Tarafsız Habercilik

Avusturya’dan 7 camiye kapatma kararı: İmamlar sınır dışı edilecek

Avusturya’da bir camide çocuklara üniforma giydirilmesi ve “savaş propagandası” yapılması ülkede tartışmaya yol açmıştı.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, “Burada olan şeyin Avusturya’da yeri yok. Bu hükümet buna sıfır tolerans gösterecek” diye konuşmuştu.

Başbakanın açıklamalarının ardından başlayan soruşturmayla birlikte 7 cami için kapatma kararı alındığı duyuruldu.

Kurz’un “siyasi İslam’la mücadele” açıklamaları üzerine kimi “yabancılar tarafından finanse edilen imamların” da sınır dışı edileceği açıklandı.

Avusturya Başbakanı açıkladı: 7 cami kapatılacak, imamlara sınır dışı

Avusturya’nın muhafazakâr hükümeti, dış finansman alarak ülkede faaliyet gösteren imamların sınır dışı edileceğini, yedi caminin de kapatılacağını duyurdu.

Açıklamayı yapan Başbakan Sebastian Kurz, kararın başkent Viyana’da ağırlıkla Türk cemaatin gittiği bir camide asker kamuflajlı öğrencilerin sergilediği ‘Çanakkale Şehitlerini Anma’ oyunu nedeniyle alındığını açıkladı.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Avusturya’da yayınlanan Falter dergisi fotoğraflara yer vermişti. Fotoğraflarda çocukların üzerleri Türk bayraklarıyla örtülü şekilde yerde yattıkları görülüyordu.

Cami, Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği’ne (ATIB) bağlıydı. Fotoğraflar ATIB’ın bugün erişime kapalı olan Facebook sayfasında da paylaşılmıştı.

Kurz, “Siyasi İslamın ya da radikalleşmenin toplumumuzda yeri olamaz” diye konuştu.

avusturya-basbakani-acikladi-7-cami-kapatilacak-imamlara-sinir-disi-472638-1.

ATIB, Avusturya genelinde 100 bin üzerinde fazla üyesi ve 65 camisi olan resmi bir dernek. Bir anaokulu da işletiyor ve Avusturya devletinden dini ödenek alıyor.

Kurz daha önce camide sergilenen bu oyun için “Bu yaşananların Avusturya’da yeri yok. Hükümet olarak bu tür konulara bundan böyle sıfır tolerans göstereceğiz. Tüm gücümüzle bu olumsuz gelişmelerle mücadele edeceğiz” demişti.

Ülkede ATIB’in kapatılıp kapatılmaması konusu tartışmaya açılmıştı.

avusturya-basbakani-acikladi-7-cami-kapatilacak-imamlara-sinir-disi-472695-1.

Saray Sözcüsü Kalın’dan tepki

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, bu kararının “ülkedeki İslam karşıtı, ırkçı ve ayrımcı popülist dalganın sonuçlarından biri olduğunu” belirterek Avusturya hükümetinin kararını eleştirdi.

Kalın, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Avusturya’nın sudan bahanelerle yedi camiyi kapatması ve imamları sınır dışı etmesi, bu ülkedeki İslam karşıtı ırkçı ve ayrımcı popülist dalganın sonuçlarından biridir. Amaç, Müslüman toplulukları ötekileştirerek siyasi kazanım elde etmektir. Avusturya hükümetinin ideolojik tutumu evrensel hukuk normlarına, toplumsal uyum politikalarına, azınlık hukukuna ve bir arada yaşama ahlakına aykırıdır. İslam karşıtlığının ve ırkçılığın bu şekilde normalleştirilmesi ve sıradanlaştırılması kesin olarak reddedilmelidir.” dedi.

Economist: Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce

Economist dergisi, “Hapisteki bir Kürt lider Türkiye’deki seçimleri etkileyebilir” başlıklı yazısında, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş ve genel olarak Kürt seçmenlerin 24 Haziran’daki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici olabileceği görüşünü savunuyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı, Nusaybin mahreçli makalede, ilçede yıkıntıların arasından yeni apartmanların yükseldiği ve “hükümetin yıkımın üzerine beton dökmek için elinden geleni yaptığı” söyleniyor. Ancak, “Türk Ordusu ve PKK militanları arasında 2015 ve 2016’da yaşanan, ülke genelinde binlerce kişinin hayatına mal olan çatışmalarının izlerini bulmanın kolay olduğu” belirtiliyor.

Dergi, “Nusaybin’deki kuşatma sırasında, ilçenin üçte birini oluşturan altı bin binanın kuşatma sırasında helikopterler ve tanklarla yıkıldığını, bazı sokaklarda enkazı görmenin hala mümkün olduğunu” bildiriyor. Economist, “Daha geçen Ekim’de işçiler bir ceset daha buldu. İlçe halkının çok azı bu konuyu açıkça konuşuyor. PKK’nin bir dizi terör saldırısının eşlik ettiği çatışma bitti. Ama korku devam ediyor” diyor.

Economist, 24 Haziran’daki seçimlerde “Nusaybin gibi ilçelerin tüm bir ülkenin kaderini belirleyebileceğini, muhalefetin parlamento çoğunluğunu AKP’den, cumhurbaşkanlığını da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan alabilmesinin, büyük oranda Kürt oylarına bağlı olduğunu” söylüyor.

Dergi şöyle devam ediyor;

“Türkiye’deki Kürtler’in sayısı 15 milyonu buluyor. Güneydoğudakiler ve ülkenin değer kesimlerindeki seküler Kürtler, bazı solcular ve liberallerin de destek verdiği Halkların Demokratik Partisi’ne oy verme eğiliminde. Diğer bölgelerdeki, 1980 ve 1990’lardaki çatışmalarda yerlerinden olan köylülerin çocukları ve torunları, birçoğu Türk kültürüne asimile oldu ve sık sık AKP’ye oy verdi, bazı dindar Kürtler de öyle. HDP muhalefetin geri kalanının kurduğu ittifakın dışında tutuldu. Parlamentoya girebilmesi için yüzde 10 barajını aşması gerek. Bu olmazsa, Erdoğan’ın AKP’si büyük ihtimalle uzun süredir elinde tuttuğu çoğunluğu koruyacak. Ancak HDP büyülü sayıyı geçerse, parlamentoda çoğunluk yarışı ortada ve bu da yeniden Cumhurbaşkanlığına seçilmiş Erdoğan ile parlamento arasında bir siyasi mücadeleyi beraberinde getirebilir. Kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi cumhurbaşkanlığı yarışı ikinci tura kalırsa, Kürtler ve Türkiye’nin geri kalanı büyük ihtimalle Erdoğan ve muhalefetin başlıca adayı Muharrem İnce arasında seçim yapacak. Erdoğan yarışta önde ama fark kapanıyor.”

Coşkun: Kürt seçmen Erdoğan’a olumlu bakmıyor

Economist, “Kürtler açısından seçimin o kadar kolay olmadığını, bazı Kürtler ‘in Erdoğan’ı reform sembolü ve polis tacizi olmadan kendi dillerini kullanıp, geleneklerini yaşamalarını kolaylaştıran lider olarak gördüklerini, bazı Kürtler ‘in de Erdoğan’ın 2015’te terk ettiği PKK’yla müzakereleri yeniden canlandırabileceğini umduğunu” söylüyor.

Ancak, derginin görüşlerine yer verdiği Dicle Üniversitesi’nden Vahap Coşkun, çoğu Kürt seçmenin artık Erdoğan’a olumlu bakmadığını belirtiyor.

Erdoğan’ın kendisinin yeni barış görüşmeleri ihtimalini reddettiğini söyleyen dergi, Cumhurbaşkanı’nın Afrin’deki Kürt isyancılara karşı saldırı başlattığını ve yetkililerin Kuzey Irak’taki PKK üslerine yeni bir operasyonun artık bir zaman meselesi olduğunu söylediğini aktarıyor. Makale şöyle devam ediyor;

‘Kürtlerde mesafe kaydedebilecek tek laik siyasetçi İnce’

“Hükümet terörle mücadele ettiği konusunda ısrarcı. Ancak mücadelede pek sınır tanınmıyor. 95 Kürt belediye başkanı görevden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Yaklaşık 5 bin HDP yetkilisi, Demirtaş da dâhil dokuz HDP milletvekili ve onlarca Kürt gazeteci tutuklandı. Polis Afrin müdahalesini protesto eden 800’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Kürt sanatçı Zehra Doğan Mart 2017’de, Nusaybin’deki yıkıntılar arasında, polis ve ordu araçlarını akrep olarak çizdiği için üç yıla yakın hapis cezası aldı. Ancak, Kürt seçmenlerin Erdoğan’dan bıkmış olması, kesin İnce’ye destek verecekleri anlamına da gelmiyor. Düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü’nden Gönül Tol CHP’nin 1990’ların başında HDP’nin seleflerinden biriyle ittifak yapmasından bu yana, laik muhalefetin kendisini Kürtlere sevdirmek için çok az şey yaptığını söylüyor. Tol ayrıca, partideki milliyetçilerin uzun süredir ilericilere karşı üstünlük sağladığını ekliyor.”

Ancak dergiye göre, Güneydoğu’da Kürt seçmenler nezdinde mesafe kaydedebilecek laik bir politikacı varsa, o da “içten tavırlı” diye tanımladığı İnce.

‘HDP yetkilisi: İnsanlar İnce’ye daha yakın hissediyor’

İnce’nin Demirtaş ve diğer HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karşı çıktığını hatırlatan dergi, İnce’nin Demirtaş’ı hapishanede ziyaret ettiğini ve partisinin seçim manifestosunda, yerel yönetimler için daha fazla özerklikten bahsedildiğini aktarıyor.

Nusaybin’de konuşan HDP yetkilisi Ferhat Kut da “Burada insanlar, Erdoğan ve İnce arasında, İnce’ye daha yakın hissediyor” diyor. Makale şöyle sona eriyor.

“İnce’nin ikinci turda Erdoğan’a karşı bir şansı olabilmesi için, büyük olasılıkla Demirtaş’ın net desteğine ihtiyacı olacak. Kürt aday ilk turdan önce kimseye destek vermeyecek, ancak Erdoğan’ın gittiğini görmeyi istediği net. Avukatları aracılığıyla Economist’e yaptığı açıklamada Türkiye’nin ‘demokrasi ve diktatörlük arasında bir seçimle karşı karşıya olduğunu’ söyledi. Ayrıca son bir kaç yılın ‘Erdoğan’ın kafasındaki rejimin bir fragmanı olduğunu da’ ekledi. Demirtaş kendisini bir siyasi rehine olarak görüyor. Yakında seçimin belirleyici ismi olabilir”

Kanada Senatosu keyif amaçlı esrarın yasallaşmasını kabul etti

Kanada Senatosu, esrarın keyif amaçlı kullanımının yasallaştırılmasını öngören yasa tasarısını kabul etti ve yasağın kalkmasının önündeki en önemli yasal engel aşıldı.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, Kanadalı senatörler, altı ay boyunca süren incelemenin ardından yapılan oylamada tasarıyı 30’a karşı 56 oyla kabul etti.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, esrarın bu yaz yasallaşacağını vaat etmişti.

Böylece Kanada, keyif amaçlı esrar kullanımını yasallaştıran ilk G7 ülkesi olacak. Tıbbi amaçlı esrar kullanımı ülkede 2001’den bu yana yasaldı.

Senato’daki oylamanın ardından, tasarı parlamentoya geri gönderildi. Milletvekilleri şimdi, Senato’da tasarıya eklenen onlarca değişikliği kabul edip etmemeye karar verecek.

Trudeau hükümeti, yerli senatörlere tasarı hakkındaki kaygıları konusunda güvenceler vermişti.

Yerli senatörler, tasarıyla birlikte Kanada’nın yerli halklarının akıl sağlığı ve bağımlılık sorunlarına daha fazla kaynak ayrılmasını istiyordu.

AĞUSTOS YA DA EYLÜL AYINDA YASAL ESRAR ALINABİLECEK

Kanadalılar’ın tasarının yasalaşması ve yasal olarak keyif amaçlı esrar alabilmeleri için 12 hafta kadar beklemeleri gerekebilir.

Esrarın satışı konusundaki düzenlemelere ve kullanıcıların kamusal alanlarda esrar içip içemeyeceğine eyalet ve bölge yönetimleri karar verecek.

Tahminlere göre yasal esrar satın alınabilmesi Ağustos ya da Eylül başında mümkün olabilecek.

Özellikle genç Kanadalılar, dünyanın en çok esrar kullananları arasında.

Hükümet sıkı bir düzenleme rejimiyle yapılacak yasal esrar satışının, esrarın gençlere ulaşmasını zorlaştıracağını, suç örgütlerini önemli bir gelir kaynağından mahrum bırakacağını ve polisle adalet sistemi üzerindeki baskıyı azaltıp, kamu sağlığını iyileştireceğini söylüyor.

Japon kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye’nin notunu negatife çekti

Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, Türkiye’nin görünümünü negatife indirdi. R&I’ın açıklamasında Türkiye’nin kronik olarak açık verdiği, ulusal rezervlerin kısa vadeli borçlardan çok daha az olduğu belirtildi.

Dünya gazetesinin aktardığına göre, Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, ulusal politika duruşunda belirsizlikle birlikte ekonominin global finansal piyasalardaki oynaklığa daha kırılgan hale gelebileceği yargısına vararak Türkiye’nin kredi notu görünümünü negatife indirdiğini duyurdu.

Türkiye’nin cari işlemler hesabının kronik olarak açık verdiğini ve uluslararası rezervlerin kısa vadeli borçlardan çok daha az olduğunu belirten R&I, “Hükümet, makroekonomik istikrarı sağlayacak tedbirler almaya güçlü bağlılık göstermedikçe, ekonomi ve mali pozisyon global ekonomik trendler ve finansal ortamda değişimler sırasında sermaye çıkışları veya Türk Lirası’nda değer kaybı tarafından gerilebilir” değerlendirmesini yaptı.

R&I, Türkiye’nin bütçe açığının küçük ve kamu borcunun düşük olmaya devam ettiğine, finansal sistemin güçlü olduğuna işaret ettiği değerlendirmesinde, ekonominin genel olarak istikrarlı bir büyüme patikasında olacağı öngörüsü ile yabancı para cinsinden kredi notunu BB+ olarak teyit etti. Yapılan değerlendirmede, “Başkanlık ve parlameto seçimleri sonrasında göreve gelecek yeni başkanın politika yönünün ne olacağını yakın dikkat gösterilecek” ifadeleri de yer aldı.

Merkez bugün toplanıyor: Bitmeyen faiz artışı beklentisi yine masada

Ekonominin yapısal problemlerinin üzerine eklenen erken seçim belirsizliği Türk Lirası’nda sert değer kaybına yol açarken, gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bugün yapacağı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. Liranın ateşini düşürmek için iktidarın talimatıyla son 45 günde faizleri yüzde 3,75 artıran TCMB’nin, enflasyon görünümündeki yüksek seyir nedeniyle yeniden faiz artışına gitmesi bekleniyor. Ocak 2017’de yüzde 8 olan politika faizi son yapılan toplantıda yüzde 16,5’e kadar yükseltilmiş, böylece faizde artış oranı yüzde 100’ü geçmişti. Buna karşın faizlerin hâlâ düşük olduğunu savunan piyasanın beklentisi faizin 50 ile 100 baz puan artırılacağı yönünde. Böylece tahminlere göre faizin yüzde 17’yi de aşması olasılığı yüksek.

Neden herkes faiz artışı bekliyor?
Piyasanın sürekli faiz artışı beklemesinde, yapılan faiz artışlarının liradaki değer kaybını engellememesi önemli yer tutuyor. Ayrıca yüksek risk nedeniyle Türkiye’ye uğramayan sıcak paranın ancak reel faizlerin yukarı çekilmesiyle birlikte yeniden girişinin mümkün olabileceği görüşü hâkim. Mayıs ayı enflasyonunun yüksek çıkmasıyla birlikte TCMB’nin ve hükümet üyelerinin öngörüsü de enflasyonun yükseleceği yönünde. Ayrıca uluslararası kuruluşlar da Türkiye’de enflasyonun yılın ikinci yarısında daha da tırmanacağı görüşünü savunuyor. Önceki gün Merkez Bankası tarafından yapılan enflasyon değerlendirmesinde maliyet artışlarınIN fiyatları yükselttiği ve yükselişin tüm mal gruplarına yayıldığı ifade edilmişti. Çekirdek enflasyonun yükseliş eğilimini sürdürdüğüne de yine değerlendirmede yer verilmişti. Dün ise konuya ilişkin Maliye Bakanı Naci Ağbal’dan da bir değerlendirme geldi. Katıldığı bir televizyon programında konuşan Ağbal, enflasyondaki hızlanmanın önümüzdeki aylarda devam etmeye hazırlandığını, buna karşın vergi indirimleriyle fiyatlardaki yükselişin önüne geçmeye çalışacaklarını ifade etti.

Gerçek enflasyon bu değil!
Enflasyona ilişkin uluslararası camiadan da Türkiye’ye ilişkin yorumlar ve uyarılar yapılıyor. Uluslararası Finans Enstitüsü uzmanları tarafından yapılan değerlendirmede, enflasyonun önümüzdeki altı ay içinde sert bir şekilde yükselmesinin beklendiğine işaret edildi. Geçen hafta ise Financial Times’te yapılan bir analizde Satınalma Gücü Paritesi baz alınarak yapılan hesaplamaya göre Türkiye’de enflasyonun yüzde 39 olduğu, dolayısıyla halihazırdaki yüzde 16,50’lik faiz oranının da sıcak parayı çekmeye yetmeyeceği ifade edilmişti.

Denize düşen Londra’ya sarıldı
Öte yandan yıllardır faize karşı olduğunu ifade eden iktidarın faiz artışlarına hız kazandırması da dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Londra ziyaretinde yatırımcılara sunduğu ekonomi ‘teorilerinin’ kabul görmemesi üzerine lirada yaşanan rekor kayıp, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in hasarı onarmak için yeniden Londra’ya gitmesine yol açmıştı. Şimşek burada yatırımcılara Merkez Bankası’nın bağımsız kalacağını ve piyasa beklentileri hususunda faiz artışları dahil gereken adımların atılacağı sinyalini verdi. Ardından gelen faiz artışları, önüne üretim ve istihdam artışını koyamayan Türkiye ekonomisinde dışa bağımlılığın daha da artacağını gösterdi.

İki senaryo
İktidardan faiz artışları için onay alan ‘bağımsız’ Merkez’in bugün hangi kararı alırsa alsın, siyasi bir baskı yaşamayacak. Faiz artışına gitmesi halinde çarpık da olsa ekonomik büyümeye bir darbe daha vurulmuş olacak. Faiz artırmaması halinde ise kaderini emanet ettiği küresel sermayenin karara sert bir reaksiyon göstermesi muhtemel. Ekonomi Servisi

***

Kredi notuna bir darbe daha

Türkiye’nin çarpık büyümesinin yarattığı büyük dış açık ülkenin kredi notunun günden güne zarar görmesine yol açıyor. Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, Türkiye’nin kredi notununun görünümünü negatife indirerek not indirim sinyali verdi. Açıklamada, ülkedeki politik risklere dikkat çekilerek bu durumun finans piyasalarındaki oynaklığı daha da kırılgan hale getirebileceği ifade edildi. 24 Haziran seçimlerinden sonra yeni başkanın duruşunun dikkatle izleneceğini ifade eden kuruluş, yabancı para cinsinden kredi notunu ise BB+ olarak teyit etti.

İtalya’da Giuseppe Conte başbakan olarak yemin etti

İtalya’da Beş Yıldız Hareketi ile Lig Partisi, yeni hükümet üyeleri üzerinde uzlaştı. Cumhurbaşkanı Mattarella hükümeti kurma görevini yine Conte’ye verdi. Conte bugün yemin etti.

İtalya’da hükümeti kurma görevi yine Giuseppe Conte’ye verildi. İtalya Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Sergeo Mattarella’nın Perşembe akşamı Conte’yi kabul ederek, hükümeti kurma görevi verdiği belirtildi. Hukuk profesörü Conte ve yeni hükümet üyeleri bugün yemin etti

Popülist Beş Yıldız Hareketi ile aşırı sağcı Lig Partisi koalisyon hükümeti kurulması konusundaki ilk denemelerinin sonuçsuz kalmasının ardından yürüttükleri görüşmelerde yeni kabine üzerinde uzlaşma sağlamışlar ve hükümeti kurma görevinin yine Conte’ye verilmesini önermişlerdi. Popülist Beş Yıldız Hareketi’nin lideri Luigi Di Maio ile aşırı sağcı Lig Partisi Genel Başkanı Matteo Salvini’nin Perşembe günü Roma’da yaptığı ortak açıklamada, koalisyon hükümeti kurulması için gereken şartların sağlandığı belirtilmişti.

ABD’nin gümrük vergisine misilleme: AB, ABD’yi aynı tedbirle vuracak

ABD’nin Avrupa Birliği’nden ithal edilen alüminyum ve çelik ürünlerine ek gümrük vergisi uygulanması kararı üzerine AB ülkeleri de ABD’ye aynı önlemlerle karşılık verecek.

ABD’nin kararını “Bu dünya ticareti için kötü bir gün” sözleriyle değerlendiren AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Brüksel’de yaptığı açıklamada, ABD’nin AB’ye başka bir seçenek bırakmadığını vurgulayarak, uyuşmazlığın çözümü için Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) başvurulacağını ve ABD’den ithal edilen ürünlere ek gümrük vergisi uygulanacağını belirtti. Juncker, “Onlar ne yapıyorsa, biz de yapabiliriz” dedi.

AB Komisyonu, ABD’den ithal edilen yaklaşık 2,8 milyar euro değerinde ürüne ek gümrük vergisi uygulamayı planlıyor. Bu ürünler arasında viski, yer fıstığı ezmesi, Harley-Davidson marka motosiklet ve Levi’s marka kot pantolon bulunuyor.

AB, ABD’nin böyle bir karar alması ihtimaline karşı 18 Mayıs’ta DTÖ’ye başvurararak, bu ürünlere ek gümrük vergisi uygulanabileceğini bildirmişti. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamaya göre, bu uygulamanın 30 gün sonra yürürlüğe girmesi öngörülüyor. Ancak öncesinde her ürün için ek gümrük vergisi miktarının belirlenmesi ve AB’ye üye ülkeler tarafından onaylanması bekleniyor.

AB Komisyonu’nun açıklamasında, Cuma günü DTÖ’ye başvurularak, “ABD’ye yönelik yasal işlem” başlatılmasının talep edileceği belirtildi. AB, ABD’nin kararının DTÖ kurallarını ihlal ettiğini savunuyor. AB Komisyonu’nun Ticaretten Sorumlu Üyesi Cecilia Malmstörm de, “bu sonucu engellemek için her şeyi yaptıklarını” söyledi. Geçen aylarda ABD ile yapılan görüşmelerde ticaret alanında olumlu gelişmeler için çaba gösterdiğini vurgulayan Malmstörm, ancak ABD’nin “AB’den taviz alabilmek için ticari sınırlama tehdidinde” bulunduğunu belirtti.

Almanya da tepkili

Alman hükümeti de ABD’nin kararını tepkiyle karşıladı. Hükümet sözcüsü Steffen Seibert açıklamasında, “ABD’nin aldığı tek yanlı tedbir hukuka aykırıdır. Bu tedbir, sonunda herkesin zarar göreceği şekilde gerilimin daha çok tırmanmasına yol açacaktır” dedi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas da ABD’nin kararının anlaşılamaz olduğunu belirterek, ticari bir savaşın kimsenin yararına olmadığını kaydetti.

AB’nin karşı önlemler konusunda hazırlıklı olduğunu hatırlatan Maas, “Trump yönetiminin ‘Önce Amerika’ tavrına karşı bizim vereceğimiz yanıt ‘Avrupa birleşiyor’ olacak” dedi. Almanya’nın gerilimi tırmandırmak istemediğini kaydeden Maas, açık ve çok taraflı ticaret sisteminden yana olduklarının altını çizdi.

ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross önceki gün yaptığı açıklamada cuma gününden itibaren AB’den ithal edilen alüminyum ve çelik ürünlerine ek gümrük vergisi uygulanacağını açıklamıştı. Buna göre, çelik ürünlerine yüzde 25, alüminyum ürünlerine de yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulanması öngörülüyor.

ABD Başkanı Trump’ın Mart ayında aldığı ek gümrük vergisi kararından AB ülkeleri ilk etapta muaf tutulmuştu. Bir ay önce AB ülkelerine tanınan süre dolmuş, Trump süreyi 1 Haziran’a kadar uzatmıştı. Ancak ABD ile AB arasında yapılan müzakerelerde sonuç alınamadı.

İspanya’nın yeni solcu başbakanı Sanchez, yemin ederek görevine başladı

Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) lideri Sanchez, verdiği gensoruyla muhafazakar Mariano Rajoy hükümetinin düşmesinin ardından ülkenin yeni başbakanı oldu.

İlk kez başbakan olan 46 yaşındaki Sanchez, bugün Madrid yakınlarındaki Zarzuela Sarayı’nda Kral 6. Felipe’nin önünde yemin ederek görevi devraldı. Anayasa’nın bulunduğu yemin töreninde İspanya tarihinde ilk kez İncil veya haça yer verilmemesi dikkati çekti.

Sanchez’in geri dönüşü

Sanchez, Aralık 2015 ve Haziran 2016 seçimlerinde PSOE’nin başbakan adayı olmuş ve her ikisini de kaybetmişti. Sanchez, 2015’te koalisyon ile azınlık hükümeti kurmaya çalışsa da Meclis’ten güvenoyu alamamıştı.

2016’daki erken genel seçimlerin ardından parti yönetim kurulunun “çekimser oy kullanarak Rajoy’un azınlık hükümetinin güvenoyu almasının sağlanması” kararına karşı çıkan Sanchez, 1 Ekim 2016’da PSOE’deki genel sekreterlik görevini bırakmak durumunda kalmıştı.

Ancak Mayıs 2017’de yapılan seçimde PSOE’nin liderliğine bir kez daha gelen Sanchez, gensorunun kabul edilmesiyle başbakan oldu.

Yolsuzluk davası hükümeti yıktı

2011’den beri ülkeyi yöneten Mariano Rajoy hükümetinin düşmesine yolsuzluk davası yol açtı.

Kamuoyunda “Gürtel olayı” olarak bilinen ve bazı PP üyelerinin 1990 ve 2000’li yıllarda rüşvet alarak seçim kampanyalarını finanse etmekle suçlandığı davada 24 Mayıs’ta karara varılmıştı.

Mahkeme, PP’nin 1987 ve 2010 yılları arasında mali işler müdürlüğü yapan Luis Barcenas’ın da aralarında olduğu bazı üst düzey yetkililer ile iş adamlarından oluşan 29 kişiye yolsuzluk suçlamasıyla toplam 351 yıl hapis cezası vermişti.

Mahkeme, kararında partinin yıllarca rüşvete bulaştığını gösteren deliller bulunduğu ve Başbakan Rajoy’un da tanık olarak dinlenmesi gerektiği belirtilmişti.

Ana muhalefet partisi PSOE, bunun üzerine hükümet hakkında gensoru vermiş ve Rajoy’u istifaya çağırmıştı.

Slovenya’da 1,7 milyon seçmen sandık başına gitti

Orta Avrupa ülkesi Slovenya’da halk parlamento seçimleri için sandık başına gitti.

Yeni hükümetin belirleneceği seçimlerde 1,7 milyon seçmen oy kullanacak.

Ülkede eski Başbakan Miro Cerar liderliğindeki hükümet, başarısız olan bir demiryolu projesi nedeniyle mart ayında istifa etmiş, ardından öngörülen tarihten yaklaşık bir ay önce erken genel seçime gitme kararı alınmıştı.

Seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamaları, ülkede 2004-2008 ve 2012-2013 yılları arasında başbakan olan Janez Jansa’nın başkanlığını yaptığı, sağ görüşlü ve göçmen karşıtı Slovenya Demokrat Partisinin seçimden tek başına iktidar olarak çıkacağına işaret ediyor.

Yugoslavya’yı oluşturan devletlerden biri olan Slovenya, Yugoslavya’nın dağılmasının ardından 1991 yılında bağımsızlığını kazanmıştı. 2004 yılında AB üyesi olan ülke, 2007’de ortak para birimi avroya geçmişti.AA