Tarafsız Habercilik

Ünlü televizyon sunucusu Anthony Bourdain intihar etti

CNN’in dünyaca ünlü programcısı ve yazar Anthony Bourdain, 61 yaşında intihar ederek yaşamına son verdi.

CNN’in AKP yorumu: ’Korku işe yarıyor’ CNN’in AKP yorumu: ’Korku işe yarıyor’

Anthony Bourdain bu sabah Fransa’daki otel odasında ölü bulundu. CNN, Bourdain’in bugün yaşamına son verdiğini doğruladı.

Bourdain’in, yakın arkadaşı olarak bilinen Fransız şef Eric Ripert tarafından bir otel odasında ölü bulunduğu belirtildi.

Programlarının yayınladığı CNN’den yapılan açıklamada, “Meslektaşımız ve arkadaşımızın ölümünü bildirmekten büyük üzüntü duyuyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, “Macera severliği, iyi yemek sevgisi ve güzel hikayeleri Bourdain’i eşsiz bir hikaye anlatıcısı yapmıştı” denildi.

Bourdain, “No Booking” yapımıyla iki Emmy Ödülü ve fazla birçok ödül aldı.

Ayrıca ABD’de intihar vakaları 1999’dan beri yüzde 25 oranında arttı.

ANTHONY BOURDAİN KİMDİR?

25 Haziran 1956 tarihinde New York’ta dünyaya gelen Anthony Michael Bourdain, ABD’li yazar ve New York’taki Brasserie Les Hallen’ın baş şefidir.

Yemeğe olan düşkünlüğü genç yaşta ailesi ile Fransa’ya yaptığı bir gezi ile başladı. Bir istiridye teknesinde ilk defa istiridyeyi tattı ve o günden beri iyi veya kötü değişik tatlar bulmak üzere dünyayı dolaşmaya başladı. Anthony Bourdain, 2005’te bir TV kanalında “No Reservations” adlı bir TV serisi üretmiştir.

Mahkeme Sezen Aksu’yu haklı buldu

Sanatçı Sezen Aksu’nun “Gülümse” adlı eserinin izin alınmadan bir kek reklamında kullanıldığı iddiasıyla açtığı 150 bin liralık tazminat davasında bilirkişi izinsiz kullanım olduğu kanaatine vardı.

Hürriyet’in haberine göre; Sezen Aksu’yu haklı bulan bilirkişi, izinsiz kullanım için ünlü sanatçının 30 bin lira maddiTazminat alması gerektiğini, manevi Tazminat hakkının ise mahkeme tarafından belirlenmesi görüşünde bulundu

İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne iki yıl önce açılan davanın dilekçesinde bisküvi firmasının Sezen Aksu’yla özdeşleşen “Gülümse” isimli eserinin sözlerini kek reklamında ve tanıtım amaçlı sosyal medyada kullandığı anlatıldı. Dava dilekçesindeki iddialara göre yapılan incelemede bisküvi firmasının sosyal medya hesaplarında, “Gülümse hadi gülümse bulutlar gitsin Sezen Aksu” ibaresi yer alan bir resim ve #sezenaksu hashtagi ile paylaşımlar yapıldı. Bunun üzerine Sezen Aksuavukatı aracılığıyla davalı bisküvi firmasının eylemlerine son vermesi için noterden ihtarname gönderdi. Sezen Aksu’nun avukatı, “Müvekkilim hukuka aykırı kullanım nedeniyle maddi manevi zarar görmüştür. Davaya konu reklamın haksız rekabet ve izinsiz bir kullanım olduğunun tespitini istiyoruz. Ayrıca izinsiz kullanım nedeniyle 100 bin lira maddi ve 50 bin lira manevi olmak üzere toplam 150 bin lira tazminatın davalı şirketten tahsilini talep ediyoruz” diye konuştu.

Sezen Aksu’nun açtığı davada haklı olup olmadığının tespiti için mahkeme dava dosyasını bilirkişiye gönderdi. 1 Haziran’da mahkemeye ulaşan bilirkişi raporunda dava konusu reklamda Sezen Aksu’nun isminin izinsiz kullanılarak kişilik haklarına tecavüz edildiği anlatıldı. Raporda, bisküvi firmasının Sezen Aksu’dan izin almadığını, kek reklamı ve tanıtımlarında Sezen Aksu’nun isminin kullanılarak onun şöhret ve popülaritesinden faydalandığı görüşüne yer verildi.

’30 BİN LİRA ALABİLECEĞİ KANAATİNE VARILDI’
Raporda, “Toplum tarafından tanınan davacı Sezen Aksu’nun izinsiz olarak kitle iletişim aracı ile birçok kişiye ticari amaçlı olarak ulaştırılması davacının manevi Tazminathakkının da gerçekleştiğini gösterir. Davalının haksız eylemleri nedeniyle davacının isteyeceği manevi Tazminat miktarını mahkemenin takdirine bırakıyoruz. MaddiTazminat olarak davacının yoksun kaldığı kazancın 30 bin lira olabileceği kanaatine varılmıştır” dedi.

Davanın önceki gün görülen duruşmasına davacı Sezen Aksu’nun avukatı katıldı. Duruşmada söz alan Sezen Aksu’nun avukatı, “Bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak için süre istiyoruz” dedi. Mahkeme taraflara bilirkişi raporuna karşı cevap haklarını kullanmaları için süre vererek duruşmayı erteledi.

Economist: Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce

Economist dergisi, “Hapisteki bir Kürt lider Türkiye’deki seçimleri etkileyebilir” başlıklı yazısında, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve genel olarak Kürt seçmenlerin 24 Haziran’daki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici olabileceği görüşünü savunuyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı, Nusaybin mahreçli makalede, ilçede yıkıntıların arasından yeni apartmanların yükseldiği ve “hükümetin yıkımın üzerine beton dökmek için elinden geleni yaptığı” söyleniyor. Ancak, “Türk Ordusu ve PKK militanları arasında 2015 ve 2016’da yaşanan, ülke genelinde binlerce kişinin hayatına mal olan çatışmalarının izlerini bulmanın kolay olduğu” belirtiliyor.

Dergi, “Nusaybin’deki kuşatma sırasında, ilçenin üçte birini oluşturan altı bin binanın kuşatma sırasında helikopterler ve tanklarla yıkıldığını, bazı sokaklarda enkazı görmenin hala mümkün olduğunu” bildiriyor. Economist, “Daha geçen Ekim’de işçiler bir ceset daha buldu. İlçe halkının çok azı bu konuyu açıkça konuşuyor. PKK’nin bir dizi terör saldırısının eşlik ettiği çatışma bitti. Ama korku devam ediyor” diyor.

Economist, 24 Haziran’daki seçimlerde “Nusaybin gibi ilçelerin tüm bir ülkenin kaderini belirleyebileceğini, muhalefetin parlamento çoğunluğunu AKP’den, cumhurbaşkanlığını da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan alabilmesinin, büyük oranda Kürt oylarına bağlı olduğunu” söylüyor.

Dergi şöyle devam ediyor;

“Türkiye’deki Kürtler’in sayısı 15 milyonu buluyor. Güneydoğudakiler ve ülkenin değer kesimlerindeki seküler Kürtler, bazı solcular ve liberallerin de destek verdiği Halkların Demokratik Partisi’ne oy verme eğiliminde. Diğer bölgelerdeki, 1980 ve 1990’lardaki çatışmalarda yerlerinden olan köylülerin çocukları ve torunları, birçoğu Türk kültürüne asimile oldu ve sık sık AKP’ye oy verdi, bazı dindar Kürtler de öyle. HDP muhalefetin geri kalanının kurduğu ittifakın dışında tutuldu. Parlamentoya girebilmesi için yüzde 10 barajını aşması gerek. Bu olmazsa, Erdoğan’ın AKP’si büyük ihtimalle uzun süredir elinde tuttuğu çoğunluğu koruyacak. Ancak HDP büyülü sayıyı geçerse, parlamentoda çoğunluk yarışı ortada ve bu da yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmiş Erdoğan ile parlamento arasında bir siyasi mücadeleyi beraberinde getirebilir. Kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi cumhurbaşkanlığı yarışı ikinci tura kalırsa, Kürtler ve Türkiye’nin geri kalanı büyük ihtimalle Erdoğan ve muhalefetin başlıca adayı Muharrem İnce arasında seçim yapacak. Erdoğan yarışta önde ama fark kapanıyor.”

Coşkun: Kürt seçmen Erdoğan’a olumlu bakmıyor

Economist, “Kürtler açısından seçimin o kadar kolay olmadığını, bazı Kürtler ‘in Erdoğan’ı reform sembolü ve polis tacizi olmadan kendi dillerini kullanıp, geleneklerini yaşamalarını kolaylaştıran lider olarak gördüklerini, bazı Kürtler ‘in de Erdoğan’ın 2015’te terk ettiği PKK’yla müzakereleri yeniden canlandırabileceğini umduğunu” söylüyor.

Ancak, derginin görüşlerine yer verdiği Dicle Üniversitesi’nden Vahap Coşkun, çoğu Kürt seçmenin artık Erdoğan’a olumlu bakmadığını belirtiyor.

Erdoğan’ın kendisinin yeni barış görüşmeleri ihtimalini reddettiğini söyleyen dergi, Cumhurbaşkanı’nın Afrin’deki Kürt isyancılara karşı saldırı başlattığını ve yetkililerin Kuzey Irak’taki PKK üslerine yeni bir operasyonun artık bir zaman meselesi olduğunu söylediğini aktarıyor. Makale şöyle devam ediyor;

‘Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce’

“Hükümet terörle mücadele ettiği konusunda ısrarcı. Ancak mücadelede pek sınır tanınmıyor. 95 Kürt belediye başkanı görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Yaklaşık 5 bin HDP yetkilisi, Demirtaş da dâhil dokuz HDP milletvekili ve onlarca Kürt gazeteci tutuklandı. Polis Afrin müdahalesini protesto eden 800’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Kürt sanatçı Zehra Doğan Mart 2017’de, Nusaybin’deki yıkıntılar arasında, polis ve ordu araçlarını akrep olarak çizdiği için üç yıla yakın hapis cezası aldı. Ancak, Kürt seçmenlerin Erdoğan’dan bıkmış olması, kesin İnce’ye destek verecekleri anlamına da gelmiyor. Düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü’nden Gönül Tol CHP’nin 1990’ların başında HDP’nin seleflerinden biriyle ittifak yapmasından bu yana, laik muhalefetin kendisini Kürtlere sevdirmek için çok az şey yaptığını söylüyor. Tol ayrıca, partideki milliyetçilerin uzun süredir ilericilere karşı üstünlük sağladığını ekliyor.”

Ancak dergiye göre, Güneydoğu’da Kürt seçmenler nezdinde mesafe kaydedebilecek laik bir politikacı varsa, o da “içten tavırlı” diye tanımladığı İnce.

‘HDP yetkilisi: İnsanlar İnce’ye daha yakın hissediyor’

İnce’nin Demirtaş ve diğer HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karşı çıktığını hatırlatan dergi, İnce’nin Demirtaş’ı hapishanede ziyaret ettiğini ve partisinin seçim manifestosunda, yerel yönetimler için daha fazla özerklikten bahsedildiğini aktarıyor.

Nusaybin’de konuşan HDP yetkilisi Ferhat Kut da “Burada insanlar, Erdoğan ve İnce arasında, İnce’ye daha yakın hissediyor” diyor. Makale şöyle sona eriyor.

“İnce’nin ikinci turda Erdoğan’a karşı bir şansı olabilmesi için, büyük olasılıkla Demirtaş’ın net desteğine ihtiyacı olacak. Kürt aday ilk turdan önce kimseye destek vermeyecek, ancak Erdoğan’ın gittiğini görmeyi istediği net. Avukatları aracılığıyla Economist’e yaptığı açıklamada Türkiye’nin ‘demokrasi ve diktatörlük arasında bir seçimle karşı karşıya olduğunu’ söyledi. Ayrıca son bir kaç yılın ‘Erdoğan’ın kafasındaki rejimin bir fragmanı olduğunu da’ ekledi. Demirtaş kendisini bir siyasi rehine olarak görüyor. Yakında seçimin belirleyici ismi olabilir”

Yunanistan’a 1 milyar avroluk krediye onay verilmedi

Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM), Yunanistan’a verilmesi beklenen 1 milyar avroluk kredi diliminin ertelendiğini duyurdu.

ESM sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, kurtarma paketi programı kapsamında mart ayında kararlaştırılan 6,7 milyar avroluk kredi diliminin kalan 1 milyar avroluk kısmına onay verilmediği belirtildi.

Kredi dilimi için borçların azaltılması gibi ön şartların yerine getirilmesinde ilerleme sağlandığı belirtilen açıklamada, Yunan makamlarının bazı kalan borçların ödendiğine ilişkin yeterli kanıt göstermesi gerektiği kaydedildi.

Açıklamada, bu sebeple ESM yönetim kurulunun kararı gelecek haftaya ertelediği ifade edildi.

Öte yandan, Yunanistan’ın 1 milyar avroluk kredi dilimini kullanabileceği son tarihin 15 Haziran olduğuna dikkat çekildi. Eğer bu tarih kadar karar çıkmazsa, Yunanistan söz konusu krediyi kullanma hakkını kaybedecek.

Yunanistan ve kreditörleri arasında 86 milyar avrolu üçüncü kurtarma paketi programında ise sona yaklaşılıyor.

Yunanistan hükümeti, 20 Ağustos’ta sona erecek program kapsamında son reform paketini gelecek hafta meclise getirecek. Kemer sıkma önlemleri ve yapısal reformları içeren düzenlemelerin 14 Haziran’da oylanması bekleniyor.

Avrupa’da kurtarma paketi programında olan son ülke olan Yunanistan’da ekonomi, 2010 yılından bu yana Avrupa Birliği ve IMF’den sağlanan krediler ile ayakta duruyor. (AA)

G7 Zirvesi Kanada’nın Quebek kentinde başladı

Grup 7 olarak bilinen dünyanın en kalkınmış 7 ekonomisine sahip ülkeler, 8-9 Haziran’da yapılacak 44’üncü Zirve için Kanada’nın Quebek şehrinde bir araya geldi.

ABD, Japonya, Almanya, İtalya, Fransa, Birleşik Krallık ve Kanada oluşan G7, her yıl düzenli olarak üye ülkelerden birisinin ev sahipliğinde bir araya geliyor. Dünyanın en büyük sanayileşmiş ülkelerini temsil eden grup, dünya üretiminin yüzde 60’nı elinde tutuyor. Yıllık zirvelerle bir araya gelen 7 lider, 2 gün süren toplantılarda sadece ekonomiyi değil, küresel gündemin öne çıkan başlıklarını da ele alıyor.

Üzüm-Sen: Üreticiyi yok sayanlara TAMAM diyoruz

Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm-Sen) Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Raporu’nun, üzüm üreticilerinin sorunlarını çözmeye dönük değil; uygulanan tarım ve enerji politikalarını aklamaya yönelik olduğunu bildirdi.

Yapılan yazılı açıklamada Çobanoğlu, “Forumlardaki konuşmalardan oluşturduğumuz üzüm üreticilerinin raporunu gerek TBMM’de grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerine gerekse de komisyon üyesi milletvekillerine ilettik. TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Raporu’nu okuduğumuzda gördük ki, AKP’li üyeler komisyon raporunu yazarken komisyon üyesi diğer milletvekillerinin uyarılarını da dikkate almamış, üzüm üreticilerini ve üzüm üreticilerinin sorunlarını görmezden gelmiş, üzüm üreticilerinin önerilerini ve hükümetlerin bu sorunlardaki payını yok saymışlar” dedi.

Üzüm-Sen olarak bu raporu kabul etmediklerini ifade eden Çobanoğlu, “Üzüm Üreticilerinin Raporu’nun takipçisi olacağız. 24 Haziran’da bizi yok sayanları bizde yok sayacağız. TAMAM diyeceğiz” şeklinde görüş bildirdi.

Türkiye’nin büyüme öyküsü masaya yatırılıyor

İktisat ve Toplum Dergisi (İTD) Okur Kulübü’nün düzenlediği “2000 Sonrası Türkiye’nin Büyüme Öyküsü” paneli 8 Haziran’da gerçekleşiyor.

Moderatörlüğünü İTD Editörü Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak’ın yapacağı panelde; Prof. Dr. Erinç Yeldan (Bilkent Üniversitesi), Prof. Dr. Güven Sak (TOBB Üniversitesi) ve Doç. Dr. İbrahim Semih Akçomak (ODTÜ) Türkiye’nin büyüme öyküsünü tartışacak. İTD Okur Kulübü, 8 Haziran’da TAKSAV’ın katkılarıyla düzenleyeceği “2000 Sonrası Türkiye’nin Büyüme Öyküsü” panelinde Türkiye’nin büyüme öyküsündeki temel taşları; borçluluk, sanayisizleşme, inovasyon, inşaat, işsizlik, eğitim, hukuk ve sabit sermaye yatırımları gibi farklı konu başlıkları ile ele alacak. Saat 18.30’da TAKSAV’da düzenlenecek panele katılım herkese açık ve ücretsiz.

Devrime öncülük etmek

Borçluyuz, hem de hepimiz. Borçsuz üretemiyor, tüketemiyoruz. Borç almamız gerekiyor çünkü tasarrufumuz yetersiz. Tasarrufumuz yok çünkü üretimimizle yeterince gelir yaratamıyoruz. Ülke olarak tasarrufumuz olmadığı için de başkalarından borç bulmamız gerekiyor.

Asgari ücret 1604 TL, ortalama ücret de bu düzeye çok yakın. Gelirler en temel ihtiyaçları dahi karşılamaya yetmiyor. Açık ki öncelikli mesele geliri artırmak. Geliri artırmak için de, yapılması gereken belli, acilen bir üretim reformunu başlatmak…

Bu üretim reformu, bugün içinde bulunduğumuz çelişkileri üreten Saray’ın neoliberal ekonomik düzeninden kurtulmayı gerektiriyor. Rantçı, betona gömülmüş ve sömürü üzerine kurulmuş bir ekonomiden, üretken, tarımı ve sanayisi ile büyüyen, büyürken hep birlikte zenginleşen bir ekonomiye geçmek… Bunu yapmak için Türkiye’nin kaynağı da kapasitesi de var. Yeter ki rantçı sermayeden yana değil, üretici güçlerden yana tercih yapacak bir siyasi irade ortaya konsun.

Böyle bir halkçı kalkınma programına ihtiyaç sadece milyonlarca emekçinin gelirinin, KOBİ’lerin, esnafın, çiftçinin kazancının artması için şart değil. Aynı zamanda kapımızda duran Sanayi 4.0 devriminin de zorunlu kıldığı bir dönüşüm. Zira, üretim teknolojilerimizde Sanayi 4.0’a uygun bir yapısal değişimi gerçekleştiremezsek, mevcut rekabet kapasitemizi dahi yitirme riski ile karşı karşıya kalacağız.

Dolayısıyla bir yol ayrımındayız: Ya Saray rejiminin kurduğu ve bütün bu sorunlara yol açmış olan, ucuz emek gücüyle rekabet eden neoliberal düzende ısrar edeceğiz ve iliklerimize kadar işleyen kriz derinleşecek. Ya da birikimimiz, donanımımız ve bilgimizle nitelikli üretim yaparak zenginleştiğimiz ve bunu hakça paylaştığımız halkçı, kapsayıcı bir gelecekte ortaklaşacağız.

24 Haziran sandığının tercihi de budur: Devam mı, yoksa tamam mı?

Üretici güçlerin Sanayi 4.0’ın yaratacağı yıkımın altında ezilmek yerine devrime öncülük edecek dönüşümü gerçekleştirebilmelerini sağlamak için yeni bir sanayi politikasına ve üretim anlayışına ihtiyacımız var.

Bu doğrultuda, rantçı düzenin devamlılığını sağlayan verimsiz mega projeler yerine, üretici güçlerin ihtiyaçlarını giderecek, verimli ve etkin bir kamucu anlayışa geçmek büyük önem taşıyor.

Üretici güçlerimizin, KOBİ ve girişimcilerin çağın teknolojik gerçekliğiyle uyumlu bir üretim yapısına dönüşümünün sağlanacağı bir dijital reformu hemen hayata geçirmeliyiz.

Bugünün yoğun küresel rekabet baskısına karşı, KOBİ’lerin ayakta durmasının tek yolu, verimlilik artışının sağlanması. En düşük maliyetle, en hızlı verimlilik artışını sağlamanın yolu ise iş süreçlerini dijitalleştirmekten geçiyor. Bu atılım hem sermaye hem işgücü verimliliğini arttırma potansiyeli taşıyor.

Üretimde yapısal dönüşüm için, teşvik politikasının da hemen değişmesi gerek. Teşviklerin seçilmiş “şirketlere” değil, sektörlere ve faaliyetlere verilmesi ve kapsayıcı olması temel prensip olmalı. Ancak bu sayede, yatırımların yüksek katma değerli faaliyetlere yönelmesi ve kaynakların daha verimli kullanılması mümkün olur.

Üretimde bu dönüşümü gerçekleştirirken, mutlaka aynı anda işgücünün de, çağın gerekleri ile uyumlu bilgi ve becerilerle donatılması yönündeki reformları başlatmalıyız. Uluslararası çalışmalar, Sanayi 4.0 devriminin yol açacağı otomasyon ve dijitalleşmeyle OECD ülkeleri arasında en büyük istihdam kaybının Türkiye’de yaşanacağını; üretimde otomasyona uyum sağlayacak politikalar uygulanmadığı takdirde, Türkiye’deki var olan işlerin yaklaşık yüzde 60’ının risk altında olduğunu ortaya koyuyor.

Eğitim reformunun kreşten üniversiteye ne tür bir değişim gerektirdiğini çok iyi biliyoruz. Gençlerimiz, çocuklarımız için artık bilimsel temellere oturan, rasyonel, laik ve fırsat eşitliğine dayalı bir eğitim sistemine geçişi daha fazla geciktirme lüksümüz yok.

Dijitalleşecek yeni düzende de, üretim zincirinin yaratıcı aşamalarında ihtiyaç duyulan beceriler ve insani ilişkiye talep, asla yok olmayacak. Bu yaratıcı aşamalar her şeyden önce özgür düşünceyi, bilimsel eğitimi ve farklılıklara açık bir düşünsel ve toplumsal yapıyı gerektiriyor.

Ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin insani ilişki talebinin asla tükenmeyeceği sosyal bakım alanlarında yatırımlar da bu sosyal yapıyı besleyecek. Dolayısı ile Sanayi 4.0 ile uyumlu bir yapıya dönüşüm için kamu yatırımlarının dijital altyapıya yönlendirilmesi kadar, sosyal bakım hizmetlerini de arttıran bir sosyal devlet anlayışını hayata geçirmek büyük önem taşıyor.

Eğitim, dijitalleşen üretim, kamu kaynaklarını verimli kullanan bir yatırım ve teşvik planı, sosyal bakım hizmetleri, hepsi bir bütünün parçası. Gelirimizi sürdürülebilir biçimde arttıracak üretim reformu, işte tüm bu parçaların bütüncül biçimde politikaya dönüştürülmesi!

Ve özetle:

25 Haziran sabahı, ya devrimlerin ve teknolojinin tehdit ettiği bir karanlığa gömüleceğiz, ya da devrimlere öncülük eden ve teknolojiyle zenginleşen bir aydınlığa adım atarak uyanacağız.

Tercih hepimizin.

Memur maaşları 13 Haziran’da yatacak

Maliye Bakanı Naci Ağbal, “Bütün kamuda çalışan kardeşlerimizin maaşları 13 Haziran’da hesaplarına yatacak” dedi.

Maliye Bakanı Naci Ağbal, Bayburt Valiliğinde gazetecilere yaptığı açıklamada, kamu görevlilerinin ayın 15’inde maaşlarını aldıklarını anımsattı.

Haziran ayı maaşlarının ayın 15’i itibarıyla Ramazan Bayramı’nın birinci gününe geldiğini ifade eden Ağbal, şöyle konuştu:

“Bugün bütün bakanlıklara, kamu kurum ve kuruluşlarına bir genelge gönderdim. Dolayısıyla bütün kamu görevlilerimiz, memurlarımız, sözleşmeli personel, işçi ve diğer statülerde çalışan bütün personelimiz, ister bakanlıklarda çalışsınlar, ister belediyelerde, ister il özel idarelerinde, bütün kamuda çalışan kardeşlerimizin maaşları 13 Haziran’da hesaplarına yatacak. Dolayısıyla bayrama girmeden, mübarek Ramazan Bayramı’na girmeden bütün kamu görevlilerimiz de maaşlarını, aylıklarını almış olacak.”

Bakan Ağbal, burada bütün kamu kurum ve kuruluşlarının gerekli hazırlıkları yaptıklarına işaret ederek, “Bu konuda bakan olarak bugün gerekli talimatı verdim, bakanlık olarak da konuyu takip ediyoruz. Böylelikle bayram girmeden önce de nasıl emeklilerimizin aylıklarını ödediysek, nasıl emeklilerimize Ramazan Bayramı ikramiyesi ödemişsek şimdi de kamu görevlilerimizin, kamu çalışanlarımızın aylıklarını bayram girmeden önce ödemiş oluyoruz. Yaklaşık 3 milyon 700 bin kamu çalışanı bu şekilde bayram girmeden önce maaşlarını almış olacaklar.” diye konuştu.

Memura ve emekliye zam açıklaması

Maliye Bakanı Naci Ağbal, Temmuz ayında memur ve memur emeklilerine normal yüzde 3.5’lik zammın yanı sıra enflasyon farkı zammı da yapılacağını söyledi. Ağbal, haziran enflasyonunun sıfır çıkması durumunda dahi ek yüzde 2.39’luk zam yapılacağını ve bu durumda en düşük memur maaşının 2 bin 839 liradan 3 bin 50 liraya çıkacağını söyledi. En düşük memur emekli maaşı da 1978 liradan 2 bin 94 liraya çıkacak. Haziran’da enflasyon ne kadar çıkarsa, bu rakamların üzerine eklenecek.

NTV’nin yayınında gündemi değerlendiren Ağbal, enflasyon farkı ile birlikte en düşük memur ve maaşlarının ne kadar olacağını açıkladı.

İlk 5 ayda yüzde 2.39 oranında enflasyon farkı oluştuğunu kaydeden Ağbal, Haziran ayındaki enflasyonun da bunun üzerine konulup memur ve emeklilere zam yapılacağını söyledi. Ağbal, haziranda enflasyon sıfır dahi çıksa yüzde 2.39 oranında ek zam yapılacağını ifade etti.

Haziran enflasyonu sıfır olarak düşünüldüğünde temmuzda yapılacak yüzde 3.5 toplu sözleşme zammı ile en düşük memur maaşının 2 bin 839 liradan 3 bin 50 liraya çıkacağını söyleyen Ağbal, en düşük emekli maaşının da 1978 liradan 2 bin 94 liraya çıkacağını kaydeti.

Ağbal’ın verdiği bilgiye göre, enflasyon kadar zam alan en düşük SSK emekli maaşı 1570 liradan 1670 liraya, en düşük Bağkurlu emeklisi maaşı da 1405 liradan 1495 liraya yükselecek.

Haziran ayında çıkacak enflasyon hem memur ve emeklilerine hem de SSK ve Bağkur emekli maaşlarına ilave edilecek.