyor. Teknolojik dönüşüm yaşanırken, kültürel alanda bir değişim görülüyor. Değişim sürecinde geri kalanlar eskisinden daha fazla bedeller ödüyor. Biz dünyada oluşan şekilleri analiz ederek bir yol haritası ortaya koyuyoruz. Dijitalleşmeye özel bir önem veriyor, dijital Türkiye’nin zamanının geldiğine inanıyoruz. 2023 vizyonmuzu ortaya koymuştuk, yeni yönetim sistemi ile bunu daha da güçlendirerek, küresel dünyada daha söz sahibi olduğumuz bir hale çevireceğiz.

“KADINLARIN İŞ GÜCÜNE KATILIMINI YÜZDE 40’IN ÜZERİNE ÇIKARACAĞIZ”

Korumacılık eğiliminin küresel düzeyde yükseldiği bir ortamda geçici rüzgara kapılmayıp dışarı açık, serbest piyasayı baz alıp güçlenmeye devam edeceğiz. Ülkemizi küresel düzeyde bilgi üreten, bilgi katma değer üreten bir güç haline dönüştüreceğiz. Bunun içinde bilgiye dayalı eğitim büyümemizin gücü olacaktır. En büyük gücümüz dinamik nüfus ve genç nüfusumuzdur. Birlikte yürüyeceğimiz gençlerimizle yeni başarı hikayeleri yazacağız. Kadınlarımızın aktif katılım sürecini desteklemeye devam edeceğiz. Kadın girişimciliğini güçlendirirken, kadınların iş gücüne katılımını yüzde 40’ın üzerine çıkaracağız.

“ÖZEL SEKTÖRÜN ROLÜNÜ YÜKSELTECEĞİZ”

Alt orta gelir grubunda olan ülkemizi üst orta gelir grubuna yükselttik. Ekonominin nimetlerini daha adaletli bir şekilde tüm toplumsal kesimlere dağıtacağız. Gelirini daha adil palaşan, hakkaniyeti salamış bir ülke haline geleceğiz. Demokratik standartları yüksek bir ülke olma yolunda kararlılıkla ilerleyeceğiz. Milli gelirden, araştırma ve geliştirmeye ayırdığımız bütçeyi yüzde 2’ye çıkararacağız. Bilginin üretiminde katma değer oluşturacak şekilde kullanımında özel sektörün rolünü yükselteceğiz. Oluşturacağımız özgün projelerle küresel ölçekte tanınan çok sayıda girişimcisi ve markası olan bir ülke haline dönüşeceğiz. Kurumsal kaliteyi artırmış bir Türkiye hedefliyoruz. Mega projelerimizi hayata geçirmeyi sürdüreceğiz. Ülkemizi, her alanda yerli ve milli üretimde söz sahibi olan güçlü bir ülke haline dönüştüreceğiz.

“AKILLI VE YEŞİL PROJELERİNİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”

Özellikle savunma sanayinde tükiye sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak önemli ihracatçıları arasında yer alacaktır. Ülkemizde vazgeçilmez olan gıda ve enerji alanında en üst düzey tedbiri hayata geçireceğiz. Bu bağlamda akıllı ve yeşil şehir projelerimizle şehirlerimizi daha yaşanır bir hale getireceğiz.

“İLİŞKİLERİMİZİ DAHA DA GÜÇLENDİRECEĞİZ”

AB başta olmak üzere farklı bölgesel yapılarla ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi daha da güçlendireceğiz. Dünyadaki dost ve kardeş ülkelerin daha fazla refaha kavşmasını istiyoruz. Küresel düzeyde kapsayıcı ve adaletli bir düzeyin inşasına öncülük yapacağız. Demokrasi ve adaleti tüm insanlık için istemeye devam edeceğiz. Dünya 5ten büyüktür çağrımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Girişimci ve yenilikçi anlayışın tüm kesime yayıldığı, refahını adaletle paylaşan güçlü ve büyük Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Vakit Türkiye vakti.

İkinci kısmı yeni yönetim modeli oluşturuyor. 24 Haziran seçimleri yeni yönetim sistemini ilk defa hayata geçireceğimiz seçim olacak. Milletimiz bir sandıkta cumhurbaşkanını bir sandıkta vekilleri seçecek. Yeni dönemi Güçlü Meclis, Güçlü Hükümet, Güçlü Türkiye olarak ifade ediyoruz. Milletimiz bir sandıkta cumhurbaşkanını bir sandıkta vekilleri seçecek. İnşallah bağımsız ve güçlü bir yargı ile de tarafsız yargı ile de demokrasiyi sağlam temeller üstüne oturtuyoruz. Meclis ile cumhurbaşkanı ne kadar ahenk içinde çalışırsa Türkiye kazanacaktır.

Cumhurbaşkanlığını kazanamak kadar Meclis’te çoğunluğu elde etmeyi de önemli görüyoruz. 27 Nisan e-muhtırasından 15 Temmuz’a kadar demokrasimize tüm saldırılara karşı dimdik duran TBMM adına yakışır bir konuma gelmiştir. Yeni dönemde Meclis’i daha güçlü bir konuma getirmekte kararlıyız. Kanun yapma yetkisini vekillere vererek Meclis’i gerçek gücüne biz kavuşturduk. Cumhurbaşkanı tarafından kurulacak hükümet ise kararname ve düzenleyici işlemlerle tamamen milletimize odaklanacaktır. Yeni sistem zaman maliyeti olan sıkıntıları ortadan kaldırılacaktır. Kamu yönetimi tepeden aşağıya doğru yenilenecektir.

“YARGININ BAĞIMSIZLIĞI İÇİN ADIMLAR ATMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Yargının tarafsız ve bağımsızlığı da önem verdiğimiz bir başka husustur. 15 Temmuz sonrası yargıdaki darbe ve vesayet kalıntılarını ortadan kaldırmak için gerekli adımları attık. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını güçlendirecek adımları atmaya devam edeceğiz. Demokrasi ile kalkınmayı birbirinin tamamlayıcısı olarak gördük. AK Parti iktidara geldiğinden beri standartlarını sürekli yükselten partidir. Önümüzdeki engeller ne olursa olsun hak ve özgürlüklerden taviz vermedik. Hak ve özgürlükler konusunda yaptıklarımnızı saysak önümüze çok uzun bir liste çıkar. Devletin adli düzeninin temel haklar baz alınacak şekilde düzenlenmesini sağlayacağız. Yasaklarla ve yasakçı zihniyetle mücadelemizi sürdüreceğiz. Cemevlerine hukuki statü tanıyacağız. Biz iktidara yürürken milletimize şunu söyledik; 3Y demiştik. Yeni dönemde de bununla mücadeleyi sürdüreceğiz.

MUHALEFETE OHAL ELEŞTİRİSİ

Ana muhalefetin OHAL’i diline dolaması utanç vericidir. Dünyanın bizi darbeler ve terör karşısında dik duruşumuzu takdir ettiği bir dönemde anamuhalefetin tavrını millşetimiz unutmayacaktır. Kendi partimizden başlayarak devletin her kademesinde istişareyi üst düzeye çıkarmak için çalıştık, çalışıyoruz. Özellikle sivil toplum alanının sağlıklı işleyebilmesi için devletin düzenleyeci rolünü artırmak istiyoruz. Mali kaynaklara kadar tüm işlemleri hesap verir bir yapıya kavuşturacağız.

Yargı süreçlerini basitleştirme çalışmalarına hız vereceğiz. Mahalle ve semt bekçilerini yaygınlaştırarak tüm sokaklarımızı huzurlu hale getireceğiz. Güvenlik politikalarımızı hiçbir istisna olmaksızın uygulayacağız. Terör örgütleri ile mücadelemizi inlerine kadar girmek sureti ile kesintisiz bir şekilde devam ettireceğiz.

‘TAM GÜN EĞİTİM MODELİ VE EĞİTİMDE KALİTE SEFERBERLİĞİ’

4. başlığı insan ve toplum olarak belirledik. AK Parti insanı yaşat ki devlet yaşasın diyerek iktidara gelmiştir. Önümüzdeki yıldan itibaren okullarımız tam gün eğitime geçebilecek hale gelecektir. Hedefimizi tarihsel toplumsal kültürel gerçekliğimzin ortaya çıkacağı yerelden evrensel bir eğitim modelini inşa edebilmektir. Eğitimde kalite seferberliği başlatıyoruz. Üniversitelerimizi dünya çağpında markalar çıkaracak kadar yenileyeceğiz. Kültür sanat faaliyetlerine daha fazla kaynak ayıracağız. Ülkemizi daha ileriye taşıyacağız. Kültürümüzün dünyaya tanıtımında önemli yeri olan sinema ve dizilere özel önem vereceğiz. Şu anda cumhurbaşkanlığı külliyesinde 5 milyon kapasiteli kütüphanemiz 24 saat öğrencilerimize açık olacak. Nüfusu 5 binin üzerindeki her yerin kütüphaneye kavuşmasını sağlayacağız. Ülkemizde kültür merkezi olmayan il kalmayacak.

‘SAĞLIK HİZMETİ ARTIRILACAK’

Sağlık hizmetlerinin artırılmasına devam ettireceğiz. Aile hekimliğini daha da yaygınlaştıracağız. Şehir hastanelerimiz meyvelerini vermeye başladı. Ülkemize kazandıracağımız 40 bin yatak kapasiteli şehir hastanelerimiz standartı bir üst seviyeye yükseltecektir. Sağlığın her alanında milletimize daha iyi hizmet vermek için çalışacağız. Sağlık sektöründe de yerlileşme oranını yükselteceğiz.

‘GENÇ KUŞAKLARA YATIRIM’

Gençlerimize sadece güvenmekle kalmıyor, onlara her alanda en iyi geleceğe hazırlamaya çalışıyoruz. Gençlerimizin kariyer sahibi olmasını da önemsiyoruz. Eğitim programlarını artırarak, bilgi birikimlerini aktaracak bir kuşak yetiştirmeye çalışıyoruz. Üniversite ve yurt konusundaki taçlandıracak adımları hayata geçireceğiz. Siyasette gençlerin önünü açan biz olduk, biz. Seçilme yaşını önce 25, şimdi 18’e düşürerek gençlerin enerjisini siyasete daha da yansıtmasını sağlıyoruz.

Kadınlarımızı hayatın her alanında hak ettikleri yere getirme noktasında çok önemli yol katettik. Kadına şiddetten, çocuk yaştaki evliliğe kadar mağduriyet yaratan konularla mücadeleyi sürdüreceğiz. Çocuklarımızın insani ve ahlaki değerlere sahip, bilinçli ve iyi eğitimli fertler olarak yetişmesini sağlayacağız. Yoksulluk ile mücadele en başarılı olduğumuz alanlardan biridir. Günlük 4,3 doların altında harcamanın altında kimsenin kalmamasını sağlamaya çalışacağız. Nitelikli iş gücünü ülkemize çekmek için yeni politikalar geliştireceğiz. Türkiye dünyanın en gelişmiş Sosyal Güvenlik sistemine sahip ülkelerdendir.

“ENFLASYONU ORTADAN KALDIRMAKTA KARARLIYIZ”

İstikrarlı ve güçlü ekonomi 5. başlığımızdır. Yeni dönemde de güven ve istikrarı sağlamaya çalışacağız. Mali disiplinden en küçük taviz vermeyeceğiz. Yüksek büyüme ekonomimizin lokomotifidir. Yüksek katma değerli sektörlerin ekonomideki payını artırarak ekonomideki gücümüzü artıracağız. Sermaye piyasalarımızı yeni alanlarla geliştirerek, daha etkin kullanımı sağlayacağız. Epeyce gerilettiğimiz, son dönemde bir parça yukarı hareketlenen enflasyon sorununu ortadan kaldırmakta kararlıyız. Türkiye Cumhuriyeti dijital dönüşümünü tamamlamış olarak 100 yılına girecek. Cari açığı kalıcı bir şekilde azaltacağız.

6. başlığımız stratejik meslekler. Araştırmacı yetişirmeden, AR-Ge desteklerine kadar yeni bir çok programı devreye alacağız. Antartika’da Türk bilim üssünü önümüzdeki yıl faaliyete açıyoruz. Kamunun ihtiyaç duyduğu ürünlerin ülkemizde üretileceği etkin bir mekanizma kuracağız. 6 endüstri bölgesine 15 tane daha ilave edeceğiz. Öncelikli alanlarda teknolojik ürün yatırımını etkin bir şekilde destekleyeceğiz. Otomobil projesini hızla hayata geçireceğiz.

SAVUNMA SANAYİ

Savunma sanayinde güçlü olmadan hedeflerimize ulaşamacağımız görülmektedir. Silahlı ve silahsız insansız hava araçları konsundaki konu bize moral vermiştir. Afrin’de, Cerablus’ta ve iç güvenlikte bunu yaşıyoruz. Teşvik sistemini bunları kapsayacak kadar genişletiyoruz. Altay milli tankı seri üretim aşamasına geldi. İnsansız savaş uçakları konusunda Ar-Ge çalışmaları başlatacağız. Hava savunma sistemleri projelerinde önemli mesafeler kat ettik. Uzay ajansımızı bu yıl kuruyoruz. Doğalgaz kullanmayan ilimiz ve büyük ilçemiz kalmayacak. Yerli kömürü elektrik üretiminde değerlendireceğiz. Bor başta olmak üzere, ülkemizin sahip olduğu ham maddeleri etkin şekilde kullanma çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

“TARIMSAL MİLLİ GELİRİMİZİ 150 MİLYAR DOLARA ÇIKARACAĞIZ”

Hedefimiz 2023 yılında tarımsal milli gelirimizi 150 milyar dolara, ithalatımızı da 50 milyar dolara çıkarmaktır. Yüksek teknolojili seracılık gibi teknikleri yaygınlaştıracağız. Sudan’da kiralanan 780 bin hektar tarım arazisini yatırım yapmaları için girişimciler açacağız. Kırmızı et tüketiminde kendimize yeter ülke haline geleceğiz. Özellikle doğu anadoluda hayvancılığa destek vereceğiz. Otoyol ağımızı 2 katına çıkaracağız. Havacılık ve denizcilik sektöründe ülkemizi en önemli transit geçiş noktası haline getireceğiz. İstanbu ile birlikte 9 havalimanını kullanıma açacağız. 2 yeni uyduyu daha uzaya göndererek bu alandaki başarımızı da perçinleyeceğiz. Ülkemizin her ferdi ve bölgesi kapsayacak vizyonu hayata geçireceğiz.

***

BEYANNAMENİN DETAYLARI

AKP’nin 24 Haziran seçimlerine için hazırladığı seçim beyannamesinde ‘Güçlü Türkiye, Güçlü Hükümet, Güçlü Meclis’ vurgusu öne çıkıyor.

Beyanname 360 sayfadan oluşuyor. Beyannamenin ilk bölümünde yeni yönetim modeli anlatılıyor.

Beyannamede dış politikaya ilişkin hedefler şöyle sıralandı:

“Türkiye’nin AB hedefini stratejik bir hedef olarak görüyoruz, Türkiye AB katılım hedefini sürdürmektedir.”

“ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz; ABD ile yakın işbirliğinin korunması esastır.”

Önümüzdeki dönemde Rusya ile enerji ve ticaret başta olmak üzere ikili ilişkilerimizi geliştirmeye çalışacağız.”

“Suriye ihtilafının nihai bir siyasi çözümle neticelenmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız, arzumuz yeni Suriye ile komşuluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi yeniden tesis etmek.”

EKONOMİDE NELER YAPILACAK?

Beyannamede “İstikrarlı ve Güçlü Ekonomi” başlığı altında yer alan bölümde neler yapılacağına ilişkin şu ifadelere yer verildi:

“Merkez Bankası’nın (TCMB) fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirlemesi esas olmaya devam edecek. Enflasyon hedeflemesi rejimine devam edilecek, dalgalı döviz kuru rejimi sürdürülecek.”

“Döviz piyasaları yakından takip edilecek, gerektiğinde dengeleyici döviz likiditesi araçları kullanılmaya devam edilecek.”

“Firmaların döviz kuru riskini daha etkin bir şekilde yönetebilmeleri için gerekli mekanizma ve teşvikler oluşturulacak.”

“Maliye politikası fiyat istikrarının sağlanmasında destekleyici olacak.”

“Önümüzdeki dönemde faizlerin oluşturduğu maliyet baskısını azaltacak tedbirleri hayata geçireceğiz.”

CHP’den yazarkasalı eylem: On binlerce esnafın korkudan çıkaramadığı sesiyiz!

Manisa’da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yunusemre İlçe Başkanı Serdar Bozyaka, dolardaki yükselişe tepki göstererek Manisa Valiliği önüne yazarkasa fırlattı.

İlçe Başkanı Serdar Bozyaka ve beraberindeki partililer, 2001 krizinde bir yurttaşın ekonomik krizi protesto eden eylemin benzerini yaparak elindeki yazarkasayı valiliğin merdivenlerine fırlatarak tepkisini ortaya koydu.

Eylem sonrası valilik önünde ülkede yaşanan doların önlenemez yükselişi ve ekonomik krize ilişkin açıklamalarda bulunan Bozyaka, dolardaki önlenemez yükselişe tepkisiz kalan iktidar ve ekonomi kurmaylarına da tepki gösterdi. CHP Yunusemre İlçe Başkanı Serdar Bozyaka, “Bugün buraya gelirken dolar 4 lira 80 kuruştu. Şimdi 4 lira 90 kuruşa çıktı. Her dakika artıyor. Euro 5 lira 60 kuruş. Mazot 5 lira 70 kuruş; seçim öncesinde ÖTV indirimi yapıldı. Benzin şu anda 6 lira 20 kuruş. Ve bütün vatandaşlarımız bu durumdan şikayetçi. Türkiye’de hiçbir şey yolunda gitmiyor” diyerek tepkisini ortaya koydu.

2001 yılındaki ekonomik krizi de hatırlatan Bozyaka, “Bu devalüasyonda Türk lirası % 30 değer kaybetti. 20 Temmuz saray darbesinden bu yana yani OHAL döneminde Türk lirası yüzde 60 değer kaybetti. Türkiye’de hukuku yok ederlerse, özgürlükler engellenirse,demokrasi askıya alınırsa ekonominin çökeceğinin kendilerine yıllardır söylüyoruz. Tek adam rejimi kurarsan merkez bankası da benim faizi de ben belirlerim dersen ekonomi dibe vurur diye uyarıyoruz. Ancak lafımızı dinletemiyoruz” biçiminde konuştu.

Bozyaka açıklamalarının devamımda;

“Şu an yaşanan krizin bir yönetim krizidir,kriz tamamen tek adam krizidir. Tek adam gitmeden Türkiye’de normalleşme beklemememiz de mümkün değildir. Bu tek adam krizinin faturaları var. Faturaları kim ödüyor. Dolarla borçlanan şirketler 250 milyar lira zararda.

Bu iktidar, faiz lobisine fena halde yakayı kaptırmış durumda.Bu iktidar,15 yıldır İngiltere’deki bir takım tefecilere 150 milyar dolar ödüyor.Daha 17 ay görev süresi varken ve erken seçimi istemek vatana ihanettir derlerken neden erken seçim istendiğinin 2 ay sonraya neden baskın seçim kurulduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.Yıllardan beridir söylüyoruz. Türkiye’yi iyi yönetirseniz üreten bir ekonomiye geçerseniz sizin ekonominizde hiçbir dış güç uğraşamaz diye uyarıyoruz” ifadelerini kullandı.

Ülkenin bir yangın yerine döndüğünü ve iktidarın yurttaşları düşünmediğini dile getiren Bozyaka açıklamasının son bölümünde “ Türkiye’de adalet yok, hak yok, hukuk yok, özgürlük yok. Korku imparatorluğu yarattılar. Ve bu korku imparatorluğunun eseri ekonomik krizdir. Türkiye 2001 krizinden daha kötü durumdadır. Hiçimse Türkiye’nin vatandaşlarından ekonomik krizi gizleyemez. Bu ülkede işçi düşünülmüyor. Bu ülke de emekçi düşünülmüyor. İsyanımız buna” dedi.

Muharrem İnce’nin seçim manifestosu: Gelecek bildirgesi

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim manifestosunu 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı’nda Samsun’da açıkladı.

İnce’nin manifestosundan bazı başlıklar şöyle:

-İktidarın kutuplaştırıcı dili her gün daha da artarak zehrini akıtıyor. Dış politikada bozgun dönemi yaşanıyor. Pasaportumunz Edirne’den öteye değeri yok. Uluslararası ilişkilerimizin kaderi saray koridorlarının keyfiliğine terk edilmiştir. Ortadoğu batağına saplandık. Ülkemiz 5 milyona yaklaşan bir göçmen sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

-Dini her şeyi alet eden bir ekibin tahakkümü altındayız. Tek adamla aynı düşünmeyen herkes hain. Olağanüstü hal uygulaması olağanlaşmıştır. En temel hakkı olan yaşam hakkı tehlikededir. Karanlık bir tablo ve bunalmış bir millet var. Karanlık bir yola girmek üzereyiz.

-İzlenen enerji politikaları milli olmaktan çıkmış, dışa bağımlı hale getirilmiştir. Madenlerimiz yandaşlara peşkeş çekilmiştir. Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak dışında düşündükleri başka bir şey yok. Rakamlara baktığımızda ekonomik tablo tam bir felakettir.

-Bu dönemde hak ve güç arasındaki bağ koparıldı. Adalet sadece mülkün değil, hukuk başta olmak üzere bütün unsurların temelidir. Kamu yöneticileri tek adamın temsilcisi haline geldi. Devlet, ayaküstü kararlarla idare edilir hale geldi. Hesap verme ile utanma arasındaki bağ koparıldı. “Yanıldık, kandırıldık, affedin” demek adet edinildi.

-Ülkeyi içinde bulunduğu duruma düşürenlerin kurtarması beklenemez. Memeleketin yaralarını sarmak hefediyle onarım politikalarımız 5 ana sutuna dayanakcaktır. Bu sütunlar; hukuk sütunu, demokrasi sütunu, ekonomi sütunu, dış politika sütunu ve eğitim sütunudur. Bu sütunların çatısını parlamenter sistem oluşturacaktır.

-Hukuk; hukuk devleti kavramını standart hale getireceğiz. Hukuk devleti için ilk adım olağanüstü halin kaldırılması olacaktır. Hakim ve savcıların talimatla hareket etmelerine son verilecektir. Etkin ve gecikmeyen bir yargı düzeni kurulacaktır. Yargı üyelerinin göreve başlaması siyasi erkin dışında olacaktır. Özel hayatın gizliliği en önemli önceliklerimizdendir.

-Demokrasi; güçlü bir parlamenter rejim oluşturulacaktır. Yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır. Her türlü ayrımcılığa son verilecektir.

-Ekonomi; tüketim, israf borçlanma sarmalına bağlı ekonomik model terk edilecek, refah ekonomisine geçilecektir. “Her şeyi ithal edebiliriz” anlayışı gidecektir. Yaratıcılık ve girişimcilik teşvik edilecektir. Merkez Bankası para politikasını bağımsız bir şekilde uygulayacaktır. Hedefimiz Türkiye ekonomisini her yıl en az yüzde 7 büyümesidir. Enflasyon yüzde 5’e düşürülecektir. İşsizlik oranları 5 yıl içerisinde yüzde 5’e düşürülecektir. Yüksek teknoloji bölgeleri kurulacaktır. İhracatımız 5 yıl içerisinde 2 katına çıkarılacaktır. İthal kömüre dayalı termik santral yapımına kısıtlama getirilecektir.

-Dış politika; Uluslararası politikata ilkemiz “Her zaman yurtta barış, her zaman dünyada barış “olacaktır. Batı ülkeleri ve Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizi normalleştireceğiz, sonuna kadar müzakere edeceğiz. Kıbrıs’ta adil ve hızlı bir çözüme ulaşmak hedefimizdir.

-Eğitim; akıl, bilim ve çağdaş standantlara dayalı olarak yapılandırılacaktır. Eğitim kalitesinin mevcut durumu ülkemizin en temel sorunlarından biri haline gelmiştir. 2 aşamalı bir çözüm planı uygulanacaktır. Devlet üniversiteleri özerkleştirilecektir. Üniversitelerin bölünmesi engellenecektir. Yurt sorunları tamamen çözülecektir. Her 19 Mayıs ve 29 Ekim’de 500 TL burs verilecektir. Bilgisayar mühendisi sayısı 100 bine çıkarılacaktır. Okul öncesi eğitim zorunlu hale getirilecek, 2’li eğitim kaldırılacaktır. Proje okul uygulaması kaldırılacaktır. Hiçbir sınavdan giriş ücreti alınmayacaktır. Öğretmenlere her 24 kasımda bir maaş ikramiye verielcektir, sözleşmeli öğretmenlik kaldırılacaktır.

-Sağlık; sağlık hakkı bütünüyle piyasa koşullarına bırakılamayacak temel bir haktır. Devlet bu alanda halkın yararına olan gerekli bütün düzenlemeleri ve müdahaleleri yapacaktır. 18 yaşına kadar herkes nüfus cüzdanıyla bütün sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacaktır.

-Tarım; çiftçinin ezilnmesine izin verilmeyecektir. Türkiye’yi kendi kendine yeter haline getireceğiz. Tarıma dayalı sanayi önceliğimizdir. Çiftçiye mazotu 3 liradan vereceğiz. Şeker fabrikalarını özelleştirme kararlarını iptal edeceğiz.

-Asgari ücret 2.200 lira olacaktır. Pozitif ayrımcılık desteklenecektir. Kadına ve çocuklara yönelik şiddetle etkin bir şekilde mücadele edilecektir.

-Kültür ve sanat; yaşam kalitasi kültürel boyutuyla da yükseltilecektir. Sanatçıların örgütlenmeleri sağlanacaktır.

-Spor; sporun siyasallaşması engellenecektir. Başta atletizm olmak üzere bütün spor dalları özendirilecektir. Passolig uygulaması kaldırılacaktır.

MANİFESTONUN TAMAMI:

Türkiye Cumhuriyeti uygarlık rotasından çıkarılmıştır.

16 yıldır iktidarda bulunanların, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka sorunu ile karşı karşıya kaldığını itiraf ettikleri bir durumdayız.

Türkiye artık, demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından, özgürlüklerden söz edilemeyen bir ülke olmuştur.

Halkın, yargı başta olmak üzere devlet kurumlarına inancı kalmamıştır. Yargı bağımlı hale getirilmiş, hukuk devleti ortadan kaldırılmıştır.

İnsanlar ürkek ve sindirilmiş durumdadır. Hiç kimsenin yarın ne olacağına dair bir fikri ve inancı yoktur.

Bizzat Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından Anayasa’sı rafa kaldırılmış, olağan hukuk sistemi emir komuta hukukuna dönüşmüş ve kurumları Kanun Hükmünde Kararnamelerle işlemez hale getirilmiştir.

Hep birlikte yaşadığımız, hep birlikte şahit olduğumuz kaygı verici, varlığımızı tehdit eden bir dönemin içinden geçiyoruz.

Uygulanan siyaset ve yönetim biçimiyle ülkede ve zihinlerde derin tahribatlar yapıldı. Milletimizi bir arada tutan bütün değerleri örselediler.

İçine savrulduğu karmaşadan bunalmış insanlarımız bir damla huzur arıyor, bir çıkış yolu arıyor.

Sadece sözün bittiği yerde değiliz, bir adım sonrası özgürlüğün tamamen sona erdiği yerdir, hakkın hukukun tamamen yok edildiği yerdir.

Ekonomik sıkıntılar ve işsizlik can yakıyor. Sattığı aldığını karşılamayan, sanayisinden, tarımsal üretimine kadar dışa bağımlı, üretmekten çok ithal eden bir ülke konumuna getirildik.

Ekonomi yönetilemez hale gelmiş, işsizlik ve yoksulluk artmış, ülke ve insanlar borç batağına batmış durumdadır. Hiç kimse artık geleceğini öngöremiyor.

Rekabet, şeffaflık ve piyasa mekanizması doğrultusunda çalışması gereken ekonomik sistem terkedilmiş, yandaşlık ve keyfilik esas hale getirilmiştir.

Yürütülen yanlış tarım ve hayvancılık politikaları sonucunda Türkiye kendini besleyemez duruma düşürülmüştür.

Düzenleyici ve denetleyici olması gereken kurumlar bağımlı hale getirilmiş, Devlet yöneticileri ihale takipçisi ve kaynak dağıtıcısı olmuştur.

Basının hali ortada… Birkaç kanal ve birkaç gazete dışında halka doğru bilgi verilmiyor.

Basın özgürlüğü diye bir kavram kalmamış, gazete manşetleri tek merkezden atılır hale gelmiştir.

Gerçekler perdeleniyor. Basın, sansürlenmenin ötesinde, korkudan kendini sansürlüyor. Gerçek gazeteciler delilsiz ve mesnetsiz olarak suçlanıyorlar, hukuksuz biçimde cezalara çarptırılıyorlar.

Yandaş basın ve televizyon kanalları her fırsatta iktidarın borazanlığını yapıyor, besledikleri sosyal medya trolleri 24 saat yalan üretmek ve yaymakla meşguller.

Birbirini dinlemeyen, birbirine güvenmeyen ve birlikte yaşama isteğini kaybeden insanların sayısı gittikçe artıyor. İktidarın kutuplaştırıcı dili her gün daha da artarak zehrini akıtıyor. Barışımızdan, huzurumuzdan ve kardeşliğimizden her gün bir parça daha kopartılıyor.

Yüzyıllardır beraber barış ve huzur içerisinde yaşayan insanlarımız, inanç, mezhep, etnik köken, yaşam biçimi eksenlerinde kutuplaştırılmış ve birbirine tahammül edemez hale getirilmiştir.

En acısı ise, geleceğimizin sahibi olan gençlerimizin çok büyük bir çoğunluğunun bu ülkeden kaçmak için yollar aramasıdır. Geleceğine güvenle bakamayan ve ilk fırsatta kendini yurt dışına atmanın yollarını arayan bir gençlik tablosu, aslında felaketin tablosudur. Üstelik yalnız gençler değil, imkânı olanlar da yurdumuzu terk etmek istiyor.

Yanlış eğitim ve kültür politikaları sonucunda Türkiye uluslararası değerlendirmelerde en alt sıralara düşürülmüştür. İdeolojik saplantılarla durmadan değiştirilen eğitim sistemi nedeniyle, kaliteli eğitim veremeyen okulların ülkesi olduk.

Dış politikada topyekûn bir bozgun dönemi yaşanıyor. Yüz yıllık barışçı ekseninden koparılan dış politika, milli menfaatlerimizi tehlikeye atacak hayallerle ve yalanlarla idare edilmeye çalışılıyor.

Pasaportumuzun Edirne’den öteye değeri yok. Yılların diplomasi geleneği devre dışına çıkarılmış, uluslararası ilişkilerimiz saray koridorlarının heveslerine ve keyfiliğine terkedilmiştir.

Orta-Doğu batağına dibine kadar saplandık. Kendi çocukları bedelli askerlik yaparken Anadolu’nun fakir evlatları vatan mücadelesi veriyor.

Ülkemiz kontrolden çıkmış bir göç politikası sonucunda, gelişmiş ülkelerin dahi kaldıramayacağı 5 milyona yaklaşan bir göçmen sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır.

Uluslararası toplumun artık mizah konusu yaptığı bir “sözde dünya lideri”, her gün, her fırsatta ve her kanalda bağıra çağıra dünyayı tehdit ediyor.

Türkiye herkesle kavga eden bir devlet haline getirilmiş ve yalnızlaştırılmıştır.

Tek partinin, daha doğrusu tek bir adamın kaderiyle özdeş hale getirilmiş bir ülkenin, ne kadar kolay yönlendirileceğini bilen uluslararası güçler, adeta keyifle ellerini ovuşturuyor.

Sömürge ülkelerin özgürlük savaşlarına öncü ve örnek olmuş, “tam bağımsızlık” ilkesiyle yoluna yürümeyi tercih etmiş bir devlet yok artık… Kıtalar ve medeniyetler arasındaki “birleştirici bir köprü” rolü oynayan ülke yok artık…

Türkiye niteliksiz mültecilerin depolandığı “tampon bir ülke” rolüne razı oldu. İtibarı sıfırlanmış, duvarlarla çevrili bir devlete dönüştük ve bunu da “değerli yalnızlık” diye halka yutturmaya çalışıyorlar.

Demokrasiyle hiçbir alakası olmayan çarpık bir bilinçle karşı karşıyayız. Dini her şeye alet eden bir ekibin tahakkümü altındayız. ‘’Hayatta en gerçek yol gösterici’’ olan akıl ve bilimle yollarını ayırmış çarpık bir zihniyet ufkumuzu karartmaktadır.

Düşünce hürriyeti rafa kaldırılmış, tek adamla aynı düşünmeyen herkes hain, terörist veya kökü dışarda diye yaftalanarak, ya tutuklanmakta ya da korkutulup sindirilmektedir. Olağanüstü hal uygulaması olağanlaşmıştır.

Kadınlarımızı perde gerisine iten bir hayat algısı dayatılmaya çalışılıyor.

Sivil toplum kavramını çarpıtarak yeniden dirilttikleri çağdışı anlayışları ve bu anlayışların ürünü olan her türlü sapkınlığı besleyen bir yönetim var.

İnsanımızın huzur içinde yaşama, bugününe ve geleceğine güvenle bakma hakkı elinden alınmaktadır. En temel hakkı olan “yaşam hakkı” tehlikededir. En önemli görevi asayişi ve güvenliği, yani halkın yaşam hakkını korumak olan devlet, artık bu görevini yerine getirememektedir.

Sözün kısası karanlık bir tablo, iç karartıcı bir ülke ve bunalmış bir millet var.

Sonu bilinmeyen karanlık bir yola girmek üzereyiz. Toplum olarak yaşama sevincimizi yitirme noktasına geldik.

Felakete doğru doludizgin giden ülkeyi yönetenler, görülmemiş bir aymazlıkla her şeyi istiyorlar. Geçmişimizi ve birikimlerimizi satmakta, bugünümüzü ve geleceğimizi ipotek altına almaktalar.

Kendilerine ve yandaşlarına rant elde etmek için, her gün yapılan imar düzenlemeleri ile şehirlerimizi, kültürel mirasımızı ve doğal çevremizi tahrip etmekteler.

Sürdürülebilir çevre anlayışı tamamen ortadan kaldırılmış, şehirler beton yığını haline getirilmiş, halkın nefes alabileceği yeşil alanlar talan edilmiştir. Ardından, sanki bir erdemmiş gibi şehirleri yaşanmaz hale getirdiklerini itiraf etmektedirler.

İzlenen enerji politikaları milli olmaktan çıkmış, dengeli uluslararası politikamıza aykırı biçimde ve kaynak çeşitliliği yaratılmadan dışa bağımlı hale getirilmiştir. Çevreyi yok sayan ithal kömüre dayalı termik santral anlaşmaları hiç bir gelecek kaygısı taşımadan devreye sokulmuştur.

Madenlerimiz yandaşlara peşkeş çekilmekte, her türlü şeffaflıktan uzak ve hukuksuz yöntemlerle tahsis edilmektedir.

Üstelik yaptıkları yolsuzlukların hesabını hiç vermeyecekleri sürekli bir iktidar peşindeler.

Biat etmeye, verilene razı olmaya, kanmaya ve kandırılmaya alıştırılan bir toplum yaratmayı arzu ediyorlar.

Her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak dışında düşündükleri hiçbir şey yok.

Bu dönemde, gerçeklik ile uygulanan politikalar arasındaki bağ koparıldı. Ekonomik, siyasal, iç ya da dış her türlü politika, gerçeklikten uzaklaştırıldı.

Başta ekonomi olmak üzere, gerçeği yüzümüze vuran rakamlara baktığımızda ufkumuzun ne kadar karartıldığını görmekteyiz. Yandaş medya marifetiyle gizlemeye çalıştıkları, vatandaşa tam tersini yutturmaya uğraştıkları ekonomik tablo tam bir felakettir.

Bu dönemde, vicdan ve din arasındaki bağ koparıldı. Vicdansız ve gücün emrine girmiş bir din anlayışı, bizim Müslümanlık anlayışımızla bağdaşamaz.

Bu dönemde, hak ve güç arasındaki bağ koparıldı. Hakkın sürekli ayaklar altına alındığı bir ülkede, hiçbir şey değerli kalamaz. Haklının başının sürekli eğik olduğu bir ülkede, hiçbir şey dik duramaz.

Bu dönemde, adalet ve hukuk arasındaki bağ koparıldı. Adil olmayan bir hukuk dayatılmaktadır. Yargı tayinleri partizanca yapılmakta ve güç karşısında önünü ilikleyen yargı mensupları gittikçe militanlaşmaktadır.

Adalet sadece mülkün değil, başta hukuk olmak üzere, toplumsal düzeni sağlayan bütün unsurların temelidir. Adil olmayan hukuk, adil olmayan devlet demektir. Adalete güvenmeyen bir toplumun güveneceği hiçbir şey kalmamış demektir.

Bu dönemde, liyakat ve ehliyetle, makam ve görevler arasındaki bağ koparıldı. Partili olmak ve kayıtsız olarak biat etmek, her görev için “şart” haline getirildi. Liyakat bir kenara atıldı.

Devletin bütün kurumları bir tek kişinin tahakkümü altına sokuldu. Kamu yöneticileri büyük oranda devletin değil, tek adamın temsilcisi haline getirildi.

Ortak akılla, bilimle ve tarih bilinciyle yönetilmesi gereken Devlet, ayaküstü kararlarla ve günübirlik politikalarla idare edilir hale geldi.

Bu dönemde, hesap verme ile utanma arasındaki bağ koparıldı. Sorumluluk taşıyan görevlerdeki insanlardan sıradan görevlilere kadar, her kademedeki siyasi ya da bürokratik görevli, hesap vermek yerine “yanıldık, kandırıldık, affedin” demeyi adet edindi.

Değerli Vatandaşlarım,

Yukarda genel çerçevesini çizdiğimiz, ülkenin içinde bulunduğu vahim manzaranın bilincinde olarak,

Aziz Milletimizin bütün güçlükleri alt eden dirayetine ve tarihsel birikimine güvenerek ve,

Her türlü zorluğu, meşakkati ve saldırıyı göze alarak yola çıkmış bulunuyoruz.

Ülkeyi içinde bulunduğu duruma düşürenlerin, ülkeyi bu durumdan kurtarmaları beklenemez. 16 yıldır iktidarda değilmişler gibi, yeniden kurtarıcı rollerine soyunarak, halkın aklıyla dalga geçilmesine ve halkın daha fazla aşağılanmasına izin vermeyeceğiz.

Memleketin yaralarını sarmak ve milletimizin dertlerine derman olmak hedefiyle, Cumhuriyetimizin örselenen değerlerini yeniden tesis etmeyi amaçlayan onarım politikalarımız, esas olarak, beş ana sütuna dayalı olacaktır.

Cumhuriyet değerleri ve milletin kayıtsız şartsız egemenliği ilkesi üzerinde yükselecek olan bu sütunlar:

Hukukun Üstünlüğü ilkesine dayalı, “Hukuk” Sütunu,

Temel hak ve özgürlükler, toplumsal barış, çoğulculuk, katılımcılık ve özgür basın anlayışına dayalı, “Demokrasi” Sütunu,

Üretime ve adil paylaşım anlayışına dayalı, “Ekonomi” Sütunu,

Barış ve Güvenlik odaklı politikalara dayalı, “Dış Politika” Sütunu,

Ülkemizi muasır medeniyetin üzerine çıkarma hedefine dayalı ‘’ Eğitim’’ Sütunudur.

Bu sütunlar üstünde yükselen onarım projemizin çatısını “kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter rejim” oluşturacaktır.

Bu politikaları uygularken çağdaş siyasetin ve çağdaş yönetimin vazgeçilmezleri olan katılım, adil ve sürdürülebilir kalkınma, yerellik, hesap verme, açıklık ve kalite ilkelerini sürekli göz önünde bulunduracağız.

Temel hedefimiz halkımızın huzur, barış ve refah içinde yaşamasını sağlamaktır.

Bu hedefimize ulaşmak için uygulayacağımız politikalar ana başlıklar olarak şunlardır:

Hukuk

Hukuk devleti kavramını Türkiye için ütopya olmaktan çıkaracak, asgari bir standart haline getireceğiz. Hukuk devleti yoksa hiç bir şey yoktur.

Hukukun üstünlüğünü egemen kılmak için, yargının bağımsızlığını yeniden tesis edeceğiz. Bütün hukuki düzenlemeleri evrensel hukuk ilkelerine uygun hale getireceğiz.

Hukuk devleti için ilk adım OHAL’in kaldırılması olacaktır.

Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere devlet kurumlarının, tarafsız, çağdaş ve demokratik denetim yapma yetkisini kullanabilmesi için gerekli düzenleme ve reformlar derhal yapılacaktır.

Yetkin ve tarafsız yargıçların seçilmişleri denetlemesi imkânı sağlanacaktır.

Hâkim ve savcıların talimatla hareket etmelerine son verilecektir. Önünü iliklemeyen hâkim ve savcılar görev yapacaktır.

Bağımsız, etkin ve gecikmeyen bir yargı düzeni kurulacaktır.

Hâkim ve Savcılar Kurulu yeniden yapılandırılacak, Adalet Bakanı ve Müsteşarı HSK’da yer almayacaktır.

Yargıdaki siyasallaşma mutlaka önlenecektir. Yargı üyelerinin göreve başlaması siyasi erkin dışında olacaktır. Yargıç güvencesini sağlamak için gerekli bütün adımlar atılacaktır.

Hak arama özgürlüğünü güvence altına alan düzenlemeler yapılacaktır.

Özel hayatın gizliliği en önemli ilkelerimizden biridir. Telefon dinlemeleri başta olmak üzere devletin, vatandaşın hayatına müdahale edecek hukuksuz uygulamaları engellenecektir.

Demokrasi

Yeni ve çağdaş bir Anayasa yapılarak, kuvvetler ayrılığına dayalı güçlü bir parlamenter rejim oluşturulacaktır.

Demokrasiyi bütün kurum ve kurullarıyla kesintisiz biçimde işletmek vazgeçilmez hedefimizdir.

Temel hak ve özgürlükler, kanun önünde eşitlik, çoğulculuk ve özgür basın anlayışı esastır.

Katılımcılık, birlikte yönetim ve çoğulcu demokrasi ilkeleri doğrultusunda yükseltilecek olan demokratik toplum yapımızda yerel yönetimler ve sivil toplum ön plana çıkarılacaktır.

Yerel yönetimler güçlendirilecektir. Merkezde toplanmış ve verimsizliğe yol açan idari yetkiler bu yönetimlere devredilecektir

Medya siyasetin ve sermayenin güç devşirme aracı olmaktan çıkarılacaktır. Tarafsız ve sorumlu yayımcılık anlayışına uygun düzenlemeler ivedilikle yapılacaktır.

Demokrasimizi, milli bütünlüğümüzü ve güvenliğimizi tehdit eden FETÖ, PKK, İŞİD ve benzeri bütün terör örgütlerine karşı tavizsiz mücadele edilecektir.

Kamu yönetimi

Kamu yöneticilerinin hukuka, bilime, kamu yararına uygun ve tarafsız biçimde görev yapmaları esas olacaktır.

Kamu yöneticilerinin seçiminde ve yükseltilmelerinde liyakat ve ehliyet ana ilkemiz olacak, her tür ayırımcılığa son verilecektir.

Kamu yönetimi denetlenebilen ve hesap verebilen bir hale getirilecektir.

Kamu düzeninde devlet ve yurttaş arasındaki ilişkiler karşılıklı güven esasına dayandırılacaktır.

Kamu güvenliğini korumakla görevli polislerin koruma ya da özel güvenlik elemanı gibi kullanılmasına izin verilmeyecektir. Polisimizin özlük hakları iyileştirilecek; sendikal haklar, ek mesai ve 3600 ek gösterge verilecektir.

Ekonomi

Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan ekonomi politikalarına son vereceğiz.

Tüketim, israf, borçlanma sarmalına dayalı ve iflaslar doğuran ekonomik model terk edilecektir.

Üretime dayalı, gelirin hakça bölüşüldüğü refah ekonomisine geçilecektir.

Her ailenin bir evi, her evin bir maaşı olacaktır.

Her şeyi ithal edebiliriz anlayışı gidecek, biz yaparız, biz üretiriz anlayışı gelecektir. Yaratıcılık ve girişimcilik teşvik edilecektir.

Ekonomiyi düzenleyen temel kurulların özerkliği yeniden tesis edilecektir.

Merkez bankası para politikasını bağımsız bir şekilde uygulayacaktır.

Kamu bankaları siyasetin etkisinden çıkarılacaktır.

Finansal sistemimizin standartları ve finansal yatırımların güvenliği esastır.

Hedefimiz Türkiye ekonomisinin her yıl en az 7% büyümesidir. Başta dış yatırımcılar olmak üzere her türlü yatırımcı için şart olan öngörülebilir ve güvenilir yatırım ortamı oluşturulacaktır.

Kaynaklar, israf ve talan ekonomisine değil üretim ekonomisine yönlendirilecektir.

Kişi başına düşen milli gelirimizi ilk etapta 15,000 dolar düzeyine çıkartarak orta gelir tuzağından kurtulacağız.

Kamu kaynaklarının etkin kullanımıyla bütçe dengesi makul hale gelecek, üretim ekonomisiyle ihracat artacak ve dış ticaret açığı sürdürülebilir düzeylere düşecektir.

Kontrolsüz kamu harcamalarıyla bozulmuş olan bütçe dengesinden kaynaklanan enflasyon %5’ e, faiz %7’ ye düşürülecektir. Cari açık hedefimiz %3’ tür.

5 Yıl içerisinde en az 5 yerli markayı dünya markası haline dönüştürmeyi hedefleyen AR-GE ve teşvik politikaları uygulanacaktır.

Üretime dayalı ve küresel ölçekte rekabet edebilir ekonomik model sayesinde işsizlik oranları 5 yıl içinde %5 e düşürülecektir.

Ekonomik vizyonumuz, tasarım ve katma değeri yüksek üretim odaklı olacaktır. Girişimcilik merkezleri oluşturulacaktır.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde neredeyse 10 yıldır devreye girmeye başlayan “dördüncü kuşak endüstrinin”, yani Endüstri 4.0’ın gerektirdiği üretim yapısı ve teknolojisi geciktirilmeden ülkemize kazandırılacaktır

Bilişim ve gelecek teknolojileri öncelikli yatırım alanları olacaktır. Yüksek teknoloji bölgeleri kurulacaktır. Bilişim alanında hizmet ihraç eden ülke haline geleceğiz.

İhracatımız 5 Yıl içerisinde iki katına çıkarılacaktır.

Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörünü, 100 milyar dolarlık iş hacmine ulaşması için destekleyeceğiz.

Bölgesel gelişmişlik farklarını azaltacak ve gelişmeyi bütün ülkeye yayacak politikalar uygulanacaktır.

Jeopolitik konumumuzu da kullanarak Türkiye’yiF lojistik üs haline getireceğiz.

Enerji politikalarında akılcı olmayan uygulamalar gözden geçirilecek, ithal kömüre dayalı termik santral yapımına kısıtlama getirilecek, yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilecektir.

Bütün gelişmiş ekonomilerin yoğun biçimde kullandığı demiryolu taşımacılığı modern yöntemlerle Türkiye genelinde geliştirilecektir. “Demiryolu ve Otoyollar Entegre Projesinin” ilk etabında Samsun – Mersin Demiryolu ve otoyolu projesi başlatılacaktır.

Ulaşım altyapısı geliştirilirken önceliklerimiz, ihtiyaç ve kaynak dengesine göre belirlenecektir.

Dış politika

Barış ve güvenlik ilkelerinden ayrılmayacak politikalar geliştirilecektir.

Uluslararası politikada vazgeçilmez ilkemiz, yeniden ve “Her Zaman Yurtta Barış, Her Zaman Dünyada Barış” olacaktır.

Herkesle kavga eden bir devlet görüntüsünden hızla çıkılacak ve başta komşularımız olmak üzere, milli çıkarlarımız doğrultusunda bütün dünya ülkeleri ile sağlıklı ilişkiler kurulacaktır.

Cumhuriyetle birlikte yüzümüzü kesin olarak döndüğümüz, muasır medeniyeti yakalayıp geçme mücadelemizi devam ettireceğiz.

Batı ülkeleri ve Avrupa Birliği ile ilişkimizi ulusal çıkarlarımız doğrultusunda normalleştireceğiz. Avrupa Birliği ile sonuna kadar müzakere edeceğiz ve bu sürecin kesintiye uğramasına izin vermeyeceğiz. Avrupa’nın da Türkiye ye ihtiyacı olduğu bilinci içerisinde olacağız.

Kıbrıs’ta adil ve iki taraflı hızlı bir çözüme ulaşmak hedefimizdir.

İşleyen demokrasisi ve çağdaş yaşam koşullarıyla Türkiye yeniden İslam ülkelerine örnek ülke olacaktır.

Bugün devre dışı bırakılan diplomasi, Devletimize ve geleneklerimize yakışır şekilde yeniden tesis edilecektir.

Uluslararası ilişkiler dostluk ilişkisi değil karşılıklı çıkarlar ilişkileridir. Devletin diplomasi geleneğini yok sayarak yaratılan tahribatın onarımı için gerekli adımlar ivedilikle atılacaktır.

Ülkemizin, kontrolden çıkmış bir göç politikası sonucunda ortaya çıkan ve 5 milyona yaklaşan göçmen sorunu, insani bir yaklaşımla ve milli çıkarlarımız doğrultusunda acilen çözülecektir.

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerdeki sorunlarına çözüm geliştirmeye yönelik etkin politikalar izlenecektir.

Eğitim

Eğitim; akıl, bilim ve çağdaş standartlara dayalı ve öğrenci odaklı olarak yapılandırılacak ve siyasetin toplum mühendisliği aracı olarak kullanılmayacaktır.

Eğitim kalitesinin mevcut durumu ülkemizin en temel sorunlarından biri haline gelmiştir. Üniversitelerden başlayarak temel eğitime yayılan bu sorunlara kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki aşamalı bir çözüm planı uygulanacaktır.

Yükseköğrenimde idari reform yapılacak, Devlet üniversiteleri özerkleşecektir. Üniversitelerin bilim yapar hale gelmesinin önü açılacaktır.

Üniversitelerin bölünmesi engellenecektir.

Yükseköğrenim öğrencilerimizin yurt sorunları tamamen çözülecektir.

Yükseköğrenim gören öğrencilerimize, her 19 Mayıs’ta 500 TL gençlik bursu ve her 29 Ekim’de 500 TL Cumhuriyet bursu verilecektir.

Üniversite öğrencilerine verilen burslar, mezuniyetten sonra iş buluncaya kadar iki yıl süreyle ödenmeye devam edecektir.

Her sene 10,000 üniversite mezunu dünyanın değişik ülkelerinin en iyi okullarına yüksek lisans ve doktora yapmak üzere gönderilecektir. Bu gençlerimizin, yurda döndüklerinde, ülkemizin üniversitelerinde, sanayisinde, kültür ve sanat hayatında etkin rol oynamaları sağlanacaktır.

Ülkemizdeki bilgisayar mühendisi sayısı 100.000’e çıkarılacaktır. Türkiye bilişimde teknoloji üreten ve ihraç eden bir ülke konumuna getirilecektir.

Bütün çocuklarımıza kaliteli eğitim imkânı sunulacaktır. Okul Öncesi Eğitim zorunlu hale getirilecektir.

İkili eğitim tümüyle kaldırılacak, tam gün eğitim sistemine geçilecektir.

Taşımalı eğitim ve birleştirilmiş sınıf uygulaması sona erdirilecektir.

Çocuklarımız istemediği okul türüne yönlendirilmeyecektir. Proje okul uygulaması kaldırılacaktır.

Okullar için zorunlu bağış alınması engellenecektir. Hiç bir sınavdan giriş ücreti alınmayacaktır.

Engelli çocuklarımız için özel eğitim programları geliştirilecek, devlet bu evlatlarımızın hayat boyu güvencesi olacaktır.

Başta ekonomik hakları olmak üzere öğretmenliğin statüsünü güçlendireceğiz. Öğretmenlere 3600 ek gösterge verilecektir.

Öğretmenlere, Eğitim-Öğretim yılı açılışında verilen ikramiyeden bağımsız olarak, her 24 Kasım’da bir maaş ek ödeme yapılacaktır.

Sözleşmeli öğretmenlik kaldırılacak, öğretmenlere çalışma güvencesi sağlanacaktır.

Öğretmen alımında mülakat sistemi kaldırılacaktır.

Öğretmene akademik kariyer yapma imkânı verilecektir.

Sağlık

Sağlık yatırımlarının yanı sıra, kaliteli ve herkesin erişebileceği sağlık sistemini oluşturmak temel önceliğimizdir.

Sağlık hakkı bütünüyle piyasa koşullarına bırakılamayacak temel bir haktır. Devlet bu alanda halkın yararına olan gerekli bütün düzenlemeleri ve müdahaleleri yapacaktır.

18 yaşına kadar herkes, sahip olduğu nüfus cüzdanından başka hiçbir belgeye ve işleme ihtiyaç duymaksızın, bütün sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacaktır.

Vatandaşlarımızın her türlü ilaca erişmesini temin etmek için gereken düzenlemeler yapılacaktır.

Çevre

Temiz ve doğal ortamda yaşamak herkesin hakkıdır.

Bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin haklarını da gözeten, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir politikalar geliştirilecektir.

Şehirleşmede, imar planlamasında, yerüstü ve yeraltı doğal kaynakların kullanımında, ulaştırma ve enerji projelerinde, çevrenin ve doğal hayatın korunması temel hedefimizdir.

Ekoloji- Ekonomi dengesini gözeten, çevreye saygılı bir sanayi kurulacaktır.

Çevrenin kirlenmesine izin vermeyeceğiz, kirletene bedelini mutlaka ödeteceğiz.

Yerel yönetimlerin çevreyi ve doğayı korumalarına ilişkin sorumluluklarını arttıracağız. Yerel halkın çevre konusundaki karar alma süreçlerine gerçekçi ve etkin katılımı sağlanacaktır.

Doğal yaşamın korunması ve hayvan haklarının gözetilmesi konusundaki uygulamalarımız, ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürütülecektir.

Tarım

Çiftçinin piyasa koşullarının altında ezilmesine izin verilmeyecektir.

Türkiye’yi tarım ve hayvancılıkta ithalatçı olmaktan çıkarıp, kendi kendine yeter ve ihracat yapar hale getireceğiz.

Türkiye’yi Avrupa’nın organik tarım ve hayvancılık merkezi yapacağız. Tarıma dayalı sanayi önceliğimizdir.

Başta mazot ve gübre olmak üzere tarımda girdi fiyatları makul düzeyde tutulacaktır, çiftçiye mazot 3 TL’ den verilecektir.

Tohum Enstitüsü kurulacak ve çiftçimize toprağa en uygun tohumlar tedarik edilecektir.

Şeker fabrikalarının özelleştirme kararlarını iptal edeceğiz.

Meraların köyün ortak malı olarak kalmasını sağlayacağız.

Devletin modern tarım ve hayvancılığa yol göstermesi, bilgi ve teknoloji üretmesi amacıyla bölgesel merkezler kurulacaktır.

Yıllardır bir türlü bitirilemeyen GAP Projesi tamamlanacaktır.

Çalışma hayatı

Çalışanların örgütlenmesinin ve hak arayışlarının önündeki engelleri kaldıracağız. İşçilerin sendikal hakları ile grev hakkını kullanılamaz hale getiren yasal hükümleri kaldıracağız.

Herkese iş ana hedefimizdir. Küresel rekabete uygun yeni istihdam alanları yaratmayı teşvik edeceğiz.

Kayıt dışı çalışma engellenecektir.

Asgari ücret 2,200 TL olacaktır.

Aile sigortası uygulaması hayata geçirilecektir.

Kadın

Kadınlarımız, çalışma hayatından siyasete kadar hayatın her alanında hakları olan yeri alacak ve toplumsal yaşantımızı zenginleştireceklerdir.

Kadınların, özellikle siyasal yaşama katılmalarının ve yönetimde üst makamlara yükselmelerinin önü açılacak, pozitif ayrımcılık desteklenecektir.

Kadınların, şu anda %32 olan istihdama katılım oranı 50%’ye çıkarılacaktır.

Kadına ve çocuklara yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilecektir.

Kültür ve sanat

Kültür politikalarımızın hedefi, toplumun ve bireyin, düşünsel, estetik ve manevi yaşamını zenginleştirmek ve yüceltmektir.

Özgür düşünceyi ve sanatsal yaratıcılığı teşvik edeceğiz.

Toplumun, estetik duyarlılıktaki eserler ve fiziki çevre ortamında gelişmesi sağlanarak yaşam kalitesi kültürel boyutuyla da yükseltilecektir.

Toplumun ve bireyin nitelikli kültür ve sanat faaliyetlerine kolaylıkla ulaşılabilmesi sağlanacaktır.

Sanat faaliyetleri desteklenecek ve sanatçıların örgütlenmeleri sağlanacaktır.

Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin kültür yatırımlarına daha fazla kaynak ayırması sağlanacaktır.

Spor

Sporun siyasallaşması engellenecektir. Spor yönetiminin özerkliği yeniden tesis edilecektir.

Başta atletizm olmak üzere bütün spor dalları özendirilecektir.

Spor altyapısı güçlendirilip çağın gereklerine uygun hale getirilecektir.

Üstün yetenekli gençler için özel yetiştirme projeleri geliştirilecektir.

Passolig uygulaması kaldırılacaktır.

Turizm

Turizm çeşitlendirilerek 12 aya yayılacak, yabancı turist sayısı 60 milyona, turizm gelirlerimiz 60 milyar dolara çıkarılacaktır.

Kültür, doğa, sağlık alanlarındaki turizm yatırımları teşvikler yoluyla desteklenecek, turizm bölgelerinin alt yapı yatırımları gerçekleştirilecektir.

Türkiye’nin turizm tanıtımı kamu ve özel sektör ortaklığında kurulacak özerk bir kurum tarafından etkin bir şekilde yürütülecektir.

Turizm, iki merkeze bağımlı olmaktan kurtarılarak, ülke sathına yayılacaktır. İlk etapta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu odaklı “Van Gölü ve Çevresi” ve Orta Anadolu odaklı “Kapadokya ve Çevresi” Turizm Entegre Projeleri başlatılacaktır.

Yalnız Turizmin değil, doğal yaşamın korunması kaygılarının ön plana alındığı, “Karadeniz’in Doğal Değerlerini Koruma Programı”, bütün Karadeniz’i kapsar biçimde uygulanacaktır.

Turizmde istihdam politikası sürdürülebilir hale getirilecek, yaz-kış istihdam dengesinin sağlanması için kış aylarında istihdam teşviki uygulanacaktır.

Değerli Vatandaşlarım,

Yeni dönemde yerine getirmek zorunda olduğumuz bir başka hayati görevimiz, birbirlerine düşmanlaştırılan insanlarımızı barıştırmaktır.

Ayrışmanın, bölünmenin ve kamplaşmanın bu ülkede yaşayan hiç kimseye fayda sağlamayacağı gerçeğini anlatacağız.

Saygın bir ülke olmanın ve uluslararası toplumda kaybettiğimiz güçlü konuma yeniden ulaşmanın yolunun, içerde sağlayacağımız birlik ve bütünlükten geçtiğini her zaman göz önünde bulunduracağız.

Bu nedenle, kardeşlik, barış, huzur, refah ve sevgi yol gösterici değerlerimiz olacaktır.

Siyasette hakka, hukuka ve milletin tümüne saygılı bir üslup yerleştireceğiz.

Türkiye’nin geleceği için ortak kaygıları paylaşan, Cumhuriyetin geleceği için ortak bir mücadele vermek isteyen herkesle birlikte yürüyeceğiz.

Yolumuzu aydınlatan ışık Milletimizin gücüdür. Büyük Atatürk ve arkadaşlarının kutlu uğraşlarında en büyük dayanakları olan bu milletin gücüne güveniyoruz.

Milletimizin karşısına, çocuklarımızın aydınlık geleceğini geri almayı hedeflemiş bir bilinç ve kararlılıkla çıkıyoruz.

Cumhurbaşkanlığını kazanacağız, meclis çoğunluğunu alacağız.

Hemen ardından, “onarım politikalarımızı” uygulamaya başlayacağız.

Anayasal rejimi canlandıracağız,

Hukukun üstünlüğü ilkesini hâkim kılacağız,

Ekonomiyi güçlendireceğiz,

Parlamenter demokrasiyi tekrar bütün kurumlarıyla hayata geçireceğiz

ve toplumda yaratılan düşmanlıkları ortadan kaldıracağız.

Cumhuriyetimizi, çıkardıkları rotasına yeniden oturtacağız.

Halkın geleceğe olan güvenini yeniden ve güçlü biçimde tesis edeceğiz.

Aydınlığa ve refaha doğru olan yolculuğumuzu yeniden ve büyük bir şevkle başlatacağız.

2023’de, Cumhuriyetimizin hak ettiği yüzüncü yıl sevincini, bütün yurttaşlarımızla birlikte huzur ve barış içerisinde kutlayacağız.

Gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz onarım döneminde, Türk milletinin Cumhuriyete inanmış her ferdiyle birlikte yürümek azmindeyiz.

Büyük Milletimizin her ferdini bu Gelecek Bildirgesine ortak olmaya davet ediyoruz.

‘’Birbirimizle Barışacağız’’, ‘’Birlikte Büyüyeceğiz’’ ve ‘’Hakça Bölüşeceğiz’’.

Milletimize inanıyoruz, kendimize güveniyoruz, biz kazanacağız, Cumhuriyet kazanacak.

DSP seçimlerde Millet İttifakı’nı destekleyeceğini açıkladı

24 Haziran cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleriyle ilgili açıklama yapan DSP, “Demokratik Sol Parti’ye bağlı olan toplum kesimlerine karşı sorumluluğumuz gereği, 16 yıllık iktidarlarında ülkeyi ekonomik, politik ve sosyal yapısı itibariyle tam bir çöküntünün içine sürüklemiş olan AKP’nin karşısında, seçmenlerin Millet İttifakı’na ve bu ittifak içerisinde demokratik sol politikalarımıza en yakın partinin ve Cumhurbaşkanı adayının desteklenmesi gerektiği hususunun kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

DSP Başkanlık Kurulu’nca yayınlanan bildiride, mutlaka sandığa gidilmesi gerektiği belirtilerek, her seçmenin sandığına sahip çıkması, olası kanunsuzluk ve manipülasyonlara karşı tüm DSP’li avukatların cüppelerini yanlarında bulundurmaları istendi.

Bildiride, DSP’nin seçimlere girmesinin YSK tarafından ‘tam kanunsuzluk haliyle’ engellendiği savunularak, bu durum karşısında yürütülen iç hukuk yolları tükendiğinden, yaratılan hak ihlalinin tespiti için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurulduğu belirtildi.

Şeriatçı Dayılar

İki dayı… Biri geçen haftanın mevzuu. Şirinler köyünün muhtarına benzediği doğru. Takkesi, cüppesi, terlikleri… ‘Kürtaj’ yapıyor. Bir canda, yandaşlığı, kabullenmişliği, muhbir vatandaş konseptini, içi boş tevekkülü görmek mümkün. Bir çözmecenin parçası gibiler. ‘Şirinler köyü muhtarını’, fenomenliği biraz daha eski bir dayı tamamlıyor. “Gazetelerin yazdığına inanmayın” diyor. “Ama resmi gazete bu…” “Olsun yine de inanmayın…” Canını verir, oyunu bildiğine vermekten geri durmaz.

•••

Sempatik olduklarını söylenemez. Hatta antipatikler. Şeriatçı dayılar üzerinden bir tartışma. Yenisi daha ön planda; ‘kürtaj yapan’… “Amcayı rahat bırakın, söylemlerini medyadan almış, duyguları istismar edilmiş birini hedef almak yanlış.” Kısmen doğru; ama Türk tipi liberal mantık kurgusunda eksikler var. Çünkü ‘şeriatçı dayılar’, bir neden midir yoksa sonuç mu kısmı tartışılır.

•••

‘Yeni dayı’dan hareketle… Neyi anlatıyor? Çok fazla şeyi… Basit değil yani. Dayı; romantik bir tartışmanın eskizi gibi; Devrim köyden mi başlamalı kentten mi? Dayı, 12 Eylül’ün toplumu nasıl silindir gibi ezdiğinin göstergesi. Dayı sendikalara kilit, fabrikalarda, iş yaşamında koca bir sınıfın örgütsüzleştirilmesi demek. Ranta dayalı özendirme, kolay yoldan köşe dönme, olmadı tevekküle yatay geçiş! Hak mücadelesinin din, toplum ahlakının televizyonla doldurulmasının nobran bir dışa vurumu.

•••

Dayı; hem rüzgar ekip fırtına biçmekle ortaya çıkan bir model, hem yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar tartışması. Binlerce yıllık geleneğin üzerine dökülen, ‘din elden gidiyor’ sosu. Dayı; ‘Zübük’ün mikrofonu, sloganı, oy deposu, her şeyi…

•••

Basit değil… Şeriatçı dayılar; seksenlerin ilk yarısında siyasetten elini ayağını çekip tavernanın ön masasından yer kapan, ikinci yarısında karısını gösteriş olsun diye kapatan küçük demir tüccarı. Apolitizmin nasıl olup da İslamlaşan siyasete döndüğünün yalın anlatımı. Dayı; Twitter’da ‘hayırlı cumalar’ mesajı. Kafa tokuşturma klişesi, “Allaha emanet ol” lafzı, dükkana asılan; “Cuma’ya gittim gelcem” yazısı.

•••

Bu yüzden dayıları rahat bırakmak değil, yüzleşmek zübüklerle beraber anlamlandırmak şart. ‘Kürtaj dayısı’ da, ‘gazeteler yalan yazıyor dayısı’ da bir yandan bugünün meselesi. Evet doğru; her ikisi de duyguları istismar edilen, medya ile uyutulan toplumun yüzleri. Toplum AKP ile mi bu hale geldi sorusu ise tartışmaya değer. Madımak, Maraş, Çorum, 6-7 Eylül utancı… Ama az ama çok her toplumun kötülük mayası vardır. Kötülük, hamur gibi yoğrulur, bir çatlak bulursadışarı kolay sızar. Kuralları yerle bir eden, ahlakı kendine yontan 16 yıllık iktidarın derinleştirdiği çatlaktır bu.

•••

Kötüdür ya da iyidir demek elbette doğru değil. Yargısız infazdır. Bir tanım koymamakla birlikte; asla düşündüğünden zerre taviz vermeyen, yandaşlığı, muhbirliği, güce tapınmayı bünyelerinde barındıran o dayılar enine boyuna, çatlağın derinliğidir. Ama dayılar mevzuu bir tarafıyla sanıldığından daha eskidir. Onlar; kapatılan köy enstitüleridir..

•••

Vallahi onlar, sosyal demokratın, solun kafa karışıklığıdır bir yanlarıyla. ‘Terliksi dayı’ CHP’de, çarşaflı kadına takılan göstermelik rozet, ‘yalan yazıyor dayısı’, HDP’de Altan Tan tartışmasıdır. Her ikisi de tavlanın altı kapısıdır. “53 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın hemen ardından yapılan seçimden sonra nasıl oldu da AKP’ye yüzde 65 oy çıktı?” sorusudur.

•••

Üstten bakmacı, alttan anlamacı, yandan kakmacı derin derin laflar bir yana… Dayılar bizim perişan çaresizliğimizdir.

Dayılar; ne ah zavallılar meselesidir, ne de Şükrü Erbaş’ın ‘Köylüleri niçin öldürmeliyiz’ şiridir. Gerçekçi bir bakıştır.

Dayılar zaman yok endişesi, elimizden geleni yapmalıyız kaygısıdır. Zübükle imtihanımız, toplumun istismarıdır.

•••

Kuran sallayarak oy istemek ‘suretiylen’ ruhu, okullara cihat dersleri sokup, üniversiteleri bölerek geleceği çalınan Türkiye’de, yarın vah zevallı dayıları değil, eli silahlı Pakistan modeli geneleri tartışacağız.

Dayı geliyor, dayı gidiyor…

Dayılara ne acımalı, ne de şirdeki gibi öldürmeliyiz. Artık onlara hayat veren rüzgarı durdurmalıyız. Basit bir tartışma değil, derin bir meseledir bu.