Tarafsız Habercilik

Türkiye’nin büyüme öyküsü masaya yatırılıyor

İktisat ve Toplum Dergisi (İTD) Okur Kulübü’nün düzenlediği “2000 Sonrası Türkiye’nin Büyüme Öyküsü” paneli 8 Haziran’da gerçekleşiyor.

Moderatörlüğünü İTD Editörü Prof. Dr. Ömer Faruk Çolak’ın yapacağı panelde; Prof. Dr. Erinç Yeldan (Bilkent Üniversitesi), Prof. Dr. Güven Sak (TOBB Üniversitesi) ve Doç. Dr. İbrahim Semih Akçomak (ODTÜ) Türkiye’nin büyüme öyküsünü tartışacak. İTD Okur Kulübü, 8 Haziran’da TAKSAV’ın katkılarıyla düzenleyeceği “2000 Sonrası Türkiye’nin Büyüme Öyküsü” panelinde Türkiye’nin büyüme öyküsündeki temel taşları; borçluluk, sanayisizleşme, inovasyon, inşaat, işsizlik, eğitim, hukuk ve sabit sermaye yatırımları gibi farklı konu başlıkları ile ele alacak. Saat 18.30’da TAKSAV’da düzenlenecek panele katılım herkese açık ve ücretsiz.

Japon kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye’nin notunu negatife çekti

Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, Türkiye’nin görünümünü negatife indirdi. R&I’ın açıklamasında Türkiye’nin kronik olarak açık verdiği, ulusal rezervlerin kısa vadeli borçlardan çok daha az olduğu belirtildi.

Dünya gazetesinin aktardığına göre, Japon kredi derecelendirme kuruluşu R&I, ulusal politika duruşunda belirsizlikle birlikte ekonominin global finansal piyasalardaki oynaklığa daha kırılgan hale gelebileceği yargısına vararak Türkiye’nin kredi notu görünümünü negatife indirdiğini duyurdu.

Türkiye’nin cari işlemler hesabının kronik olarak açık verdiğini ve uluslararası rezervlerin kısa vadeli borçlardan çok daha az olduğunu belirten R&I, “Hükümet, makroekonomik istikrarı sağlayacak tedbirler almaya güçlü bağlılık göstermedikçe, ekonomi ve mali pozisyon global ekonomik trendler ve finansal ortamda değişimler sırasında sermaye çıkışları veya Türk Lirası’nda değer kaybı tarafından gerilebilir” değerlendirmesini yaptı.

R&I, Türkiye’nin bütçe açığının küçük ve kamu borcunun düşük olmaya devam ettiğine, finansal sistemin güçlü olduğuna işaret ettiği değerlendirmesinde, ekonominin genel olarak istikrarlı bir büyüme patikasında olacağı öngörüsü ile yabancı para cinsinden kredi notunu BB+ olarak teyit etti. Yapılan değerlendirmede, “Başkanlık ve parlameto seçimleri sonrasında göreve gelecek yeni başkanın politika yönünün ne olacağını yakın dikkat gösterilecek” ifadeleri de yer aldı.

CHP’li Altıok’tan kitabını sansürleyen D&R’a tepki: Sansürü anlattığım kitabım sansüre uğradı

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk’ün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla, D&R mağazalarının Turkuvaz Grup’a satışından sonra aralarında Turan Dursun, İbrahim Kaboğlu, Orhan Gökdemir ve Zeynep Altıok’un kitaplarının raflardan kaldırıldığı ortaya çıktı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’tan konuyla ilgili tepki geldi.

Yaşanan sansürle ilgili yazılı basın açıklaması yapan Altıok, D&R mağazalarındaki uygulamanın açık bir şekilde ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu belirtti. Zeynep Altıok açıklamasında “sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu! Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır” dedi.

Turkuvaz'a satılan D&R'da sansür başladı Turkuvaz’a satılan D&R’da sansür başladı

Altıok’un açıklamalarında öne çıkanlar şu şekilde;

BU YASAK VE SANSÜR KİTABIMI TEYİT ETMİŞ OLDU

İçi Boşaltılan Laiklik ve Cumhuriyet kitabımın içeriği ile ilgili olarak “AKP’nin 16 yıllık iktidarında sosyal, siyasal ve kültürel hayatta laiklik ve aydınlanma değerlerine yönelik saldırılar eşi benzeri görülmemiş şekilde arttı. Bu organize saldırılar ile ilgili yaratılan algı; bu saldırıların bireysel olduğuydu. Oysa gerçek hiç de öyle değil. Yavaş yavaş kuşatılan Cumhuriyetin çağdaş değerleri her gün organize bir şekilde törpüleniyor” demiş ve verilerle saldırının boyutlarını ortaya koymuştum. D&R mağazalarının yandaş bir guruba satılmasından hemen sonra uygulanan bu yasak ve örtülü sansür maalesef bizi bir kez daha teyit etmiş oldu. Yani sanata, kültüre ve yazarlara olan baskıyı ve sansürü de anlattığım kitabım da sansüre uğramış oldu!

SANSÜR GERİCİ VE BASKICI İKTİDARLARIN EN SIK BAŞVURDUĞU YILDIRMA ARACI

Kitap ve sanat eserlerine yönelik yasaklama/sansür, tarih boyunca baskıcı ve gerici iktidarların en sık başvurduğu yıldırma ve vazgeçirme aracı olmuştur. Kendi düşüncesini/fikrini/ideolojisini/yaşam tarzını benimsemeyen herkese, her söyleme, her düşünceye, her sanat eserine kuşkuyla yaklaşan yasakçı zihniyetler; heykeli, resmi, sinemayı, tiyatroyu, gazeteyi, kitabı yasaklayıp kriminalize ederek gücünü devam ettirmek ister. Fakat yasakların, yok saymaların, baskıların, gizli ve açık sansürlerin fikir ve ideolojileri öldürmediği gibi bu uygulamaların da çözüm olmadığı tarihsel deneyimlerle mevcuttur. İnsanlık tarihi göstermiştir ki, düşünceler ancak başka bir düşünceyle yenilir.

BİLİM SANAT VE ÖZGÜR DÜŞÜNCE ÖNÜNDEKİ ENGELLER 25 HAZİRAN’DA SON BULACAK

16 yıldır “kültürel iktidarını” yaratamayan AKP iktidarı ve onun uzantıları, bunun önündeki en büyük engel olarak özgür düşünceyi, kültür ve sanatı görüyor. Geçen yıl Danimarka merkezli ifade özgürlüğü organizasyonu Freemuse tarafından açıklanan sanata ve sanatçılara yönelik sansür, saldırı ve hak ihlalleri raporuna göre Türkiye 7. sırada Kuveyt, Çin, Mısır, Hindistan, Rusya, Pakistan ve İran’la aynı ligde yer alıyor. Bu liste bile AKP Türkiye’sinde kültür ve sanata yönelik saldırıları açıklamak açısından yeterli. Sansür sadece yasalarla ve devlet/iktidar tarafından değil, farklı aktör ve farklı yöntemlerle de uygulanabilir. Bu anlamda D&R mağazalarındaki uygulama açık bir şekilde sansür ve aynı zamanda ifade özgürlüğü hakkının ihlalidir. Oysa ifade özgürlüğü, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve anayasamıza göre demokrasinin vazgeçilmez koşuludur. Siyasal ve ideolojik olarak tükenmiş AKP iktidarı ve uzantısı olan yandaş sermaye sadece ömrünü biraz daha uzatmaya çalışmaktadır. Fakat ne olursa olsun 25 Haziran sabahı bu durum son bulacak, bilim, sanat ve düşünceyi özgür kılacak yeni bir anlayış Türkiye’yi kucaklayacaktır. Sanata, kültüre, bilime ve özgür düşünceye olan inanç ve aydınlık Haziran umuduyla…

TTB: “TAMAM” diyoruz

BirGün/Ankara

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 24 Haziran seçimleri öncesinde “Aydınlık Bir Gelecek İçin Sağlık Alanına İlişkin Taleplerimiz” başlığıyla bir açıklama yaparak, yeni dönemde sağlık alanında gerçekleştirilmesini bekledikleri taleplerini açıkladı.

TTB Merkez Konseyi üyelerinin de katıldığı toplantıda konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın (SDP) uygulamaya başlanmasından bu yana geçen 15 yılda ve buna ek olarak 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL ile birlikte sağlık alanında yaşanan sorunları özetledi. SDP’nin Türkiye sağlık ortamını olumsuz etkilediğini, birçok yeni soruna yol açtığını, Genel Sağlık Sigortası Sistemi’nin (GSS) gençleri ve işsizleri sağlıkta yoksun bıraktığını, daha çok hasta görme, daha fazla işlem yapma üzerine kurulan performans sisteminin sağlık hizmetlerinde niteliği düşürdüğünü ve sağlık çalışanlarını tükenme noktasına getirdiğini anlatan Tükel, OHAL ile birlikte bunlara ihraç edilen ve güvenlik soruşturmaları nedeniyle atanamayan hekimlerin sorunlarının eklendiğini kaydetti.

Tüm olumsuzluklara son verilmeli

“OHAL altında, emekçilere düşük ücretin, ağır çalışma koşullarının dayatıldığı, işçi kıyımlarının gerçekleştiği, taşeronlaşmanın, esnek ve güvencesiz çalışmanın hâkim hale getirildiği, hekimlik değerlerinin yok sayıldığı, halkın sağlık hakkının gasp edildiği bir dönemde seçimlere gidiyoruz” diyen Tükel, TTB olarak yeni seçilecek hükümetten karşılanmasını bekledikleri sağlık alanına ilişkin taleplerini sıraladı.

Performans, döner sermaye, GSS ve şehir hastanelerinden vazgeçilmesi gerektiğini belirten Tükel, yeni tıp fakültesi açılmaması, asgari standart ve koşulları sağlamayan tıp fakültelerinin tıp eğitimi verme yetkisinin kaldırılması gerektiğini kaydetti. Tükel, OHAL’in kaldırılması ve OHAL ile birlikte sağlık alanında yaşanan tüm olumsuzluklara son verilmesi gerektiğini vurguladı.

“TAMAM” diyoruz

TTB tarafından hazırlanan, fiili hizmet zammı, sağlık alanında şiddetin önlenmesi ve hiçbir bilimsel dayanağı bulunmayan aşı reddinin önlenmesi için hazırlanan yasa değişikliği önerilerinin altını çizen Tükel, bölünen üniversitelerin birleştirilmesini, “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması dolayısıyla TTB Merkez Konseyi üyelerine açılan soruşturmaların geri çekilmesini istedi. Tükel, sözlerini şöyle tamamladı: “Sağlıklı bir toplum için, barışın egemen olduğu, özgür, demokratik ve laik bir ülke için, işçilerin, emekçilerin ve tüm halkımızın, kendilerini ilgilendiren her konuda söz, yetki ve karar hakkının olduğu bir geleceğe TAMAM diyoruz. Oyumuza sahip çıkacağız, oyumuzu demokrasiden, emekten, barıştan, özgürlüklerden yana kullanacağız.”

İtalya’da eski IMF yöneticisine hükümet kurma görevi

İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella hükümet kurma görevini Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) eski üst düzey yöneticisi Carlo Cottarelli’ye verdi. Cottarelli İtalya’da seçimlerin bu yıl sonbahar ya da 2019 yılı başında yapılacağını açıkladı.

İtalyan ekonomist parlamento çoğunluğunun kendisine destek vermesi halinde hükümeti kuracak, 2019 yılı bütçesini yapacak ve ülkenin gelecek yılın başında seçimlere gitmesini sağlayacak. Parlamentonun bu desteği vermemesi halinde ise İtalya’da seçimler, Cottarelli’nin ifadelerine göre “Ağustos’tan sonra” düzenlenecek. İtalya’da erken seçimin en erken Eylül ayında yapılabileceği ifade ediliyor.

Cottarelli’nin parlamentoda çoğunluğun desteğini alamayacağı ve hükümeti kuramayacağı tahmin ediliyor. Popülist Beş Yıldız Hareketi ve göçmen karşıtı Lig partisi daha önce teknokratlardan oluşacak bir hükümete parlamentoda onay vermeyeceklerini duyurmuştu. İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi’nin partisi Forza Italia da henüz aday gösterilmeden önce Cottarelli’ye destek vermeyeceğini açıklamıştı.

Cottarelli kimdir?

Lisans eğitimini Siena Üniversitesi’nde iktisat ve bankacılık alanında yapan Carlo Cottarelli, yüksek lisansını London School of Economics’te tamamladı. Bank of Italy ve petrol şirketi Eni’de 7 yıl araştırma pozisyonlarında çalışan Cottarelli, IMF’de 25 yıl görev yaptı. Cottarelli 2008-2013 yılları arasında kurumun mali işler departmanı direktörlüğü görevini üstlendi. Para politikaları, sermaye piyasaları ve mali konular Cottarelli’nin uzmanlık alanları arasında.

“İtalyan Ekonomisi’nin 7 Büyük Günahı” başlıklı bir kitabı bulunan Cottarelli, bu günahları yolsuzluk, vergi kaçırma, bürokrasi, adaletin yavaş işlemesi, düşük doğum oranı, kuzey ile güney arasındaki uçurum ve Euro’yu kabul etmekte zorlanma olarak sıralamıştı. İtalyan ekonomist, son dönemde popülist Beş Yıldız Hareketi ile Euro karşıtı Lig partisinin mali politikalarını değerlendirmek üzere sık sık televizyon ekranlarında yer alıyordu.

İtalya‘da hükümet krizi

İtalya’da 4 Mart’ta yapılan genel seçimlerde popülist Beş Yıldız Hareketi, yüzde 32 oranında oy alarak parlamentodaki en güçlü parti oldu. Euro ve göç karşıtı Lig partisi ise seçimlerde oy oranını yüzde 17’ye çıkarmayı başardı. İki partinin koalisyon kurma çabası Avrupa’da endişeyle karşılanmıştı.

İtalya Cumhurbaşkanı Mattarella, iki partinin getirdiği hükümet teklifine Euro karşıtı görüşlere sahip 81 yaşındaki Paolo Savona’nın koalisyon hükümetinde ekonomi bakanı olarak görevlendirilmesi gerekçesiyle karşı çıkmıştı. Matarella söz konusu ismin İtalyanların tasarruf ve yatırımlarını riske sokacağını savunmuştu.

“Pozisyonumuza dair belirsizlik İtalya’da ve yurtdışında yatırımcıları ve tasarruf sahiplerini alarma geçirdi” diyen Mattarella “Euro üyeliği temel bir karardır. Eğer bunu tartışmak istiyorsak bunu ciddi bir biçimde yapmalıyız” demişti. Bunun üzerine Beş Yıldız Hareketi’nden hukuk profesörü Giuseppe Conte, hükümet kurma görevini Cumhurbaşkanı’na iade etmişti.

Macron’dan İtalyaCumhurbaşkanı‘na destek

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron İtalya Cumhurbaşkanı’nın aldığı karara destek verdi. Macron iki partinin hükümet önerisini reddeden İtalya Cumhurbaşkanı’nın “hayati öneme sahip demokratik bir rol” oynadığını belirterek Avrupa projesi için İtalya’ya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Macron “Cesaret ve büyük bir sorumluluk duygusuyla ülkesinin kurumsal ve demokratik istikrarını korumak için hayati bir görev üstlenen Cumhurbaşkanı Mattarella’ya desteğimi ve saygılarımı ifade etmek isterim” dedi. DW Türkçe

FT’den ‘lira’ analizi: Türk bir yetkili, ‘Danışmanları, bir grup gerizekalı ve dalkavuktan oluşuyor’ dedi

Finans piyasalarının yakından takip ettiği Financial Times (FT) gazetesi, dolar kurunun lira karşısında rekor kırmasını “Liradaki düşüş Türkiye’yi faiz artırımına zorladı” başlığıyla sürmanşetinden verdi ve konuyla ilgili hem bir haber/analiz hem de başyazı yayınladı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre FT, “Akıllı bir otokrat, neyi kontrol edemeyeceğini bilir” başlıklı başyazısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın piyasaların faiz artırım talebine karşılık vererek doğrusunu yaptığını belirtti ve şu ifadelere yer verdi:

“Erdoğan, küresel finansın seyrinin ne derse ona göre hareket etmeyeceğini öğreniyor. Akıllı bir yönetici, politikalarını da değiştirmeyi bilmelidir.

“Faizlerin yükseltilmesi doğru bir karardı. Başka benzer adımlar atmak durumunda da kalabilir.”

ABD’de faiz artırım beklentilerinin doları güçlendirmesi ve Türkiye’de de Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik kaygılar liranın son günlerde ciddi değer kaybına uğramasına neden oldu. Dolar/TL kuru, dün 4.92’nin üzerine çıkarak tüm zamanların en yüksek düzeyini gördü.

Lira, yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 20 değer kaybederek, dolar karşısında en fazla gerileyen gelişmekte olan ülke para birimleri arasında yer aldı.

FT, başyazısında, liradaki düşüşün önlenememesi halinde 2001 yılındaki kriz öncesi görülen “eski kötü günlerin” yeniden yaşanabileceği uyarısında bulundu:

“Söylemeye dahi gerek yok, Erdoğan’ın otokratik yönetimi altında Merkez Bankası’nın bağımsızlığı düşüncesi de çok uzun bir zamandır geçerliliğini kaybediyor. Hassas konularda karar verme gücü yalnızca kendisinde.

“Uzun bir zamandır, para birimindeki değer kaybına verilecek en bariz yanıt olan sert bir faiz artırımı seçeneğini hayata geçirmekten kaçınıyordu.

“Bu direnç, kısmen ideolojik nedenlerden kaynaklanıyor. Erdoğan, faizi ‘tüm kötülüklerin anası ve babası’ olarak tanımlıyor.

“Ancak bu direncin siyasi nedenleri de var. Gücünü pekiştirme planlarının başarıya ulaşması, Kasım 2019’da olması gerekirken 24 Haziran 2018 tarihine çektiği cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin her ikisini birden kazanabilmesine bağlı.

“Bu siyasi kumar, liradaki düşüşün hızlanmasıyla birlikte giderek riskli bir hal alıyor.”

“Esas soru artırımın yeterli olup olmayacağı”

FT yazıda, Türkiye’deki yüksek enflasyon, cari açığın finansmanı için yabancı sermaye girişine duyulan ihtiyaç ve kurdaki yükselişin döviz borcu olan şirketler üzerine yarattığı baskılar gibi ekonomiye yönelik bir dizi ciddi riskin sürdüğüne dikkat çekti:

“Tüm bu risklerin ışığında harekete geçilmesi şarttı. Esas soru Merkez Bankası’nın ‘geç likidite penceresinde’ yaptığı 300 baz puanlık faiz artımının yeterli olup olmayacağı.

“Bunun alternatifleri döviz rezervlerini kullanmak ve sermaye kontrollerine başvurmak olur. Sermaye kontrollerine başvurmak ülkeye fon girişini azaltır.

“Türkiye’nin döviz rezervleri Nisan ayı sonu itibariyle 85 milyar dolar olduğundan dolayı ilk seçeneğe başvurmak mümkün görünüyor. Ancak Ağustos 2016’dan bu yana rezervler 17 milyar dolar azaldı. Rezerv kullanımının da bir sınırı var.

“Para biriminin zayıflığı, Erdoğan’ın Türkiye’nin finans piyasalarının güvenini kaybetmesine neden olan alışılmadık görüşleri ve dengesiz politikalarına yönelik yüksek sesli bir uyarı oldu.

“Finans piyasaları, hapse attığı bahtsız gazeteciler gibi değildir. Beğensin ya da beğenmesin, piyasaların olumlu düşünmesine ihtiyacı var. Bunu geri kazanabilmesinin yolu da gerçekçi ve aklı başında politika yapmaktan geçiyor.”

Bir Türk yetkili: Erdoğan’ın danışmanları bir grup gerizekalı ve dalkavuk

FT, başyazısının yanı sıra liradaki değer kaybıyla ilgili “Döviz krizi, Erdoğan’ın kuşatma altında olduğu düşüncesini derinleştiriyor” başlıklı bir de haber/analize sayfalarında yer verdi.

Gazetenin Ankara muhabiri Laura Pitel imzasıyla yayınlanan yazıda, Erdoğan’ın ekonomi kurmayları arasında “az sayıda kalan piyasa dostu” isimlerin liradaki düşüş karşısında dikkat çekici derecede sessiz kaldıkları belirtildi.

Haberde, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın liradaki düşüşün “yurt dışı kaynaklı bir operasyon” olduğuna dair sözlerine yer verildi ve şöyle devam edildi:

“Albayrak’ın son yıllarda cumhurbaşkanının en yakın kurmaylarından birine dönüşmesi, cumhurbaşkanlığı sarayındaki kuşatılma hissinin giderek arttığının da bir sembolü oldu.

“Analistler ve yetkililer, Türk siyasetine ağırlığını koyduğu 15 yıllık süre boyunca karşı karşıya geldiği hem gerçek hem de hayali tehditlerin, Erdoğan’ı kendisine yalnızca duymak istediklerini söyleyen kapalı bir grup insanın içine çekilmek zorunda bıraktığını söylüyor.

“Türk bir yetkili, ‘Danışmanları, bir grup gerizekalı ve dalkavuktan oluşuyor’ dedi ve ‘Artık aklıbaşında tavsiyeleri dinlemez oldu’ diye ekledi.”

Haberde, “hükümetin en kıdemli ekonomi yetkilisi” olarak tanımlanan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in liradaki sert düşüşün ardından yalnızca sağduyulu politikaların galip geleceğini “umduğunu ve buna inandığını” söylediği İngilizce bir Twitter mesajı attığı ve bundan sonra da Merkez Bankası devreye girene kadar “hayvan videosu ve Galatasaray’ı tebrik eden bir mesaj haricinde lira hakkında tek kelime dahi etmediği” ifade edildi.

Haberde, Şimşek’in sesinin “cumhurbaşkanının ekonomi ekibinin içindeki daha eksantrik kişiler” tarafından bastırıldığı belirtildi. Bu isimlerden birinin Yiğit Bulut olduğu vurgulandı.

Yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Piyasalar, erken seçim ilan edilmesinin ardından 24 Haziran’daki seçimlerin siyasi belirsizliği bitireceği ve çok ihtiyaç duyulan reformların hayata geçirilmesini sağlayacağı beklentisiyle yükselişe geçti.

“Ancak, Erdoğan, bu ay içerisinde Londra’ya yaptığı bir ziyaret sırasında faiz oranlarının yükseltilmesinin zararları hakkında yatırımcılara nutuk çekti ve ekonomi politikalarını daha fazla kontrol edeceğini söyledi.

“Londra merkezli bir danışmanlık şirketinden bir analist, ‘Bu, gerçek bir dönüm noktası oldu… Yatırımcılar uzun yıllardır bu hükümetin iş dünyası yanlısı olduğuna inanıyordu. Ama şimdi bana, (Erdoğan’ın) bu söylediklerine gerçekten inanıp inanmadığını sormaya başladılar’ dedi.

“Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, cumhurbaşkanının seçimlerde oylarını artırmak için ulusal bir kriz varmış duygusu yaratmak adına bilinçli bir şekilde liradaki değer kaybına izin verdiğini öne sürdü.

“Nedeni ne olursa olsun, ekonomistler cumhurbaşkanının ülkeyi resesyonun eşiğine sürüklediğini düşünüyorlar.”

CHP’li Erdoğdu: Döviz alım-satım işlemleri incelensin

CHP’li Aykut Erdoğdu, partisinin genel merkezinde son günlerde döviz kurundaki yaşanan hareketlilik nedeniyle basın toplantısı düzenlendi.

Kurda büyük bir dalgalanma yaşandığını söyleyen Erdoğdu, dolar kurunun şu an 4.70 seviyelerinde olduğunu söyledi. Türkiye ekonomisinin bu dalgalanmadan çok büyük zarar gördüğünü belirten Erdoğdu, “Döviz kurundaki bu dalgalanmanın önemli yapısal sebepleri olduğunu biliyoruz, ancak döviz kurundaki dalgalanmayı başlatan en önemli sebebin ülkemizdeki otoriter tek adamın Londra’da iktisat biliminin en basit teorisi olan faiz teorisine, fon yöneticileri karşısında karşı çıkması dolayısıyla ülkemizi ilgilendiren uluslararası bir panik yaşanmış ve döviz kuru hızla yukarı doğru tırmanmıştır” dedi.

“Sürekli bir üst akıldan, sürekli bir dış güçlerin operasyonundan bahsedilmektedir” diyen Erdoğdu, “Biz sürekli şunu soruyoruz. Bu üst akıl nedir, nasıl operasyon yapıyor. Dış güçlerle kastettikleri nelerdir. Eğer gerçekten samimiyseler, biz bu mücadelede iktidarın yanında durmaya hazırız. Ama bizim gördüğümüz gerçekler biraz daha farklı. Arkadaşlar, Türkiye’nin 453 milyar dolar dış borcu var. Üstelik bunun 185 milyar doları bir yıldan kısa vadeli” diye konuştu.

Hükümetin ekonomide önlem almada geç kaldığını ifade eden Erdoğdu, “Bu geç kalmanın sebebini anlamıyoruz. Döviz kuru aşırı dalgalandığında hükümetten sadece Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi bir açıklama yapıyor. Yaptığı açıklama dalgalanmayı düşüreceğine, dalgalanmayı daha da yükselten bir açıklama yapıyor. Merkez bankasının eli kolu bağlanmış durumda” şeklinde konuştu.

‘İLK YAPILMASI GEREKEN OHAL’İ KALDIRMAKTIR’

“Türkiye ekonomisini bu kötü halden kurtarmanın ilk yolu siyasidir” diyen Erdoğdu, şöyle konuştu:

“453 milyar dolar dış borcu olan bir ülke, dış kaynağa aşırı muhtaç bırakılmış bir ülkede şu an itibariyle hukuk güvenliğinin olmadığı, tek adam yönetimi altında yabancı yatırımcılar ülkemize girmekte çekince göstermektedir. Çünkü OHAL koşulları altındaki bu ülkede yatırımların güvenliği risk altındadır. Hukuk güvenliği kalmamıştır. Onun için ilk yapılması gereken derhal OHAL’i kaldırmaktır. OHAL bugün kaldırılmış olsa, faiz oranlarında çok kısa bir süre içerisinde 5 puana yakın iniş sağlanabilir. Döviz kurunda yüzde 10-15 OHAL kaldırıldığı günden itibaren bir ay içerisinde düşüş bekleyebilirsiniz. Çünkü mevcut OHAL koşulları, yabancı yatırımcıları çok korkutuyor. Bunu bize söylüyorlar, bildiriyorlar. Şu an itibariyle Türkiye’ye sağlıklı bir sermaye girişi yoktur. Bu yüzden Türkiye ekonomisinin önündeki tek umut 24 Haziran seçimleridir.”

‘DÖVİZ ALIM VE SATIM İŞLEMLERİNİN İNCELENMESİNİ İSTİYORUZ’

Kurun aşırı oynak olduğu günde Merkez Bankası’nın saat 17.00’ye kadar müdahale etmek için beklediğini söyleyen Erdoğdu, “Bu sürede Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından döviz alım ve satım işlemlerinin incelenmesini istiyoruz. Yüksek tutarlı döviz alarak veya satarak faiz kur farklı elde edenlerin MASAK Başkanlığı tarafından tespit edilmesini istiyoruz. Eğer bir üst akıl varsa, eğer bir oyun söz konusu ise bu işlemlerden ortaya çıkacaktır. Onun için ‘dış güçlerin oyunu, üst aklın oyunu’ diyenlerden bize bunu piyasanın normal kuralları içerisinde, hatta kriz kuralları dışarısında döviz alıp satarak belki de merkez bankasının faiz yükselteceğini önceden bilerek, saatlik hatta dakikalık işlemlerle kimlerin zengin olduğunu açıklanmasını istiyoruz” dedi.

Prof. Dr. Korkut Boratav: Türkiye ya kurallara uyacak ya da cezalandırılacak

Prof. Dr. Korkut Boratav, Türkiye ekonomisinde yaşananları ve döviz kurlarında yaşanan rekor artışı değerlendirdi. Boratav, “Kurallara uymaya razı olursanız, teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır” dedi.

Cumhuriyet’e konuşan Prof. Boratav’ın değerlendirmeleri şöyle:

Şu anda dünyaya hâkim olan finans kuralları şunlar:

1- Merkez Bankası’nın kesin bağımsızlığı.

2- Enflasyon üzerinde faiz oranını belirleyen sıkı para politikası.

3- Döviz fiyatları dalgalanmaya bırakılacak, Merkez Bankası müdahale etmeyecek.

4- Hepsinin temeli olan ana kural sermaye hareketleri serbest bırakılacak.

Şimdi bu kurallar finans kapitalin hakimiyetini sağlayan kurallardır. Bununla baştan kavga etmeniz mümkün. Yani ‘sermaye hereketlerini kontrol edeceğim’ diyerek meydan okuyabilirsiniz. Türkiye bundan 1989’da vazgeçti. Serbest bıraktı. İkincisi döviz kurunu kontrol edebilirsiniz. Türkiye bundan da Kemal Derviş döneminde 2001’de vazgeçti. 2002 sonunda iktidara gelen AKP de aynı kuralları kabul etti. Şimdi buna ya uyacaksınız ya da cezalandırılacaksınız.

Nedir cezalandırma? Fon girişleri durur. Krediler pahalılaşır ya da ana parayı tahsil etmeye başlar bankalar. Bu da döviz krizine sürükler. Sonuç, kurallara uymaya razı olursanız, teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır.

Cumhurbaşkanı bu kurallara uyma niyetinde olmadığını çeşitli vesilelerle söylüyor. Fakat söylem ortalığı karıştırıyor. Ne söylüyor: ‘Yurtdışına para kaçıranlara vergi uygulanacak. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak Merkez Bankası bağımsızlığına tabi olmak zorunda değildir. Son olarak da faiz bütün kötülüklerin anasıdır, düşürmek lazım.’

Bunlar kurallara itiraz anlamına geliyor ama temel kural korundukça yani sermaye hareketlerinin korunması halinde mümkün değil. Cezalandırılırsınız.

Sosyal medyadaki ‘Halkbank’ paylaşımları hakkında soruşturma başlatıldı

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, ABD’de karara bağlanan davada ceza almadığı halde sosyal medya hesaplarında Halkbank’ın ceza aldığına ilişkin paylaşımda bulunlar hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamada, “Türkiye Halk Bankası A.Ş. vekilleri tarafından Cumhuriyet Başsavcılığımıza müracaatla Türkiye Halk Bankası A.Ş.’nin 16 Mayıs 2018 tarihinde ABD’de karara bağlanan davada taraf olmadığı gibi mahkeme tarafından da banka hakkında alınmış herhangi bir idari veya mali karar bulunmadığı, ABD’nin uluslararası yaptırım kararlarını takip eden yetkili kurumları tarafından Halk Bankası A.Ş.’ye herhangi bir ceza bildirilimde bulunulmadığı belirtilmiştir” denildi.

Ancak sosyal medyada Türkiye Halk Bankası A.Ş.’nin ceza aldığı yönünde yanıltıcı paylaşımlar yapıldığı belirtilen açıklamada, “Türkiye’nin önemli kurumlarından biri olan Türkiye Halk Bankası A.Ş.’nin güven ve itibarını sarsacak nitelikte bu haber ve yorumların 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun ‘İtibarın Korunması’ başlıklı 74. hükmüne aykırı olduğu gibi aynı kanunun 158 maddesi hükmü ve 6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun ‘Piyasa Dolandırıcılığı’ başlıklı 107. hükmü uyarınca da suç teşkil ettiğinden bahisle ihbarda bulunulması üzerine, ihbara konu tüm eşlemlerin tespiti ile failler hakkında yasal gereğinin yapılmasına yönelik olarak Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır” ifadeleri yer aldı.

Alman basını: Türkiye IMF’ye başvurmak zorunda kalabilir

Türk Lirası’nın hızla değer kaybetmesine Alman basının haber ve yorumlarında geniş yer veriliyor. Haberlerde lira düşerken enflasyonun fırlamasının Türkiye ekonomisi için felaket anlamına geldiği, kur dalgalanmalarının Erdoğan’ın seçimi kaybetmesine yol açabileceği ve Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kapısını çalmak zorunda kalabileceği dile getiriliyor. Lira krizi karşısında Erdoğan’ın çaresiz kaldığını yazan Die Welt gazetesinde şu satırlara yer veriliyor:

“Türk Lirası yılbaşından bu yana dolar karşısında yüzde 22 oranında geriledi. Pesosu yüzde 24 oranında eriyen Arjantin Uluslararası Para Fonu’ndan yardım istemek zorunda kalmıştı. Arjantin gibi Türkiye de düşen liranın enflasyonu kızıştırması kadar kredi itibarını zedelemesinden de muzdarip. Türk şirketlerinin dolarla borçlanmış olması da ek bir dezavantaj. Dolar pahalandıkça özel borçlar kabarıyor ve Türkiye ekonomisi mahvoluyor. Uzmanlara bakılırsa Türkiye de sonunda Para Fonu’na sığınmak zorunda kalacak.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (FAZ) Lira kriziyle ilgili haberinde derecelendirme şirketi Fitch’in “sermaye kaçışının merkez bankasının bağımsızlığını kaybetme tehlikesiyle bağlantılı olduğu” şeklindeki uyarısına yer veriliyor. Haber şöyle devam ediyor: “Merkez bankası sıkı para politikasında ısrar ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faizlerin düşeceğini açıklaması yatırımcıyı paniğe sevk etti. Analiz uzmanları faiz – enflasyon dengesi açısından merkez bankası faizinin 7 Haziran’dan önce 4 puan arttırılması gerektiğini ve ekonomi politikalarına güvenirlik kazandırabilmesi için Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na başvurmasının gerekebileceğini belirtiyorlar. Türkiye’nin yüksek büyüme hızını teşvik ve kredilerle finanse etmesinin aşırı ısınmaya yol açtığı da aktarılan görüşler arasında.”