Tarafsız Habercilik

FT: AKP’liler bu dönemde oy istemekten kaygılı

Financial Times, “Borç yükü ve enflasyon Erdoğan’ı zorluyor” başlıklı haberinde, AKP’li yetkililerin zayıf TL, artan fiyatlar ve ekonomik belirsizlik döneminde döneminde seçmenlerden oy istiyor olmaktan kaygı duyduklarını yazıyor.

Gazetenin Ankara Muhabiri Laura Pitel’in imzasını taşıyan haberde, “yıpranmış Türk Lirası’nın son iki haftadır görece bir istikrar yaşadığı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılarla arasında uzayan gerilimi tırmandırma politikasının ardından, Merkez Bankası’nın acil faiz artırımı ve üst düzey isimlerden gelen teskin edici açıklamaların sinirleri yatıştırmış gibi göründüğü” belirtiliyor.

BBC Türkçe’nin aktardığı habere göre dün yayınlanan enflasyon rakamlarında büyük bir artışın görüldüğünü belirten gazete, bu tablo karşısında Merkez Bankası’nın Perşembe günü yapacağı toplantıda faizleri daha da arttıracağı beklentisiyle TL’nin değer kazandığını yazıyor.

Gazete, Türkiye’nin bunun dışında büyük bir cari açık ve şirket borçları yüküyle karşı karşıya olduğunu ve her ikisinin de değerli dolar ve ABD Hazine tahvillerindeki kâr artışıyla gelişmekte olan ülkelerden uzaklaşan dış yatırımlarla finanse edildiğini aktarıyor.

‘Türkiye kırılgan hale geldi’

Financial Times’a konuşan ABD Merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Finans Enstitüsü’nden Uğraş Ülkü “Büyük resim Türkiye’nin piyasa hassasiyetlerine karşı kırılgan bir hale gelmesi” diyor.

Türkiye’nin kırılganlığının Erdoğan’ın neredeyse bir buçuk yıl erkene aldığı parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece üç hafta ötede olmasıyla daha da arttığını söyleyen Financial Times şöyle devam ediyor:

“Son dönemde desteği yıpranan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden yetkililer TL’nin zayıf olduğu, fiyatların ve ekonomik belirsizliğin arttığı bir dönemde seçmenlerden oy istemekten kaygılı. Ama seçim kampanyası dönemindeyken sorunun asıl nedenleriyle başa çıkmaları da zor.”

Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimi uzmanı Prof. İlter Turan da “Herhangi bir hükümetin seçime girerken enflasyonla mücadele önlemleri alması neredeyse imkânsızdır. Enflasyonla mücadele kemer sıkmayı ve faiz oranlarında düzenlemeleri gerektirir” diyor.

Gazete bunun yerine hükümetin, seçmenleri yanında tutmak için vaatlerde bulunduğunu ve artan petrol fiyatlarını sübvanse etme sözü verdiğini kaydediyor.

‘Özel sektörün borcu kaygı yaratıyor’

Gazete sorunun Erdoğan’ın faiz oranlarına karşı söylediği sözler ve seçimden sonra ekonomideki kontrolünü daha da sıkılaştıracağı yönündeki sözlerinin yatırımcıları korkuttuğunu ve TL’nin düşüşünü hızlandırdığını belirtiyor.

Financial Times’a en büyük kaygılardan biri de bunun 295 milyar doları bulan özel sektör borçlarına etkisi.

“Yılbaşından bu yana yüzde 18 değer kaybeden liradaki değer kaybı, dolar ve euroyla borçlanan şirketlerin borçlarını çevirmesini daha da pahalılaştırıyor” diyen gazete geçen hafta Ankara merkezli Gama Holding’in 1 milyar dolarlık borcunu yeniden yapılandırmak isteyen son şirket olduğu yazıyor.

Gazete “Merkez Bankası yatırımcıların umutlarını karşılayıp faiz arttırmazsa, yeni bir TL satışı daha çok sayıda şirketin borç yeniden yapılandırması içlemesine yol açabilir” diyor.

‘Cari açık ve dış borç için yılda 200 milyar dolar gerekiyor’

Financial Times, çok sayıda uzmanın önümüzdeki aylarda ekonomide yavaşlama, hatta durgunluk beklediğini aktarıyor. Haberde görüşlerine yer verilen Hollanda bankası ABN Amro’nun gelişmekte olan piyasalar uzmanı Nora Neuteboom “Büyük olasılıkla zirveye ulaştık ve buradan sonra ekonomik büyüme sadece düşebilir. Bu da otomatik olarak enflasyonu ve cari açığı düşürür, dolayısıyla bir anlamda bu bir düzeltme mekanizması” diyor.

Ancak Neuteboom aynı zamanda en büyük kaygının Türkiye’nin dış yatırımlara bağımlılığı olduğnu da vurguluyor ve Türkiye’nin mevcut cari açığı ve büyüyen dış borcunu finanse etmek için yılda 200 milyar dolar bulmak zorunda olduğunu aktarıyor.

Neuteboom “Şu anda en büyük kaygı yatırımcıların faiz oranları istediklerinden düşük olduğunda bile bu eksiği kapatıp kapatmak istemeyecekleri. Türkiye’nin üzerinde dolaşan kara bulut bu” diyor.

Baskın seçimde kullanılacak oy pusulaları tanıtıldı

Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde kullanılacak oy pusulaları basın mensuplarına gösterildi.

Milletvekili kesin aday listelerinin ilan edilmesinin ardından, yurt dışında kullanılacak oy pusulaları ile cumhurbaşkanı seçiminde kullanılacak pusulaların basımı tamamlandı.

24 Haziran’da yurt içinde kullanılacak pusulaların basım işlemi ise dün başladı.

Cumhurbaşkanı adayları için hazırlanan oy pusulasında birinci sırada CHP’nin adayı Muharrem İnce, ikinci sırada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, üçüncü sırada Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, dördüncü sırada HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş, beşinci sırada Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, altıncı sırada da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yer aldı.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469946-1.

Pusulada adayların fotoğrafları isimleri ve bunların hemen altında evet mührünün basılacağı alan bulunuyor.

Siyasi partilerin oy pusulasında ise AKP ve MHP’nin oluşturduğu, BBP’nin destek verdiği “Cumhur İttifakı” ilk, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Partinin (DP) kurduğu “Millet İttifakı” son sırada. Pusulada HÜDA PAR ikinci, Vatan Partisi üçüncü, HDP dördüncü sırada yer alıyor.

İttifak yapan partiler, oy pusulasında ittifak unvanları altında yan yana bulunuyor. Partilerin logoları, isimleri, genel başkanlarının adları belirtiliyor. Yurt içindeki pusulalarda partiler için ayrılan her sütunun altında, milletvekili adaylarının isimleri de bulunacak.

İKİ PUSULA TEK ZARFA

Seçmen, cumhurbaşkanına ve milletvekillerine yönelik tercihte bulundukları iki ayrı oy pusulasını aynı zarfa koyarak sandığa atacak.

Birleşik oy pusulasında tercih edilen cumhurbaşkanı adayı, siyasi parti, ittifak veya bağımsız aday için ayrılan bölümden dışarı taşırmamak suretiyle ”TERCİH” veya ”EVET” mührü basılması gerekecek.

Oy pusulasına, ”TERCİH” veya ”EVET” mührü dışında, herhangi bir yerine imza atılması veya işaret konulması halinde oy geçersiz sayılacak.

Birleşik oy pusulasından başka, zarfa hiçbir şey konulmayacak, aksi halde kullanılan oy geçersiz olacak. Seçmene birleşik oy pusulası verildikten sonra hata veya başka bir neden ileri sürülerek yeni bir birleşik oy pusulası verilmeyecek.

baskin-secimde-kullanilacak-oy-pusulalari-tanitildi-469950-1.

İTTİFAK OYLARI

İttifak alanı içerisinde, ‘evet’ mührünün, bir siyasi partiye ayrılan alana, hem bir siyasi partiye ayrılan alana hem de ittifak unvanı bölümüne, ittifak unvanı bölümüne taşacak şekilde bir siyasi partiye ayrılan alana basılması halinde, bu oy pusulaları geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde o siyasi partinin cetveldeki sütununa işaretlenecek.

Bu haller dışında, yalnız ittifak alanı içerisine ‘evet’ mührünün basıldığı her durumda, bu oy pusulaları da geçerli kabul edilecek ve sayım döküm cetvelinde ittifakın ortak oyları sütununa rakamlar birden başlamak üzere, sırasına göre çizilmek suretiyle ayrı ayrı işaretlenecek.

Türkiye’nin Trump’ı krizde

Paul Krugman

Statüko karşıtı lider çekişmeli bir seçimin ardından iktidara gelir. Hükümeti, çarpıcı derecede yozlaşmış olduğunu kısa sürede belli eder; hukuk sistemini altüst eder, bulaştığı yolsuzluklara yönelik soruşturmaları bastırmakla kalmaz, iktidarını sağlamlaştırır ve gücünü sınırlayan (“derin devlet”) kurumların altını oyar.

Sizce Donald Trump’dan mı bahsediyorum? Olabilir. Ama benim aklımdaki kişi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan’ın bulaştığı aşikar yolsuzlukları hukuku politize ederek hasır altı edebilmiş olması, Trump’ın da hayal ettiği otokrat lider haline gelebileceğini gösteriyor. Tüm diktatörleri sevdiği anlaşılan Trump, Erdoğan’a ve rejimine duyduğu hayranlığı dile getirmişti.

Erdoğan ve Trump’ın benzerlikleri, otoriter refleksleri ve hukukun üstünlüğüne karşı olmalarından ibaret değil. Uzmanlık kavramına da karşılar. Örneğin, her ikisinin etrafında da cehaletleri ve garip fikirleri ile nam salmış insanlar var. Erdoğan’ın, kendisine yönelik psişik saldırılar yapıldığını düşünen danışmanları var. Trump’ın ise ticaret anlaşmaları ziyaretleri esnasında birbirilerine küfürler savuran danışmanları var.

Ne önemi var ki? Amerika’da hisseler yükseliyor ve ekonomi yürüyor. Erdoğan ise gerçek bir ekonomik yükselişe liderlik etti. Yatırımcılar ve piyasalar tepedeki çılgınlıkları umursamıyor gibi görünüyor. Ekonomik karar alıcıların konudan bihaber oluşu en nihayetinde önemsiz görünüyor.

Ta ki önemli hale gelene dek.
Aslına bakarsanız, ekonomik liderlik çoğu insanın düşündüğü kadar önemli bir konu değil. Venezuela’nın başını belaya sokan politikalar gibi ekonomik felakete yol açan kararları ayrı tutacak olursak, vergi yönetmeliğini değiştirmek gibi pervasız görünmekle birlikte “sıradan” kararların nadiren büyük etkileri olur.

Örneğin Trump ve Kongre’deki dostları, geçen sene yaklaşık 2 trilyon dolarlık vergi indirimini yürürlüğe koydu. Şirketlerin kendi hisselerini çılgınlar gibi geri almaya başlamasını saymazsak, vergi indiriminin görünür etkileri bir hayli sınırlı oldu. Vergi indirimi savunucularının öne sürdüğü yatırım patlaması yaşanmadı, ya da yatırımcılar ABD’nin borç ödeme gücünden kuşku duyar olmadı.

Özetle, ekonomi büyük şoklar ile karşı karşıya değilse, siyasi ahkam kesmeler pek önemli değildir. ABD’nin milli gelir ya da istihdam rakamlarına bakan biri, 2016 yılında seçim yapıldığını ya da herhangi önemli değişim yaşandığını dahi fark etmeyebilir.

Ancak büyük şoklar geldiğinde, liderlik kalitesi birden önem arz etmeye başlar. Türkiye’de görmekte olduğumuz da tam olarak bu.

Bu arada, ekonomik liderlik yalnızca krizler esnasında önem arz etse bile piyasaların öngörü sergileyerek kötü yönetilecek olası krizleri hisse ve bono fiyatlarına yansıtacağını düşünebiliriz. Ancak her nasılsa, bu asla böyle olmuyor.

Bunun yerine uzun süreli kayıtsızlık, takiben ani panik dalgaları görüyoruz. Uluslararası makroekonomi öğrencileri, ismini Rudiger Dornbusch’tan alan “Dornbusch yasasından” bahsetmeyi severler: “Krizin gelmesi düşündüğünüzden uzun sürer, ancak geldiğinde düşündüğünüzden hızlı gerçekleşir.

Türkiye’de gördüğümüz, Asya ve Latin Amerika’da defalarca gördüğümüz tipte klasik bir “para birimi ve borç krizi.” Önce ülke uluslararası yatırımcıların gözdesi olur ve bol miktarda dış borç biriktirir. Türkiye örneğinde bu borcun büyük bölümü özel şirketlerde.

Sonrasında ülke şu ya da bu sebepten dolayı cazibesini yitirir. Gelişmekte olan ekonomiler, şu an yükselen dolar ve ABD faizleri yüzünden zorlanıyor. Bu noktada kendini besleyen kriz ortamı olasılıklar dahilindedir: Dış etmenler güven kaybına sebep olur, güven kaybı para biriminin değerini düşürür ve değersizleşen para dış borç maliyetlerini patlatarak ekonomiyi kötüleştirir, güven daha da düşer ve bu böyle gider.

Böyle bir durumda liderlik bir anda müthiş önemli hale gelir. Olup bitenleri anlayabilen ve müdahale edebilen, piyasaların temkinli davranmasını sağlayacak itibarı taşıyan liderler gereklidir. Gelişmekte olan bazı ekonomilerde bu tip liderler mevcut. Ancak Erdoğan rejiminde yok.

O halde, Türkiye’deki karmaşa, Trump yönetimindeki ABD’nin başına gelecekleri mi gösteriyor? Tam olarak değil. Amerika bol miktarda dış borç kullansa da, aldığı borç kendi para biriminde olduğunda tipik “gelişmekte olan piyasalar” krizine karşı korunmasız değil.

Ancak işler başka biçimlerde de ters gidebilir. Uluslararası siyasi krizler çıkabilir (Nobel barış ödülü şu an pek de olası görünmüyor, değil mi?), ticaret savaşları patlak verebilir. Trump ekibinin bu olasılıklardan hiçbirine hazırlıklı olmadığını söyleyebiliriz. Belki de ciddi krizlerle başa çıkmaları gerekmeyecek. Ama ya gerekirse?

The New York Times’dan çeviren: Fatih Kıyman

Karamollaoğlu, reytinglerde Erdoğan’ı solladı

23 Mayıs 2018 Çarşamba günü reyting sonuçları belli oldu. Dün akşamın en merak edilen konusu, FOX’ta canlı yayına konuk olan Temel Karamollaoğlu’nun mu yoksa TRT’de canlı yayına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mı daha çok izleneceğiydi.

Medyafaresi’nin haberinde yer alan reyting sonuçlarına göre, ilk 100 program listesinde Liderler FOX’ta programı reytinglerde TRT’nin Cumhurbaşkanı Özel yayınını geçti.

Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun FOX TV’de katıldığı Liderler FOX’ta programı Total’de yedinci, AB grubunda dördüncü, ABC grubunda ise beşinci sırada yer aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TRT’de Pelin Çift ve Fatih Er’in sorularını yanıtladığı Cumhurbaşkanı Özel programı ise Total’de sekizinci, AB grubunda beşinci, ABC grubunda ise altıncı sırada yer aldı.

karamollaoglu-reytinglerde-erdogan-i-solladi-467271-1.

Bakan Tüfenkci: Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, “Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar, ülke elden gittikten sonra dolar ne yazar, Euro ne yazar. Önemli olan vatanın yoksa milletin yoksa dolarların da olsa Eurolar’ın da olsa, fabrikalarında olsa anlamı yok” dedi.

24 Haziran’da yapılacak seçimlerde Malatya’dan AKP 1’inci sıra milletvekili adayı olarak gösterilen Bakan Tüfenkci, 2’nci sıra aday AKP Genel Başkan Yardımcısı Öznur Çalık, 3’üncü sıra aday eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, 4’üncü sıra aday AKP eski il başkanı Hakan Kahtalı’yla birlikte Kongre Kültür Merkezinde Malatya teşkilatıyla aday tanıtım toplantısı gerçekleştirildi.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Tüfenkci, şöyle konuştu:

“Birlik içinde hareket edeceğiz, beraberlik içerisinde hareket edeceğiz. Nereden saldırırsa saldırsınlar ister bombalar yağdırsınlar, ister çukur siyaseti yapsınlar, ister sınırlarımıza barikatlar kursunlar arkamızda bu millet olduğu sürece, başımızda Recep Tayyip Erdoğan olduğu sürece hepsi vız gelir tırız gider. Bugünlerde ekonomi üzerinde operasyon yapıyorlar. Hatırlayın 2 sene önce darbe yapmaya kalktılar, bu millet ağzının payını verdi. Arkasından terör saldırıları yapmaya kalktılar bu millet cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında dimdik aslanlar gibi durdu, darbecilere de hesap sordu teröründe inlerine girdi. Allah’a hamdolsun inanın 24 Haziran’dan sonra da artık ekonomi üzerinde operasyon yapamayacaklar. Doları kaça çıkartırsalar çıkarsınlar ülke elden gittikten sonra dolar ne yazar, Euro ne yazar. Önemli olan vatanın yoksa milletin yoksa dolarlarında olsa Eurolarında olsa, fabrikalarında olsa anlamı yok. Onun için Türkiye dedik, Malatya dedik ve hep birlikte Türkiye olacağız dedik. Onun için bütün mücadelemiz, bütün kavgamız, bütün savaşımız bu ümmetin, bu milletin başını dik tutmak için biz eğer bugün bu salonda, caddede, işyerlerinde, kamu kurumlarında başörtülü kardeşlerim, başı dik eşit bir şekilde oturuyorsa o makamlara işte bu milletin sayesinde.”

Böhmermann’ın Erdoğan şiirinin yasaklanması talebi reddedildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman komedyen Böhmermann’ın şiirine karşı açtığı temyiz davası sonuçlandı. Mahkeme, şiirin tamamen yasaklanması yönündeki talebi reddetti. Ancak şiir hakkındaki kısmi yasak da kaldırılmadı.

Alman komedyen Jan Böhmermann’ın 2016 yılındaki televizyon programında okuduğu şiire karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan temyiz davası sonuçlandı.

Hamburg Eyalet Mahkemesi Şubat 2017’deki kararında, Erdoğan’la ilgili şiirin “hakaret içerikli ve onur kırıcı” olduğuna hükmettiği bazı bölümlerini yasaklamıştı. Karara hem Böhmermann hem de Erdoğan’ın avukatları itiraz etmişti.

Yapılan itirazları sonuca bağlayan Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi Salı günkü kararında, Erdoğan’ın avukatlarının, şiirin tamamının yasaklanması yönündeki talebini reddetti. Mahkeme, şiirle ilgili kısmi yasağın kaldırılmasını isteyen Böhmermann’ın avukatlarının talebine de olumsuz yanıt verdi.

Erdoğan bu eleştirilere katlanmak zorunda

Kararı açıklayan hâkim Andreas Buske, “Hiciv sanat olabilir, ancak olmak zorunda da değil” ifadesini kullandı ve “Sanat olmayan hiciv ise ifade özgürlüğü kapsamına girer” dedi. Söz konusu şiirin, anayasanın sanat tanımına uyup uymadığı konusunda şüpheleri olduğunu söyleyen hâkim, Erdoğan hükümetine yönelik eleştirinin, hatta ağır eleştirinin kabul edilebilir olduğunu ve Erdoğan’ın bu eleştirilere katlanmak zorunda olduğunu belirtti. Alt mahkeme de Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı kimliği ve muhaliflerine yönelik politikaları nedeniyle, diğer bölümlere tahammül etmek zorunda olduğuna hükmetmişti.

“Gerçek bir bağlantı yok”

Şiirin bazı bölümlerinin tekrarlanmaması yönündeki yasağın sürdüğüne dair üst mahkeme kararında, bu bölümlerin cinsel içerikli, küçük düşürücü ifadeler barındırdığı ve bu ifadeler ile davacı arasında gerçek bir bağlantı olmadığı kaydedildi.

Almanya ile Türkiye arasında krize neden olan şiir

Böhmermann’ın 31 Mart 2016 tarihinde Alman televizyon kanalı ZDF’deki Neo Magazin Royale programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili okuduğu şiir sonrasında Erdoğan’ın avukatları komedyen hakkında dava açmıştı. Avukatlar şiiri “içerikten yoksun” ve “insan onurunu aşağılayıcı” bir karalama olarak nitelendirirken, Böhmermann şiiriyle Almanya’da izin verilen hiciv ile yasaklı hakaret arasındaki farkı göstermek istediğini söylemiş, konu Almanya ile Türkiye arasında diplomatik gerginliğe yol açmıştı. DW Türkçe

Erdoğan’ın seçim şarkısı paylaşıldı

AKP Genel Merkez Gençlik Kolları 5. Olağan Kongresi’nde, partinin 24 Haziran’a kadarki süreçte kullanacağı ilk kampanya şarkısı ‘Er oğlu Erdoğan’ kamuoyuna sunuldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Ankara’da yapılan Gençlik Kongresi öncesi, salonun önünde toplananlara hitap etti. Partinin kampanya sürecinde meydanlarda dinleteceği ilk şarkı, AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları 5. Olağan Kongresi’nde kamuoyu ile paylaşıldı.

​Erdoğan’ın seçim kampanyasında kullanacağı şarkı şöyle:

‘Türkiye, dolara bağımlılıktan kurtulmak için altınlarını geri

Türkiye’nin altın rezervlerini artırması ve ABD’den altınlarını geri çekmesini değerlendiren Alman uzmanlar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkenin dolara bağımlılıktan kurtulması gerektiği yönündeki açıklamalarına dikkat çekti.

Sputnik’in aktardığı habere göre, Türkiye’nin altın rezervlerini önemli ölçüde artırdığını belirten Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Dünya Altın Konseyi’nin verilerine göre, Türkiye Merkez Bankası son bir yıl içinde rezervlerini iki kat artırarak 231.9 tona ulaştırdı. Eğer buna, rezervlerinin bir kısmını giderek zayıflayan TL olarak değil altın olarak tutan özel bankaların elindeki rezervler de eklenirse toplamda 25 milyar dolar değerinde yaklaşık 595.5 ton altın çıkıyor. Bu da Türkiye’deki döviz rezervinin yaklaşık dörtte birine tekabül ediyor” diye yazdı.

Diğer ülkelerin altın rezervleriyle karşılaştırılan Türkiye’nin bu alanda tüm dünyada 10’uncu sırada yer aldığını aktaran gazete, Ankara’nın altın rezervlerini artırmaya devam ettiğini belirterek, “Ülke, yıl başından bu yana, Erdoğan’ın izlediğine benzer strateji uygulayan Rusya’dan sonra en büyük ikinci artışı sergiledi. Moskova ve Ankara, altın alımları sayesinde başta dolar olmak üzere döviz rezervlerinden daha fazla bağımsız olmaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

‘TALEP YÜZDE 34 ARTTI’

Türk lirasının değerini kaybetmeye devam ettiğine dikkat çeken Alman gazetesi, bu bağlamda vatandaşların da altınla ilgilenmeye başladığını belirterek, “Yıl başından bu yana altın ürünlerine talep yüzde 34 arttı” dedi.

Deutsche Bundesbank’ın da son yıllarda ABD’den yaklaşık 300 ton ve Fransa’dan 374 ton altın geri çektiğini belirtilen haberde, şimdi bu altınların Frankfurt’ta tutulduğunu belirtilerek, “Bu karar, Alman altınının kaybolduğu ve devletin gerekirse bu altınlarına erişemeyeceği yönündeki tartışmalar ve şüpheler üzerine 2012’de alındı” dendi.

Almanya, 3 bin 372 ton 200 kg ile ABD’nin ardından en büyük altın rezervine sahip ikinci ülke.

Dinsizin hakkından imansız gelir

AKP rejimi, sadece gücünü değil, aklını ve ruhunu da yitiriyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, 20 Temmuz’da gerçek bir darbe icat eden Saray iktidarı, o tarihten itibaren ülkeyi kesintisiz olarak ve 7. kez uzatılan Olağanüstü Hal (OHAL) ile ‘yönetebilmeye’ çalışıyor. Topluma, hayata, insan yaşamına, umuda dair hiçbir önerisi kalmamış iktidarın, ‘tuhaf vaatler’ açmazına girebilecek kadar köşeye sıkışmış durumda olduğunu görmek zor değil. Beka sorunu için baskıyı, güvenlik sopasını, kutuplaştırmayı bir yönetim biçimine dönüştürenler, OHAL’i kaldırmayı öneriyor. Trajikomik!

Artık oyun kuramıyorlar
Bu durum iki şeyi aynı anda gösteriyor. Birincisi; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; güçlenen toplumsal muhalefet ve siyasal mutabakatlar karşısında ‘oyun kurabilme kabiliyetini’ kaybetmesi. ‘Yangından mal kaçırma seçimi’nin açıklanmasından hemen sonra, ilk kez yüzde ellinin ikna olabileceği tarzda bir karşı duruş sergileyen muhalefet, yaptığı doğru hamlelerle Erdoğan’ı kilitledi.

İnce’nin tutumu
Son olarak CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin, cezaevindeki ‘diğer aday’ HDP’li Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edeceğini açıklaması son derece kıymetli. Tutumun, HDP’li seçmende karşılığı büyük. Siyaset, ‘HDP vekilleriyle bir arada görünmek istemeyen parlementerlerden, toplumun refleks ve taleplerine uygun bir noktaya’ kısa zamanda taşındı. Bu Erdoğan’ın çizdiği sınırların dışına çıkmak, siyaseti “Biz belirleriz” diyebilmek iradesi.

Toplumsal muhalefetin gücü
Sadece, İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in değil, İnce’nin de ‘sonrasında’ nasıl bir yol izleyebileceği ayrı bir tartışma konusu. Toplumsal muhalefetin, “Biz Erdoğan’la bile başa çıkmışız, vız gelir…” özgüvenine ihtiyacı var. ‘Cumhur ittifakına’ karşı adı yeni konulan ‘Millet ittifakının’ bu aşamada topluma iyi geldiğini ve umut aşıladığını somut noktalarla ortaya koymak mümkün. Bu sadece Millet ittifakı değil, ‘Dinsizin hakkından imanız gelir’ hareketi.

Yine baraj endişesi
HDP’nin; CHP, İYİ Parti, ‘ona destek olacak Demokrat Parti’ ve Saadet Partisi’nin kurduğu ittifakın dışında bırakılması kırgınlık yarattı. Büyük bir risk taşıdığı da açık. Ne var ki her koşulda insan hakları ve demokrasiye bağlı, yeni bir yaşam arzusunda olan seçmen, ‘kırgınlığı baki kalsa da’ bu riski nasıl ortadan kaldırılabileceğini biliyor. Tıpkı 7 Haziran 2015’te olduğu gibi ‘HDP barajı geçer mi?’ tartışmasıyla birlikte büyük bir rüzgarın geldiği görülüyor. Artık ‘olamayana’ hayıflanmak sadece vakit kaybı. Bir Afrika atasözü ise “Aslan, ceylan, sırtlan ve zebra yan yana koşuyorsa, panter baraja takılabilir” diyor. HDP rüzgarının artması yönündeki katkıya ‘aslan payını’ ise Demirtaş cezaevinden veriyor.

Demirtaş etkisi
Sadece gülümseyen fotoğrafları değil kurguladığı sosyal medya paylaşımları da Erdoğan açısından büyük keyif kaçıracak samimiyette.

“Neyine güvenerek cezaevinden aday oldun diyenlere; cezaevindeki hücremde yaptığım ankette hep % 100 ben çıktım. Şaka şaka, bir defasında kendime kızıp oy vermeyince % 50 çıkmıştım.”

Bu emsal bile; yaşama tek bir pencereden bakan, halkın iradesini kendi beka sorununa indirgeyen, renksiz bir lider için kabus sayılabilir. Çıldırtır mı, çıldırtır! Bu da başka bir taraftan ve Demirtaş’tan alışık olduğumuz tarzda, ‘dinsizin hakkından imansız gelir’ tavrının bir parçası.

Kavgadan yorulan toplumun cebi de delik
Erdoğan’ın köşeye sıkıştığını gösteren bir diğer şey, kendi kitlelerindeki rahatsızlığın da belirginleşmesi. Demek ki; 21. yüzyılda sadece rakiplerini ‘terörize ederek’, kırarak, dökerek, tehdit ederek, ezerek yönetebilmek ancak geçici bir süre zarfında geçerli olabiliyor. Artık o sürenin dolmuş olduğu ortada. Bu yalnızca AKP’nin metal yorgunluğu değil, tahrip ettiği tüm toplumun bitkinliği. Yorulan kitlelerin, bir enkaza dönmüş, içi boşalmış yapıyı artık omuzlarında taşıması zor. Gerginlikten, çatışma halinin bir yaşam biçimine dönüşmesinden, sertlikten bıktığı açıkça görülen kitleler, gün geçtikçe dibe vuran ekonominin de muhasebesini tutuyor. Suni kavgalar, hamaset karın doyurmuyor!

Ruhunu da kaybetti
Haksızlık algısı ve adalet isteği de belirleyici. AKP’nin kaybetmekte olduğu ruhunu, Bölge’den bir örnekle açıklamak mümkün. Eleştirilerini saklı tutmakla birlikte her seçimde AKP’yi destekleyen Hüda-Par’ın bu kez HDP ile ittifak yapacağı ileri sürüldü. Hüda-Par, Hizbullah’tan yasal bir yapıya dönüşen parti. Seçimlerde ne belirleyiciliği ne de kilit bir rolü var. Ancak temayülleri, mütedeyyin seçmene yön veriyor. Hüda-Par, bu iddiaları yalanlayıp son anda yönünü değiştirse bile AKP açısından işlerin ne kadar zor yürüdüğüne ilişkin bir işaret veriyor.

AKP’nin kaybettiği 3. seçim olur
‘Seçim güvenliği’, ‘seçim sonrası’ ve ‘meşruiyetin’ en az seçim kadar tartışılması, iktidarın çoktan kaybettiğini gösteriyor. Aslında 24 Haziran; AKP’nin, 7 Haziran 2015 ve 16 Nisan 2016’nın ardından kaybettiği 3. seçim olacak. Bu kez her ne olursa olsun, ortaya çıkacak tablonun kurumsallaşacağını ise herkes biliyor.