Tarafsız Habercilik

Bakanlar Kurulu sil baştan: 7 bakanlık kapatılacak; sayı 14’e iniyor

AKP; Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yapılandıracağı Bakanlar Kurulu ile ilgili taslağı hazırladı. Taslağa göre, mevcut 21 icracı bakanlık sayısı 14’e indiriliyor. AB Bakanlığı dahil 7 bakanlık kapatılıyor. Taslağa, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a sunulduktan sonra son şekli verilecek.

Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre, 21 mevcut bakanlıktan Avrupa Birliği (AB) Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı kapatılacak. Ekonomi başta olmak üzere birçok bakanlığın yetki ve sorumlulukları artacak.

YAPILAR DEĞİŞECEK

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yeni adı Sanayi ve Bilim Bakanlığı olarak değiştirilecek. Bu bakanlık aynı görevi üstlenecek. Çalışma Bakanlığı’nın adı İş Hayatı ve Güvenliği olarak değiştirilecek. Bu bakanlığın çalışma alanı da aynı kalacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sadece Şehircilik Bakanlığı olarak anılacak. Ancak bu bakanlığın yapısında hem çevre faaliyetleri hem de su işleri olacak. Kapatılan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın görevlerinin yarısını bu bakanlık üstlenecek. Kapatılan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın orman alanlarıyla ilgili tüm faaliyetleri Tarım Bakanlığı’na verilecek. Bu bakanlığın adı Orman Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın adı Enerji ve Doğal Kaynaklar olarak değiştirilecek ancak yapısı değişmeyecek.

İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı yapısını aynen koruyacak. Lağvedilen Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kültür bölümü Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanacak ve bu bakanlık, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı olarak anılacak.

EN AZ 4 YARDIMCI

Hazırlanan yeni yapıda cumhurbaşkanı yardımcılıklarının sayısı da birden fazla olacak. En az 4 yardımcının planlandığı, bunlara verilecek görevlerle birlikte yeni bakanlar kurulunun 18-20 kişiden oluşacağı yorumları yapılıyor. Bu çalışma lağvedilen ve mevcut bakanlıkların ilgili kurumlarının dağıtılması ve uygun bir çatının oluşturulması aşamasına kadar bazı değişikliklerden geçebilecek. Ancak parti kurmayları genel yaklaşımın bu çerçevede olacağını ve seçimlerden sonraki yeni hükümet kurulmadan yeni yapının hazır hale getirileceğini belirtiyorlar.

EKONOMİYE TEK ÇATI

En büyük operasyon ekonomiden sorumlu bakanlıklarda gerçekleştirilecek. Maliye, Ekonomi ve Kalkınma bakanlıkları tek çatıda toplanacak. Bu bakanlığın bünyesine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile turizmin de alınması tartışılıyor. Ekonominin tek elde toplanmasının amaçlanmasına karşın son aşamada karar alma güçlüğü nedeniyle bu yapının ikiye bölünebileceği veya turizmin ayrı bir bakanlık olabileceği de ifade ediliyor.

GENÇLİK VE AİLE BİR ARADA

Taslağa göre, Adalet Bakanlığı aynen kalacak. Aile Bakanlığı’nın adı Aile ve Toplum Bakanlığı olarak değiştirilecek. Bu bakanlık yine kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk ve engellilerle ilgili politika geliştirecek. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın görevlerinin büyük bölümünü bu bakanlık üstlenecek. Ancak spor konusunda henüz karar verilmedi. Dışişleri Bakanlığı, AB Bakanlığı’nın tüm görevlerini üstlenecek. Ayrıca TİKA ve Yurt Dışı Türkler Başkanlığı gibi başbakan yardımcılıklarında olan kurumlar da bu bakanlıkla ilişkilendirilecek. İstenirse AB konusunda bir cumhurbaşkanı yardımcısı da görevlendirilebilecek.

Kamuda taşıt saltanatı zirvede

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

Hükümetin kendi ağzından da dile getirdiği taşıt kullanımındaki savurganlığın, tüm genelgelere, yayımlanan yönetmeliklere karşın ulaştığı dev boyut ve usulsüzlükler, Kalkınma Bakanlığı’nda hazırlanan Kamu Kurumlarında Taşıt Filosu Yönetimi başlıklı raporda yer aldı. 2017 yılı sonunda devletin taşıt filosu 110 bini aştı.

Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler ve döner sermayelilerin kullandığı ancak il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile mahallî idare birlikleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet Genel Müdürlüğünün istisna tutulduğu taşıtlar son on yılda yüzde 32 büyüdü.

Gösteriş ve lüksten uzak(!)
Raporda, Türkiye’de geçerli mevzuata göre kurumların temin edecekleri taşıtlarda gözetilen en önemli özelliğin “ekonomik olma” özelliği olduğu ifade edilerek, yasanın “Kullanılacak bu taşıtların, muayyen ve standart tipte, lüks ve gösterişten uzak, memleket yollarına elverişli ucuz ve ekonomik olanlarından temin olunması şarttır” maddesi anımsatıldı.

Yolu hükümet açtı
Bu kapsamda taşıt ediniminde bazı sınırlamalar getirildiği belirtilerek, “yabancı menşeli binek ve station-wagon cinsi taşıt edinilemez” hükmünün 2014 yılında, “Bu Kanun kapsamında edinilecek taşıtların menşei, silindir hacimleri ve diğer niteliklerini belirlemeye ve sınırlamalar getirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir” diye değiştirildiği belirtildi.
Bakanlar Kurulu’nun binek ve station wagon silindir hacimlerinin 1600 cc’yi geçemeyeceği ve yerlilik oranının yüzde 50’nin altında olamayacağına ilişkin bir karar aldığı ancak sadece hizmet alımı yoluyla edinilecek araçlar için getirilen bu sınırlandırma dışında somut tedbirler getirilmediğinin altı çizildi.

Filo büyüyor
“Kamu kurumlarının taşıt sayısı her geçen yıl artmaktadır” tespitinin yer aldığı rapora göre, 2007-2017 döneminde merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kurumların sahip olduğu taşıt sayısı istisnalar hariç yüzde 32 artarak 83 bin 40’tan 110 bin 131’e yükseldi.

Devlet küçüldü, araç arttı
En çok taşıta TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, yüksek yargı organları, bakanlıklar, kuvvet komutanlıkları, müsteşarlıklar, bazı genel müdürlüklerin dahil olduğu genel bütçeli idarelerin sahip olduğu belirtilen raporda, şunlar kaydedildi:

“Genel bütçeli kuruluş sayısı 50’den 45’e düştüğü halde bu kuruluşların sahip olduğu taşıt sayısı yüzde 31 yükselmiştir. Aynı dönemde özel bütçeli kurumların sahip olduğu taşıt sayısındaki artış oranı ise yüzde 42’dir. Bunun en önemli nedenlerinden biri kurumsal yapılanmalara bağlı olarak özel bütçeli kurumların sayısının 31’den 43’e yükselmesidir. Yüksek Öğretim Kurumlarının sahip oldukları taşıtlarda artış oranı yüzde 60 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde yaşanan artışta yeni kurulan üniversiteler de etkili olmuştur.”

En çok binek
Rapora göre, binek otomobil ve son yıllarda konforu nedeniyle tercih edilen panel tipi taşıtlar toplamın yüzde 47.6’sını oluşturdu. Binek otomobillerin oranında yıllar içinde önemli bir değişiklik olmadığı ancak panel tipi taşıtların payının yüzde 6’dan yüzde 16’ya yükseldiği bildirildi. Kurumların taşıt sayısında yaşanan artışların hizmet genişlemesi ve personel sayısının artmasından kaynaklandığı da ifade edildi.

Şoför kim, yolcu kim?
Kamu görevlilerinin ailelerinin belirli şartlar altında onların refakatinde veya yalnız olarak kamu taşıtlarıyla seyahat edebildiği ancak aile dışındaki kişilerin taşıtları kullanmasına ilişkin bir hükmün mevzuatta bulunmadığı da belirtildi. Taşıtların görev yerleri dışında kullanılmasının tam olarak yasaklanmadığı “kullanılmaması konusunda azami özen ve dikkatin gösterilmesinin kararlaştırıldığı” kaydedildi.

Otomatik vites ve jant merakı
Kamunun taşıt ihtiyacının ekonomik bir biçimde karşılanarak etkin bir filo yönetimi sağlanması için özetle şu önerilerde bulunuldu:

»Taşıtların temin edilebileceği halleri belirleyen kriterler geliştirilmelidir. Belirlenecek kriterin sağlayacağı en büyük katkı, kurumların taşıt teminine karar vermeden önce öncelikle mevcut taşıtlarını etkin kullanıp kullanmadığının anlaşılması olacaktır.

»Taşıtların türü ve donanımı ile ilgili kriterler daha açık hale getirilmelidir. Örneğin aynı model bir taşıtın otomatik vitesli ve alüminyum alaşımlı jantlı versiyonuyla baz modeli arasında 10.000 TL civarında fark bulunmaktadır. Buna karşılık bazı kurumlar baz model tercih ederken, bazıları donanımlı modelleri satın alabilmektedir. Benzer durum kiralamalarda da geçerlidir.

»Taşıtlardan faydalanılmasıyla ilgili kurallar geliştirilmelidir. Hizmet taşıtlarının özel günlerde, tatil günlerinde ve personel servis aracı olarak kullanılamayacağı ifade edilmesine karşılık, bazı kurumlar resmi taşıtları düzenli personel servisi olarak kullanmaktadır.

»Taşıtların gereksiz yere rölanti çalıştırılması, agresif kullanılması, hız sınırı yüksek olsa dahi belirli 90-100 km limitinin aşılmaması özellikle yakıt tüketiminde önemli tasarruf sağlamaktadır. Ancak bu hususlara yeterince dikkat edilmediği gözlenmektedir. Kamu taşıtlarında sürücü ve yolcuların sigara kullanmamaları, sürücülerin seyahat esnasında cep telefonu kullanmamaları, kamu personeli olsa dahi, görevli olmayan ve kayıt dışı yolcu ve yük taşınmaması gibi hususlara dikkat edilmesi, kamunun imajı açısından önem taşımaktadır.

KHK mağduru Konuk, bağımsız milletvekili adayı oldu

BirGün/Ankara

677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleğinden ihraç edilen ve 27 Şubat 2017’den bu yana ihraç edildiği iş yerinin önünde eylemlerini sürdüren Mahmut Konuk, Ankara birinci bölgeden bağımsız milletvekili adaylığı başvurusunda bulundu.

İhraç edildiği günden bu yana Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından düzenlenen ihraç eylemlerine katılan ve direnişini iş yeri ile Ankara Yüksel Caddesi önünde sürdüren Konuk, milletvekili adaylık başvurusu hakkında konuştu.

Emeğin ve emekçinin görünür olması, ihraçların mesleklerine geri dönmesi için çalışmalarını sürdüreceğini söyleyen Konuk, adaylık açıklaması yaptığı sırada ise polislerin kendisine “Kabahatler Kanununa Muhalefet”ten para cezası kestiğini söyledi.

Büyük siyasi partilerin diledikleri gibi seçim çalışması yapabildiğini fakat kendisine para cezası kesildiğini söyleyen Konuk, “Direneceğiz, bu kötü sistemi teşhir etmeye devam edeceğiz, bizi susturamayacaklar” dedi

24 Haziran: Halk neyi oylayacak?-1

Parti grup toplantılarında 17 Nisan günü birbirine karşıt konuşmalar yapan iki genel başkan, 24 saat sonra 24 Haziran’da buluştu. İki zıt kutup, mutabakat sağladı sağlamasına; ancak, toplumu tam anlamıyla ikiye bölerek, bir tür Türkiye zıtlaşmasına yol açtı. Ne pahasına?

Önce, söz konusu mutabakat nelere rağmen sağlandı?

»24 Haziran günü üniversiteye giriş sınavına rağmen,

»İlk kez yapılacak çifte seçimi, Yüksek Seçim Kurulu’nun iki ay gibi fazla kısa zaman dilimine sıkıştırma güçlüğüne rağmen,

»Seçimi öne alma kararı TBMM’ye ait olduğu halde, kesin karar tarihini açıkladıkları için TBMM’ye rağmen,

»Uyum yasaları çıkarma gereği yerine getirilmeden seçim beyanında bulundukları için, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen.

Kısacası, üniversite sınavına girecek milyonu aşkın öğrenci, seçimlerin düzenlenmesi konusunda tam yetkili YSK, seçim kararı vermekle yetkili TBMM, bütün devlet kurumları ve herkes için bağlayıcı olan Anayasa yok sayılarak 24 Haziran tarihi iki kişi tarafından belirlendi.

Bunların, “halk neyi oylayacak?” sorusu ile ilgisi ne?

Şöyle; 18 Nisan 2018 kararı, 16 Nisan 2017 metninin sonucu…

Geleceğe yönelik olarak da; eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 25 Haziran ve/ya 9 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin nasıl yönetileceğinin işareti…

Şu halde halk neyi oylayacak?

24 Haziran’a kadar bu köşede yanıtını arayacağım soru bu olacağı için, genel yaklaşımdan somut öğelere gitmek uygun düşer. Zaman süreci olarak üç ana halka: 16 Nisan metni, 18 Nisan kararı ve çifte seçimden sonra ortaya çıkacak tablo.

Neden 16 Nisan?

Çünkü, 24 Haziran seçimleri 16 Nisan ürünü. (16 Nisan ise, 15 Temmuz’un ürünü idi).

Aslında, 24 Haziran’da 16 Nisan metni yeniden oylanacak: eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 16 Nisan metni teyit edilecek. Buna karşılık, eğer muhalefet partileri kazanırsa, yeni anayasal seçenek gündeme gelecek…

Şu halde, çifte seçim, daha çok bir anayasa seçimi olacak:

»‘Millet ittifakı’ ve HDP’ye oy veren seçmenler, aynı zamanda ‘anayasal demokrasi’ umudunu tercih etmiş olacak.

»Buna karşılık, hem CB hem TBMM için ‘Cumhur İttifakı’na oy verirse, 16 Nisan Anayasa değişikliğini sürekli kılma iradesi öne çıkmış olacak.

Ya 18 Nisan?

18 Nisan’da verilen ‘baskın seçim”’ kararı, seçmenler karşısında açık bir ikilem koymuş bulunuyor:

»Anayasal kurallar ve kurumların işletilmesi mi, yoksa kişi tercihleri mi?

»Halkın iradesini serbestçe ortaya koymasına elverişli ortam ve koşullar mı, yoksa muktedirlerin iktidarını ömür boyu sürdürme ihtirası mı?

24 Haziran ve 8 Temmuz sonrası

TBMM seçimleri sonuçlanacak; ama CB seçimi sonuçlanmayabilir. Sonuçlar üzerine altı ihtimal ortaya çıkabilir:

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: Hem CB hem TBMM çoğunluğu.

»‘Cumhur İttifakı’: Hem CB hem de TBMM çoğunluğu.

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: TBMM çoğunluğunu kazanması, ama CB’yi kaybetmesi (veya tersi).

»‘Cumhur İttifakı’: Cumhurbaşkanlığını kazanması ama TBMM’de azınlıkta kalması (veya tersi).

Bir de, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. tura kalma olasılığı, altı seçenekli tabloyu zaman açısından farklılaştırıyor.

Bu altı ihtimal bile, 16 Nisan düzenlemesinin ne denli sorunlu ve sürdürülemez olduğunun açık göstergesi.

Sürdürülemezlik: Üçüncü güçlü neden?

TBMM seçimleri için hazırlanan aday listeleri ve hazırlama biçimi, TBMM’yi sahiplenme iradesini teyit etti. Anayasa değişikliği ile, TBMM yetkileri Kanun-i Esasi’den bu yana ilk kez bu denli budanmış olmasına karşın, siyasal partiler TBMM’yi öne çıkardı.

Şu halde; hiçbir haklı nedeni yok iken baskın seçim kararı ve sıralanan ihtimaller, Anayasa değişikliğinin sürdürülemez özelliğini ortaya koyduğu gibi, adaylık süreci de, TBMM’yi dışlayan bir metnin sürdürülebilir olmadığının belirgin halkası.

Ana karşıtlıklar neler?

Genel bakışı sürdürür isek, şu karşıtlıklar aynı zamanda tercih eksenleri:

»Devamlılık ve kopuş: Türkiye toplumunun kazanımlarına sahip çıkan seçmenler, ‘Millet İttifakı’ ve muhalefete evet diyecek; ‘Cumhur İttifakı’nı tercih ile, kazanımlar yok sayılacak.

»Umut ve statüko: ‘Millet İttifakı’ ve muhalefet, anayasal demokrasi umudunu; ‘Cumhur İttifakı’ ise, 16 Nisan’da OHAL ortam ve koşullarında oylatılan metnin korunması (statüko) anlamına gelecek.

»İktidarın el değiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi: Muhalefetin kazanması, siyasal iktidarın 16 yıl sonra el değiştirmesi anlamında demokrasi zaferi ile; statükonun sürmesi ise, iktidar zehirlenmesi ile sonuçlanacak. (Demokrasi ve monokrasi arasındaki tercih).

»Hukuk ve OHAL: Muhalefet tercihi, olağan hukuk düzenine geçiş; iktidar tercihi ise, OHAL’in sürmesi anlamına gelecek.

»Hukuk devleti ve kişi devleti: Muhalefete oy, hukuk devleti umudunu yeşertecek; iktidara oy ise, ‘kişi devleti’ anlamında fiili durumun sürekliliğini.

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı: Muhalefete oy, toplumsal barış umudunu beraberinde getirecek; iktidara ise, bugünkü kutuplaşmayı çok daha derinleştirecek.

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

İçişleri Bakanlığı’ndan seçim güvenliği genelgesi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzasıyla yayımlanan seçim tedbirleri genelgesi, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi Başkanlığı ile 81 il valiliğine gönderildi.

İçişleri Bakanlığı’nca 24 Haziran seçimleri öncesinde, sırasında ve sonrasında alınacak güvenlik tedbirlerine ilişkin genelge yayımlandı.

İçişleri Bakanlığı’nca, 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin huzur ve güven ortamında gerçekleştirilmesine yönelik alınacak güvenlik tedbirleri belirlendi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzasıyla yayımlanan seçim tedbirleri genelgesi, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi Başkanlığı ile 81 il valiliğine gönderildi.

Genelgede, seçimin huzur ve güven ortamında yapılması, seçmen iradesinin sağlıklı sandığa yansımasının sağlanması için belirlenen güvenlik tedbirlerinin titizlikle uygulanması gerektiği vurgulandı.

Buna göre, mülki idare amirlerince seçimlerin huzur ve güven ortamı içerisinde gerçekleşmesi için gerekli tüm önlemler önceden planlanacak ve uygulanması titizlikle takip edilecek.

SEÇİM DÖNEMİNDE ALINACAK TEDBİRLER

Seçimlerin güven ve huzur içerisinde yapılması, görevli kurumlar arasında gerekli koordinasyon ve iş birliğinin sağlanması, ülke çapında seçimle ilgili her türlü tedbirin gözden geçirilmesi ve takibi, seçim ile ilgili olayların anlık paylaşımı, seçim takvimi süresinde istihbar edilen olaylara ilişkin proaktif bir şekilde tedbirler geliştirilmesi amacıyla İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Muhterem İnce başkanlığında Seçim Koordinasyon Komisyonu oluşturuldu.

Komisyon, seçim sonuçlanıncaya kadar seçimle ilgili gelişmelerin anlık olarak takibini yapacak, sürecin sorunsuz şekilde tamamlanması için gerekli her türlü tedbirin alınmasını sağlayacak ve eşleştirilen komisyon üyeleri ile il valileri arasında sürekli iletişim halinde olacak.

Tüm illerde bir vali yardımcısı başkanlığında ve valilerce belirlenecek sayıda üyelerden oluşan “Seçim Koordinasyon Merkezleri” kurulacak.

Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi (GAMER) ile Merkezin illerde bulunan birimlerinin 7 gün 24 saat esasına göre çalışmaları sağlanacak.

Valiler tarafından güvenlik birim amirleri ve diğer yetkililerin katılımıyla illerde seçim güvenliği toplantıları yapılacak.

Seçim öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılacak çalışmalar ile alınacak önlemlere ilişkin önceki seçimlerde meydana gelen olaylar göz önünde bulundurularak risk analizi yapılacak.

Sorumlular ve görev alanları belirtilmek suretiyle İl Seçim Güvenlik Planları hazırlanacak.

Vali ve kaymakamlar sorumluluk bölgesi gözetilmeksizin gerektiğinde emniyet, jandarma ve sahil güvenlik teşkilatları arasında görevlendirme yapabilecek.

HASSAS BİNALARA İLAVE ÖNLEM

Kamu binaları, siyasi parti binaları, mabetler ile benzeri hassas noktalara yönelik koruma tedbirleri gözden geçirilecek ve gerekiyorsa ilave tedbirler alınacak.

Devlet büyükleri, siyasi parti yöneticileri gibi seçilmiş kişiler ile kanaat önderleri, belediye başkan vekilleri gibi hedef olabilecek kişilerin korunmasına yönelik önlemler alınacak.

Seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda valiler tarafından oy verme gününden en geç bir ay önce sandıkların seçim bölgelerine taşınması, sandık ve seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesi konusunda talepte bulunulacak.

Seçimlere ilişkin alınan güvenlik tedbirlerinin daha geniş kitlelere iletilmesini sağlamak amacıyla valiler yerel basın mensuplarıyla toplantılar düzenleyecek.

GÖREVLİLER EĞİTİME TABİ TUTULACAK

Seçimlerde görev alacak personel, mevzuat, Yüksek Seçim Kurulu kararları ve uygulamaya ilişkin diğer hususların anlatılacağı hizmet içi eğitime alınacak.

Seçim öncesi, günü ile sonrasında kamu görevlileri ve güvenlik güçleri, idarenin tarafsızlığını zedeleyici tutum ve davranışlardan kaçınacak.

Siyasi parti temsilcilerinin ve siyasetçilerin herhangi bir baskıya ve kısıtlamaya maruz kalmadan, ilgili mevzuat çerçevesinde propaganda ve benzeri çalışmalarını yapabilmeleri ve seçmenlerin oylarını serbestçe kullanmaları için gerekli tedbirler alınacak.

Seçim propaganda ve yasaklarının başladığı 14 Haziran 2018 Perşembe gününe kadar olan sürede yapılacak her türlü açık ve kapalı yer toplantıları ile propaganda döneminde gerçek ve tüzel kişilerin seçimlerle ilgili olmayan açık ve kapalı yer toplantıları, 2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu” hükümlerine tabi tutulacak.

Propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasaklarının başladığı 14 Haziran 2018 Perşembe günü sabahından seçim propagandalarının bittiği 23 Haziran 2018 Cumartesi saat 18.00’e kadar olan süre içerisinde yapılacak açık ve kapalı yer toplantıları, il ve ilçe seçim kurullarının denetiminde gerçekleştirilecek. Bu kapsamda, propaganda döneminde yapılacak açık ve kapalı yer toplantılarında seçim kurulu başkanlıkları ile temas kurularak gerekli güvenlik tedbirleri alınacak.

Parti ve adayların seçim propaganda çalışmaları kapsamında hazırlattığı broşür, el ilanı, parti bayrağı, poster, afiş veya ses ve görüntü içeren CD, DVD gibi her türlü yayınları 18 yaşını doldurmuş kişiler dağıtabilecek.

Seçim döneminde propaganda amacıyla kullanılan malzemelerin görüntü ve çevre kirliliğine sebep olmaması için 298 sayılı Kanun ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanacak.

Seçimleri izlemek üzere ülkeye gelen yabancı temsilcilere gerekli misafirperverlik gösterilecek ve çalışmaları için uygun ortam sağlanacak.

Seçim döneminde halkı suç işlemeye tahrik ve teşvik etmeyi, huzur ortamını bozmayı amaçlayan kişi ve grupların faaliyetlerinin önlenmesi için gereken her türlü tedbir alınacak.

YOL UYGULAMALARI DEVAM EDECEK

Miting ve propaganda faaliyetlerinin güvenlik içinde icra edilebilmesi için mevcut talimatlar çerçevesinde yol kontrol uygulamalarına devam edilecek, istihbari çalışmalara ağırlık verilecek, gerektiğinde personel ve araç takviyesi yapılacak.

Terör örgütlerinin ve yasa dışı grupların seçim sürecini sabote edecek muhtemel eylemlerine karşı istihbari faaliyetlere ağırlık verilecek. Edinilen her türlü bilgi ciddiyetle değerlendirilecek ve birimler arasında hızlı bilgi paylaşımı sağlanacak.

Vatandaşların toplu olarak bulunduğu umuma açık yerler, turistik bölgeler, havaalanı, deniz limanı, otobüs terminali, tren istasyonu, çarşı, alışveriş merkezi, stadyum, pazar, metro ve benzeri yerlerde yapılabilecek muhtemel eylemlere karşı tedbirler alınacak.

Bankacılık, e-devlet, hava ulaşım gibi bilişim sistemlerini işlevsiz hale getirmeye yönelik siber saldırı ve sabotaj eylemlerine karşı önlemler alınacak.

Miting alanları, sandık çevrelerini hedef alabilecek her türlü eyleme yönelik alınacak tedbirler kapsamında araç altı ve bagaj kontrolü yapılacak uygulama noktaları oluşturulacak, ağır tonajlı araçların terör eylemlerinde kullanılabileceği dikkate alınarak gerekli tedbirler geliştirilecek.

ENERJİ DAĞITIM MERKEZLERİNDE TEDBİRLER ALINACAK

Seçimlere gölge düşürücü faaliyetleri amaçlayan propaganda, baskı yoluyla seçmenin kararını değiştirme, engelleme, oy sandıklarını kaçırma ya da yakma, psikolojik baskı amacıyla kitlesel eylemlere başvurma gibi faaliyetlere karşı elde edilecek istihbarat bilgileri ışığında gerekli tedbirler alınacak.

Enerji arzının sürekliliğini temin bakımından enerji dağıtım merkezleri, doğalgaz ve petrol boru hatları ile diğer hassas tesislere yönelik koruma tedbirleri gözden geçirilecek. Gerektiğinde özel güvenlik personeli sayısı artırılacak, güvenlik korucusu ve gönüllü güvenlik korucularından faydalanılacak.

Elektrik kesintilerinin önüne geçebilmek amacıyla ilgili kurumlarla koordine kurularak gerektiğinde kullanılmak üzere jeneratör ve benzeri güç kaynakları kullanıma hazır bulundurulacak.

Seçimin güvenli şekilde yapılmasını sağlamak amacıyla valilerce gerek görülmesi halinde Türk Silahlı Kuvvetlerine ait personel, zırhlı araç ve diğer araçlardan istifade edilmesi sağlanacak.

SEÇİM GÜNÜNDEN ÖNCE ALINACAK TEDBİRLER

Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar ile siyasi partilerin genel başkanları ve yöneticilerinin katılacakları toplantı ile diğer programlarda güvenliklerinin sağlanması için gerekli tedbirler en üst seviyede sağlanacak.

Sandık seçmen listeleri, bulunduğu yerlerde korunacak, askıdan indirilinceye kadar çalınmaması ve tahrip edilmemesi için gerekli tedbirler alınacak.

Seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının basıldığı yerlerde ve basılmış pusulaların seçim kurullarına intikali sırasında gerekli güvenlik önlemleri alınacak.

Sandık kurulacak olan binaların teknik altyapısı gözden geçirilerek binaların bahçesini de görecek şekilde güvenlik kameraları çalışır halde bulundurulacak.

OY VERME GÜNÜ ALINACAK TEDBİRLER

Oy kullanılan binaların güzergahlarında motorlu ve yaya devriyelerin sayı ile durumları gözden geçirilecek.

Seçim günü saat 06.00-00.00’a kadar her ne suretle olursa olsun alkollü içki satılması, içkili yerlerde ve umumi mahallerde alkollü içki verilmesi ve içilmesi yasak olacak.

Kahvehane, kıraathane ve internet kafe gibi bütün umumi eğlence yerleri, oy verme süresince kapalı kalacak, eğlence yeri niteliği taşıyan lokantalarda yalnız yemek verilebilecek.

Oy kullanma öncesi ve sırasında baskıyla vatandaşların iradelerini etkilemeye yönelik girişimlere asla müsaade edilmeyecek.

Vatandaşların hiçbir baskı ile karşılaşmadan, hür iradeleri ile oy kullanmalarını temin etmek amacıyla sandık çevresine ulaşımlarını kolaylaştıracak her türlü imkan ve vasıta temin edilecek.

Sandık çevresinde, sandık kurulu başkan ve üyeleri, adaylar, milletvekilleri, o sandık bölgesinde kayıtlı seçmenler ile o sandıkta görevli müşahitler ile bina sorumluları ve çağrı veya ihbar üzerine gelen görevli kolluk güçlerinden başka kimse bulunamayacak.

Siyasi partilerin seçim kurullarına bildirdikleri itiraza yetkili kişiler ile temsilciler, seçim kurullarınca önceden kendilerine verilen belge ile sandık çevresinde bulunabilecek. Medya mensupları, sandık çevresinde sandık başı işlemlerine engel olmadan haber amacıyla görüntü ve bilgi elde edebilecek.

Cebir, şiddet veya tehditle sandık düzenini bozmaya kalkışanlara ilişkin sandık kurulu başkanı veya üyelerinden birisinin çağrısı ya da seçmenlerin konuya ilişkin ihbarı üzerine kolluk güçlerinin derhal söz konusu yere intikal edecek.

Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk güçleri hariç olmak üzere özel güvenlik görevlileri, belediye zabıtaları gibi resmi üniforma ve silah taşıyan kişilerin sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatına girmelerine izin verilmeyecek.

Hiç kimsenin, sandığın konulduğu bina, yapı ve bunların müştemilatında başkalarının görebileceği şekilde bir siyasi parti veya adaya ait rozet, amblem veya benzeri işaretler ya da propaganda amaçlı yayınları taşımalarına, yazılı, sözlü veya görüntülü propaganda yapmalarına müsaade edilmeyecek. Bu kurula uymayanlar kolluk kuvveti tarafından bölgeden uzaklaştırılacak.

SEÇİMDEN SONRA ALINACAK TEDBİRLER

Oy döküm ve sayımının, geç saatlere kadar sürebileceği göz önünde bulundurularak sandıkların konulacağı yerlerle çevrelerinin iyi aydınlatılması konusunda gerekli planlamalar yapılacak. Elektrik arızasına karşı sürekli bakım ve tamir için ekipler hazır bulundurulacak.

Oyların sayımı aşamasında sandık çevresi ve etrafında yetkili ve görevli haricinde hiç kimse bırakılmayacak.

Herhangi bir taşkınlık veya karışıklık meydana getirebilecek kişi ve grupların sandık çevresinde bulunmalarına asla izin verilmeyecek.

Oyların sayımı tamamlandıktan sonra düzenlenen tutanaklar ile sandık ve torbaların, il ve ilçe seçim kurullarına nakli sırasında emniyet, jandarma, güvenlik korucuları ve gönüllü güvenlik korucuları ile sahil güvenlik birimleri koordineli bir şekilde güzergahlarda güvenlik tedbirlerini alacak.

Güvenlik açısından hassasiyet arz eden yerleşim birimlerindeki oy sandıkları ile sayıma ilişkin evrak ve belgeler, sandık başkanı ve en az iki üyeyle ve gerektiğinde zırhlı araç ile helikopter kullanılarak ilçe seçim kurullarına ulaştırılacak.

Sandıklardan gelen tasnif edilmiş oy pusulalarının yer aldığı torbaların, muhafaza edileceği binaların güvenliği sağlanacak.

Seçim sonuçlarının kısmen veya tamamen belli olmasından sonra beklediği sonuçları alamayan kişi veya gruplarca istenmeyen olayların meydana gelebileceği öngörülerek gerekli tedbirler alınacak.

HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Çalamayacakları kadar oyumuzun

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP’nin Meclis dışında bırakılma çabaları ve yaratacağı sonuçlar ile seçim gündemine dair Mezopotamya Ajansı’ndan Selman Güzelyüz ile Hayri Demir’in sorularını yanıtladı.

Baskın seçim kararıyla seçim sürecine girildi, artı ve eksileriyle seçim koşullarını nasıl değerlendiriyorsunuz, özelikle bölgede sandık güvenliğine ilişkin endişeleriniz var mı?

Buldan: 24 Haziran’da yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler, Türkiye açısından çok kritik olacak. Çünkü ilk defa bir başkanlık sisteminin oylanacağı, insanların bu anlamda oy vereceği bir seçim ile karşı karşıyayız. Ancak seçim dönemi başından beri eşit koşullarda yapılmayan ve yapılmayacak olan bir seçim olacak. Çünkü iktidarın çıkarmış olduğu yasaların hem güvenlik güçlerine vermiş olduğu yetki, hem de genel anlamda AKP’nin sürdürmüş olduğu korku ve sindirme politikaları Türkiye’ye hakim olmuş durumda. Güvenlik önlemlerinin öne çıktığı bir seçimin ya da OHAL koşullarında yapılacak olan bir seçimin meşru olmayacağını özellikle belirtmek isterim. AKP hükümeti, OHAL şartlarında Türkiye’yi seçime götürürken, kendi istediği sonucu elde etmek adına bunu gerçekleştiriyor.

Özellikle bölgede elbette ki kırsal kesimler başta olmak üzere çok yoğun bir baskının olacağını biliyoruz. Bu her geçen seçim döneminde yapılan ve yapılmaya çalışılan bir yöntem olarak karşımıza bir kez daha çıkacak. Ancak biz her şeye rağmen başta bölge olmak üzere Türkiye’nin her yerinde seçim güvenliği konusunda halkımız ve diğer partiler ile birlikte sandığı koruyacak ve sandığa sahip çıkacağız. Böyle bir çalışmamız var. Oluşturduğumuz komisyonlar, il örgütlerimiz ile yapmış olduğumuz istişareler doğrultusunda seçim güvenliğini kendi çapımızda sağlamaya çalışacağız.

İki ayrı ittifak kuruldu ve HDP’nin bu ittifaklardan dışlanmış olması Kürtlerin siyasetten men edilmesi, baraj altında bırakılma çabası olarak değerlendiriliyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz. Özelikle CHP’nin bu noktadaki tavrını konuşacak olursak.

Buldan: Elbette ki seçim dönemlerinde ittifaklar önemlidir. İttifakların daha demokratik çerçevede yapılması önemlidir. Ancak baktığımız zaman hem “Cumhur İttifakı” hem de “Millet İttifakı”nın HDP’yi baraj altında bırakma ve barajı HDP’ye karşı koruma noktasında olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü özellikle CHP’nin ittifak kurduğu diğer partilerin yüzde 10 seçim barajını aşmayacağı çok aşikar. Dolayısıyla baraj sorunu olan partileri bu ittifakın içerisine alıp, sadece HDP’yi bunun dışında tutmak HDP’ye karşı uygulanan farklı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.

HDP’siz bir parlamentonun ve HDP’siz bir Türkiye’nin, Kürtlerle birlikte Türkiye halklarının temsil edilmediği bir parlamentonun çok demokratik bir parlamento olmayacağının altını çizmek isterim. HDP elbette ki bu oyunların farkındadır. Baraj altında bırakılmak istenen bir parti olarak yapılmak istenen her türlü oyunu bozacak güce sahibiz. HDP’nin baraj sorunu olsa bile Türkiye toplumunun, Türkiye halklarının bunu çok rahatlıkla aşabileceğine inanıyoruz. Çünkü herkes şunun farkında; aslında HDP baraj altında kalırsa, bizim kaybedeceğimiz milletvekilleri AKP’ye geçecek. AKP’ye geçecek olan milletvekili sayısı ile birlikte AKP yine kendi gücünü korumuş olacak ve parlamentoda bir değişiklik olmayacak. Bugün ne yaşanıyorsa yarın da aynı şeyler yaşanacak. Çünkü karşımıza anayasayı bile tek başına çıkarma gücüne sahip olan bir AKP çıkacak. Bu da Türkiye toplumun yararına ve faydasına olacak bir durum değildir.

Parlamentoda tablonun muhalefetin çoğunluğu yakalaması ve bir senaryo olarak birinci turda da Erdoğan’ın seçilmesi durumunda nasıl bir tablo ortaya çıkacak?

Buldan: Biz elbette ki birinci turda Erdoğan’ın seçilmemesi yönünde bir çalışma yürüteceğiz. İkinci tura kalacak olan adaylar arasında elbette ki bir tercih yapacak. Ancak bu tercih daha çok HDP’yi Türkiye halklarını, Kürtleri ilgilendirecek olan bir konu olduğu için daha sonra yapacağımız toplantılar ile birlikte Türkiye halklarının, Kürt halkının yararına olacak şekilde bir karar almaya çalışacağız. Ancak muhalefetin güçlü olduğu bir parlamento elbette ki Türkiye’deki bir çok şeyin değişmesine de neden olacak. Bu çok kıymetli bir durum.

Yani HDP’nin yine muhalefetin güçlü olduğu bir parlamentodan çıkacak olan yasaların, kanun tekliflerinin, Türkiye toplumun faydasına olan, şuanda yaşanan kriz ve kaosların çözümüne de fayda sağlayacak bir sistem ortaya çıkacak. Bu anlamda düşündüğümüz zaman muhalefetin parlamentoda güçlü bir şekilde yer alması gerekiyor. Yani çoğunluğu muhalefetten olması gerekiyor. Bunun için HDP’nin aslında barajı aşması çok önemlidir. Çünkü barajı aşamadığı taktirde, AKP güçlü bir şekilde parlamentoya girecek ve yine istediği kanun ve yasaları geçirecek. Dolayısıyla demokratik bir parlamenter sistem aynı zamanda tüm Türkiye halklarının temsil edildiği bir parlamento olacaktır. Türkiye açısında hem demokratik bir yöntem olacaktır hem de sorunların çözümüne katkı sunacaktır.

Türkiye’de yaşanan bir pratik var. AKP 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olmayı kaybetti ve ardından 1 Kasım erken seçimlerine gidildi. 24 Haziran seçimlerinde de buna benzer bir sonuç çıkarsa ne olur?

Buldan: Böyle bir tablo çıkacağına inanmıyorum. Çünkü o dönem bir koalisyon arayışı vardı ve hükümet aslında koalisyon girişimlerini çok formalite bir şekilde gerçekleştirmeye çalıştı. Yine kendi bildiğini okuyan bir iktidar vardı. 7 Haziran seçim sonuçlarını gören AKP hükümeti aslında seçimi yenileme kararını aynı akşam almıştı. Yani iktidar, 1 Kasım tarihinde Türkiye’yi tekrar seçime götürme kararını 7 Haziran akşamı aldı. Daha sonra başlatılan koalisyon görüşmelerinin tamamı bir formalite görüşmeydi. Dolayısıyla bu dönem farklı bir dönem. Başkanlık sisteminin hayata geçeceği bir dönem. O yüzden muhalefetin güçlü bir şekilde parlamentoya girmesi durumunda koalisyonlara zaten ihtiyaç olmayacak ve o yüzden de güçlü bir muhalefet diyoruz.

Muhalefet cephesinde erken seçim kararı sonrasında olumu bir hava gözlemlenmekle birlikte AKP-MHP cephesinde “panik havası” estiği yönünde bir hava var. Bu tespite katılıyor musunuz, muhalefetin bugünkü pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz.

Buldan: Bu hava daha da büyüyecek. Muhalefetin bugün elde etmiş olduğu atmosfer ve havanın önümüzdeki günlerde seçim beyannamelerin açıklanmasında sonra daha da büyüyeceğine inanıyorum. Çünkü AKP hükümetinin açıkladığı manifestonun içinin boş olduğunu herkes gördü, halk bunun farkında. Daha biz başta olmak üzere CHP de diğer partiler de kendi seçim bildirgelerini açıklamadılar. Bunlar açıklandıktan sonra ben bu havanın çok daha yüksek bir dozda ilerleyeceğini düşünüyorum.

Çünkü insanlar artık AKP’nin 16 yıllık iktidarının bitmesi ve mevcut durumun değişmesi yönünde bir kanaat içerisindedir. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, hükümetin her türlü hukuksuzluğu, haksızlığı yaptığı bir süreçte Türkiye toplumu kendi kararını farklı bir şekilde verecek, iradesini 24 Haziran seçimlerinde sandığa yansıtacak. Sahaya indiğimiz zaman bu havanın daha da büyüdüğünü, bu atmosferin daha da güçlendiğini hep birlikte tanıklık edeceğiz.

Bir yandan da seçimlerin iptalini gündeme getiren değerlendirmeler var. Özellikle CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun esastan gündeme alınması kararı sonrası bu ihtimalin güçlü olduğu söyleniyor. Size göre bu söylemlerinin karşılığı var mı?

Buldan: Seçim iptali yönünde bir durumun olacağını zannetmiyorum. Yani 24 Haziran’da seçimlerin yapılacağı bir hava var şu anda. Her ne kadar AKP yapılan anketlerden çok yüksek gözükmese bile bu birinci tura kadar en azında böyle bir seçimin yapılacağı kanaati taşıyorum. Ama birinci turdan sonra AKP’nin ya da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını hiç kimse şimdiden kestiremez.

Kendisinin başkan olmayacağı ya da kendisinin tek başına gücü elde edemediği bir iktidarın bir partisinin önümüzdeki günlerde ne yapacağını şimdiden söylemek biraz zor gibi. Ancak her şeye rağmen insanlar artık 24 Haziran seçimlerine kilitlenmiş durumda. Bu kilitlenme durumu ile beraber seçimlerin olacağına inanıyorum.

Kürt halkında Kürtler arası bir ittifak beklentisi var. Kimi görüşmeler ve arayışlar oldu. Bu görüşmeler somutlaştı mı?

Buldan: Biz bölgede güçlü bir şekilde özellikle Kürt halkının birlikte hareket etmesi noktasında ve bir ittifakın oluşması konusunda önemli görüşmeler gerçekleştirdik. Yapılan görüşmeler neticesinde Kürtlerin birlikte hareket etmesinin sadece seçimle sınırlı kalmaması gerektiği ve seçimden sonra da devam etmesi konusunda önemli görüşmeler gerçekleştirdik. Diyarbakır’daki bir çok Kürdistani parti özellikle HDP’yi destekleyeceği yönünde kararlar aldı ve kamuoyuna yansıdı. Halen devam eden görüşmeler de var.

İfade edilen ya da ismi söylenen partilerin dışında kalan partilerle de görüşmeler devam ediyor. Bir kaç gün içerisinde bunlar da muhtemelen sonuçlanacak ve onlar da deklare edecekler. Bu önemlidir, Kürtlerin birliği konusunda bunun çok anlamlı ve kıymetli olduğunu belirtmek isterim. Ancak 24 Haziran seçimleri bunun bir parçası elbette ki. Bu süreç belki buna bir vesile olacaktır. Ancak Kürtler arasındaki ittifak seçimle sınırlı kalmayacak. Daha sonra da devam edecek olan görüşmelerdir. Ben bunun mutlaka sonuca ulaşması gerektiğini düşünüyorum. Kürt halkının birlikte hareket etmesinin, birlikte tutum takınması ve birlikte söz söylemesinin zamanı artık gelmiştir. Bu anlamda yapılan görüşmelerin önemli olduğunu ama bundan sonraki görüşmelerin de bu derece kıymetli olduğunu belirtmek istiyorum.

Türkiye’nin batısında da böylesi bir arayış var mı?

Buldan: Tabi ki biz sadece Türkiye’nin doğusunda Kürdistani partiler ile değil, Türkiye’nin batısındaki sol-sosyalist ve demokratik çevrelerle de görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Çok olumlu anlamda sonuçlar aldığımızı söyleyebilirim. Yine aynı Kürdistani partileri gibi Türkiye’nin batısındaki sol partiler de açıklamalarını yaptılar. Ancak henüz sonuçlanmayan görüşmelerin devam ettiği partiler var.

Bunlar da en kısa sürede görüşlerini ve açıklamalarını yapacaklar. Aslında Türkiye’deki herkes artık AKP’nin bir şekilde gitmesi yönünde karar almış ve bu kararları ile birlikte de en doğru yolun HDP olduğu fikrini taşıyorlar. Sanırım birkaç gün içerisinde diğer sol partiler de bu yönlü açıklamalarını yapıp, HDP’yi destekleme yönünde kararlarını açıklayacaklar.

Parti olarak yaptığınız bir anket araştırması var mı? HDP’nin kimi çevrelerce dillendirildiği gibi baraj altında kalma ihtimali var mı?

Buldan: Sınırda olduğumuzu ifade etmek isterim. Yüzde 10 seçim barajı var ve HDP tüm anketlerde yüzde 10 bandında gözüküyor. Erdoğan’ın “HDP’yi sandığa gömün” mesajıyla birlikte HDP’ye çok yüklenecekleri aşikar. Dolayısıyla halkımız bu hassasiyetle hareket etmelidir. Yani artık HDP’de birleşmenin, HDP’de ortaklaşmanın zamanı gelmiştir. Diğer zamanlarda ya da geçmiş dönemlerde AKP’ye oy veren Kürtler açısından da bunu ifade etmekten fayda var. Batıda yaşayan Kürtlerin, özellikle AKP’ye oy veren Kürtlerin artık bir kez daha şapkasını önüne koyup, düşünmesi gereken bir zamana girdik. HDP’yi baraj altında bırakmaya çalışan bir zihniyete karşı Türkiye’nin her yerinde HDP’ye güçlü bir sahiplenmenin olması gerektiğini düşünüyorum. Yani çalamayacakları kadar oyumuzun olması gerekiyor.

Elbette ki çalmaya çalışacaklar, elbette ki bizi baraj altında bırakmaya çalışacaklar. Kimi yöntemlerle bunu gerçekleştirmeye çalışacaklar ama biz her şeye rağmen halkımızın öz gücüne inanarak, halkımızın HDP’ye sahiplenmesini bilerek bu baraj meselesini rahatlıkla aşabileceğimize inanıyoruz. Ancak hiç kimsenin rahat olmaması gerektiğini düşünüyorum. Herkes tedirgin bir şekilde oy kullanmaya gitmelidir. HDP barajı aşmalıdır anlayışı ile sandığa gitmelidir ama aynı zamanda da oyuna sahip çıkmalıdır. Sandığını terk etmeden oyunu kullandığı okulun önünü terk etmeden sandığına ve oyuna sahip çıkarak ancak bunu aşabileceğimize inanıyoruz.

CHP başta olmak üzere kimi kesimler HDP’nin Meclis dışında kalmaması gerektiği yönünde görüşler açıklıyor. CHP’nin HDP’yi ittifak dışında bırakmasına rağmen böylesi bir oy kayışı olabilir mi?

Buldan: Elbette ki onlar da bu tahlili yapacaklardır. Ancak biz sadece CHP seçmenine ya da tabanına seslenmiyoruz. Biz tüm Türkiye halklarına sesleniyoruz. Meclis seçiminde HDP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş. Bu her iki anlamda her iki konuda da insanların HDP’yi de sayın Selahattin Demirtaş’ın da sahiplenmesinin Türkiye’nin geleceği açısından önemli olduğunun farkına varması gerekiyor. Sayın Demirtaş diğer cumhurbaşkanı adayları gibi eşit şartlarda, koşullarda bir kampanya yürütemeyecek. Şu anda rehin olarak tutulduğu Edirne Cezaevi’nden avukatlar aracılığıyla bize göndermiş olacağı mesajlar ile bu kampanyayı yürütmeye çalışacağız. Bunun da çok demokratik olmadığını zaten hepimiz ifade ediyoruz. Bir an önce sayın Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması ve diğer adaylar gibi halkı ile seçmenleri ile tabanı ile buluşmasının olanaklarının yaratılması gerekmektedir. Bunun biran önce sağlanması lazım. Bunun için biz bir kez daha Türkiye toplumuna çağrı yapıyoruz. HDP’ye oy verin. Sayın Demirtaş’ı da cumhurbaşkanı seçin diyoruz.

Milletvekilliği adaylık başvuruları sona erdi, bine yakın aday adayı başvurusu var. Bunlar arasında sürpriz isimler var mı?

Buldan: Şimdi isimleri söylersek sürprizliği kalmaz. Onun için son güne kadar bekleyelim. Elbette ki sürpriz isimler olacak. Türkiye’de gerçekten barıştan yana olan, Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen önemli isimler var. Bu önemli isimler ile görüşmeler devam ediyor. En kısa zamanda bunlar sonuçlanacak. Partimize çok yoğun bir aday adayı başvurusu var. Türkiye’nin her yerinde yoğun bir başvuru gerçekleşti.

Ancak bunlar içerisine özel görüştüklerimiz elbette ki var. Türkiye’nin aydınlarının, yazarların, öne çıkmış barış aktivistlerin olduğu bir isim havuzumuz var. Bu isim havuzunda olanlarla görüşmeler devam ediyor. Ancak netleşen henüz bir şey yok. Bu da en kısa zamanda netleştikten sonra zaten kamuoyu ile paylaşılır.

Seçimlere dair öngörünüz nedir?

24 Haziran Türkiye’nin geleceği açısında önemli bir tarihtir. Ve Türkiye ilk defa bir başkanlık sitemi ile ilgili bir karar verecek. 24 Haziran aslında bir varlık meselesidir. Türkiye’de demokrasiden yana olan, barıştan yana olan herkesin iyi bir tercih yapması gerektiğini düşünüyoruz. Ya faşizme “evet” denilecek, ya da “gerçekten biz barış, kardeşlik, özgürlük istiyoruz” talebi ile insanlar oy kullanacak. Her insanın aslında bir vicdan muhasebesi yapması gerektiğini düşünüyorum. 16 yıllık AKP iktidarının Türkiye toplumuna vermiş olduğu herhangi bir şey yoktur.

O yüzden Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından özgürlükler açısından güçlü bir HDP ve Sayın Selahattin Demirtaş’ın çıkması durumunda da farklı bir Türkiye’ye uyanacağımızı ifade etmek isterim. 25 Haziran tarihi Erdoğan’sız bir tarih olmalıdır. 25 Haziran tarihi Türkiye’nin demokratikleşmesi açısında yeni bir gün olmalıdır. Eğer bunu başarabilirsek, önümüzde ki dönemler Türkiye için farklı bir dönem olacaktır.

Sonuçlara dair muhtemelen birinci turda iki kişi kalacak ancak biz elbette ki birisinin Selahattin Demirtaş olması için çaba harcayacağız. Ancak HDP’nin de güçlü bir şekilde temsilinin elde edileceği bir oy oranı ile bu seçimden başarılı çıkacağından inanıyoruz.

Bakan Soylu’dan ‘seçim güvenliği’ açıklamaları

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı”na katıldı.

Bakan Soylu, 24 Haziran seçimlerindeki güvenlik çalışmaları konusunda “Mevzuat itibarıya birtakım yenilikler var. Ayrıca yaşanan gelişmelerden, yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki dünyanın hemen her yerinden, uluslararası toplum tarafından da yakından takip edilen bir seçim. Dolayısıyla her zamankinden daha ağır bir sorumluluk bizi beklemektedir. Haliyle her zamankinden daha büyük bir dikkat, daha fazla bir özen göstermek durumundayız” dedi. Bakan Soylu, “Seçim güvenliğini üç noktada ele alıyoruz. Birincisi kampanya ve propaganda döneminin güvenliği. İkincisi seçim günü oy verme güvenliği ve üçüncüsü de seçim akşamı oy sayımının güvenliği, sonuçların, listelerin, evrak ve oy pusulalarının ilgili yerlere sağlıklı ve seçim hukukuna uygun bir şekilde iletilmesi” diye konuştu.

DİJİTAL SUÇLAR

Kampanya döneminde alınacak tedbirlere değinen bakan Soylu, “Miting alanları, toplanma alanları, stand çalışmaları, broşür dağıtımı Ramazan nedeniyle iftar programları tedbirlerini kapsayacak. Ayrıca dijital ortamdaki güvenliği de tesis etmek maksadıyla, özellikle sosyal medyada terör örgütü propagandası veya başka türlü provakasyonların ortaya getirilmesi, dijital seçim çalışmalarını engellemeye yönelik siber suçların takibini yapmak maksadıyla da, ilgili birimlerimiz görevleri başında olacaktır. Elbette ki burada dikkat edeceğimiz en önemli konu, güvenliği bahane edip ifade özgürlüğünün önüne geçmemektir. Hayatımızın genel gidişatını yönetme yetkisini, ne kadar vergi vereceğimizi, nasıl bir kanun anlayışıyla yaşayacağımızı belirleyecek kişileri seçiyoruz. Bu önemli bir karardır. Esas olan özgürlüğü temin etmektir. Güvenlik, özgür bir ifade ve tercih ortamını sağlamak için vardır. Bu itibarla bizim temel sorumluluğumuz, birilerinin başkalarının özgürlük alanına müdahil olamayacağı, tercihlerin özgürce yapılabileceği güvenli bir ortamı tesis etmektir” şeklinde konuştu.

“TEDBİRLERİ DIŞARIDAN İZLEYECEK, KONTROL EDECEK BİRİMLER OLUŞTURACAĞIZ”

“Kampanya döneminde basına açık ve kapalı toplantılarda güvenlik tedbirlerini alırken, üçüncü bir göz kullanacağız” diyen Bakan Soylu, “Alınan tedbirleri dışarıdan izleyecek, kontrol edecek birimler oluşturacağız” dedi.

ÇOCUKLARIN BROŞÜR DAĞITMASI

Soylu, ayrıca seçim kampanyalarında 18 yaşından küçüklerin seçim broşürü, seçim materyali, afiş gibi malzemeleri dağıtmasına izin vermeyeceklerini belirtti. Çalışmalarda bazen aşırı tepkiler gösterildiğini, gerginlikler yaşanabildiğini ifade eden Bakan Soylu, “Mahallenin küçük çocuklarının ellerine siyasi parti broşürleri tutuşturup onları tanımadıkları insanların önüne, evine, kapısına yollamak, çocuklarımız açısından bir risk içeriyor. Çocuklarımızı koruma adına böyle karar almış olduk” dedi.

“531 BİN 7 PERSONEL SEÇİM GÜNÜ GÖREV BAŞINDA OLACAK”

Bakan Soylu “Seçim günü tedbirleri kapsamında da kolluk birimlerinin bütün izinleri kaldırılacak. Hali hazırda 264 bin 526 emniyet personeli, 195 bin 695 jandarma, 50 bin 793 güvenlik korucusu ve 19 bin 993 gönüllü güvenlik korucusuyla beraber toplam 531 bin 7 personel seçim günü görev başında olacak” diye konuştu.

74 HELİKOPTER 18 İHA KULLANILACAK

74 helikopter, 18 İHA ve 6 insanlı keşif uçağı ile 765 TOMA’nın gerek seçim günü gerekse kampanya döneminde kullanılacağını belirten Bakan Soylu, “Bu süreçte emniyet birimlerindeki daha küçük dronelar da bu süreçte kullanılacak. Güvenlik, acil durum merkezi, izleme merkezleri, jandarma istihbarat ve emniyet istihbarat birimleri, güvenlik kamera sistemleri entegre şekilde yer alacak” dedi.

“SİLAHLA SEÇİM SANDIKLARININ YANINA GİDİLEMEYECEK”

Soylu, “Özellikle seçim günü, üzerinde silah bulunan kişilerin seçim sandıklarının bulunduğu binalara girişlerine izin verilmeyecektir. Aynı şekilde üzerinde propaganda etkisi olan rozet, amblem vs. bulunduran kişilere de sandık mahalline girmelerine, her seçimde olduğu gibi bu seçimde de müsaade edilmeyecektir. Güvenlik kameraları ve aydınlatma konusu hassasiyet göstereceğimiz konuların başında gelmektedir. Mevcut güvenlik kameralarının sağlıklı çalışmasına, sandık kurullarının olduğu, oy torbalarının depolanacağı yerlerin aydınlatılmasına ilişkin tedbirler alınacaktır. Yaz olması münasebetiyle havanın geç kararacağı göz önüne alınmaktadır. Ama seçim sonuçlarının sayım ve dökümü maalesef ilerleyen saatlere kadar devam etmektedir. Biz işimizi kış tutacağız, yaz çıkarsa bahtımıza. Erken biterse havanın aydınlığında seçim sayımı ve teslim işleri bitirilecek” diye konuştu.

“BAŞARIYI 24 HAZİRAN’DA BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZLA BİRLİKTE TEKRARLAYACAĞIMIZA İNANIYORUM”

Bakanlık olarak 16 Nisan referandumunda iyi bir sınav verdiklerini belirten Bakan Soylu, “Gerek kolluk birimlerimiz gerekse idari birimlerimizle hem kampanya döneminde hem de seçim günü akşamına kadar, bakanlığımız, özgür ifade ortamını ve seçim güvenliğini temin etme hususunda ülkenin her köşesinde başarılı olmuştur. İnşallah bu başarıyı 24 Haziran’da bütün arkadaşlarımızla birlikte tekrarlayacağımıza inanıyorum. İnanıyorum ki bütün vatandaşlarımız, huzur içinde, kardeşlik içinde sandığa gidecekler, iradelerini sandığa yansıtacaklar ve bir bayram havası içinde geçecek olan bu seçim döneminin sonunda, kazanan, herşeyden önce demokrasimiz ve ülkemiz, kazanan asil milletimiz olacaktır” dedi.

(DHA)

Cerrahpaşa Tıp ‘bölünmeye’ karşı ayakta

Üniversitelerin bölünmesi için hazırlanan kanun tasarısı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde protesto edildi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin yönetim kadrosu, öğretim üyeleri ve öğrenciler, Temel Tıp Bilimleri Binası önünde ve bir amfide toplanarak eylem yaptı.

“Cerrahpaşa Bizimdir Bizim Kalacak” şeklinde slogan atan öğrencilere konuşma yapan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran, “Hepimiz üzüntü içerisindeyiz. Böyle bir ayrımı hiçbir şekilde düşünmemiştik. İnşallah bu ayrım yine de gerçekleşmeyecek. Bunun çabası içerisindeyiz” dedi.

“ZOR BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ”

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455712-1.

“Öğretim üyesi arkadaşlarımla biraz önce uzun süre müzakere ettik” diyen Duran, “Gayret göstermeye devam ediyoruz. Bunun sonucunda başarılı olacağız diye düşünüyorum ve umut ediyorum. Ancak provokasyonlara kapılmayalım. Sükunetle ve yasal çerçeve içerisinde gayretlerinizle bu süreci götürmeye çalışalım. Hiçbir şekilde toplu yürüyüşe geçmeyin. İsterseniz Beyazıt’taki toplantıya bireysel olarak katılabilirsiniz. Gerçekten zor bir süreçten geçiyoruz. Birkaç günden beri ben çok gergin durumdayım” diye konuştu.

Amfide toplanan öğrenciler ise sıralara vurarak ve alkışlarla protestoya katıldı. Öğrencilerden biri, “Üniversitenin bölünmesini istemiyorum. Bu üniversite Türkiye’nin tıp tarihini üç amiral gemisinden biri” dedi.

Başka bir öğrenci ise “Köklü geçmişimizi muhafaza etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir sürü tıp öğrencisi mağdur edilecek. Buraya gelmek için çok emek sarf ettik” ifadelerini kullandı. Grup daha sonra polisin toplu bir şekilde yürüyüş yapılmasına izin vermemesi üzerine Beyazıt’ta yapılacak eyleme yürüyüş olmaksızın gitti.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455713-1.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455715-1.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455716-1.