Tarafsız Habercilik

Türkiye’nin büyüme öyküsü masaya yatırılıyor

İktisat ve Toplum Dergisi (İTD) Okur Kulübü’nün düzenlediği “2000 Sonrası Türkiye’nin Büyüme Öyküsü” paneli 8 Haziran’da gerçekleşiyor.

Moderatörlüğünü İTD Editörü Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak’ın yapacağı panelde; Prof. Dr. Erinç Yeldan (Bilkent Üniversitesi), Prof. Dr. Güven Sak (TOBB Üniversitesi) ve Doç. Dr. İbrahim Semih Akçomak (ODTÜ) Türkiye’nin büyüme öyküsünü tartışacak. İTD Okur Kulübü, 8 Haziran’da TAKSAV’ın katkılarıyla düzenleyeceği “2000 Sonrası Türkiye’nin Büyüme Öyküsü” panelinde Türkiye’nin büyüme öyküsündeki temel taşları; borçluluk, sanayisizleşme, inovasyon, inşaat, işsizlik, eğitim, hukuk ve sabit sermaye yatırımları gibi farklı konu başlıkları ile ele alacak. Saat 18.30’da TAKSAV’da düzenlenecek panele katılım herkese açık ve ücretsiz.

İsrail, Gazze sınırında denize duvar örüyor

İsrail’in, “Gazze ile deniz sınırından İsrail’e sızmaları” önlemek amacıyla bir deniz duvarının inşasına başladığı bildiriliyor. İsrail basını, bu gelişmeyi “İsrail, dünyanın ilk deniz duvarını inşa ediyor” sözleriyle duyurdu.

Yedioth gazetesinin sitesi Ynet, “İsrail, Gazze sınır duvarının inşasına başlıyor” başlığı ile verdiği haberde, “Hamas terör hücrelerinin Gazze-İsrail deniz sınırından İsrail’e sızması olasılığını engellemek için dizayın edilen deniz duvarının 2018 yılının sonuna kadar tamamlanması bekleniyor” dedi.

Haberde, İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman’ın duvara ilişkin açıklamasına da yer verildi. Lieberman, proje için “Bu, Hamas için yeni bir yenilgi. Bir stratejik yeteneği daha kaybetti” ifadelerini kullandı.

Ynet, “dünyanın ilk deniz duvarı” olarak nitelediği projenin yapımının Pazar günü Savunma Bakanlığı’nca başlatıldığını belirtirken, onlarca ton inşaat malzemesinin Zikim Plajı’na ağır araçlarla taşındığını da anlattı.

Kararın 2014 yılında “bir terör hücresinin deniz üzerinden İsrail’e sızmaya başarması üzerine” alındığı” kaydedildi. (ANKA)

İktidarın ‘gözbebekleri’ dünyanın zirvesinde: Türkiye’yi böyle yağmaladılar!

MUSTAFA MERT BİLDİRCİN @mustafamertb_

Kamu İhale Kanunu’nda 2002 yılında gidilen değişiklik ardından kamu ihalelerinin neredeyse tamamını toplayan inşaat şirketleri Makyol, Cengiz, Kalyon ve Kolin, Dünya Bankası’nın 1990-2017 yılları arasında tüm dünyada devletten en çok ihale alan şirketler sıralamasında ilk sıralara yerleşti. Limak, Cengiz ve Kolin’in devletten aldıkları ihalelerin toplamı 150 milyar dolara yaklaştı.

Sadece devletten beslendiler
Dünya Bankası istatistikleri kamu ihaleleriyle ilgili çarpıcı veliler ortaya koydu. En fazla yatırım yapan Fransa merkezli enerji şirketi SUEZ, dünyanın beş farklı kıtasında iş yaparken, Türkiye’den iktidara yakın şirketler Limak, Cengiz, Kolin ve Kanyon’un faaliyet alanı “Avrupa ve Orta Asya kıtası” olarak listede yer aldı. Dünya Bankası’nın verileri, bu şirketlerin tek bir devletten, Türkiye’deki kamu ihalalerinden beslendikleri gerçeğini ortaya koydu.

iktidarin-gozbebekleri-dunyanin-zirvesinde-turkiye-yi-boyle-yagmaladilar-467536-1.

Listenin tepesinde yer alan SUEZ’in beş farklı kıtada yaptığı işlerin toplama 60 milyar dolar iken Limak İnşaat’ın Türkilye’de yürüttüğü projelerden kazancı 50 milyar dolara yaklaştı.

En çok kazanç havalimanından
Yer seçiminden ihale sürecine kadar hemen her yönüyle tartışmalara konu olan İstanbul üçüncü havalimanının yüklenici firmaları olan Limak, Cengiz, Kolin ve Kalyon’un en fazla kazanç sağladığı sektör de havalimanları olarak belirtildi. Limak ve Cengiz’in kamudan ihale aldığı diğer sektör de, “elektrik” sektörü oldu.

***

İhaleleri kimseye kaptırmıyorlar

Dünya Bankası’nın hazırladığı listede ilk on sıraya giren Makyol, Cengiz, Kalyon ve Kolin AKP iktidarları döneminde servetine servet kattı. Hükümetin ‘gözbebeği’ konumundaki Makyol İnşaat, Cengiz İnşaat, Kalyon İnşaat ve Kolin İnşaat’ın 2017’de kamudan aldıkları inşaat işlerinin toplam bedeli 30 milyar liraya yaklaştı.

AKP’nin ‘dev proje’lerini kimseye kaptırmayan Makyol-Cengiz-Kalyon-Kolin dörtlüsünün 20 bin 851 şirketin bölüştüğü 97 milyar 800 milyon liralık pastadan aldığı pay yüzde 30’a ulaştı.

Meral Akşener’den hükümete ekonomi eleştirileri

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Isparta’da miting alanında vatandaşlara seslendi. Akşener konuşmasına, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i kastederek “Babamın şehri Isparta” diye başladı. Isparta’da emanet oyları geri almaya geldiklerini belirten Akşener, babanın kızını Ispartalılar’a emanet etmeye geldiğini söyledi. Bambaşka bir konuşma hazırladığını, ancak sabah kalktığında doları gördüğünü dile getiren Akşener, “Her tarafta endişe var. Ekonominin alarm verdiği, gençlerin yarınla ilgili çok büyük endişe taşıdığı, sanayicilerin endişe taşıdığı, yatırımların geri çekildiği bir güne uyandık. Ekonominin patronu güvendir. Eğer ekonomiyi keyfinizin, gönlünüzün hoş edildiği bir alan haline getirirseniz, Türkiye’yi batırırsınız. ’24 Haziran’dan kazanırsam, doları, faizi düşüreceğim’ diyorsun, hadi oradan”diye konuştu.

İsrafın had safhada olduğunu savunan Akşener, iktidarın 1100 odalı saray yaptığını söyledi. Erdoğan’dan OHAL’i kaldırıp, Merkez Bankası’nı sakin, dürüst, ciddi çalışması için serbest bırakmasını isteyen Akşener, “Böyle ciddiyetsizlik olur mu? Dolar toto oynuyoruz, benzininden mazotuna giyim eşyasına her konuda zam yiyeceğiz. Çiftçi can çekişiyor. Süleyman Demirel Üniversitesi’ni (SDÜ) bölmeye çalıştılar. Atatürk’e düşmandılar biliyorduk, anladık ki babaya da düşmanlar” diye konuştu.

‘ISPARTA, PARİS VE MADRİD İLE YARIŞACAK’

Isparta’ya yatırım gelmediğini ileri süren Meral Akşener, Isparta’nın dünyanın en önemli endemik bitki örtüsüne sahip olduğunu söyledi. Isparta’nın kozmetik üzerine dünyanın bir numarası olabileceğini belirten Akşener, “Süleyman Demirel’in memleketine hizmet etmek bize nasip olacak. Seçildikten sonra 1 Kasım’da burada en az 1000 işçinin çalışacağı, araştırmaların yapılacağı bir fabrika ve ARGE merkezi yapacağız. İspanya ve Fransa bu işin kaymağını yerken, Isparta dışarıda kalıyorsa bu bizim ayıbımızdır. Isparta, Paris’le Madrid’le yarışacak” dedi.

‘RÜŞVETE UZANAN ELLER YANACAK’

1100 odalı sarayda bir defa bile yatmayacağını dile getiren Akşener, çiftlik haline getirilmiş kurumlar olduğunu, bunları gözden geçirip son vereceklerini söyledi. Hukuk ve adaletin olmadığı yerde ekonomi olamayacağını dile getiren Akşener, “Eğer bu israfı, rüşveti Türkiye sürdürmeye devam ederse batar. Rüşvet, israf ve yolsuzlukla mücadele edeceğiz. Öyle yasalar hazırlayacağız ki; rüşvete uzananların eli yanacak” dedi.

MÜSLÜM GÜRSES’İN SÖZÜYLE ÇIKIŞTI

Bir tarafta namusuyla evine ekmek götürmeye çalışan aile reisleri olduğunu belirten Akşener, diğer tarafta da ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyen kibirliler olduğunu kaydetti. Bu kişilere Müslüm Gürses’in sözüyle seslenmek istediğini belirten Akşener, “Bu ülkeyi sen bölemedin. PKK bölemedi. Ama bu ülkeyi birbirine düşürecek olan, yolsuzluklarla ekmek peşinde koşanlar arasındaki problemdir. Yani bu ülkeyi yakarsa garipler yakar” diye konuştu.

ERDOĞAN BANA ‘EYT’ DİYEMİYOR

Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, dünyaya ‘eyt’ diye seslendiğini, ancak gariban Akşener’e seslenemediğini söyledi. Akşener, “Çünkü eyt derse vatandaşın bilgisi olur. Rakiplerini kendi seçti, bir farklı rakip çıktı, korkudan uykusu kaçıyor. Bu rakip hem Başbuğ Alparslan Türkeş’in, hem de Demirel’in çırağı. İkinci turda o yüzden Akşener’i istemez” dedi.

Meral Akşener, isim vermeden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi de eleştirdi. Akşener, şöyle konuştu:

“Bu arkadaşlar milli ise nasıl olur da milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla yan yana gelir? ‘Türk milliyetçileri vampir gibi kandan besleniyor’ diyenlerle nasıl yan yana geldiler. 29 Ekim’de Peşmergenin davul zurna ile geçişi oldu. Buna yol verenler, lahmacun paralarını ödeyenler, hendekler kazılırken, oradaki vali ve emniyet müdürlerine ‘Kafanı çevir’ diyenler yerli ve milli, biz gayri milliyiz öyle mi? Hadi oradan. Önüne gelen FETÖ’cüymüş bu memlekette. Önce sağına ve soluna, sonra aynaya bak. Bütün gördüklerin FETÖ ve gayri millidir. Bu ülkenin parasının değerini yerle bir edenler gayri milli. Genelkurmay Başkanını terör örgütü suçlamasıyla hapse atanlar gayri millidir. Bütün askeri liseleri kapatanlar gayri millidir. Polis akademilerini kapatanlar gayri millidir.”

Mitingin ardından Akşener, Süleyman Demirel’in memleketi İslamköy’deki inşaat halindeki anıt mezarını ziyaret ederek dua etti.

Muharrem İnce: Çay toplayan, düğme ilikleyen yargı istemiyorum

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, annesinin memleketi Rize’deki mitingi öncesinde Trabzon’da basın toplantısı düzenledi. İnce’nin konakladığı oteldeki toplantıya muhtarlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve gazeteciler katıldı. İzmir Marşı’yla salona giren İnce büyük bir coşkuyla karşılandı. “Ülkemizi karanlıktan aydınlığa ulaştıracak Cumhurbaşkanı” anonsuyla kürsüye davet edilen İnce, basın toplantısında sorulan soruları cevapladı.

Erdoğan’ı yargılayıp yargılamayacağı sorusuna İnce, “Hayır benim öyle görevim yok. Yargının görevi o. Ben bağımsız tarasız adil bir yargı düzeni kurarım. O da sonra beni yargılayabilir, Erdoğanı da…Ben Cumhurbaşkanı olduğumda, bir toplantıya gittiğimde ayağa kalkmayan yargıçlar istiyorum. Çay toplayan, düğme ilikleyen yargı istemiyorum. ” diye cevap verdi.

‘ONA DA OY VERMEYİN KURTULUN’

İnce, Erdoğan’ın “Bana oy verip AKP’ye oy vermeyenler münafık” sözlerini “münafık olacağınıza ona da oy vermeyin kurtulun” diye değerlendirdi.

Muharrem İnce, konuşmasının ardından, salondaki STK temsilcilerinden sorular almaya başladı. Saray’da kalıp kalmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi: “Anam beni saraylarda değil tütün tarlalarında doğurdu. Sarayda değil evimde oturacağım. Orayı eğitim yuvası yapacağım…”

İnce daha sonra sözlerine şöyle devam etti:

‘BU DOKTOR BİZİ HASTA ETTİ, DOKTORU DEĞİŞTİRELİM’

16 senedir aynı doktor var. Şekeri tansiyonu düzeltemedi. Bu doktoru değiştireceğiz yoksa hasta ölecek! Ekonomi düzgünse, işler iyiye gidiyorsa, çocuklarımızın iş bulması gerekmez mi? Daha rahat geçinmemiz gerekmez mi? Maalesef hiçbiri olmuyor. Büyüme 7.4 diye açıkladılar. 2012’den beri yüzde 2’lerde gezen büyüme nasıl oldu da büyüme 7’ye çıktı? Bir tek sebebi var. Ekonomiye doping yapıldı. Doping nedir? Doğal olmayan bir şeydir. Ata yaptığınızda atın yarışı iptal edilir. Futbolcuya yapılırsa o yarışı kazansa dahi yarış iptal edilir. Doping doğal olmayandır zaralıdır yan etkileri vardır. Bir an için başarıya götürüyor gibi olsa da sağlığınızı bozar. Kredi Garanti Fonu dopingin kendisi. Bazı mallarda öte indirimi yaptılar. İnşaat yatırımlarını pompaladılar. Ama dopingin yan etkileri başladı enflasyon, cari açık, kurlar bozuldu. Artan bütçe açığı oluştu. Büyümeyi 7 yapacağız diye doktor hastaya doping ilaçlarını verdi ama kalp krizi kapıda bekliyor. Hastayı kalp krizi, ekonomimizi de kriz kapıda bekliyor. Böyle yönetim olmaz. Çağdaş ülkeler gibi yöneteceğiz.

‘BÜROKRAT ATARKEN SİYASİ GÖRÜŞÜNE DEĞİL İŞİNİN EHLİ Mİ ONA BAKACAĞIZ’

Hukuk devleti kuracağız, 2 öngörülebilir ve güvenilir yatırım ortamı yaratacağız. 3. ekonomiye yön veren kurum ve kurulların bağımsızlığını sağlayacağız. 4. ideolojik saplantılarımızdan uzak olacağız. Liyakatı esas alacağız. Bankacılık, ekonomiyle ilgili bürokratı atarken CHP’li mi diye bakmayacağız. İşinin ehli mi değil mi ona bakacağız. Sadakati değil liyakatı esas alacağız. 5. üretim ekonomisini yaratacağız. İsraf değil insaf diyeceğiz. Mazeret değil marifet diyeceğiz. Gemi batıyor hala ampulden vazgeçmiyorsunuz. Bu doktor sizi hasta yaptı. Bu doktoru hep birlikte değiştirelim.

Malvarlığımı açıkladım. Buyum var dedim. Önce sen zenginleşeceksin sonra ben sevgili vatandaş. Senden önce zenginleşirsem hesap sor. Her yıl açıklayacağım. Siyasetçi bunu yapmalı. Siyasetçilere utanma duygusunu yeniden hatırlatacağız.

Damga vergisi var. Neye damga basıyorsunuz? Çocuk sınava giriyor 300-400 lira masraf ödüyor. Koca Türkiye bu sınavları bedava yapamıyorsa yazıklar olsun. Her eve iş, her aileye bir ev. Sloganımız bu.

‘HER YIL 10 BİN GENCİ YURTDIŞINA YOLLAYACAĞIM’

Bu ülkenin gençlerini her yıl 10 bin gencini yurtdışına göndereceğim. Atatürk’ün yaptığı gibi. O yıllarda bin kişiydi. Her yıl 10 bin kişi yapacağım ben. Kindar nesil değil uzman gençler yetiştireceğiz. Enerjimizi nükleerden değil doğamızdan güneşimizden kullanarak Türkiye’nin geleceğini temin edeceğiz.

Osmanlı matbaayı 250 sene geç aldı. 2011’de Almanya’da başlayan 4.0 endüstri devrimi başladı. Önümüzdeki 5 yılda bunu kavrayamazsak gelecek 100 yıl köle olacağız. Önümüzdeki 5 yıl içinde Türkiye’nin gençleri barışmazsa, geleceği okuyamazsa, 100 yıl geri kalacağız.

‘ABİ BANA GAZ VERME’

Cumhuriyet’in haberine göre salondakilerden biri “Hırsızdan milli olur mu?” deyince İnce de gülerek şöyle yanıt verdi: “Abi bana gaz verme. Zaten yeterince gaz var başımda çok dava var. Rahmetli Ecevit’inki gibi, 70’lerdeki gibi bir rüzgar esiyor.”

Amele değil can pazarı: Yerli işçiye 50, yabancı işçiye 20 lira

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

Yevmiye karşılığı günlük işlerde çalışan işçiler, Ankara’nın Dışkapı semtinde her gün “amele pazarı”nda iş bekliyor.
Para kazanmak için inşaat ve taşımacılık dışında çok fazla seçeneği olmayan işsiz yurttaşlar, her sabah gün doğarken Dışkapı Köprüsü altında bulunan amele pazarına gelerek kendilerini “seçecek” işverenlerini bekliyor. Çoğunluğunu lise mezunu gençler ile orta yaşlıların oluşturduğu yurttaşların günlük yevmiye ile çalışmak için bekledikleri amele pazarında artık yabancı uyrukluların sayısı, yerli işçilerden fazla.

Yabancılara günlük 20 TL
Suriyeliler ve Afganlar, karınlarını doyurmak için Türkiyeli işçilerle birlikte bir işverenin gelip kendilerini seçmesini bekliyor. Türkiyeli işçiler günlük ortalama 40 ile 50 TL kazanırken yabancı uyruklu işçiler 20-40 TL yevmiye karşılığı çalışmayı kabul ediyor. İşçilerin ortak problemleri amele pazarına gelen işverenlerin kendilerine dürüst davranmaması, söylediklerinden daha ağır işler yaptırmaları, bazen de paralarını alamamaları…

‘Her sabah geliyorum’
22 yaşındaki Bilal Başakçı, Ankara’nın Mamak ilçesinde bir liseden mezun olduktan sonra maddi olanakları yeterli olmadığı için üniversitede okuyamadığını, bu nedenle bir nakliye firmasında işe başladığını anlattı. Başakçı, nakliye firmasındaki işine sektördeki durgunluk nedeniyle son verildiğini ve bu nedenle her gün sabah erken saatlerde amele pazarına geldiğini anlattı.

‘Koyun gibi seçiyor’
“Okuyabilsem mühendis olmayı hayal ediyordum” diyen Başakçı şunları anlattı: “Önceleri amele pazarına gelmeyi çok sorun ediyordum. Kimseye söyleyemiyordum. İlkokuldaki tüm arkadaşlarıma ‘mühendis olacağım’ demiştim. Şimdi ise yol kenarında bekliyorum ve birileri gelip beni koyun gibi seçiyor. Bu kolay kabul edilebilecek bir şey değil.”

‘Çoğu gün iş bulamıyorum’
Bakmak zorunda olduğu bir annesi ve iki de küçük kardeşi olduğunu ifade eden Başakçı, “Babamı beş sene önce kaybettik ve o günden sonra ailemi ben geçindirmeye başladım. Amele pazarında günlük en fazla 50 TL kazanıyorum. Çoğu gün iş de bulamıyorum. Ayda 15-20 gün ya çalışıyoruz ya da çalışamıyoruz” diye konuştu.

‘Ağır işlerde çalıştırılıyoruz’
Günlük olarak çalıştırılacakları yere götürmek için kendilerini amele pazarından alan işverenlerin birçoğunun söylediği işlerden daha ağır işler yaptırdığını anlatan Bilal Başakçı, “İş güvencemiz yok ve itiraz etme şansına sahip değiliz. Biri gelip ‘üç katlı bir apartmanın ikinci katına eşya taşınacak’ diyor, sonra onun beş katlı asansörsüz bir bina olduğunu öğreniyoruz ve en üst kata eşya taşımaktan başka çaremiz yok. O gün eve ekmek götürmeden dönersem kardeşlerim, annem ne yapar? Kolay bir durum değil. Okuyamadığım için çalışmak zorundayım. Bu işte gurur yapılamayacağını bize öğrettiler. Yaşayabilmek için ne iş olsa yapıyoruz” dedi.

‘Emekli olana kadar her gün’
Son zamanlarda Afganistanlı ve Suriyeli işçilerin de Dışkapı Köprüsü’nde iş beklemeye başladığını daha ucuza çalıştıkları için müteahhitlerin, taşeronların artık kendilerini tercih etmediğini söyleyen 46 yaşındaki Hasan Ali Gündüz ise emeklilik yaşına kadar her gün amele pazarına geleceğini söyledi. Açtığı içki ve sigara bayiinin akşam 10.00’da sona eren içki satışı nedeniyle kapandığını, ekonomik düzeninin bozulduğunu ve gündüzleri amele pazarına gelerek şansını denediğini ifade eden Gündüz, “Dükkanı kapattıktan sonra uzun süre ne yapacağımı bilemedim. Önce marketlerde kasiyerlik yaptım, sonra garsonluk. Bu yaşıma kadar bir tek amele pazarında çalışmamıştım ama artık onu da yapıyorum. Utanılacak bir durum yok çok şükür ki. Çalmıyoruz. Sadece bizi seçiyorlar ve çalışıyoruz” diye anlattı.

‘Çocuklarım için’
Yaşam pahalılığından dolayı iki çocuğunun isteklerini karşılamakta zorlandığını ifade eden Gündüz, “Aslen Adanalıyım. Böyle giderse iki çocuğumu ve eşimi alıp Adana’ya geri döneceğim. 25 sene önce evlendiğim zaman Adana’dan Ankara’ya rahat bir yaşam için gelmiştim. 25 sene boyunca yaşam her gün biraz daha ağırlaştı. Hele son 10 yıldır dar boğazdan kurtulma umudumuzu da kaybettik” dedi.

‘İtiraz şansımız yok’
İnsani koşullardan uzakta çalıştırıldığı için bir arkadaşını iş kazasına kurban verdiğini anlatan Emin Göktepe ise, “İtiraz şansımız yok” diyor. Amele pazarına yanaşan arabalara sorgusuz sualsiz binmek için birbirleri ile yarıştıklarını anlatan Göktepe, “İşveren kişi bizi arabasına aldığı için kendimizi şanslı hissediyoruz. Her gün onlarca kişiyi geride bırakmaya çalışıyoruz. Bu şartlar altında işçi almak için yanaşan arabalara ‘ne iş için durdun’ demeyi kimse düşünmüyor. Onun yerine arabaya koşuyor” şeklinde konuştu.

‘Paramızı alamadığımız oluyor’
Amele pazarına gelmeye başladıktan sonra yaşadığı en kötü tecrübenin 12 saat boyunca bir inşaatta çalıştırıldıktan sonra yevmiye olarak verilen 30 TL’yi kabul etmediği için o gün eve ekmek götürememesi olduğunu söyleyen Göktepe, şunları anlattı: “İşveren ve yanında çalıştırdığı sigortalı elemanları beni öldürmekle tehdit ettiler. ‘12 saat işin karşılığı 30 TL mi’ diye sorduğumda darp edildim. Elimde hakkımı arayacağım bir belge olmadığı için de o gün para kazanamadım. Bu risk her gün var. Çünkü ne iş olduğunu bile soramadan kamyonlara bindirilip götürülüyoruz. Hiç kimse böyle yaşamayı hak etmiyor.”

‘20 liraya 10 saat çalıştırılanı gördük’
Yabancı uyruklu işçilerin son iki yıldır amele pazarına gidip gelmeye başladığını ifade eden kıraathane esnafı Fevzi Arslan ise sabah saat 05.00’ten itibaren işçilerin beklemeye başladığını söylüyor. Afgan ve Suriyeli işçilerin diğer işçi gruplarına oranla daha kalabalık olduğunu anlatan Arslan, işverenlerin de ucuz iş gücü olmaları nedeniyle bu grupları tercih ettiğini söylüyor. Çoğu yabancı uyruklu işçinin dil dahi bilmediğini fakat “işaretleşerek” işverenler ile anlaştıklarını anlatan Arslan, “Afgan işçiye 20 TL verip 10 saat boyunca ona hamallık yaptırabiliyorlar. Akşam işleri biten işçiler, amele pazarında sabah olmasını kahvehanelerde bekliyor” dedi.

Araba yanaştı, sohbet bitti
Sohbeti yaklaşan bir araba bozdu. Kısa süre önce şakalaşan, dertleşen, sohbet eden işçiler, birbirlerini ezercesine koşarak arabanın kapılarına yapıştı. İşi, yevmiyeyi sormadan arabaya doluşanlar ekmek yarışını kazanamayanların bakışları arasında pazardan uzaklaştı. Saat 11.00’e kadar bekleyenlerin küçük bir grubu bugünkü ekmek yarışını kazanırken diğerleri “Belki bir soran olur” umuduyla çevredeki kahvehanelere dağıldı.