Tarafsız Habercilik

Üzüm-Sen: Üreticiyi yok sayanlara TAMAM diyoruz

Üzüm Üreticileri Sendikası (Üzüm-Sen) Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Raporu’nun, üzüm üreticilerinin sorunlarını çözmeye dönük değil; uygulanan tarım ve enerji politikalarını aklamaya yönelik olduğunu bildirdi.

Yapılan yazılı açıklamada Çobanoğlu, “Forumlardaki konuşmalardan oluşturduğumuz üzüm üreticilerinin raporunu gerek TBMM’de grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerine gerekse de komisyon üyesi milletvekillerine ilettik. TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu Raporu’nu okuduğumuzda gördük ki, AKP’li üyeler komisyon raporunu yazarken komisyon üyesi diğer milletvekillerinin uyarılarını da dikkate almamış, üzüm üreticilerini ve üzüm üreticilerinin sorunlarını görmezden gelmiş, üzüm üreticilerinin önerilerini ve hükümetlerin bu sorunlardaki payını yok saymışlar” dedi.

Üzüm-Sen olarak bu raporu kabul etmediklerini ifade eden Çobanoğlu, “Üzüm Üreticilerinin Raporu’nun takipçisi olacağız. 24 Haziran’da bizi yok sayanları bizde yok sayacağız. TAMAM diyeceğiz” şeklinde görüş bildirdi.

Kamuda taşıt saltanatı zirvede

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

Hükümetin kendi ağzından da dile getirdiği taşıt kullanımındaki savurganlığın, tüm genelgelere, yayımlanan yönetmeliklere karşın ulaştığı dev boyut ve usulsüzlükler, Kalkınma Bakanlığı’nda hazırlanan Kamu Kurumlarında Taşıt Filosu Yönetimi başlıklı raporda yer aldı. 2017 yılı sonunda devletin taşıt filosu 110 bini aştı.

Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler ve döner sermayelilerin kullandığı ancak il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile mahallî idare birlikleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet Genel Müdürlüğünün istisna tutulduğu taşıtlar son on yılda yüzde 32 büyüdü.

Gösteriş ve lüksten uzak(!)
Raporda, Türkiye’de geçerli mevzuata göre kurumların temin edecekleri taşıtlarda gözetilen en önemli özelliğin “ekonomik olma” özelliği olduğu ifade edilerek, yasanın “Kullanılacak bu taşıtların, muayyen ve standart tipte, lüks ve gösterişten uzak, memleket yollarına elverişli ucuz ve ekonomik olanlarından temin olunması şarttır” maddesi anımsatıldı.

Yolu hükümet açtı
Bu kapsamda taşıt ediniminde bazı sınırlamalar getirildiği belirtilerek, “yabancı menşeli binek ve station-wagon cinsi taşıt edinilemez” hükmünün 2014 yılında, “Bu Kanun kapsamında edinilecek taşıtların menşei, silindir hacimleri ve diğer niteliklerini belirlemeye ve sınırlamalar getirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir” diye değiştirildiği belirtildi.
Bakanlar Kurulu’nun binek ve station wagon silindir hacimlerinin 1600 cc’yi geçemeyeceği ve yerlilik oranının yüzde 50’nin altında olamayacağına ilişkin bir karar aldığı ancak sadece hizmet alımı yoluyla edinilecek araçlar için getirilen bu sınırlandırma dışında somut tedbirler getirilmediğinin altı çizildi.

Filo büyüyor
“Kamu kurumlarının taşıt sayısı her geçen yıl artmaktadır” tespitinin yer aldığı rapora göre, 2007-2017 döneminde merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kurumların sahip olduğu taşıt sayısı istisnalar hariç yüzde 32 artarak 83 bin 40’tan 110 bin 131’e yükseldi.

Devlet küçüldü, araç arttı
En çok taşıta TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, yüksek yargı organları, bakanlıklar, kuvvet komutanlıkları, müsteşarlıklar, bazı genel müdürlüklerin dahil olduğu genel bütçeli idarelerin sahip olduğu belirtilen raporda, şunlar kaydedildi:

“Genel bütçeli kuruluş sayısı 50’den 45’e düştüğü halde bu kuruluşların sahip olduğu taşıt sayısı yüzde 31 yükselmiştir. Aynı dönemde özel bütçeli kurumların sahip olduğu taşıt sayısındaki artış oranı ise yüzde 42’dir. Bunun en önemli nedenlerinden biri kurumsal yapılanmalara bağlı olarak özel bütçeli kurumların sayısının 31’den 43’e yükselmesidir. Yüksek Öğretim Kurumlarının sahip oldukları taşıtlarda artış oranı yüzde 60 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde yaşanan artışta yeni kurulan üniversiteler de etkili olmuştur.”

En çok binek
Rapora göre, binek otomobil ve son yıllarda konforu nedeniyle tercih edilen panel tipi taşıtlar toplamın yüzde 47.6’sını oluşturdu. Binek otomobillerin oranında yıllar içinde önemli bir değişiklik olmadığı ancak panel tipi taşıtların payının yüzde 6’dan yüzde 16’ya yükseldiği bildirildi. Kurumların taşıt sayısında yaşanan artışların hizmet genişlemesi ve personel sayısının artmasından kaynaklandığı da ifade edildi.

Şoför kim, yolcu kim?
Kamu görevlilerinin ailelerinin belirli şartlar altında onların refakatinde veya yalnız olarak kamu taşıtlarıyla seyahat edebildiği ancak aile dışındaki kişilerin taşıtları kullanmasına ilişkin bir hükmün mevzuatta bulunmadığı da belirtildi. Taşıtların görev yerleri dışında kullanılmasının tam olarak yasaklanmadığı “kullanılmaması konusunda azami özen ve dikkatin gösterilmesinin kararlaştırıldığı” kaydedildi.

Otomatik vites ve jant merakı
Kamunun taşıt ihtiyacının ekonomik bir biçimde karşılanarak etkin bir filo yönetimi sağlanması için özetle şu önerilerde bulunuldu:

»Taşıtların temin edilebileceği halleri belirleyen kriterler geliştirilmelidir. Belirlenecek kriterin sağlayacağı en büyük katkı, kurumların taşıt teminine karar vermeden önce öncelikle mevcut taşıtlarını etkin kullanıp kullanmadığının anlaşılması olacaktır.

»Taşıtların türü ve donanımı ile ilgili kriterler daha açık hale getirilmelidir. Örneğin aynı model bir taşıtın otomatik vitesli ve alüminyum alaşımlı jantlı versiyonuyla baz modeli arasında 10.000 TL civarında fark bulunmaktadır. Buna karşılık bazı kurumlar baz model tercih ederken, bazıları donanımlı modelleri satın alabilmektedir. Benzer durum kiralamalarda da geçerlidir.

»Taşıtlardan faydalanılmasıyla ilgili kurallar geliştirilmelidir. Hizmet taşıtlarının özel günlerde, tatil günlerinde ve personel servis aracı olarak kullanılamayacağı ifade edilmesine karşılık, bazı kurumlar resmi taşıtları düzenli personel servisi olarak kullanmaktadır.

»Taşıtların gereksiz yere rölanti çalıştırılması, agresif kullanılması, hız sınırı yüksek olsa dahi belirli 90-100 km limitinin aşılmaması özellikle yakıt tüketiminde önemli tasarruf sağlamaktadır. Ancak bu hususlara yeterince dikkat edilmediği gözlenmektedir. Kamu taşıtlarında sürücü ve yolcuların sigara kullanmamaları, sürücülerin seyahat esnasında cep telefonu kullanmamaları, kamu personeli olsa dahi, görevli olmayan ve kayıt dışı yolcu ve yük taşınmaması gibi hususlara dikkat edilmesi, kamunun imajı açısından önem taşımaktadır.

Sandık oyunları bitmiyor: Bu kez de liste karıştırma

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

Doğu ve Güneydoğu illerinin valileri ve il seçim kurulları, Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) sandık birleştirme ve taşımanın yanı sıra bazı seçim bölgelerinde seçmen listelerinin adres esas alınmadan karma yapılması isteminde de bulunmaya başladı. CHP ve HDP’nin YSK temsilcileri, listelerin karma yapılması durumunun tehlikesine dikkat çekti.

Önceki seçimlerde YSK’nin yasal dayanağı olmadığı gerekçesiyle sandık birleştirme ve taşıma taleplerinin büyük bölümünü reddetmesi nedeniyle mart ayında TBMM’den geçirilen yasayla bir düzenleme yapıldı. Buna göre, seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda YSK, vali veya il seçim kurulu başkanının en geç bugün saat 17.00’ye kadar talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine karar verebilecek. Mülki idare amirlerinin, seçimlere müdahalesine yol açacağı gerekçesiyle eleştirilen bu düzenlemeye muhalefet, “seçim güvenliğinin ortadan kalkacağı, seçmen listelerinin karma yapılmasının denetimi engelleyeceği” gerekçesiyle tepki gösterdi.

Seçim güvenliği uyarısı
CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu, sandık birleştirme, taşıma ve listelerin karma yapılması talepleri ile ilgili başvuruları YSK’nin bugünden sonra gündeme alacağını bildirdi. Sandık taşıma, birleştirme ve listelerin karıştırılmasının tehlikeli sonuçları olabileceğini belirten Yakupoğlu, “YSK’nin bunu dikkate alarak prensiplerini ortaya koymasını bekliyoruz” dedi.

HDP temsilcisi Mehmet Tiryaki de listelerin karıştırılmasının sahte ve mükerrer oy kullanımının kontrolünü güçleştireceği uyarısında bulundu. Bu yöndeki bir düzenlemenin tüm Türkiye’de yapılması durumunda karşı çıkılmayabileceğini belirten Tiryaki, “Sandıklardan çıkan sonuçlara göre seçmenin cezalandırıldığını defalarca gördük, iktidar temsilcileri bunu çekinmeden dillendiriyorlar. Listelerin karıştırılmasının bunu engelleme açısından katkısı olabileceği söylenebilir ancak bu düzenlemelerin özünde HDP’nin yüksek oy aldığı, belediye başkanlarının, milletvekillerinin tümünü kazandığı yerleri hedef aldığını biliyoruz” dedi.

Jandarmaya ret
Bu arada, Bitlis’in Adilcevaz ve Güroymak ilçeleri jandarma komutanlıklarından güvenlik gerekçesiyle yapılan sandık taşıma ve birleştirme istemleri, “başvurma yetkisi olmadığı” gerekçesiyle reddedildi.

53 mahalle ve 126 köyü bulunan Hakkari’de aralarında merkez mahallelerin de bulunduğu toplam 134 köy ve mahalledeki sandığın 38 yerde birleştirilmesi istemi de YSK’de görüşülmeyi bekliyor. Yaklaşık 100 bin seçmenin bulunduğu yerden başka bir yere taşınmasını gerektirecek bu istemi YSK kısa süre içinde gündemine alarak sonuçlandıracak.

24 Haziran: Halk neyi oylayacak?-1

Parti grup toplantılarında 17 Nisan günü birbirine karşıt konuşmalar yapan iki genel başkan, 24 saat sonra 24 Haziran’da buluştu. İki zıt kutup, mutabakat sağladı sağlamasına; ancak, toplumu tam anlamıyla ikiye bölerek, bir tür Türkiye zıtlaşmasına yol açtı. Ne pahasına?

Önce, söz konusu mutabakat nelere rağmen sağlandı?

»24 Haziran günü üniversiteye giriş sınavına rağmen,

»İlk kez yapılacak çifte seçimi, Yüksek Seçim Kurulu’nun iki ay gibi fazla kısa zaman dilimine sıkıştırma güçlüğüne rağmen,

»Seçimi öne alma kararı TBMM’ye ait olduğu halde, kesin karar tarihini açıkladıkları için TBMM’ye rağmen,

»Uyum yasaları çıkarma gereği yerine getirilmeden seçim beyanında bulundukları için, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen.

Kısacası, üniversite sınavına girecek milyonu aşkın öğrenci, seçimlerin düzenlenmesi konusunda tam yetkili YSK, seçim kararı vermekle yetkili TBMM, bütün devlet kurumları ve herkes için bağlayıcı olan Anayasa yok sayılarak 24 Haziran tarihi iki kişi tarafından belirlendi.

Bunların, “halk neyi oylayacak?” sorusu ile ilgisi ne?

Şöyle; 18 Nisan 2018 kararı, 16 Nisan 2017 metninin sonucu…

Geleceğe yönelik olarak da; eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 25 Haziran ve/ya 9 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin nasıl yönetileceğinin işareti…

Şu halde halk neyi oylayacak?

24 Haziran’a kadar bu köşede yanıtını arayacağım soru bu olacağı için, genel yaklaşımdan somut öğelere gitmek uygun düşer. Zaman süreci olarak üç ana halka: 16 Nisan metni, 18 Nisan kararı ve çifte seçimden sonra ortaya çıkacak tablo.

Neden 16 Nisan?

Çünkü, 24 Haziran seçimleri 16 Nisan ürünü. (16 Nisan ise, 15 Temmuz’un ürünü idi).

Aslında, 24 Haziran’da 16 Nisan metni yeniden oylanacak: eğer ‘Cumhur İttifakı’ kazanırsa, 16 Nisan metni teyit edilecek. Buna karşılık, eğer muhalefet partileri kazanırsa, yeni anayasal seçenek gündeme gelecek…

Şu halde, çifte seçim, daha çok bir anayasa seçimi olacak:

»‘Millet ittifakı’ ve HDP’ye oy veren seçmenler, aynı zamanda ‘anayasal demokrasi’ umudunu tercih etmiş olacak.

»Buna karşılık, hem CB hem TBMM için ‘Cumhur İttifakı’na oy verirse, 16 Nisan Anayasa değişikliğini sürekli kılma iradesi öne çıkmış olacak.

Ya 18 Nisan?

18 Nisan’da verilen ‘baskın seçim”’ kararı, seçmenler karşısında açık bir ikilem koymuş bulunuyor:

»Anayasal kurallar ve kurumların işletilmesi mi, yoksa kişi tercihleri mi?

»Halkın iradesini serbestçe ortaya koymasına elverişli ortam ve koşullar mı, yoksa muktedirlerin iktidarını ömür boyu sürdürme ihtirası mı?

24 Haziran ve 8 Temmuz sonrası

TBMM seçimleri sonuçlanacak; ama CB seçimi sonuçlanmayabilir. Sonuçlar üzerine altı ihtimal ortaya çıkabilir:

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: Hem CB hem TBMM çoğunluğu.

»‘Cumhur İttifakı’: Hem CB hem de TBMM çoğunluğu.

»‘Millet İttifakı’ ve muhalefet: TBMM çoğunluğunu kazanması, ama CB’yi kaybetmesi (veya tersi).

»‘Cumhur İttifakı’: Cumhurbaşkanlığını kazanması ama TBMM’de azınlıkta kalması (veya tersi).

Bir de, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. tura kalma olasılığı, altı seçenekli tabloyu zaman açısından farklılaştırıyor.

Bu altı ihtimal bile, 16 Nisan düzenlemesinin ne denli sorunlu ve sürdürülemez olduğunun açık göstergesi.

Sürdürülemezlik: Üçüncü güçlü neden?

TBMM seçimleri için hazırlanan aday listeleri ve hazırlama biçimi, TBMM’yi sahiplenme iradesini teyit etti. Anayasa değişikliği ile, TBMM yetkileri Kanun-i Esasi’den bu yana ilk kez bu denli budanmış olmasına karşın, siyasal partiler TBMM’yi öne çıkardı.

Şu halde; hiçbir haklı nedeni yok iken baskın seçim kararı ve sıralanan ihtimaller, Anayasa değişikliğinin sürdürülemez özelliğini ortaya koyduğu gibi, adaylık süreci de, TBMM’yi dışlayan bir metnin sürdürülebilir olmadığının belirgin halkası.

Ana karşıtlıklar neler?

Genel bakışı sürdürür isek, şu karşıtlıklar aynı zamanda tercih eksenleri:

»Devamlılık ve kopuş: Türkiye toplumunun kazanımlarına sahip çıkan seçmenler, ‘Millet İttifakı’ ve muhalefete evet diyecek; ‘Cumhur İttifakı’nı tercih ile, kazanımlar yok sayılacak.

»Umut ve statüko: ‘Millet İttifakı’ ve muhalefet, anayasal demokrasi umudunu; ‘Cumhur İttifakı’ ise, 16 Nisan’da OHAL ortam ve koşullarında oylatılan metnin korunması (statüko) anlamına gelecek.

»İktidarın el değiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi: Muhalefetin kazanması, siyasal iktidarın 16 yıl sonra el değiştirmesi anlamında demokrasi zaferi ile; statükonun sürmesi ise, iktidar zehirlenmesi ile sonuçlanacak. (Demokrasi ve monokrasi arasındaki tercih).

»Hukuk ve OHAL: Muhalefet tercihi, olağan hukuk düzenine geçiş; iktidar tercihi ise, OHAL’in sürmesi anlamına gelecek.

»Hukuk devleti ve kişi devleti: Muhalefete oy, hukuk devleti umudunu yeşertecek; iktidara oy ise, ‘kişi devleti’ anlamında fiili durumun sürekliliğini.

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı: Muhalefete oy, toplumsal barış umudunu beraberinde getirecek; iktidara ise, bugünkü kutuplaşmayı çok daha derinleştirecek.

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

TBMM’nin tatile girmesine ilişkin karar Resmi Gazete’de

Türkiye Büyük Millet Meclisinin ( TBMM) 24 Haziran’da yapılacak Milletvekili Genel Seçimi kesin sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulunca (YSK) ilanını takip eden üçüncü gün saat 14.00’te toplanmak üzere tatile girmesine ilişkin karar, Resmi Gazete’de yayımlandı. Karara göre TBMM, 24 Haziran’da yapılacak Milletvekili Genel Seçimi kesin sonuçlarının YSK tarafından ilanını takip eden üçüncü gün saat 14.00’e kadar tatilde olacak

Karara göre TBMM, 17 Mayıs’tan başlamak üzere 24 Haziran’da yapılacak Milletvekili Genel Seçimi kesin sonuçlarının 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 37’nci ve TBMM İç Tüzüğü’nün 3’üncü maddelerine göre, YSK tarafından ilanını takip eden üçüncü gün saat 14.00’te toplanmak üzere tatile girdi.

Karar, Genel Kurul’un 16 Mayıs 2018 tarihli 1

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan 5 yıla

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP iktidarının, gazeteci örgütlerinin isteği üzerine hazırlanan yıpranma payına ilişkin önergeyi reddettiğini söyledi. Yarkadaş, “Meclis’in son oturumunun son önergesini de reddettiler” dedi.

TBMM 26. Dönem’in son Genel Kurulu 100. oturumla sona erdi. AKP’nin getirdiği torba yasanın görüşüldüğü genel kurulun son oturumunun son önergesi ise CHP Milletvekili Barış Yarkadaş tarafından verildi.

Gazetecilerin yıpranma sürelerinin 3.5 yıldan beş yıla çıkarılmasını teklif eden önergeye ilişkin konuşan Yarkadaş, AKP’lilerden de destek istedi. Yarkadaş, genel kurulda yaptığı konuşmada “Gazetecilerin yıpranma payı süresinin beş yıla çıkarılmasını istiyoruz. Her yıl için doksan gün yıpranma payı istiyoruz. Bu uygulamanın emeklilikteki yaş haddinden de düşürülmesini talep ediyoruz” dedi.

GAZETECİ VEKİLLER DE DESTEKLEDİ

Yarkadaş’ın teklifi AKP’lilerin oylarıyla reddedildi. CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ise AKP’nin tavrını eleştirdi. CHP’li vekil, şunları söyledi:

“Genel Kurul’a sunduğum önergeye, gazeteci milletvekillerimiz Enis Berberoğlu, Tuncay Özkan, Atilla Sertel, Utku Çakırözer, Mustafa Balbay ve Eren Erdem de destek verdiler. Gazetecilik meslek örgütlerimizin isteği üzerine genel kurula sunduğum önerge, AKP’nin direnciyle karşılaştı. Üstelik, gazeteci meslek örgütleri, bu konuda Başbakan Binali Yıldırım ile de görüşmüş ve destek istemişlerdi. Başbakan, tüm gazetecilerin önünde ‘İlgileneceğim, arkadaşları uyaracağım’ demişti. Buna rağmen, AKP grubu önergemi reddetti. AKP giderayak, gazetecilerin önemli bir sorununun daha çözülmesine engel oldu.”

CHP’li Yarkadaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu önergeyi reddetmeleri yüzünden, gazetecilerin yıpranma süresi 3.5 yılda kaldı. Oysa bu süre eskiden 5 yıldı. AKP bu hakkı da budadı. Gazeteciler AKP yüzünden 1.5 yıl daha yıpranacak. Neyse ki; 24 Haziran seçimleri geliyor. Biz 24 Haziran sonrası, bu düzenlemeyi meslek örgütlerinin istediği hale getireceğiz. Meslektaşlarımız AKP yüzünden geçmişe oranla, beş kat daha fazla yıpranıyor. Seçimin ardından, gazetecilerin özgürce gazetecilik yapabildiği ve emekli olmak bile istemeyecekleri bir medya düzenini sağlayacağız. Meslektaşlarımız 38 gün daha dişlerini sıksınlar, baskı dönemi sona erecek.”

PTT’deki skandal iddialar Meclis gündeminde

Cumhuriyet Halk Partisi Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, PTT’de bir bürokratın şirket kurup, genel müdür yardımcısı olduğu kuruma bu şirketi sattığı iddialarını, soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.

CHP Milletvekili Tüm, geçtiğimiz günlerde ‘ihalelerde usulsüzlük’ iddiasıyla istifa ettirildiği öne sürülen iki bürokratın da PTT’ye satılan bu şirkete ortak olup olmadığını sordu.

Geçtiğimiz günlerde, Ulaştırma Bakanlığındaki, ‘ihalelerde usulsüzlük’, ‘eş-dost-akraba ilişkileri’ ve ‘usulsüz personel alımı’ iddialarını, TBMM gündemine taşıyarak, Türk Telekomünikasyon AŞ. ve Haberleşme Genel Müdürlüğü’ndeki skandalı gündeme getiren CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, bu kez de PTT Bilgi Teknolojileri A.Ş. ile ilgili iddiaları dillendirdi.

CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Başbakan Binali Yıldırım tarafından yanıtlanması istemiyle, TBMM Başkanlığına verdiği yazılı soru önergesinde, Bir Kamu İktisadi Teşekkülü olan PTT A.Ş.’nin şirket kurmasında aranan şartların açıklanmasını istedi.

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ AŞ’NİN KURULUŞ AMACI NE?

PTT A.Ş.’ye bağlı olarak kurulan PTT Bilgi Teknolojileri A.Ş. hangi ihtiyaçtan kurulduğunu soran CHP’li Mehmet Tüm, “PTT Bilgi Teknolojileri A.Ş. Sayıştay denetimine tabi midir, personel istihdamı hangi usullerle yapılmaktadır, özlük hakları hangi usullerle belirlenmektedir, çalışan sayısı, görev ve maaşları ne kadardır? PTT Bilgi Teknolojileri A.Ş.’nin faaliyetlerini sürdürdüğü ”Mustafa Kemal Mahallesi 2151. cadde No:5 Ankara/Çankaya” adresli yerde PTT A.Ş. nin diğer hangi birimleri faaliyet sürdürmektedir, kiralama hangi usullerle yapılmıştır, kira bedeli ne kadardır ve kim tarafından karşılanmaktadır?” şeklindeki sorulara yanıt istedi.

GENEL MÜDÜR YARDIMCISI, KURDUĞU ŞİRKETİ KENDİ KURUMUNA MI SATTI?

CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Başbakan Binalı Yıldırım’a yönelttiği soru önergesinde, PTT Bilgi Teknolojileri A.Ş.’deki skandal bir iddiayı da gündeme getirdi. Halen PTT Bilgi Teknolojileri AŞ’de Genel Müdür Yardımcısı olarak Ocak-2018 den beri görev yapan Yusuf Kürşat Tuncel’in kurucusu olduğu SBS Savunma Sanayi A.Ş.’nin , PTT Bilgi Teknolojileri A.Ş.’nce hangi bedel, usul ve gerekçeyle satın alındığını, şirket satın alımlarının hukuki altyapısı neler olduğunu soran Mehmet Tüm, “Geçtiğimiz günlerde basında adı çeşitli usulsüzlükler ile anılan Erdal Arslan ve Türk Telekom AŞ’deki görevinden el çektirilen genel müdür yardımcısı Cengiz Doğan’ın SBS Savunma Sanayi A.Ş.’nin ortakları olduğu, yine aynı dönemde Haberleşme Genel Müdürlüğü görevinden istifa ettirilen Ensar Kılıç’ın bu satın almaya aracılık ettiği bilgisi doğru mudur?” sorusunun da yanıtlanmasını istedi.

HABERLEŞME BAKANI’NIN HABERİ VAR MI?

CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, “Telekomünikasyon sektöründe Cengiz Doğan ve Erdal Arslan ile birlikte hareket ettiği bilinen, Haberleşme Genel Müdürü iken görevinden istifa ettirilen ve milletvekilliği aday adaylığı başvurusunda bulunan ve bulunduğu ortamlarda bakan adına hareket ettiğini söyleyen Ensar Kılıç’ın faaliyetlerinden Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Ahmet Arslan habersiz midir?”

“Haklarında bu tür haberler bulunan kaç bürokrat dokunulmazlık zırhından faydalanmak üzere AKP’ye aday adaylığı başvurusunda bulunmuştur?” şeklinde sorular yöneltti.

CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına bağlı kurumlarda bir genel müdür, bir genel müdür yardımcısı ve bir direktörün geçtiğimiz hafta aynı anda istifa etmeleri ve üç önemli ismin istifalarının ardından ortaya atılan ‘ihalelerde usulsüzlük’ iddialarını, soru önergesiyle Meclis gündemine taşımıştı.

Kaçak geçiş alacaklarını yapılandırmak için 10 maddelik yeni

Hükümetin, 24 Haziran’da gidilecek erken seçimlerden önce borçların yeniden yapılandırılması için TBMM’de yasalaştırdığı torba tasarıya ek olarak, 10 maddelik yeni bir torba düzenlemesi hazırlandı. Buna göre, tüm bu kaçak geçişlerle ilgili 1.2 milyar liralık alacak yeniden yapılandırılacak.

Hürriyet’ten Nuray Babacan‘ın edindiği bilgiye göre, AKP kurmayları ile ekonomi bürokratlarının son iki gün yaptığı çalışmanın ardından yaklaşık 10 maddelik yeni bir mini torba düzenlemesi hazırlandı. Düzenlemede, daha önce konuşulmuş olmasına rağmen son görüşülen tasarıya konulamayan ve oldukça büyük bir borcun yapılandırılmasını içeren otoyol ve köprü kaçak geçişleri de bulunuyor. Buna göre, tüm bu kaçak geçişlerle ilgili 1.2 milyar liralık alacak yeniden yapılandırılacak. Yapılandırma şartları aşamalı olacak. Bu cezaların bir bölümünün faizleri silinecek, bir bölümü taksitlendirilecek. Buna ilişkin ayrıntılar oluşturuluyor.

Yasal düzenlemeyle, döviz bürolarındaki usulsüz işlemlerle ilgili ceza düzenlemesi yapılacak. Yönetmelikler, tebliğ ve düzenleyici işlemlere aykırı hareket eden döviz büroları sahiplerine yönelik yaptırım getiriliyor. Bu kişilere, usulsüz işlemlerle ilgili para cezası getirilecek.

Düzenlemede, kayıt dışı tütün üretimine getirilen hapis cezası uygulaması 2019 yılının sonuna ertelenecek. Bu yılın Temmuz ayına kadar verilen süre uzatılıyor. Bu özellikle Adıyaman bölgesinde kaçak üretilen ve küçük satılan tütün üreticilerini ilgilendiriyor.

CHP’li Tezcan: ‘Bakanlar Kurulu’na KHK yetkisi’ni AYM’ye

Tezcan, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı adayını geçen hafta bugün açıklayarak kampanyayı başlattıklarını hatırlatan Tezcan, bu süre içinde bütün Türkiye’de memnuniyet verici bir gelişmeyi gözlemlediklerini, toplumun korku duvarlarını yıkarak büyük bir umut ve inançla kampanyayı sahiplendiğini belirtti.

Tezcan, milletin CHP’nin cumhurbaşkanı adayını ve kampanyasını kucakladığını, artık kampanyayı milletin taşıdığını, seçimler sonucunda güçlü bir Meclis yaratacaklarını, Türkiye’nin tarafsız, 80 milyonu sahiplenen cumhurbaşkanını kucaklayacağını kaydetti.

Bu süreçte demokrasi önüne kurulan tuzakları bozarak ilerlediklerini anlatan Tezcan, AKP ve MHP’nin yarışsız bir seçim istediğini vurguladı

MHP’nin kendine rakip gördüğü İYİ Parti’nin seçime sokulmak istenmediğini, 15 milletvekilini göndererek bu oyunu bozduklarını ifade eden Tezcan, “Çıldırdılar, akılları karıştı, öfkeleri kabardı. Bizim bu hamlemize siyasete yakışmayacak hakaret ve küfürlerle saldırdılar. Kendileri kirli pazarlıklarla siyaset yapmayı alışkanlık haline getirenler, bu demokrasi hamlesini kirli pazarlıkmış gibi göstermeye çalıştılar.” diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, cumhurbaşkanı adaylarına verilecek imzalara ilişkin açıklamasına da değinen Tezcan, “Bahçeli, seçmenin imza vermesinin önünü kesmek, aday yapılmasını engellemek için tehdit etti seçmeni. Bu oyunu da seçmenler boşa çıkardı. Çağrı yaptık. Daha imzanın birinci günü bu oyun boşa çıkarıldı.” ifadelerini kullandı.

Tezcan, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olmasını eleştirdi ve seçim kampanyasının eşit koşullarda sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Tezcan, “Bir cumhurbaşkanı adayı hapisteyken bu yarışı yapmayı nasıl içinize sindirebiliyorsunuz? Kavganın bile mertçe olanı makbul. Bırakın, kim ne sözü varsa millete söylesin.” diye konuştu.

Tezcan, CHP’li Enis Berberoğlu’nun da serbest bırakılmasını istedi.

Seçim kampanyasını televizyon ve medya ambargosu içinde yürüttüklerinin altını çizen Tezcan, “Sabahtan akşama kadar değil 4 kere, 400 kere de çıksanız gidicisiniz. Millet artık ‘tamam’ diyecek. ‘Sabahtan akşama da konuşsan senin dönemin bitti.’ diyecekler.” değerlendirmesini yaptı.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal’ın, CHP’li 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçmesini “çirkin pazarlık” olarak değerlendirdiğini hatırlatan Tezcan, “Demokrasiye kurulan kirli tuzağı kaldırmak için atılan adımın neresi kirli pazarlık? Kirli pazarlık arıyorsanız kendi tarihinize, yakın geçmişe bakın. FETÖ’yle kirli pazarlık yapıp devletin bağrına yerleştiren, kozmik odaya sokan, hakimleri, savcıları, yargıyı bunlara teslim eden, o kirli pazarlıkları yapan bu iktidar.” diye konuştu.

Tezcan, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin eskiden bir nezaket üslubuna sahip olduğunun konuşulduğunu ancak bunun artık tarih sayfalarında kaldığını vurgulayarak, “O kadar rahatsız olmuş ki söylediği sözleri tekrar etmekten hicap duyuyorum. Belli ki rakibinin elini bağlayıp şampiyon olma sevdasındaki yalancı boksörün hayal kırıklığı içinde. Bu şikeli maçın bozulmasının hayal kırıklığını yaşıyor anlaşılan.” dedi.

“Bu, Gazi Meclis’i devre dışı bırakmaktır”

TBMM Genel Kurulu’nda dün kabul edilen Yetki Kanunu’na da değinen Tezcan, “Tek adam yönetimi, uyum yasalarını parlamentodan kaçırarak yetki kanunu çıkarıp KHK’larla Türkiye’yi tek adam rejimine hazırlama peşinde. Tek adam rejimini Meclis’ten çıkacak kanunlarla değil, KHK’larla düzenlemeye çalışıyorlar. Bu, Gazi Meclis’i devre dışı bırakmaktır.” ifadesini kullandı.

Kanunu “Gazi Meclis’i topal etme, yürütememe, arazlı bırakma girişimi” olarak değerlendiren Tezcan, şunları söyledi:

“KHK ile bir yeni sistem inşa etmeye çalışıyorlar Meclis’i devre dışı bırakarak. Bu, telaşlarının nasıl esiri olduklarını gösteriyor. Alelacele seçime gidip hazırlığı bile yapmadan hangi telaşla bunu yapacaklarını gösteriyor. Oysa TBMM ihtiyaç duyulan düzenlemeleri Meclis iradesiyle yapabilme yeteneğine, kapasitesine sahiptir. Bu milletin iradesini çalmaktır. Buna karşı 24 Haziran’da millet cevabını verecek ama arkadaşlarımız da bu konuda pazartesi günü Anayasa Mahkemesine gidecekler. Yetki Kanunu çok açıkça anayasaya aykırıdır, Meclis’in yetkilerinin gasp edilmesidir. Pazartesi günü yürürlüğü durdurma talebiyle Anayasa Mahkemesine başvuracağız.”

Tezcan, FETÖ soruşturmaları nedeniyle ihraç edilen ancak mahkemede beraat edenlere haklarının iade edilmesi gerektiğini de kaydetti.

Bülent Tezcan, şu görüşlerini paylaştı:

“Tamam’ sözü bir milyonu geçti daha yeni milyonlara dayanacak. Millet artık ‘tamam’ diyor. Huzur için, adalet için, gelecek için ‘tamam’ diyor. Her sabah 5 sefer kavga eden, cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden siyasetçileri görmemek için ‘tamam’ diyor. Kutuplaşma olmaması, gelecek kaygısı olmaması için, asgari ücretli huzur içerisinde yaşasın, geçinsin diye, çiftçi rahat edelim diye ‘tamam’ diyor. 16 yıldır Türkiye’yi sıkıntıya sokanların artık görev dönemi doldu, zamanı doldu ‘tamam’ diyor. İnşallah 24 Haziran’da milletimiz sandığa gidecek, ikinci tura kalması halinde 8 Temmuz’da da sandığa gidecek ve tamam deyip yepyeni bir başlangıçla yolumuza devam edeceğiz.”

Binlerce kanun maddesi denetimsiz değiştirilecek Binlerce kanun maddesi denetimsiz değiştirilecek

Adaylık başvuruları

Adaylık başvurularına ilişkin soru üzerine Tezcan, müracaatların kapandığını ancak müracaat alma işleminin tamamen ortadan kalkmadığını, özel durumlarda Genel Başkanın müracaat alma yetkisinin bulunduğunu aktardı.

İYİ Parti’ye geçip, geri dönen 15 milletvekilini gelecek dönem milletin de takdiriyle parlamentoda görevlendireceklerini belirten Tezcan, siyaset, sanat, medya dünyasından çok sayıda müracaat olduğunu, değerlendirme yapıp 21 Mayıs’ta YSK’ye listeleri vereceklerini ve 24 Mayıs’ta aday tanıtımı yapacaklarını bildirdi. Tezcan, Tunceli Milletvekili Gürsel Erol’un Elazığ’dan aday olacağını açıkladı.

Tezcan, bir başka soru üzerine, CHP’ye 2 bin 319 aday adaylığı başvurusu yapıldığını, bunun bin 706’sının erkek, 613’ünün kadın, 166’sının gençlerden oluştuğunu bildirdi. Tezcan, aday adaylarından 105’inin doktorasının bulunduğunu, bin 270’inin üniversite, 226’sının yüksek lisans, 137’sinin ilkokul, 436’sının lise, 145’inin ortaokul mezunu olduğunu ifade etti.

Koray Aydın’ın iddiaları

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın’ın “Seçime 15 gün kala Adil Öksüz’ü getirecekler ve iftira attıracaklar.” şeklinde açıklama yaptığı belirtilerek değerlendirmesi sorulan Tezcan, şunları kaydetti:

“Öyle bir bilgim yok ama ne yaparlarsa yapsınlar. Bu iktidar, tek adam koalisyonu iktidarda kalmak için her türlü numarayı çevirebileceğini gösterdi. Ama hangi numarayı çevirirlerse çevirsinler millet bunlara itibar etmeyecektir. Zaten Adil Öksüz’ün bu hükümetten çok uzak ve bağımsız olduğunu tahmin etmiyoruz. Başbakanlık Müşaviri, Öksüz yakalandıktan sonra gidiyor, Öksüz’le karşılıklı dua okuyorlar. Sanki camide, cuma hutbesindeler. Dua okuyorlar gözaltı sırasında. GPRS cihazı olduğu halde herkes tutuklanıyor, Öksüz’ün cihazı, cep telefonu veriliyor, serbest bırakılıyor. Öksüz, uçaklarla gidip geliyor. Havaalanlarında böyle rahat dolaşan birisi. Öksüz’ün FETÖ’cü olduğu biliniyor, 15 Temmuz’dan 2-3 sene önceki soruşturmalarda ortaya çıkmış. Bütün ilişkileri belli. Sadece Öksüz’ü takip etseler darbeden haberdar olacaklar ve önleyebilecekler. Bu imkanları varken bunları yapmıyorlar. Üstüne üstlük Öksüz’ü serbest bırakıyorlar. Öksüz’ü yakalayıp getirme değil, onu yapacaklarsa ellerinin altındaki birini, yeni bir görevlendirmeyle ortaya çıkaracaklar demektir. Ama bu konuda somut bilgim yok. Sayın Koray Aydın’ın açıklaması üzerine yaptığım bir yorum.”

Bülent Tezcan, Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin ortak miting yapıp yapmayacağı ve Saadet Partisi’nden bazı isimlerin CHP’den aday olup olmayacağının sorulması üzerine, ittifak içindeki partilerin kendi kampanyalarını yürüteceğini, ortak miting planı olmadığını aktardı.

Millet İttifakı’nın bir pazarlık ittifakı olmadığını anlatan Tezcan, ittifak görüşmeleri yapılırken partilerin milletvekili sayısı, paylaşımına ilişkin hiçbir görüşme yapmadığını sözlerine ekledi.

(AA)