Tarafsız Habercilik

İspanya’nın yeni solcu başbakanı Sanchez, yemin ederek görevine başladı

Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) lideri Sanchez, verdiği gensoruyla muhafazakar Mariano Rajoy hükümetinin düşmesinin ardından ülkenin yeni başbakanı oldu.

İlk kez başbakan olan 46 yaşındaki Sanchez, bugün Madrid yakınlarındaki Zarzuela Sarayı’nda Kral 6. Felipe’nin önünde yemin ederek görevi devraldı. Anayasa’nın bulunduğu yemin töreninde İspanya tarihinde ilk kez İncil veya haça yer verilmemesi dikkati çekti.

Sanchez’in geri dönüşü

Sanchez, Aralık 2015 ve Haziran 2016 seçimlerinde PSOE’nin başbakan adayı olmuş ve her ikisini de kaybetmişti. Sanchez, 2015’te koalisyon ile azınlık hükümeti kurmaya çalışsa da Meclis’ten güvenoyu alamamıştı.

2016’daki erken genel seçimlerin ardından parti yönetim kurulunun “çekimser oy kullanarak Rajoy’un azınlık hükümetinin güvenoyu almasının sağlanması” kararına karşı çıkan Sanchez, 1 Ekim 2016’da PSOE’deki genel sekreterlik görevini bırakmak durumunda kalmıştı.

Ancak Mayıs 2017’de yapılan seçimde PSOE’nin liderliğine bir kez daha gelen Sanchez, gensorunun kabul edilmesiyle başbakan oldu.

Yolsuzluk davası hükümeti yıktı

2011’den beri ülkeyi yöneten Mariano Rajoy hükümetinin düşmesine yolsuzluk davası yol açtı.

Kamuoyunda “Gürtel olayı” olarak bilinen ve bazı PP üyelerinin 1990 ve 2000’li yıllarda rüşvet alarak seçim kampanyalarını finanse etmekle suçlandığı davada 24 Mayıs’ta karara varılmıştı.

Mahkeme, PP’nin 1987 ve 2010 yılları arasında mali işler müdürlüğü yapan Luis Barcenas’ın da aralarında olduğu bazı üst düzey yetkililer ile iş adamlarından oluşan 29 kişiye yolsuzluk suçlamasıyla toplam 351 yıl hapis cezası vermişti.

Mahkeme, kararında partinin yıllarca rüşvete bulaştığını gösteren deliller bulunduğu ve Başbakan Rajoy’un da tanık olarak dinlenmesi gerektiği belirtilmişti.

Ana muhalefet partisi PSOE, bunun üzerine hükümet hakkında gensoru vermiş ve Rajoy’u istifaya çağırmıştı.

Edremitli CHP Meclis üyelerine Yunanistan’da gözaltı

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, Batı Trakya’daki programına destek için Yunanistan’ın Gümilcine kentinde bulunan CHP’li Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka ve beraberindeki belediye meclis üyeleri Mehmet Ertaş, Coşkun Taşkın ve Ali Yılmaz Diker, Yunan polisi tarafından hiçbir arama belgesi olmamasına rağmen haksız bir şekilde arandı.

Çantalarında ve araçlarında yapılan aramalarda 10 adet Türk bayrağı ve üzerinde “tamam” yazılı şapkalar şapkalara el konulurken, Edremit Belediye Meclis Üyeleri CHP’li Mehmet Ertaş ve Coşkun Taşkın ters kelepçe takılarak gözaltına alındı. CHP’liler 4 saat sonra serbest bırakıldı.

Olayın ardından açıklama yapan Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka, “Türkiye’de Cumhurbaşkanı adayı olan Sayın Muharrem İnce’nin seçim kampanyasına taraftar olarak destek olmaktayız. Kendi şehrimizde ve bölgenizde devam ettiriyoruz. Muharrem İnce’nin buradaki (Gümilcine) çalışmalarına katkıda bulunabilmek için dün akşam buraya geldik. Gümrük’tan geçtik, geçerken hiçbir programımız olmadı. Akşam burada kaldık. Bugün Muharrem İnce’yi beklerken iki arkadaşımızın yanına polis olduğunu öne süren sivil kişiler gelip ellerinde ki torbalarda ne olduğunu sorarak ellerinde arama yetkisi olmamasına rağmen çantaları açtırdılar. Çantaların içinden çıkan 10 civarı Türk bayrağı ve üzerinde tamam yazan şapka vardı. Bunları buradaki arkadaşlarımıza hediye olarak vermek üzere yanımıza almıştık. Arkadaşlarımızı gözaltına alacaklarını öne sürüp götürürlerken geldiğimiz arabanın yanına giderek hiçbir arama yetkisi olmadan aracımızı didik didik arayarak arabadaki bayrakları da alarak arkadaşlarımızı gözaltına aldılar” dedi.

Belediye Meclis üyeleri Mehmet Ertaş ve Coşkun Taşkın Yunan polisi tarafından ters kelepçe takılarak polis merkezine götürüldü.

CHP’liler, yaklaşık 4 saat gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldılar.

Şimşek: OHAL, yatırım gelişini etkiliyor

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) doların 5 liraya yaklaşmasının ardından aldığı faiz kararının geç bir adım olduğunu belirtti. Şimşek, bu kararın ‘güçlü’ olduğunu da söyledi. Şimşek, ‘Türkiye’nin piyasalarla inatlaşmayacağını’ da söyledi.

NTV’de soruları yanıtlayan Şimşek, ABD’de Halkbank’a yüksek miktarda bir ceza kesildiği iddiasının tamamen yalan olduğunu söylerken “Yalan atılır ama bu kadar da olmaz” dedi.

Şimşek’in ifadelerinden satırbaşları şöyle:

Merkez Bankası geç de olsa güçlü bir adım attı ve etkili oldu. Bazen hemen akabinde piyasaların normalleşmesi bekleniyor ama öyle olmuyor. Patikaya oturması zaman alıyor. Etkisi sınırlayan dün birkaç etken oldu. Bunlardan biri Halkbank’a ilişkin asılsız iddialar. Halkbank bunu yalanladı. Halkbank’a ilişkin bir karar yok. Bunlar uydurma. Halkbank’a 49 milyar dolar ceza verileceği uydurma bir haberdi. Yalan atılır ama bu kadar da olmaz. Merkez Bankası’nın spekülatif saldırılara karşı eli kolu bağlı değildir. Merkez Bankası ne gerekiyorsa yapacaktır.

‘PARA POLİTİKASININ TEPKİSİ ZAMAN ALDI’

Sanki gelişmekte olan ülkelerde sorun yok da Türkiye’de sorun var gibi gösterildiğini de görüyoruz. ABD’de uzun vadeli faizler hızla artarak yüzde 3’ü aştı. Yüzde 3 kritik bir eşiktir. Bunun etkisi oluyor. ABD doları tüm para birimlerine karşı değer kazanıyor. Bu trendler Türkiye’ye özgü değildir. Türkiye’yi olumsuz anlamda ayrışmasına sebep olan gelişmeler var. Seçim arifesindeyiz. Maliye politikasına ilişkin endişeler var. Mali disiplin konusundaki tereddütler yersizdir. Para politikasının tepkisi zaman aldı. Bunlar da güven kaybında etkili oldu. Merkez Bankası güçlü bir tepkiyle aslında bağımsız olduğunu gerektiğinde gerekeni yapacağını ortaya koymuştur.

‘OHAL YATIRIM GELİŞİNİ ETKİLİYOR’

‘OHAL olmasaydı, lira bu kadar değer kaybetmezdi’ diyorlar. OHAL, yatırım gelişini etkiliyor doğru ama OHAL niye geldi? Bir mecburiyetten dolayı geldi. Türkiye çok karmaşık bir darbe girişimine sahne oldu ve terör örgütü hendek siyaseti ile işi çok yeni bir boyuta taşıdı. O dönemde DEAŞ’ın bölücü terör örgütünün saldırıları var. Parti olarak biz OHAL istemeyiz. Türkiye OHAL’le terörün nefesini kısmıştır. Bu söylemlerde işi bağlamında tutmak lazım. 2002’den sonra hemen OHAL’e son veren iktidarız. Türkiye terörle mücadelede eli rahatladığı an bir gün dahi OHAL devam etmeyecek.

‘VERGİLERİ ARTIRMADAN VERGİ TABANINI GENİŞLETECEK REFORM MECLİS’TE’

Türkiye bir seçime gidiyor. Biz gereken tepkiyi verdik. Ne gerekiyorsa vereceğiz. İlave endişelerin giderilmesi lazım. Kamu maliyesine ilişkin. Türkiye seçim sonrasında bu atılan adımları telafi edecek düzenleme kabiliyetine sahip. Vergileri artırmadan vergi tabanını genişletecek reform Meclis’te. Kamunun borç sorunu yok.

‘FİRMALARIMIZA DESTEK VERECEĞİZ, KAYITSIZ DEĞİLİZ’

Gerektiğinde firmalarımıza yapılandırma konusunda güçlü destek vereceğiz, kayıtsız değiliz. Firmalarımız döviz ile borçlanacak ama geri ödeme kapasitesi olan borçlanacak, KOBİ’lere ilişkin kısım devreye girdi. Aynı şeyi büyük firmalara da yapacağız. Bu reform ortalık yatışınca başlı başına Türkiye’nin notunu iyileştirmeye ve kırılganlığı azaltmaya yeterlidir.

‘ENDİŞELERİ GİDERMEK İÇİN YATIRIMCILARLA DİYALOĞA GİRECEĞİZ’

Bankacılık sektörü sağlam olmaya devam ediyor. Karlılık devam ediyor. Bankacılık sektörü aşırı borçlu mu, o da değil. Türkiye 15 yıl öncesine göre istihdamda üretimde sanayide ihracatta her alanda daha ileri. Liranın efektif olarak geride kalması gerçeklikten kopuşu ifade ediyor. Adımı attıktan sonra iletişim daha kolay. Merkez bankamız çok güçlü bir tepki vermiştir, gerekirse ilave tepki verecektir. Endişeleri gidermek için de yatırımcılarla diyaloğa gireceğiz. 1-2 hafta içinde bunun da güçlü yansımasını göreceğiz.

‘BÖYLE SÖYLEMLER TÜRKİYE’YE BÜYÜK ZARAR VERİYOR’

Yapısal reformlar konusunda da çok önemli mesafeler kat ettik. Önümüzdeki dönemde enflasyonu aşağı çekme konusunda maliye politikası uygulamaya girecek. Enflasyon ve cari açığı düşürme konusunda güçlü adımlar atılacak. Dün Cumhurbaşkanımız beyanname açıkladı. Kur rejimi değişmeyecek. Bunlar ekonomiye zarar veren, endişeleri artıran söylemlerdir. Kur rejiminde hiçbir zaman değişiklik ne konuşulmuş, ne tartışılmıştır. Ne de olacaktır. Dalgalı kur rejimi bu şokları absorbe etmemizde yararlı. Ne Merkez Bankası bağımsızlığından ne piyasa ekonomisinden geri adım atılması söz konusu değil. Bunlar içeride de dışarıda da etkili oluyor. Böyle dışa açık ekonomide bu türden söylemler siyaseten kendilerine alan kazandırıyormuş gibi görünebilir ama Türkiye’ye büyük zarar veriyor.

‘MERKEZ BANKASI’NIN BAĞIMSIZLIĞI SON DERECE ÖNEMLİ’

  • Merkez Bankası’nın ne zaman ne yapması gerektiği konusunda fikir beyan etmedim. Merkez’in bağımsızlığı son derece önemlidir, hükümet olarak buna önem veriyoruz. Para politikası önemli bir alandır.
  • Piyasaların, yatırımcıların endişelerini anlıyoruz. Gerekli adımları attık, atmaya devam edeceğiz. İletişim kurmaya devam edeceğiz.
  • Vatandaşın 1000 milyar dolar mevduatı var, olumsuzluk yok.

ÇETİNKAYA İLE TEKRAR LONDRA

TCMB Başkanı Murat Çetinkaya ile yatırımcılarla Londra’da yapacağı görüşmeye ilişkin soruyu yanıtlayan Şimşek, yatırımcılara “Para politikasında normalleşme sadeleşme süreci devam edecek. Mali disiplin devam edecek. Gündemde yeni vergi artışı ya da vergi yok” mesajlarının verileceğini bildirdi.

‘ABD’NİN BİZE KARŞI POLİTİKALARI YANLIŞ, ÖNÜNDE SONUNDA GÖRECEKLER’

Şimşek, şöyle devam etti:

ABD’nin bize karşı politikasının yanlış olduğunu, ABD’nin önünde sonunda göreğine inanıyorum. AB ile ilişkiler en önemli gündemimiz olmaya devam edecek. Para politikasında sadeleşme dahil gerekirse ilave adımlar gelir. Türkiye ‘nin dinamiklerini doğru politika adımları ile desteklendiğinde hikayesinin güçlü olduğunu anlatmaya gideceğiz.

‘SEÇİM SONRASI SPEKÜLATİF ATAKLAR AZALACAK’

Kurul reel sektör bilançolarıında bir yıl vadeye kadar etkisi sınırlı. Orta vadede etkisi önemli. Bu trendi bizim geri çevirmemiz atacağımız adımlarla tahribat sınırlanır. Hanehalkına bakınca, vatandaşın döviz borcu yok. Dövizle borçlanma yasağı getirdik. Hanehalkının döviz mevduatı var mı, 100 milyar dolardan fazla mevduat var. Altın bir tasarruf aracı bundan olumsuz etkilenmiyorlar. Burada etkilenen reel sektördür. Biz buna kayıtsız değiliz, reel sektörümüzün yanındayız. Gerekirse ilave çalışmalarımız da olur. Kamu yükümlülükleri konusunda elimizden gelen desteği vereceğiz. Reel sektörün de döviz geliri olmayanların dövizle borçlanmaması esasını oturtaracağız. Döviz geliriniz varsa dövizle borçlanın dedik. Biz bunu KOBİ’ler için mayıs başından itibaren kurala dönüştürdük. Yılın ikinci yarısında büyük şirketler için uygulamaya koyacağız. Döviz talebimin hemen hemen büyük kısmı dün yerli firmalar ve dedikodulardan dolayı vatandaşlardan geliyor. Firmalara sesleniyorum, endişe etmelerine gerek yok, yardımcı olacağız. Seçim sonrasında spekülatif atakların azalacağına inanıyorum.

REFORM İSTEYEN TÜSİAD’A: ORTALIK TOZ DUMAN

TÜSİAD’la ilişkilerimiz iyi… Ama ortalık toz duman… Bu ülkede çok ciddi reformlar yapıldı. Ar-Ge reformunu yaptık. Çalışma hayatında esnekliği arttıracak reformunu yaptık. Bir çok reform yaptık… En önemlisi Dünya Bankası’yla çok kapsamlı bir reform yaptık tabii ki bunlar yetmez reform süreklilik gerektirir. Türkiye’nin en zor dönemi olan 2016 da çok önemli reformlar yapılmıştır. Türkiye yapısal sorunları var ama kalkındı ve gelişti. Piyasadaki bu oynaklığa bakıp bu türde reform yapılmadı algısı çok yanlış.

CHP’li Tezcan’dan Eren Erdem’in MİT TIR’ları sözleriyle ilgili açıklama

CHP Sözcüsü Bülent Tezcan, Eren Erdem’in “MİT TIR’ları belgelerini Tezcan’dan aldım” sözlerine yanıt verdi. MİT TIR’larına ilişkin belgeleri Meclis’te açıkladığını belirten Tezcan, “O dönem Eren Erdem gazeteciydi. Toplantı sonrasında da o belgeleri isteyen gazetecilere verdik” dedi.

CHP Sözcüsü Bülent Tezcan, Eren Erdem ‘in “Zaman gazetesine Genel Başkan’ın talimatıyla gittim, MİT TIR’ları belgelerini Tezcan’dan aldım” sözlerine ilişkin bir açıklama yaptı.

Tezcan daha önce MİT TIR’larına ilişkin belgeleri Meclis’te açıkladığını ve o toplantı sonrasında da o belgeleri isteyen gazetecilere verdiğini belirtti.

Tezcan, CHP Milletvekili Eren Erdem’in de o dönemde gazetecilik yaptığını söyledi.

Tezcan şöyle konuştu: “Her namuslu siyasetçi, böyle bir belgeyi bulduğu zaman açıklar. Her namuslu gazeteci böyle bir belgeyi yazar ve takip eder. Her namuslu siyasetçi de söylediği sözün arkasında durur. Bu iş bu kadar basittir.”

Muharrem İnce 15 günde 13 il mitingi yaptı

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını 4 Mayıs 2018 tarihinde Birinci Meclis önünden başlatan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, 15 günde 13 il mitingi gerçekleştirdi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından 4 Mayıs’ta CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan İnce’nin mitingleri sürüyor.

Seçim kampanyasını, Ulus’taki Birinci Meclis önünden başlatan İnce, ilk büyük mitingini memleketi Yalova’da yaptı.

Daha sonra sırasıyla Edirne, Hakkari, Rize, Denizli, Manisa, Konya, Niğde, Aksaray, Çorum ve Amasya’ giden İnce, 18 Mayıs’ı ise Trakya’ya ayırdı. Dün Kırklareli ve Tekirdağ’da halkla buluşan Muharrem İnce, Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan bugün de Samsun’da olacak.

Bugün ayrıca Sinop’ta halka seslenmesi beklenen İnce, yarın ise Osmaniye ve Adana’da miting yapacak.

Toplamda 50 il mitingi

Gittiği illerdeki bazı büyük ilçeleri de ziyaret eden Muharrem İnce’nin, 24 Haziran’a kadar 50 ilde miting yapması planlanıyor.

Muharrem İnce, 21 Mayıs Pazartesi günü Bartın ve Zonguldak’ta, 22 Mayıs Salı günü Düzce ve Bolu’da, 23 Mayıs Çarşamba günü ise Erzincan ve Sivas’ta olacak.

İnce, 25 Mayıs Cuma günü ise Uşak ve Afyonkarahisar’da miting düzenleyecek.

Liste yarın netleşecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun üzerinde çalışmaları devam ederken, milletvekili aday listesi, yarın akşam toplanacak Parti Meclisi’nin (PM) onayına sunulacak. Yarın ilk olarak Merkez Yönetim Kurulunu toplayacak Kılıçdaroğlu, akşam 19.00’da ise PM’ye başkanlık edecek. CHP’de tüzük gereği milletvekili adayları il il PM’nin onayına sunulacak.

Kılıçdaroğlu’nun İzmir ya da İstanbul’dan milletvekili adayı olacağı, Deniz Baykal’ın ise Antalya 1. sıradan aday gösterileceği belirtildi.

Grup kurabilmesi için Saadet Partisi’nden 5-6 ismin CHP’nin listelerinden aday olması beklenirken, ayrıca Abdüllatif Şener, Kani Beko, İbrahim Kaboğlu gibi isimlere CHP listesinde yer verileceği öğrenildi.

CHP’de yarın yapılacak MYK ve PM toplantıları nedeniyle parti genel merkezinde ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Bildirge 24 Mayıs Perşembe açıklanacak

Partinin yazım çalışmaları devam eden seçim bildirgesi ise 24 Mayıs Perşembe günü kamuoyuna açıklanacak.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun onayının ardından bildirge, 24 Mayıs Perşembe günü ATO Congresium’da kamuoyuna açıklanacak. Toplantıda ayrıca CHP’nin milletvekili adayları da tanıtılacak.

CHP bildirgesinde asgari ücretin en az 2 bin lira olması, taşerona şartsız kadro, “Aile Sigortası” gibi sosyal devletin güçlendirilmesine yönelik vaatler yer alacak. Bildirgede, emeklilere dini bayramlarda birer maaş ikramiye verilmesi, OHAL’in kaldırılması ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin bir üretim üssü olmasını içeren “Merkez Türkiye” projesine vurgu yapılacak.

Daha çok salon toplantılarına katılması beklenen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise Muharrem İnce’ye destek ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için partisine oy istemek amacıyla İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerde sınırlı sayıda miting yapacağı belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun, İnce ile bazı mitinglere katılması da bekleniyor.

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

Erkan Baş, HDP’den adaylığını açıkladı

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Kurucu Meclis Üyesi Erkan Baş, HDP’den milletvekili adayı olduğunu duyurdu.

Twitter hesabından konuyla ilgili bir açıklama yapan Baş, şunları söyledi:

“HDP’den öneri geldi. Arkadaşlarım, dostlarım, yoldaşlarım destekledi, Partim görev verdi. Hazırız. #SözKardeşim , İşçilerin, gençlerin, devrimcilerin, sosyalizmin sesini meclise taşıyacak; düzenin çarkına çomak sokacağız.”

HDP’den öneri geldi.
Arkadaşlarım, dostlarım, yoldaşlarım destekledi, Partim görev verdi.
Hazırız.#SözKardeşim ,
İşçilerin, gençlerin, devrimcilerin, sosyalizmin sesini meclise taşıyacak; düzenin çarkına çomak sokacağız.

— Erkan BAŞ (@erkbas) May 20, 2018

Barış Atay, HDP’den aday oluyor

Sanatçı Barış Atay’ın HDP’den adaylık başvurusunda bulunduğu öğrenildi.

Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) aday listesi üzerindeki mesai devam ederken, kulislerde sürpriz bir ismin daha adaylığı konuşulmaya başlandı.

Alınan bilgilere göre, geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan ve kamuoyu tarafından yakından tanınan tiyatrocu Barış Atay da HDP’den aday oldu.

ADAYLIĞINI AÇIKLADI

Atay, HDP’den adaylığını açıklayan TİP Kurucu Meclis Üyesi Erkan Baş’ın Twitter paylaşımını alıntılayarak, HDP adaylığını duyurdu:

Sosyalizm mücadelesi; ekip ve yoldaşlık işidir. #SözKardeşim yoldaşlarımın ve Parti’nin verdiği sorumluluk ve görev bilinciyle, seni orada da yalnız bırakmayacağım https://t.co/b2vw8pYfSN

— Barış Atay (@barisatay) May 20, 2018

Roma’da parkları keçi ve koyunlar temizleyecek

Roma Belediyesi, personel ve teçhizat eksikliği nedeniyle bakımsız kalan park ve bahçelerin temizlenmesi için koyun ve keçilerin görevlendirilmesi planını açıkladı. Muhalefetten ironik eleştiriler alan bu plana, ziraatçılar derneğinden ise destek geldi.

Roma Belediyesi’nin çevre işlerinden sorumlu meclis üyesi Pinuccia Montanari dün Facebook üzerinden yaptığı açıklamada koyun-keçili çim biçme planını duyurdu.

Montanari, fikrin Belediye Başkanı Virginia Raggi’den geldiğini söyledi ve “Bu basit, faydalı ve ilginç bir yöntem. Berlin gibi büyük şehirlerde de uygulanıyor” dedi.

Bu açıklamanın ardından sosyal medyada, basında ve siyaset dünyasında “dört ayaklı çim biçme makineleri” tartışması başladı.

5 Yıldız Hareketi’nin yönetimindeki Roma belediyesine diğer partilerden ironi dozu yüksek eleştiriler geldi.

Demokratik Parti’nin Lazio bölge başkan yardımcısı Enzo Foschi, Roma’daki çöp sorunu ve buna bağlı olarak kent merkezinde sayıları artan martılara atıfla, “Belediye, martıları çöp toplayıcı olarak kullandıktan sonra şimdi de sıra koyunlara geldi. Yazın evleri basan sivrisineklere karşı ne yapacaklar? Herkese bir kertenkele mi verecekler?” dedi.

Floransa kentinin belediye başkanı Dario Nardella da esprili bir eleştiri getirerek “Roma belediyesi bu planı uygulamak için çoban da bulmak zorunda kalacak. Bizim kentimizde koyunlu sistem geçmişte kaldı, artık bahçıvanlardan faydalanıyoruz. Koyundansa bahçıvanları tercih ediyoruz” dedi.

İtalya’nın Kardeşleri partisinden belediye meclis üyesi Andrea De Priamo da kent yönetimini, bitki örtüsü, çöp toplama ve sokak temizliği konusunda bir plana sahip olmamakla eleştirdi ve “Durum kaygı verici bir hal aldı” dedi.

Koyun-keçili çim biçme planı bugünkü gazetelerde de büyük yer kaplarken Il Tempo gazetesi bugünkü baskısında haberi manşetten vererek bu planı “çılgınlık” diye tanımladı.

Gazete, belediyenin park ve bahçeler biriminde personel ve teçhizat eksikliği sıkıntısı yaşandığını belirtti ve bu soruna “doğal çözüm” aranmasını “trajikomik” diye niteledi.

‘SEÇMENLER KOYUN’

Sosyal medyada da Roma’nın tarihi park ve bahçelerinde çim biçmek amacıyla hayvanların kullanılması durumunda parkların bu hayvanların dışkısıyla dolacağı ve kene sorununun baş göstereceği kaygıları dile getirildi.

Bazı sosyal medya kullanıcıları ise 5 Yıldız seçmenini “koyuna” benzeterek “Böylece kendi seçmenlerine iş sağlamış olacaklar” diye yazdı.

Ağırlıkla alay ve eleştiriyle karşılanan plana, tüketici hakları derneğinden ise destek geldi.

Coldiretti derneği, Roma’da yetiştirilen 50 bin koyunun bu iş için kullanılmasına yardımcı olabileceklerini açıkladı.

Dernek, bu plan sayesinde gürültülü ve çevreye zararlı gaz salınımına yol açan makinelerin yerine ekolojik bir çözüm getirilmiş olacağını belirtti.

Coldiretti, koyun ve keçilerin dışkılarınınsa doğal gübre işlevi göreceğini vurguladı.BBC Türkçe

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan 5 yıla

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP iktidarının, gazeteci örgütlerinin isteği üzerine hazırlanan yıpranma payına ilişkin önergeyi reddettiğini söyledi. Yarkadaş, “Meclis’in son oturumunun son önergesini de reddettiler” dedi.

TBMM 26. Dönem’in son Genel Kurulu 100. oturumla sona erdi. AKP’nin getirdiği torba yasanın görüşüldüğü genel kurulun son oturumunun son önergesi ise CHP Milletvekili Barış Yarkadaş tarafından verildi.

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan beş yıla çıkarılmasını teklif eden önergeye ilişkin konuşan Yarkadaş, AKP’lilerden de destek istedi. Yarkadaş, genel kurulda yaptığı konuşmada “Gazetecilerin yıpranma payı süresinin beş yıla çıkarılmasını istiyoruz. Her yıl için doksan gün yıpranma payı istiyoruz. Bu uygulamanın emeklilikteki yaş haddinden de düşürülmesini talep ediyoruz” dedi.

GAZETECİ VEKİLLER DE DESTEKLEDİ

Yarkadaş’ın teklifi AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ise AKP’nin tavrını eleştirdi. CHP’li vekil, şunları söyledi:

“Genel Kurul’a sunduğum önergeye, gazeteci milletvekillerimiz Enis Berberoğlu, Tuncay Özkan, Atilla Sertel, Utku Çakırözer, Mustafa Balbay ve Eren Erdem de destek verdiler. Gazetecilik meslek örgütlerimizin isteği üzerine genel kurula sunduğum önerge, AKP’nin direnciyle karşılaştı. Üstelik, gazeteci meslek örgütleri, bu konuda Başbakan Binali Yıldırım ile de görüşmüş ve destek istemişlerdi. Başbakan, tüm gazetecilerin önünde ‘İlgileneceğim, arkadaşları uyaracağım’ demişti. Buna rağmen, AKP grubu önergemi reddetti. AKP giderayak, gazetecilerin önemli bir sorununun daha çözülmesine engel oldu.”

CHP’li Yarkadaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu önergeyi reddetmeleri yüzünden, gazetecilerin yıpranma süresi 3.5 yılda kaldı. Oysa bu süre eskiden 5 yıldı. AKP bu hakkı da budadı. Gazeteciler AKP yüzünden 1.5 yıl daha yıpranacak. Neyse ki; 24 Haziran seçimleri geliyor. Biz 24 Haziran sonrası, bu düzenlemeyi meslek örgütlerinin istediği hale getireceğiz. Meslektaşlarımız AKP yüzünden geçmişe oranla, beş kat daha fazla yıpranıyor. Seçimin ardından, gazetecilerin özgürce gazetecilik yapabildiği ve emekli olmak bile istemeyecekleri bir medya düzenini sağlayacağız. Meslektaşlarımız 38 gün daha dişlerini sıksınlar, baskı dönemi sona erecek.”