Tarafsız Habercilik

Kamuda taşıt saltanatı zirvede

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

Hükümetin kendi ağzından da dile getirdiği taşıt kullanımındaki savurganlığın, tüm genelgelere, yayımlanan yönetmeliklere karşın ulaştığı dev boyut ve usulsüzlükler, Kalkınma Bakanlığı’nda hazırlanan Kamu Kurumlarında Taşıt Filosu Yönetimi başlıklı raporda yer aldı. 2017 yılı sonunda devletin taşıt filosu 110 bini aştı.

Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler ve döner sermayelilerin kullandığı ancak il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile mahallî idare birlikleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet Genel Müdürlüğünün istisna tutulduğu taşıtlar son on yılda yüzde 32 büyüdü.

Gösteriş ve lüksten uzak(!)
Raporda, Türkiye’de geçerli mevzuata göre kurumların temin edecekleri taşıtlarda gözetilen en önemli özelliğin “ekonomik olma” özelliği olduğu ifade edilerek, yasanın “Kullanılacak bu taşıtların, muayyen ve standart tipte, lüks ve gösterişten uzak, memleket yollarına elverişli ucuz ve ekonomik olanlarından temin olunması şarttır” maddesi anımsatıldı.

Yolu hükümet açtı
Bu kapsamda taşıt ediniminde bazı sınırlamalar getirildiği belirtilerek, “yabancı menşeli binek ve station-wagon cinsi taşıt edinilemez” hükmünün 2014 yılında, “Bu Kanun kapsamında edinilecek taşıtların menşei, silindir hacimleri ve diğer niteliklerini belirlemeye ve sınırlamalar getirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir” diye değiştirildiği belirtildi.
Bakanlar Kurulu’nun binek ve station wagon silindir hacimlerinin 1600 cc’yi geçemeyeceği ve yerlilik oranının yüzde 50’nin altında olamayacağına ilişkin bir karar aldığı ancak sadece hizmet alımı yoluyla edinilecek araçlar için getirilen bu sınırlandırma dışında somut tedbirler getirilmediğinin altı çizildi.

Filo büyüyor
“Kamu kurumlarının taşıt sayısı her geçen yıl artmaktadır” tespitinin yer aldığı rapora göre, 2007-2017 döneminde merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kurumların sahip olduğu taşıt sayısı istisnalar hariç yüzde 32 artarak 83 bin 40’tan 110 bin 131’e yükseldi.

Devlet küçüldü, araç arttı
En çok taşıta TBMM, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, yüksek yargı organları, bakanlıklar, kuvvet komutanlıkları, müsteşarlıklar, bazı genel müdürlüklerin dahil olduğu genel bütçeli idarelerin sahip olduğu belirtilen raporda, şunlar kaydedildi:

“Genel bütçeli kuruluş sayısı 50’den 45’e düştüğü halde bu kuruluşların sahip olduğu taşıt sayısı yüzde 31 yükselmiştir. Aynı dönemde özel bütçeli kurumların sahip olduğu taşıt sayısındaki artış oranı ise yüzde 42’dir. Bunun en önemli nedenlerinden biri kurumsal yapılanmalara bağlı olarak özel bütçeli kurumların sayısının 31’den 43’e yükselmesidir. Yüksek Öğretim Kurumlarının sahip oldukları taşıtlarda artış oranı yüzde 60 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde yaşanan artışta yeni kurulan üniversiteler de etkili olmuştur.”

En çok binek
Rapora göre, binek otomobil ve son yıllarda konforu nedeniyle tercih edilen panel tipi taşıtlar toplamın yüzde 47.6’sını oluşturdu. Binek otomobillerin oranında yıllar içinde önemli bir değişiklik olmadığı ancak panel tipi taşıtların payının yüzde 6’dan yüzde 16’ya yükseldiği bildirildi. Kurumların taşıt sayısında yaşanan artışların hizmet genişlemesi ve personel sayısının artmasından kaynaklandığı da ifade edildi.

Şoför kim, yolcu kim?
Kamu görevlilerinin ailelerinin belirli şartlar altında onların refakatinde veya yalnız olarak kamu taşıtlarıyla seyahat edebildiği ancak aile dışındaki kişilerin taşıtları kullanmasına ilişkin bir hükmün mevzuatta bulunmadığı da belirtildi. Taşıtların görev yerleri dışında kullanılmasının tam olarak yasaklanmadığı “kullanılmaması konusunda azami özen ve dikkatin gösterilmesinin kararlaştırıldığı” kaydedildi.

Otomatik vites ve jant merakı
Kamunun taşıt ihtiyacının ekonomik bir biçimde karşılanarak etkin bir filo yönetimi sağlanması için özetle şu önerilerde bulunuldu:

»Taşıtların temin edilebileceği halleri belirleyen kriterler geliştirilmelidir. Belirlenecek kriterin sağlayacağı en büyük katkı, kurumların taşıt teminine karar vermeden önce öncelikle mevcut taşıtlarını etkin kullanıp kullanmadığının anlaşılması olacaktır.

»Taşıtların türü ve donanımı ile ilgili kriterler daha açık hale getirilmelidir. Örneğin aynı model bir taşıtın otomatik vitesli ve alüminyum alaşımlı jantlı versiyonuyla baz modeli arasında 10.000 TL civarında fark bulunmaktadır. Buna karşılık bazı kurumlar baz model tercih ederken, bazıları donanımlı modelleri satın alabilmektedir. Benzer durum kiralamalarda da geçerlidir.

»Taşıtlardan faydalanılmasıyla ilgili kurallar geliştirilmelidir. Hizmet taşıtlarının özel günlerde, tatil günlerinde ve personel servis aracı olarak kullanılamayacağı ifade edilmesine karşılık, bazı kurumlar resmi taşıtları düzenli personel servisi olarak kullanmaktadır.

»Taşıtların gereksiz yere rölanti çalıştırılması, agresif kullanılması, hız sınırı yüksek olsa dahi belirli 90-100 km limitinin aşılmaması özellikle yakıt tüketiminde önemli tasarruf sağlamaktadır. Ancak bu hususlara yeterince dikkat edilmediği gözlenmektedir. Kamu taşıtlarında sürücü ve yolcuların sigara kullanmamaları, sürücülerin seyahat esnasında cep telefonu kullanmamaları, kamu personeli olsa dahi, görevli olmayan ve kayıt dışı yolcu ve yük taşınmaması gibi hususlara dikkat edilmesi, kamunun imajı açısından önem taşımaktadır.

Kız arkadaşından ayrıldı, köpeği davalık oldu

Eskişehir’de 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, ayrıldığı kız arkadaşında kalan köpeğini geri almak için dava açtı.

Eskişehir’de üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, kendisine ait olduğunu iddia ettiği “Golden” cinsi “Marley” isimli köpeği ayrıldığı kız arkadaşının geri vermediği gerekçesiyle hukuk mücadelesi başlattı.

3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açan Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Fakültesi öğrencisi Baçaru, Mart 2017’de internet üzerinden ilan vererek “Marley” adlı köpeğini sahiplendirmek isteyen Ezgi B. ile iletişime geçtiğini ve anlaşıp köpeği sahiplendiğini iddia etti.

Daha sonra Ezgi B. ile bir süre aynı evi paylaştığını öne süren Baçaru, yaklaşık bir yıl sonra ayrıldığı kız arkadaşının köpeği vermediğini ileri sürerek hukuk mücadelesi başlattığını söyledi.

Yeni bir eve çıkmak için köpeği bir hafta eski kız arkadaşında bıraktığını, almak için geri döndüğünde kapıların yüzüne kapatıldığını belirten Baçaru, eski kız arkadaşının “Marley”e kendisi kadar iyi bakamadığını savundu.

“BENLE ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU”

Ezgi B’nin “Marley”i kendisine vermeyeceğini söylediğini anlatan Baçaru, şöyle konuştu:

“Marley benden öncesinde tasmasından çıkmamış bir köpekti. Benimle özgürlüğe kavuştu. Yanımda yürürken bile tasmasız gezerdi. Yaklaşık 5 aydır göremiyorum onu. En azından iyi durumda olduğunu göreyim istiyorum ama buna da müsaade etmediler. Marley’in bana karşı duyguları daha fazla. Tuvaleti gelince terasa çıkartan biriyle onunla sokaklarda koşturan birisi aynı olamaz. Köpeğim için hukuk mücadelesi veriyorum ve sonuna kadar da vereceğim.”

Baçaru, “O benim kızım. Ben onun, bensiz neler hissettiğini biliyorum. En son eve onu almak istediğimi söylemeye gittiğimde kapının arkasındaki seslerini duymanız lazımdı. Resmen ağlıyordu” dedi.

“BU BİR EMSAL OLACAK”

Davacı vekili avukat Oytun Süllü adına dosya hazırlığı ve takibini yürüten stajyer avukat Ahmet Seyhan da köpeğin sahiplendirilmesi sonrasında gerçek sahibinin Osman Orhan Baçaru olduğunu savundu.Seyhan, yargı kararının bu konuda emsal teşkil edeceğini belirterek, şunları kaydetti:

“2017 yılı mart ayında karşı taraf internetten köpeği sahiplendirme ilanı vermiş. Bu delil elimizde mevcut. Sahiplenme resmi olarak gerçekleşmiş. Marley şu anda zorla alıkonulmaktadır. Gerekli başvurularımızı tamamladık. İnşallah davayı kazanacağız ve bu bir emsal olacak. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde davamızı açtık. Müvekkilim gerçekten iyi bir hayvansever.”

“İNTİKAM ALMAK İÇİN YAPIYOR”

Konu ile ilgili hakkında dava açılan Ezgi B. ise davacı Osman Orhan Baçaru’nun kendisinden ayrıldıktan sonra intikam almak için bu yola başvurduğunu ileri sürdü.

Ezgi B, köpeği “Marley”i 3,5 aylıkken sahiplendiğini dile getirerek, şunları söyledi:

“Marley yaklaşık 4 yıldır bende. Ayrıldığımız için şimdi Marley’i benden alarak acı çektirmek istiyor. Kızımı Osman’a vermeyi düşünmüyorum. Bir dönem sahiplendirmeyi düşünmüştüm. O dönemde Osman’la tanıştım ve sahiplendirmekten vazgeçtim. Osman’ın birkaç aşı karnesine adını yazdırıp kendini sahibi gibi göstermesi Marley’in gerçek sahibi olduğunu kanıtlamaz.”

SON SÖZ MAHKEMENİN

Marley”in kimde kalacağı sorusunun cevabı, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecek davada belli olacak.Davanın ilk duruşması 25 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.AA

Muharrem İnce: Çay toplayan, düğme ilikleyen yargı istemiyorum

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, annesinin memleketi Rize’deki mitingi öncesinde Trabzon’da basın toplantısı düzenledi. İnce’nin konakladığı oteldeki toplantıya muhtarlar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve gazeteciler katıldı. İzmir Marşı’yla salona giren İnce büyük bir coşkuyla karşılandı. “Ülkemizi karanlıktan aydınlığa ulaştıracak Cumhurbaşkanı” anonsuyla kürsüye davet edilen İnce, basın toplantısında sorulan soruları cevapladı.

Erdoğan’ı yargılayıp yargılamayacağı sorusuna İnce, “Hayır benim öyle görevim yok. Yargının görevi o. Ben bağımsız tarasız adil bir yargı düzeni kurarım. O da sonra beni yargılayabilir, Erdoğanı da…Ben Cumhurbaşkanı olduğumda, bir toplantıya gittiğimde ayağa kalkmayan yargıçlar istiyorum. Çay toplayan, düğme ilikleyen yargı istemiyorum. ” diye cevap verdi.

‘ONA DA OY VERMEYİN KURTULUN’

İnce, Erdoğan’ın “Bana oy verip AKP’ye oy vermeyenler münafık” sözlerini “münafık olacağınıza ona da oy vermeyin kurtulun” diye değerlendirdi.

Muharrem İnce, konuşmasının ardından, salondaki STK temsilcilerinden sorular almaya başladı. Saray’da kalıp kalmayacağına ilişkin soruya şu yanıtı verdi: “Anam beni saraylarda değil tütün tarlalarında doğurdu. Sarayda değil evimde oturacağım. Orayı eğitim yuvası yapacağım…”

İnce daha sonra sözlerine şöyle devam etti:

‘BU DOKTOR BİZİ HASTA ETTİ, DOKTORU DEĞİŞTİRELİM’

16 senedir aynı doktor var. Şekeri tansiyonu düzeltemedi. Bu doktoru değiştireceğiz yoksa hasta ölecek! Ekonomi düzgünse, işler iyiye gidiyorsa, çocuklarımızın iş bulması gerekmez mi? Daha rahat geçinmemiz gerekmez mi? Maalesef hiçbiri olmuyor. Büyüme 7.4 diye açıkladılar. 2012’den beri yüzde 2’lerde gezen büyüme nasıl oldu da büyüme 7’ye çıktı? Bir tek sebebi var. Ekonomiye doping yapıldı. Doping nedir? Doğal olmayan bir şeydir. Ata yaptığınızda atın yarışı iptal edilir. Futbolcuya yapılırsa o yarışı kazansa dahi yarış iptal edilir. Doping doğal olmayandır zaralıdır yan etkileri vardır. Bir an için başarıya götürüyor gibi olsa da sağlığınızı bozar. Kredi Garanti Fonu dopingin kendisi. Bazı mallarda öte indirimi yaptılar. İnşaat yatırımlarını pompaladılar. Ama dopingin yan etkileri başladı enflasyon, cari açık, kurlar bozuldu. Artan bütçe açığı oluştu. Büyümeyi 7 yapacağız diye doktor hastaya doping ilaçlarını verdi ama kalp krizi kapıda bekliyor. Hastayı kalp krizi, ekonomimizi de kriz kapıda bekliyor. Böyle yönetim olmaz. Çağdaş ülkeler gibi yöneteceğiz.

‘BÜROKRAT ATARKEN SİYASİ GÖRÜŞÜNE DEĞİL İŞİNİN EHLİ Mİ ONA BAKACAĞIZ’

Hukuk devleti kuracağız, 2 öngörülebilir ve güvenilir yatırım ortamı yaratacağız. 3. ekonomiye yön veren kurum ve kurulların bağımsızlığını sağlayacağız. 4. ideolojik saplantılarımızdan uzak olacağız. Liyakatı esas alacağız. Bankacılık, ekonomiyle ilgili bürokratı atarken CHP’li mi diye bakmayacağız. İşinin ehli mi değil mi ona bakacağız. Sadakati değil liyakatı esas alacağız. 5. üretim ekonomisini yaratacağız. İsraf değil insaf diyeceğiz. Mazeret değil marifet diyeceğiz. Gemi batıyor hala ampulden vazgeçmiyorsunuz. Bu doktor sizi hasta yaptı. Bu doktoru hep birlikte değiştirelim.

Malvarlığımı açıkladım. Buyum var dedim. Önce sen zenginleşeceksin sonra ben sevgili vatandaş. Senden önce zenginleşirsem hesap sor. Her yıl açıklayacağım. Siyasetçi bunu yapmalı. Siyasetçilere utanma duygusunu yeniden hatırlatacağız.

Damga vergisi var. Neye damga basıyorsunuz? Çocuk sınava giriyor 300-400 lira masraf ödüyor. Koca Türkiye bu sınavları bedava yapamıyorsa yazıklar olsun. Her eve iş, her aileye bir ev. Sloganımız bu.

‘HER YIL 10 BİN GENCİ YURTDIŞINA YOLLAYACAĞIM’

Bu ülkenin gençlerini her yıl 10 bin gencini yurtdışına göndereceğim. Atatürk’ün yaptığı gibi. O yıllarda bin kişiydi. Her yıl 10 bin kişi yapacağım ben. Kindar nesil değil uzman gençler yetiştireceğiz. Enerjimizi nükleerden değil doğamızdan güneşimizden kullanarak Türkiye’nin geleceğini temin edeceğiz.

Osmanlı matbaayı 250 sene geç aldı. 2011’de Almanya’da başlayan 4.0 endüstri devrimi başladı. Önümüzdeki 5 yılda bunu kavrayamazsak gelecek 100 yıl köle olacağız. Önümüzdeki 5 yıl içinde Türkiye’nin gençleri barışmazsa, geleceği okuyamazsa, 100 yıl geri kalacağız.

‘ABİ BANA GAZ VERME’

Cumhuriyet’in haberine göre salondakilerden biri “Hırsızdan milli olur mu?” deyince İnce de gülerek şöyle yanıt verdi: “Abi bana gaz verme. Zaten yeterince gaz var başımda çok dava var. Rahmetli Ecevit’inki gibi, 70’lerdeki gibi bir rüzgar esiyor.”